www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü

TİYATRO

SAHNESİNDE SERGİLENEN YAPIT

Telif Hakkı Sahibi: Tayfun TÜRKİLİ, ( tayfun.turkili@hotmail.com )

GERDEK GECESİ

www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü, öncelikle SiZlere örnek olması ve daha sonra da yapıtın geniş bir yelpazenin beğenisine sunulması amacıyla telif hakkı sahibi ve duyguyoğuranı ( yazarı )  tarafından Enstitü' de yer alması için gönderdiği bu oyun tekstinden dolayı Sayın Tayfun TÜRKİLİ' ne teşekkürü bir borç bilir. Bu oyunu sahnelemeyi düşünmeniz veya değişik bir amaçla kullanmak istemeniz halinde, kendisine bildirmeniz için duyguyoğuranımızın adresi yukarıda verilmiştir. Enstitü' de, tiyatro dalındaki bu yapıtın öncelikle sahibine, daha sonra hepimize esin kaynağı olması ve uğur getirmesi dileğiyle...

PİYES

( Tek dekor, 2 Bölüm, 5 Tablo )

1. PERDE 1. Tablo   1. PERDE 2. Tablo   2. PERDE 3. Tablo   2. PERDE 4. Tablo   2. PERDE 5. Tablo    

Oynayanlar

Behçet                                                                                                         50 - 60 yaşlarında zengin, yakışıklı bir adam

Ayhan                                                                                                                           45 - 50 yaşlarında güzel bir kadın

Tolga                                                                                                             25 yaşlarında, boylu boslu adaleli bir genç

Buket                                                                                                                                      20 yaşlarında güzel bir kız

1. PERDE

1. TABLO

Yağışlı, gök gürültülü bir kış akşamı. Bir dağ evinin salonu. Ortada evin içine açılan sokak kapısı.. Yanında dışarıyı gören büyükçe bir pencere.. Sağda banyoya ve mutfağa, solda yatak odasına açılan birer kapı. Mobilyalar, ahşap. Duvarlar ve tavan, ahşap lambriyle kaplı. Yanında odunlar duran yanmayan bir şömine.. Aynı zamanda çek yat görevi gören üçlü bir kanepe, iki tek koltuk. Üzerinde telefon olan bir telefon sehpası. Bir orta sehpa. Dörtlü ya da beşli bir komodin. v.b..

Perde açıldığında sahne boştur.. Dışarıda yağmur yağmakta, zaman zaman gök gürültüsü sesi ve şimşek parıltıları görülmektedir. Birkaç saniye sonra kapı açılır ve başlarına naylon bir örtü geçirmiş, üzerleri ıslak orta yaşlı karı koca içeri koşarcasına girer. Mevsim kıştır ve ona göre giyinmişlerdir. Behçet’ in elinde bir valiz vardır. Adam ellili yaşlarda yakışıklı. Ayhan  hanım ise 45 yaşında alımlı ve güzel bir kadındır. Behçet elindeki valizi yere, araba anahtarını sehpanın üzerine bırakır)

BEHÇET - Vay vay vay! Dışarıda kıyamet kopuyor yahu. ( Islak pardösüyü çıkartırken, karısına ters bakarak söylenir ) Bizde tam da gelecek zamanı bulduk yani.

AYHAN - ( Ayhan  hanım üzerindeki ıslak giysileri çıkartmaya başlar ) Biraz romantik olamaz mısın? Alt tarafı yağmur yağıyor. Şeker değilsin ki eriyesin? 

BEHÇET - Erimesine erimeyeceğim ama evimizden üç yüz kilometre uzaklıktaki bu dağ evine neden geldiğimizi pek merak ediyorum Ayhan.

AYHAN - ( Kocasına yaklaşarak dudağından hafifçe öper ) Umarım merakını giderebilmişimdir sevgilim.

BEHÇET - ( Karısından sıyrılır ve ellerini ovuşturur ) Hayır hayır bırr, amma soğuk burası yahu. Şömineyi yakayım.

( Behçet şöminenin yanına gider ve ocağın içindeki odunları koyarak tutuşturmaya çalışır. Bu sırada Ayhan hanımın cep telefonu çalar. Konuşur )

AYHAN - Alo! Aaa Melâhat sen misin şekerim! Evet, dağ evindeyiz. ( Kocasına bakarak gülümser ve o duymasın diye biraz uzaklaşır) Daha yeni geldik ayol. Bilmiyorum, elimden geleni yapacağım. Sorma suratı bir karış. Şu anda Şömineyi yakmaya çalışıyor. ( cilveli ) Hele biraz ısınsın da...Bakalım artık? Tamam hadi meşgul etme beni, sonra neticeyi bildiririm sana.

( Cebi kapatır. Behçet de odunları tutuşturmuştur )

BEHÇET - Kimdi arayan?

AYHAN - Melâhat..

BEHÇET - Hangisi? Hayvan sevenlerden mi, yardım sevenlerden mi?

AYHAN - Yardım sevenlerden. Buraya geleceğimi biliyordu, merak etmiş onun için aradı.

BEHÇET - Merak etmeye bayılıyor o kadın da. Bu sefer neyi merak etmiş?

AYHAN - Şeyi canım... Yani sağ salim gelip gelmediğimizi..

BEHÇET - Evet söyle bakalım neden getirdin beni buraya Ayhan?

AYHAN - Melâhat' a meraklı diyorsun ama sen onu da geçtin. Burası da öteki evlerimiz gibi bizim tapulu mülkümüz değil mi?

BEHÇET - Merak ettiğim, neredeyse on senedir adım atmadığımız bu eve neden getirdiğin beni? Yol boyunca sürpriz dedin durdun, işte geldik, artık söyleyebilirsin.

AYHAN - ( Kocasının yanına yaklaşarak ellerini boynuna uzatır ) Söyle bakalım, bu gün günlerden ne?

BEHÇET - ( düşünür ) Bu gün.. ( Karısından sıyrılır ) Şubatın yirmi biri. Neden sordun?

AYHAN - Bu sana neyi hatırlatıyor kocacığım?

BEHÇET - ( Biran düşünür, omuzlarını silker ) Bilmem. ( hatırlar ) Ah, şimdi hatırladım.

AYHAN - ( Kocasının yanına giderek öper ) Unutmadığına sevindim. 

BEHÇET - Nasıl unutabilirim ki? Cumhurbaşkanının Başbakana anayasa kitabını fırlatıp, doların bir milyonun üstüne fırladığı gün değil miydi?

AYHAN - ( kızar, kocasından ayrılır ) Saçmalama. Bana ne o günden. 

BEHÇET - Eee?

AYHAN - Düşün biraz, bu günün başka bir önemi daha yok mu?

BEHÇET - ( düşünür ) Bilmem ki, aklıma başka bir şey gelmiyor.. ( Bağırır ) Dur, dur buldum. Başbakan karın ağrısı yüzünden hastaneye yatmamış mıydı? ( sakinleşir ) Ama yok o daha sonra olmuştu.

AYHAN - Bırak şimdi siyaseti, ekonomiyi Behçet. Buraya seni krizleri kutlamak için getirmedim.

BEHÇET - Madem öyle sen söyle, neymiş bu günün özelliği?

AYHAN - ( Kollarını göğsünde kavuşturur ) Söylemem. Biraz daha düşünmeni istiyorum.

BEHÇET - ( Bir elini çenesine götürerek dolaşır ) 21 Şubat, 21 Şubat... ( bağırır ) Tabi ya, nasıl da unuttum. ( kadın sevecen bir şekilde kocasının elini tutar. Adamın yüzü asılır ) Tavla yüzünden Natık beyle kavga edip karakolluk olmuştum o gün öyle değil mi?

AYHAN - ( kızar ) Aman Allah’ım, böyle saçma sapan şeyleri nereden getiriyorsun aklına Behçet?

BEHÇET - Çünkü aklıma başka bir şey gelmiyor da ondan.

AYHAN - ( Kocasına arkadan sarılır ) Biraz daha düşün tatlım. Bu gün, sözünü ettiğin o günlerden çok daha önemli ve anlamlı bir gün Behçet.

( Behçet karısından sıyrılır ve şöminenin önüne gider, ellerini ısıttıktan sonra geri döner )

BEHÇET - Üzgünüm, ama aklıma başka bir şey gelmiyor.

( Abartılı esner ve üzerindeki ceketi çıkartarak yatak odasının kapısına yürür )

AYHAN - Nereye gidiyorsun?

BEHÇET - ( Kapıyı açıp içeri girmeden ) Uyumaya. Dört saatlik araba yolculuğu yordu beni.

( Behçet içeri girerken, Ayhan panik içinde peşinden koşar )

AYHAN - Yoo yo uyuma hemen..

( Tam peşinden gidecekken kapı üzerine kapanır. Az kalsın başını çarpacaktır )

AYHAN - ( Kapıya vurarak bağırır ) Behçet, sevgilim, lütfen. Bunca yolu bir şeyi kutlamak için geldiğimize göre, o şeyin bizim hayatımızda çok önemli bir yeri olmalı. Nasıl olur da unutursun bunu.

( Cep telefonu çalar, Ayhan masaya gidip alıp açar )

AYHAN - Efendim. Hayır Melâhat bir şey olmadı. Henüz hatırlatma safhasındayım. Tamam hayatım, olunca seni ararım dedim ya. Kusura bakma kapatmak zorundayım, çünkü bizimki uyuyacak.

( Kapatır. Aynı anda Behçet yatak odasının kapısını açıp dışarı çıkar. Ceketi çıkartmıştır. Kravatını çıkartmaya çalışmaktadır)

BEHÇET - Şimdi aklıma geldi. Sakın İstanbul’ un düşman işgalinden kurtuluş yıldönümü olmasın?

AYHAN - ( Öfkeyle ) Behçett!

BEHÇET - Bu sefer buldum, sanırım buna da saçma diyemezsin.

AYHAN - ( Ona doğru giderken ) Ah canımmm! Hatırlayacağını biliyordum.

BEHÇET - ( gülerek ) Nasıl unuturum yahu? Sana askerlik şubesinden celp gelmemiş miydi o gün?

AYHAN - ( şaşırır ) Ce..Celp mi? Ne celbi?

BEHÇET - Seni askere çağıran celp. Adından dolayı seni erkek sanıp, asker kaçağı diye karakola götürmüşlerdi ya. ( gülerek ) Ne ilginç bir gün yaşamıştık o gün değil mi?

AYHAN - ( suratını asar ) Yaa ne demezsin.

BEHÇET - ( gülerek ) Karakol komiseri de keçi gibi inatçıydı. ( Taklit yaparak ) Ben kadın madın anlamam siz resmen asker kaçağıymışsınız diye şubeye sevk etmişti seni.

AYHAN - Keser misin lütfen?

BEHÇET - Allah’ tan askerlik şubesi başkanı kadından anlayan adamdı da, ( elleriyle göğüs bel kalça işareti yaparak ) kışlanın disiplini bozulur diyerek seni aynı gün terhis etmişti. ( ciddileşir ) E, buraya beni o günü kutlamak için mi getirdin yoksa?

AYHAN - Saçmalama, kutlanacak nesi varmış o günün? Önce gazetelere sonra da sosyetenin diline düşmüştük. Tersine aklıma bile getirmek istemem.

BEHÇET - Kusura bakma ama aklıma kutlanacak başka bir gün gelmiyor Ayhan.

( Behçet tekrar yatak odasına doğru yürür ve tam içeri girecekken durur ve döner )

BEHÇET - Dur bir dakika. Şimdi hatırladım.

AYHAN - ( sevinçle ) Çok şükür. Neredeyse umutsuzluğa düşecektim.

BEHÇET - Senin anlamsız kıskançlığın yüzünden sekreterimle ilişkim olduğunu ileri sürerek kavga etmiştik o gün. Öyle değil mi?

AYHAN - Maşallah 21 Şubat’ ta bir yıla sığacak kadar ne çok şey yaşamışız.

BEHÇET - Dahası da var. Kavga sırasında başıma attığın kül tablası yüzünden kafam şiştiği için Süleyman Demirel gibi fötr şapkayla gezmiştim.

AYHAN - Ellerime sağlık. Sen de haddini bilip o sekreter parçasıyla gezip tozmasaydın.

BEHÇET - O zaman da söylemiştim, şimdide söylüyorum, benim o kızla bir ilişkim olmamıştı Ayhan.  Hem kızı görseydin seni aldattığımı aklına bile getirmezdin. ( yüzünü ekşiterek ) Çirkin ecüç büçüş bir şeydi canım.

AYHAN - ( alaylı ) Sahi mi?

BEHÇET - Evet. ( tarif ederek ) Bacakları çarpık, gözleri şaşı, kekeme, hatta kafası da...( bağırarak ) Keldi.

AYHAN - Kel mi?

BEHÇET - Evet, havaalanı gibiydi.

AYHAN - Kel ha? Koskoca Behçet Holdingin yönetim kurulu başkanı sekreteri saçsız, kel bir kız öyle mi?

BEHÇET - Evet. Yani yok canım. Eee,  peruk takıyordu.

AYHAN - Yeter...kapatalım bu konuyu. Çünkü ben buraya sekreterin yüzünden kavga ettiğimiz günün yıldönümünü kutlamak için gelmedim.

BEHÇET - Üzgünüm ama benim aklıma başka bir gün gelmiyor. İyi geceler sevgilim.

( Behçet yatak odasına girer ve kapıyı kapatır )

AYHAN - ( Oda kapısına vurur ) Allah aşkına Behçet, iyi düşün, bu günü unutamazsın. Aklına başka bir şey gelmiyor mu?

( Behçet tekrar başını içeri sokup kapıyı kapatır )

BEHÇET - ( içerden ) Hayır. Ya söylersin ya da uyuyorum ben.

AYHAN - ( Telaşla ) Yo yo, sakın uyuma. Söylüyorum.

( Kısa bir ara sonra yatak odasının kapısına gider, elleriyle saçlarını düzeltir, çantasından aynayı çıkartır, rujunu tazeler sonra Afrodit pozu alarak bağırır )

Evlilik yıldönümümüzzz!

( Birkaç saniye sessizlik. Sonra kapı ağır ağır açılır. Behçet ayağında puantiyeli donuyla dışarı çıkar. Yüzünde muazzam bir şaşkınlık ifadesi vardır )

BEHÇET - Ne dedin?

AYHAN - Bu gün evlilik yıldönümümüz, dedim.

BEHÇET - Yok yahu! ( Suratı sevimsizleşir ) Biz bu gün mü evlenmiştik seninle?

AYHAN - Evet, hem de tam otuz yıl önce. ( Kocasının yanına giderek beline sarılmak ister ) O günün gecesi damatlık elbiseni çıkarttığında aynen şimdiki gibi altında böyle puantiyeli bir don vardı.

BEHÇET - Maşallah ne hafıza, ne hafıza. ( suratını ekşitir ) Demek bu gün evlilik yıldönümümüz öyle mi?

AYHAN - ( heyecanla ) Evet, evet, evet. Nasıl olur da bunu unutursun Behçet? İnsanlar hayatında kaç kere evleniyorlar ki?

BEHÇET - Çokk! Gönül Yazarı, unuttun mu?

AYHAN - Saçmalama. Sen hayatında bir kere evlendin o da benimle ve 21 Şubat günü.

BEHÇET - Tamam, tamam. Yalnız, anlayamadığım bir şey var. Otuz yıldır evliyiz ve bu güne kadar hiç evlilik yıldönümümüzü kutlamadık. Bunca yıl aradan sonra şimdi kutlamak nereden aklına geldi?

AYHAN - Şimdi gelmedi. Evliliğimizin ilk yılından beri aklımdaydı ama bunu hatırlamayı ve kutlamayı hep senden beklemiştim.

BEHÇET - ( utanır başını önüne eğer ) Afedersin karıcığım. Hiç aklıma gelmemişti. 

AYHAN - Otuz yıl. Ne bir çiçek gönderdin, ne bir hediye aldın. Ne de baş başa bir yere gidip üzerinde mum yanan bir masada yemek yedik. ( içini çeker ) Ahh, ah! Üniversite yıllarımda keşke arkadaşlarımı dinleseydim.

BEHÇET - Ne demişlerdi sana?

AYHAN - Romantizmi yaşamak istiyorsan mutlaka bir solcuyla evlenmelisin demişlerdi.

BEHÇET - ( anlamaz ) Bu da ne demek oluyor şimdi?

AYHAN - Biraz geç oldu ama sermayenin romantizmi öldürdüğüne artık eminim.

BEHÇET - Ama beğenmediğin o sermayenin sana zengin, iyi bir hayat yaşattığı da bir gerçek. Tripleks bahçeli bir kışlığın, lebi derya bir yazlığın, bu dağ evi, altında araba, bankada milyarların var. Bütün bunları neye borçlu olduğunu unutma. ( Sol yumruğunu havaya kaldırarak ) Çok merak ediyorum, o solcu arkadaşlarının nesi var acaba?

AYHAN - En azından çok duygulu olduklarına eminim. Yine en azından senin gibi çok para kazanma uğruna bir takım değerleri unutmadıklarına, evlilik yıldönümlerini masa üzerine bir mum yakarak kutladıklarına, hatta belki de karılarına bir çiçek vererek hatırladıklarına yemin bile edebilirim.

BEHÇET - Vay alçak romantikler vay.

AYHAN - Bir şey mi dedin?

BEHÇET - Şey, yani bravo adamlara dedim.. Onca işin arasında nasıl da unutmuyorlar hayret. ( Seyirciye yürüyerek ) Yahu, dolar almış başını gidiyor, işsizlik had safhada, haftada bir benzine, tüp gaza, elektriğe, yeşil bibere zam geliyor, memleket bir krizden çıkıp bir krize giriyor, bütün bunlar umurlarında değilmiş gibi, bir solcu olarak devrim yapacaklarına karılarıyla evlendikleri günü kutluyorlar. Pes doğrusu!

AYHAN - ( Ayaklarını yere vurarak bağırır ) Keser misin lütfen? Yakınmalarını duyan seni züğürt sanacak.

BEHÇET - Krizden biz de etkilenmedik mi sanıyorsun Ayhan? Bankalardan altı yüz küsur liraya aldığımız dolar kredilerini, bir milyon küsur liradan ödüyoruz. Biz de battık, bizde.

AYHAN - ( alaylı ) Sahi mi?

BEHÇET - Tabii, ne sandın?

AYHAN - İşte bunu duyduğuma sevindim.

BEHÇET - ( şaşkın ) Sevindin mi?

AYHAN - Hem de nasıl? Bundan böyle artık sen de başkaları gibi romantiklerin saflarına geçersin.

( Ayhan, televizyon sehpasına yürür, birkaç kaset alır eline bakar sonra birini sehpanın altındaki müzik setine koyar. Behçet' in şaşkın bakışları arasında fona romantik bir müzik girer. Sonra komodinin üzerindeki iki şamdanı alır ve üzerindeki mumları yakar)

BEHÇET - Ne yapıyorsun öyle?

AYHAN - Otuzuncu evlilik yıldönümümüzü kutluyorum.

BEHÇET - Böyle mumla olur mu yahu? Evi türbeye çevirdin. Keşke beni buraya getirmeden önce söyleseydin de sana şöyle pırlanta bir yüzük filan alsaydım.

AYHAN - Benim mücevherata filan ihtiyacım yok. Anlayamadın mı hala? Ben sadece seni istiyorum.

( Romantik bir müzik girer fona. Ayhan kocasına sarılır, dudağından hafifçe öper, sonra bir mumu kocasına verir,

diğer mumu kendisi alır ve kocasının elinden tutarak yatak odasına çekmeye başlar )

BEHÇET - İyi ama bu işi otuz yıl yaptığımız gibi yine evimizde yapabilirdik Ayhan.

AYHAN - Yani televizyon başında uyuklayarak mı?

BEHÇET - Öyle mi yapıyoruz?

AYHAN - Yapıyoruz deyip de çoğul konuşma, koltukta horlayan sensin. Her ihtimale karşı uyanık olup ta bekleyen benim.

BEHÇET - Hangi ihtimale karşı?

AYHAN - Belki evlilik yıldönümlerinde aklına gelirde yatak kutlaması yaparız ihtimaline karşı.

BEHÇET - Yahu Ayhan, seni duyanda yeni evli sanacak. Tövbe tövbe. Torunlarımız var yahu.

AYHAN - Varsa ne olmuş? Torun torba sahibi olmak, insanların geceleri horlamaktan başka şey yapmasına engel değil herhalde.

BEHÇET - Şey, yok yani, elbette engel değil ama... ( susar )

AYHAN - İleri süreceğin hiçbir bahane evli insanların yapması gerekenlere engel değil kocacığım.  Ayrıca burada hiç kimse yok. Ne çocuklar, ne torunlar, ne fabrikan, ne de işçiler. ( Romantik ) Sadece sen ve ben...

( Tam bu sırada cep telefonu çalar. Ayhan masaya gider )

BEHÇET - Bir de cep telefonu var.

( Behçet ikili kanepeye oturur ve karısı konuşurken gözlerini kapatır)

AYHAN - ( kızgın ) Efendim Melâhat? Ayol sen böyle zırt pırt ararsan yapacağımız varsa da yapamayız ki? ( kocasına bakarak) Nerdee, evlilik yıldönümümüzü hatırlatıncaya kadar akla karayı seçtim. Şimdi de öbür şeyi hatırlatmaya çalışıyorum. ( yavaşça ) Yok canım, öyle adam değildir hatırlar, hatırlar. Ama sen beni böyle meşgul edersen hatırladığını da unutabilir. Her şey olup bitsin seni ararım.

( Kapatır. Tekrar kocasının yanına gelir. Dürtükler, Behçet uyanır )

BEHÇET - Ha ne var ne oldu?

AYHAN - Nerede kalmıştık?

BEHÇET - ( esneyerek ) Bilmem..Burayı anlatıyordun galiba.

AYHAN - Ah, evet! Filmlerdeki gibi. Issız bir dağ evinde...vücudu ateşler içinde yanan bir kadın... ve ateşi söndürmeye hazır bir adam. ( ciddileşir ) Umarım hazırsındır.

BEHÇET - ( esnerken şaşırır ) Ne? Neye hazır mıyım?

AYHAN - ( sertçe ) Ateş söndürmeye.

BEHÇET - Haa, ha evet, tabi canım. Ondan kolay ne var? Şimdi söndürürüm.

( Behçet şömineye gider, eline uzun şömine demirini alarak yanan ateşi söndürmeye kalkar )

AYHAN - ( şaşkın ) Ne yapıyorsun öyle?

BEHÇET - Ateşi söndürüyorum. Az önce söndür dedin ya.

( Ayhan hanım öfkeyle kocasının yanına gider ve elindeki şömine demirini alarak fırlatır )

AYHAN - Sersem. Şöminenin ateşini değil benim ateşimi söndüreceksin.

BEHÇET - Se..Senin mi?

AYHAN - Evet.

( Behçet' in elinden tutarak yatak odasına çeker )

BEHÇET - Nereye götürüyorsun beni?

AYHAN - Yatak odasına. Evden uzak olunca daha tatlı oluyormuş. ( Seyirciye bakar ) Öyle diyorlar. Ben de onların yalancısıyım.

BEHÇET - ( Asık bir yüzle ) Yapma Ayhan, şimdi sırası mı? Biraz sonra Reha Muhtar’ a itiraf programı başlayacak.

AYHAN - Bence onu izlemek yerine o programa itirafçı olarak gitsen daha iyi olur sevgilim.

BEHÇET - ( şaşırır ) Nasıl yani? Gidip de neyi itiraf edeceğim ki ben?

AYHAN - Neyi itiraf edeceğini sen daha iyi bilirsin. Yürü bakim yürü hadi.

( Behçet yatak odasına girer. Ayhan masaya koşar, cep telefonunu alır ve tuşa basar üç saniye sonra konuşur )

AYHAN - ( heyecanla ) Melâhat, oluyor galiba.

 1. TABLO SONU

    :  Tayfun TÜRKİLİ,    090 542 415 73 64                                                                         Diğer Bir Tiyatro için  

               

Bir Onceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Bu yazarımız/Bu yapıt hakkında ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girisi Bir Sonraki Yapıt