www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü
TİYATRO
Telif Hakkı Sahibi: Tayfun TÜRKİLİ, ( tayfun.turkili@hotmail.com )
MASAL KADINI
www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü, öncelikle SiZlere örnek olması ve daha sonra da yapıtın geniş bir yelpazenin beğenisine sunulması amacıyla telif hakkı sahibi ve duyguyoğuranı ( yazarı ) tarafından Enstitüde yer alması için gönderdiği bu oyun tekstinden dolayı Sayın Tayfun TÜRKİLİ' ne teşekkürü bir borç bilir. Bu oyunu sahnelemeyi düşünmeniz veya değişik bir amaçla kullanmak istemeniz halinde, kendisine bildirmeniz için duyguyoğuranımızın adresi bu sayfada verilmiştir. Enstitüde, tiyatro dalındaki bu yapıtın öncelikle sahibine, daha sonra hepimize esin kaynağı olması ve uğur getirmesi dileğiyle...
1. PERDE 1. Tablo 1. PERDE 2. Tablo 1. PERDE 3. Tablo 1. PERDE 4. Tablo 1. PERDE 5. Tablo
2. PERDE 6. Tablo 2. PERDE 7. Tablo 2. PERDE 8. Tablo 2. PERDE 9. Tablo 2. PERDE 10. Tablo
2.PERDE
9.TABLO
|
Dekor: Bir meyhane sahnesi. Kentin gariban bir köşesinde açılmış bir meyhane. Kırık, dökük masalar. Bir tarafta pikap. Sahnede meyhaneciyle birlikte üç tanede adam vardır. Adamların ikisi yaşlıca, biri gençtir. Ayrıca iki tane de orta yaşlı, boyalı kadın vardır. Kadınlar bir masada, yaşlı erkekler ayrı masada oturmaktadırlar. Genç olan erkek ise ayrı masada oturmaktadır.
NURİ- Heyy Barba bir duble daha getir be. BARBA- (Rumdur) Simdi getiriyorum pasam. Gene bugün efkarlısın. NURİ- (Yanındaki arkadaşına) Şunun söylediğine bak, ulan efkarlı olmasam senin bu berbat dükkanında işim ne? ALİ- Berbat merbat ama Barba iyi adamdır. Allah razı olsun, bakkal gibi üç aydan üç aya emekli maaşını alıncaya kadar hesap açıyor. Öyle her meyhane yapmaz bunun yaptığını. NURİ- Orası öyle ama içkileri berbat birader. Sirke mi içiyoruz, şarap mı içiyoruz belli değil? (Barba önce adamların masasına duble içkiyi bırakır, sonra delikanlının yalnız oturduğu masaya gider.) BARBA- Ne o İbrahim pasam bugün pek üzüntülüsün? Anlayalım yani?İBRAHİM- Bir şey yok be Barba. BARBA- Bakıyorum gözün hep kapıda. Gene onu mu bekliyorsun? İBRAHİM- (Evet anlamına başını sallar) Akşamları kaçta geliyor buraya? BARBA- Birazdan düşer. Hiç sektirmez, her akşam gelir, meyhane kapanıncaya kadar kalır burada. İBRAHİM- Zavallı..Ona öyle acıyorum ki.. BARBA- Neden?İBRAHİM- Bilmiyorum Barba. Ama onda öyle bir şey var ki, bunun anlatmam çok güç. Evet biraz yaşlı, ama yüz hatları hala çok güzel. Sonra..Sonra çok da garip bir hali var. Nasıl söylesem yüzündeki o vaktinden önce meydana gelmiş çizgilerde belki de öğrenemeyeceğimiz bazı sırlar saklı. BARBA- Aslında hanımefendi bir kadına benziyor. Her akşam gelir, yer, içer. Daha doğrusu içer. Mezesi sigaradır. Kimseye bir zararı dokunmaz. Eğer bir takılan falan olursa bak o zaman iş değişiyor. Ağzını açtı mı değme mapusane kaçkınları bile korkuyor ondan. İBRAHİM- Kimdir? Ne iş yapar? Tanır mısın onu Barba? BARBA- Valla bildiğim kadarıyla bir iş yapmıyor. Ama sağdan soldan duyduğum kadarıyla vaktiyle çok zenginmiş. Çok çile çekmiş. İBRAHİM- (Saatine bakar) Bana bir bira getirir misin Barba? BARBA- Tabi. (Barba sallana sallana uzaklaşır. Bara gider.) NURİ- (Öteki masada oturan kadınlara takılır) Ne haber be Mualla? Bakıyorum bu gece gıkın çıkmıyor. MUALLA- İşine bak bitli Nuri. Takılma bana kafam bozuk. NURİ- Peki peki kızma. Hani merak etmiştim de. (Kadın birşey söylemez ve içkisini başına diker) ALİ- Anlaşılan gene herifinle takışmış, baksana dubleleri peş peşe götürüyor. NURİ- Sen bunun böyle olduğuna bakma ha. Bir zamanlar buralarda fırtına gibi eserdi bu yosma. Kalçasını şöyle bir kıvırdı mı, tekmil zampara ayağa fırlar, karıyı dansa kaldırmak için birbirleriyle bıçak bıçağa dövüşürlerdi. ALİ- Ya öbür karı..O kim? Kezzabı yüzüne fena yemiş zavallı. (Mualla'nın yanında oturan kadının yüzünün yarısı yanıktır. Seyirci bu yanık yüzü görmektedir.) NURİ- Gamzeli Raziye derler ona. Esas mesleği konsomatrisliktir. Ama ona sorarsan tiyatro oyuncusuyum, der. ALİ- Yok ya? NURİ- Bir iki sefer turneye götürmüşler bunu. O çadır tiyatrolarında filan dansözlük mü ne yapmışsa, o günden sonra kim ne iş yaptığını sorsa tiyatrocuydum der, durur. Halbuki sen kim, tiyatro oyunculuğu kim be. ALİ- Yahu Nuri hep soracağım unutuyorum. Her gece bir karı geliyor buraya. Çekiliyor köşesine meyhane kapanıncaya kadar içiyor. Hatırladın mı? NURİ- Evet, niye sordun? ALİ- Merak ettim. Kim o kadın? Çok esrarengiz bir hali var. NURİ- Valla işin aslını kimse bilmiyor ama herkes de bir şeyler söylüyor. Kimi diyor bar kadını, kimi diyor hapislere falan düşmüş de ondan içiyor. Aslını bilen kimse yok. ALİ- Şu karılara hiç benzemiyor ama, neresinden baksan bir asillik, bir hanımefendilik akıyor üzerinden. Öyle değil mi? NURİ- Boş versene sen, hanımefendi bir kadının Barba'nın bu berbat yerinde işi ne ulan? Hadi şerefe.. ALİ- Şerefe.. (Adamlar kadeh tokuştururlar) MUALLA- Ulan şeytan diyor git herifi uyurken öldür. Ne olacak alt tarafı beş dakikalık bir iş. Usturayı gırtlağına dayadın mı, o saat işi bitiktir. RAZİYE- Gene ne oldu? Dövdü mü yoksa seni? MUALLA- Kim? Biraz zor döver, bana baksana sen..Bende hiç dayak yiyecek hal var mı kızım? (içini çeker) Ama keşke dövseydi de, yattığım yatak da başka kadın yatırmasaydı. Bana en çok koyan da o oldu zaten. RAZİYE- Erkek milleti anam, erkek milleti. MUALLA- Boş versene sen. Sıkıyı gördük mü erkek milleti deyip geçiyoruz. Hiç suçu kendimizde aramıyoruz. Mesela bak ben herifle tam 15 yıldır nikahsız oturuyorum. Sen beni 15 yıl önce görecektin. Böyle eğri, büğrü bir kadın değildim. İnanmazsan Barba'yı çağırayım da söylesin. (bağırır) Ulan Barba. BARBA- Buyur Mualla. MUALLA- Gel ulan buraya. BARBA- Geliyorum. (Barba başını sallayarak ağır ağır kadınların masasına gelir) BARBA- Söyle. MUALLA- Barba dinin aşkına söyle, sen beni çok eskiden tanırsın. Bundan 15 yıl önce nasıldım ha, nasıldım? BARBA- Eee bıktım ama..Ne yani insan 15'inde neyse 50'sinde de öyle olacak değil ya. Sen eskiye değil, simdiye bak anam. MUALLA- Öyle deme be Barba. Eğer eskiye ait anılarımız olmasa nasıl yaşarız biz? Bizim gibiler için eskiye ait anılar bir nevi kandır, kan. O kanla yaşıyoruz biz. (Barba kadına gülümseyerek baktıktan sonra) BARBA- (şiir gibi konuşur) Bu var ya bu..Hani adına, endamına şiirler düzülen kadınlar vardır. İşte bu öyleydi bir zamanlar. Barda çalışırdı ama gene de evlenmek için az kısmeti çıkmamıştı. Allah biliyor ya ben bile yangındım ona. İstanbul'un en güzel yosmasıydı.
(Mualla gururlanır, Raziyeye gördün mü der gibi baş sallar) MUALLA- Ahhh ulan ahh! Namussuz Barba gene efkarlandırdın beni. Getir ulan bir şişe güzel Marmara daha.. (Barba gülerek tezgaha gider) MUALLA- Diyeceğim bizlerde de suç var. Ben Nazımla oturmaya başlamadan önce bana, kızım vazgeç bu sevdadan, sana bu adamdan hayır gelmez, bunun niyeti senin paranı yemektir diye defalarca söylemişlerdi. Ama kadın kısmı zayıf oluyor, ne yaparsın. Tutulmuşuz bir kere kara sevdaya. Gözümüz kör, herifin pis taraflarını görmüyoruz. Bir kere evet dedik ve ondan sonra her gün biraz daha çirkefe gömüle gömüle işte bu hallere düştük. RAZİYE- Kader be Mualla.. Her ne hikmetse de bizim kaderimiz kötü yazılmış ulan. Elin karısı gider kuzu gibi paralı, evine bağlı kocalar bulur. Sıra bize gelince nerede it, kopuk, kazıktan kurtulmuş adam varsa onu buluruz. Hergele ayrılmaya kalkınca bir şişe kezzabı boşaltıverdi suratıma. MUALLA- İyi de hala birlikte yaşıyorsun. Terk etseydin ya pezevengi? RAZİYE- Nereye gideceğim, bu suratla nerede iş tutabilirim ki. İster istemez, dürzünün koynundan çıkamıyorum. MUALLA- Dedik ya kafamızı kullansaydık bu hallere düşmezdik. RAZİYE- O zavallı da kim bilir başına neler geldi de, bu batakhaneye düştü. Ne kadar masum bir hali var değil mi? MUALLA- Kim be? Kimden söz ediyorsun sen? RAZİYE- O her gece gelen kadından canım. Hani şuradaki masaya oturup tek başına kafayı çekiyor ya? MUALLA- Haa şu kirli pardösülü kadını diyorsun değil mi? Neden olacak, o da mutlaka bizim gibi kelleyi çalıştıramamıştır da ondan düşmüştür. Yalnız o karının suratı bana hiç yabancı gelmiyor. Bir yerlerde gördüm onu ben ama nerede? RAZİYE- Al benden de o kadar. Geçen gece sabaha kadar onu düşündüm ama kim olduğunu çıkartamadım. MUALLA- Boş ver kafasını kullanamayıp da, çirkefe düşenlerin şerefine içelim anam..Hadi şerefe.. RAZİYE- (kadehini uzatır) Şerefe.. (Kadınlar kadeh tokuşturur ve bardaklarını dikerler. Kapı hafifçe aralanır ve içeriye kirli pardösülü, makyajsız, yüzü kırışıklarla dolu, ayağında erkek ayakkabısı Yıldız girer. Sağa sola baktıktan sonra sallana sallana, halinden utanıyormuş gibi bir tavırla boş masaya gider ve oturur. Cebinden bir sigara çıkartır ve yakar.) YILDIZ- (nazikçe) Bir bardak şarap getirir misiniz? BARBA- Hemen. (Barba şişeyle bardağı alır ve elindeki bezle masaya gider. Masanın iyice tozunu aldıktan sonra şişeyle, bardağı bırakır.) BARBA- Başka bir şey ister miydiniz? (Yıldız istemez anlamına başını sallar. Barba gider. Herkes kadına bakmaktadır. Kadın şişeyi açar ve bardağına doldurur. Bardağı kaldırıp bakar ve sonra içer. Delikanlıyla göz göze gelir. İbrahim gülümser. Yıldız dudak büker. İbrahim kalkıp Yıldızın yanına gelir.) İBRAHİM- Oturabilir miyim? YILDIZ- (omuzunu kaldırır) Keyfin bilir. İBRAHİM- (Oturarak) Gelmeyeceksiniz diye çok korkmuştum. YILDIZ- Neden? İBRAHİM- Bunu anlatmak çok güç. Sizin gibi bir kadının böyle bir yerde bulunması nedense dikkatimi çekti. YILDIZ- (gülümseyerek) Benim gibi bir kadının mı? Benim ne özelliğim var ki? Şu halime bak. (Ayağını kaldırır ve gösterir) Böyle bir kadın ancak böyle bir meyhaneye yaraşır. İBRAHİM- Sanmıyorum. Burada bulunmanızdan utanıyormuş gibi bir haliniz var. Siz, diğerleri gibi değilsiniz. (Meyhanedekilere bakarlar) YILDIZ- Yanılıyorsunuz, aynı bokuz hepimiz. (kızar) Ne yani beni bir hanımefendi mi sanıyorsun sen? Öyle olsaydım şimdi burada değil, Maksim'de içerdim. İBRAHİM- Siz ne derseniz deyin, ben insanları iyi tanırım. Siz buraların insanı değilsiniz. YILDIZ- Ne istiyorsunuz benden? İBRAHİM- Doğrusunu isterseniz ne istediğimi bende bilmiyorum. Sadece kişiliğiniz ilgimi çekti o kadar. YILDIZ- Hangi kişiliğim? Hadi şerefe. (Delikanlının şaşkın bakışları arasında kadehini onun kadehiyle tokuşturur) İBRAHİM- Adınız nedir? YILDIZ- Bilmiyorum. Daha doğrusu adıma layık olamadığım için hatırlamak istemiyorum. İBRAHİM- Peki size ne diye hitap edeyim? YILDIZ- Ne dersen de.. Benim için hiç fark etmez. İBRAHİM- Yüz hatlarınız o kadar güzel ki..Bana birisini hatırlatıyor. Sanki sizinle yüzlerce kez beraber olmuşum gibi bir his var içimde. YILDIZ- Ne iş yapıyorsun sen?İBRAHİM- Yazarım. Roman yazıyorum. YILDIZ- (gülerek) Ne o malzeme bulamadın da, beni mi yazacaksın? İBRAHİM- Bu sizinle ilgilenmemin birinci nedeni. İkinci nedenine gelince sizinle konuşmak, aynı masada bulunmak bana sonsuz bir zevk veriyor. YILDIZ- Oğlum ben senin anan yaşında sayılırım. Eğer beni gözüne kestirdiysen boş ver. Sana ne analık yapabilirim, ne de orospuluk. (Bardağı göstererek) Benim hayatım bu. (bağırır) Barbaaaa.. BARBA- Evet bayan. YILDIZ- Bir şişe daha rica edeceğim. BARBA- Çok olmadı mı? Sonra fena olursunuz. YILDIZ- (kızar) Bana bak ulan ağzımı bozdurma şimdi..Parasıyla değil mi, dürzü? Getir işte, paran batacak diye de korkma. BARBA- Peki peki.. (Barba hemen bir şişe daha getirir) YILDIZ- Ne o delikanlı şaşırmış gibi bir halin var. Gördün ya benim de öteki kadınlardan pek farkım yok. İBRAHİM- Siz öyle sanın. Küfür de etseniz, adam da dövseniz siz o kadınlardan değilsiniz. O küfürler ağzınızdan sanki zoraki çıkıyor. YILDIZ- Canımı sıkıyorsunuz. İBRAHİM- Adım İbrahim. YILDIZ- Sorduk mu? Eğer masamda oturmak istiyorsan çeneni kapa. Gevezelikten hoşlanmam. (Öteki masadan Mualla bağırır) MUALLA- Ulan Barba televizyonu açsana. Hergele elektrik parasından tasarruf mu etmek istiyorsun? BARBA- Tamam tamam açıyorum. (Barba gider televizyonu açar. Ekranın arkası seyirciye dönük olduğu için ekranda oynayanlar görülmez. Sadece sesleri duyar.) TV’DEN- (önce bir reklam müziği ve reklam sonra spikerin sesi duyulur.) Sayın seyirciler şimdi televizyonda seyredeceğiniz yerli filmin adı Günah Yılları. 1958 yılında çevrilen filmde başrolleri Ayhan Işık ve Yıldız Şahin paylaşmışlardır. (Filmin fon müziği başlar. Adını duyan Yıldız irkilir, elleri titrer. Sağa sola bakar sonra bardağını bir seferde diker.) İBRAHİM- Ne oldu, niçin sarardınız birden bire? Rahatsızlandınız mı yoksa? YILDIZ- Hayır, hayır. İBRAHİM- Biliyor musunuz, hayatım boyunca hayran olduğum artistlerden birisi de bu Yıldız Şahindir. Kendisini defalarca tiyatroda seyretmiştim. Hele Romeo ve Juliet piyesindeki o rolünü ömrüm boyunca unutamam. Ondan sonra o rolü birçok artist oynadı ama hiç birisi Juliet rolündeki Yıldız kadar başarılı ve güzel değildi. (Yıldız elinde kadeh şaşkın şaşkın İbrahim’e bakar) İBRAHİM- Sinemadaki bütün filmlerini de seyrettim. Hele şimdi oynayan bu Günah Yılları, onun en başarılı filmlerinden birisidir. Siz hiç seyrettiniz mi Yıldızı? YILDIZ- Ben mi? Bilmem. Aradan çok sene geçmiş belki de seyretmişimdir. (Televizyonun fon müziği kesilir ve film sesleri duyulur. Aşağıdaki diyaloglar filmden verilmiştir.) AYHAN- (Ses TV’den) Bağışla beni Ayşe..Ne yazık ki babam evlenmemize izin vermiyor. Affet olan oldu bir kere.. YILDIZ- (Sesi TV’den) Olan oldu ha..Bunu ne kadar da rahat söylüyorsun Yalçın. Ya karnımda yeşermeye başlayan tohumun? Hiç düşündün mü, bunu? Babanın evlenmemize izin vermeyeceğini bile bile niçin kirlettin beni? AYHAN- (TV’den) Affet. Böyle olmasını bende istemezdim ama ne yapayım. Hem bunu büyütmeye de gerek yok Ayşe. Çocuğu aldırırız olur biter. YILDIZ- (TV’den) Hayır. O benim günahımın meyvesi olacak Yalçın. Ona baktıkça günah yıllarımı hatırlayacağım.Şimdi git buradan. (Ağlayarak) Git artık seni görmek istemiyorum. AYHAN- (TV’den) Fakat sevgilim.. YILDIZ- (TV’den, ağlayarak) Git artık,git. Boş konuşmanın ne sana ne de bana faydası var. Düşünmem lazım. Geleceğim için kararlar almam lazım. AYHAN- (TV’den) Peki Ayşe. (Reklam girer. Reklamların müziği ve sesi) NURİ- Ulan reklamların sırası mı be? Filmin en güzel yerinde hacamatladılar. Şimdi işin yoksa bekle dur. ALİ- Kızma be Nuri, reklamsız televizyon olur mu? (Kadehi kaldırır) Şerefe. (Nuriyle Ali kadeh tokuştururlar) MUALLA- Ne o Raziye kendinden geçmiş gibi bir halin var be. RAZİYE- Doğru, geçtim valla. Hayranıyım ben bu kadının. Bu güne kadar hiçbir filmini kaçırmadım. MUALLA- Tiyatroda da seyretmiş miydin? RAZİYE- Hayır tiyatroya gidecek vakit nerde. Biliyorsun tiyatro saatinde ben pavyonda oluyordum. Hayatımda onun kadar güzel kadın görmedim. MUALLA- Haklısın. Ona baktıkça kendi gençliğim geliyor aklıma. Ahh ah hadi şerefe anam. (Kadınlar kadehleri tokuştururlar) NURİ- Nasıl beğendin mi Yıldızı? ALİ- Beğenmekte söz mü birader? Bir içim su be. Gelmiş geçmiş en güzel artisttir. Bak film çekileli kaç sene olmuş, aradan kaç sene geçmiş düşün, o günden bugüne daha Türk sinemasına böyle bir kadın geldi mi? NURİ- (Gururla) Ben onu yakından tanırdım. (Yıldız başını ağır ağır Nuri'ye çevirir.) ALİ- Yok yahu nereden tanıyorsun? NURİ- Onunla ufak bir maceram bile olmuştu. (kasılır) ALİ- Valla mı? NURİ- Sen Nuri abini ne sanıyorsun ulan. O zamanlar böyle ağaç dalı gibi eğik değildim. Giyinip tıraşımı çektim mi, karılar peşime katar katar dizilirlerdi. BARBA- Atma bre Nuri, biz senin gençliğini de biliriz oğlum. NURİ- İnanmazsan Necmettin abiye sor. Allah rahmet eylesin o tarihlerde şoförlük yapardı kendisi. BARBA- (alaylı) Adam öldü be. Sormak için öteki dünyaya gitmek lazım. NURİ- Balo sokağındaki barcı Hristo da şahittir. Toprağı bol olsun, bu Yıldız denen artistle onun barına gidip iki tek atmıştık. ALİ- Ulan Nuri hiç yaşayan şahit yok mu? (Yıldız hariç gülerler) NURİ- (Ayağa kalkar, tarifler yaparak) Bir gün tiyatrodan çıktım, yürüyorum. Baktım peşim sıra bir kadın geliyor. Hemen tanıdım tabi, Yıldızdı. Yol karanlık, hemen yanına yaklaştım "Yıldız hanım lambalar yanmıyor korkarsanız sizi evinize kadar götüreyim" dedim. ALİ- Peki, ne dedi? NURİ- Bu artist milleti acayip rahat canım, hemen kabul etti ve koluma girdi. (Yıldız birden kızar ve bardağını küt diye masanın üzerine bırakır. Biran herkes ona bakar.) ALİ- Eee sonra? NURİ- E'si fırsatı kaçırır mıyım hemen balo sokağına, rahmetli Hristonun barına fora. Orada iki tek attık. Yıldız kafayı buldu. İlle de eve gidelim diye tutturdu. Eee bizim istediğimizde ne zaten. Hemen dışarı çıkarsın, atlarsın bir arabaya. Şöför rahmetli Necmettin abi. Oradan ver elini karının evi. YILDIZ- (haykırır) Barbaaa! Barbaaa! BARBA- Ne var. YILDIZ- Getir ulan bir bardak daha şarap bana. BARBA- Sırası mı şimdi be? (Barba içkiyi kadehe doldurup götürürken, Nuri anlatır.) ALİ- Sonra ne yaptınız? NURİ- (alaylı) Sabaha kadar pişpirik oynadık. Ulan oğlum bu da soru mu be? Gerisini anlarsın artık. Karının evinde o biçim film çevirdik. (Hep birden gülerler. Yıldız kızar ve yerinden fırlayarak bardaktaki içkiyi Nuri'nin yüzüne fırlatır.) YILDIZ- Namussuz, yalancı pezevenk! NURİ- Hey ne oluyor be? Niye saldırıyorsun bana? YILDIZ- Sen kim, o artist kim be? Utanmaz adam, senin gibi hergelelere kalmadı artistlerle gezip dolaşmak. Senin gibiler bırak artistlerle yatmayı, tiyatronun kapısından bile içeri giremezdi. NURİ- (Diğerlerine bakarak) Şuna bakın, sanki kendisiyle yattığımı söylemişim. (sertçe) Otur yerine be. Sana ne artistlerden, Yıldızdan..Allah Allah.. İBRAHİM- Sakin olun hanımefendi. Bu adamlar sarhoş ne dediklerini bilmiyorlar. YILDIZ- Eee, sen karışma be. (Birden televizyondaki reklam biter ve film başlar.) BARBA- Gürültüyü kesin film başladı. ALİ- Barba doğru söylüyor sonra dalaşırsınız. Susun da şu şahane güzelliği doya doya seyredelim. Her zaman böyle fırsat geçmez ele. (Sakinleşirler. Yerlerine otururlar. Yıldız hemen şişeye sarılır. Sonra filmdeki sesler duyulur.) YILDIZ- (TV’den, ağlayarak) Yavrum benim. Talihsiz yavrum. Babasız doğup büyüyecek yavrum. Bağışla beni ne olur. Her ana, her insan hata yapar. Allah alnımıza yazmış bir kere bu yazgıyı. (Televizyondan filmdeki deniz ve dalga sesleri) MUALLA- Ulan karı intihar mı edecek yoksa?RAZİYE- Yok be intihar ederse film biter. Sus da seyret. NURİ- Ben bu filmi seyretmiştim, anlatayım mı? ALİ- Kapa çeneni be. Filmin içine etme. YILDIZ- (Tv’den) Yaşamanın ne anlamı kaldı artık. Güneş eskisi kadar parlak değil, deniz eskisi kadar mavi değil, hava bile nefes alacak kadar temiz değil..Bir adım..Bir adım daha..Sonra bütün acılar bitecek. Hadi Ayşe biraz gayret. Korkma ölümden, şerefli bir ölüm, şerefsiz bir hayattan bin kez daha iyidir. (Birkaç saniye denizin ve dalgaların sesi sonra denize düşen ağır bir şeyin sesi) RAZİYE- (şaşkın) Aaa, attı kendisini denize be. MUALLA- Demedim mi size intihar edecek diye bak. (Tekrar reklam müzik ve sesleri) ALİ- Tuu, Allah belanızı versin, ulan. Yine reklam girdiler. NURİ- Barba kapat şu televizyonu. Film değil reklam seyrediyoruz. (Barba televizyonu kapatır) YILDIZ- (mırıldanır) Ne güzel söylemişim. Şerefli bir ölüm, şerefsiz bir hayattan bin kez daha iyidir. İBRAHİM- Bir şey mi dediniz? YILDIZ- (Başını olumsuz sallar) Hayır. (Gözlerini siler) İBRAHİM- Ama siz ağlıyorsunuz. YILDIZ- (burnunu çeker) Sigaramın dumanı kaçtı gözüme. İBRAHİM- Biliyor musunuz bir keresinde onun bir filminin çekildiği sete gitmiştim. Kendisinden imzalı bir resim alacaktım. YILDIZ- Almış mıydınız?İBRAHİM- (İçini çeker) Hayır. YILDIZ- O yıldız senin için çok mu önemli? İBRAHİM- Hem de nasıl. O Türk sinemasının ilahesiydi. Gerek sanat, gerekse de güzellik bakımından gerçek bir kraliçeydi. YILDIZ- (mırıldanır) Kraliçe ha..Hiç rezil olmuş, batakhaneye düşmüş kraliçe var mı acaba yeryüzünde? İBRAHİM- Ne dediniz anlayamadım? YILDIZ- Hiçç..Kendi kendime konuştum işte. İBRAHİM- Birden bire ortadan kayboldu. Nereye gitti, ne oldu? Öldü mü, yoksa sağ mı bilinmiyor? YILDIZ- Belki de ölmüştür. İBRAHİM- Nereden biliyorsunuz? YILDIZ- Hiçç..Aklıma öyle geldi işte. İBRAHİM- Biliyor musunuz yüz hatlarınız o yıldıza o kadar benziyor ki. YILDIZ- Benim mi? Şeyy. Boşuna insan insana benzer dememişler. İBRAHİM- Onun gazetelerde çıkan bütün resim ve kupürlerini topladım. Yalnız gazetede değil, tiyatroda oynadığı sıralarda çekilen resimleri bile mevcut bende. YILDIZ- Ona bu kadar çok mu hayrandınız? İBRAHİM- Çokk. Buna bir nevi aşk bile diyebilirsiniz. (Yıldız bir süre elindeki bardağa bakar sonra yerine koyar) YILDIZ- (heyecanla) Onu görmek ister miydin delikanlı? İBRAHİM- (şaşkın) Nee..Ne dediniz anlayamadım? YILDIZ- Onu dedim, Yıldızı görmek ister miydin? İBRAHİM- Yoksa..Yoksa siz onun nerede olduğunu biliyor musunuz? YILDIZ- (ayağa kalkar, elinden tutar) Gel benimle. İBRAHİM- Beni nereye götürüyorsunuz? YILDIZ- O çok sevdiğin, hayran olduğun Yıldıza. (İbrahim'le Yıldız kapıdan çıkarlar.) MUALLA- Demedim mi sana Raziye bu kadının da bizden farklı tarafı yok. Bak bıldırcını buldu götürüyor. (Işık söner. Perde kapanırken, efektten Yıldızın sesi duyulur) YILDIZ- (sesi efektten) Dalgalar en sert kayaları nasıl aşındırırsa, içki de beni öyle yıpratıyor, aşındırıyor ve eritiyordu. Yaşamak mıydı benimkisi? (içini çeker) Hemen her gece hayal görüyordum. Bazen ilk kocam Cahit’i..Ama çoğunlukla da kızım Nazlıyı, yavrumu, bir tanemi görüyordum. Güzel kızım, acaba kaç yaşında olmuştu? Bilmiyorum ki. Ama onun özlemini her saniye çekiyordum. Ve aklıma geldikçe de içki şişelerinin sayısı daha da artıyordu. Şişeler artarken, elimdeki avucumdaki paralar da suyunu çekiyordu. Alkolün öylesine esiri olmuştum ki, her şeyimi hatta kendimi bile satmaya başlamıştım. Ama aklı başında, ayık hangi erkek alır ki beni? Allah’tan tam o sırada devlet imdadıma yetişip, emekli maaşı bağladı bana. Bu maaşın bir kısmını kerhaneci Marika’nın Beyoğlu’ndaki tek gözlü pansiyon odasına veriyor, geri kalanınla da sabahtan başlıyor, gece yarısına kadar içiyor, içiyordum. (içini çeker) Oysa hayatımın bir mum gibi yavaş yavaş eridiğini ve bir gün biteceğini bilmiyordum. 9. TABLONUN SONU |
:
Tayfun
TÜRKİLİ, 090
542 415 73 64