www.sizedebiyat.com SiZedebiyat

KÖŞE YAZILARI caddesi 

Köşe Adının ve Köşe Yazısının Telif Hakkı sahibi: Alp ARPAD

İnsan Olmanın Lezzeti... CXVIII

Bir Sonraki Yapıt

Köşemin ismini, " İnsan Olmanın Lezzeti ” koydum. Hayır, ısrar eden olmadı. İçimden öyle geldi çünkü insan olmak gerçekten lezzetli bir iştir

YÜREKLİ DOSTUM...

Ben tanıdığımda saygın ve sevilen bir Tiyatro Adamıydı. Kendisini çok sevdim. " Dost artık kolay bulunmuyor " bir yana belirli bir yaştan sonra çok zor bulunuyor; Her şeyden önce siz daha seçici olmaya çaba gösteriyorsunuz. Bakın dostun anlamı için ne diyor TDK' nın sözlüğü - en baştakini aldım, zaten o gerek - : Sevilen, güvenilen, yakın arkadaş, gönüldaş, iyi görüşülen kimse...

 

SiZedebiyat, kurulduğunda tanıştırdı bizi...

 

İlkokulda bir ara İstanbul Çocuk Radyosu' nun programlarında yer aldım. Annemin Kız Enstitüsü' ndeki idari görevinden başka İstanbul Radyosunda programı vardı. E, baba da işte oluyordu. Mahallemizden Gaye Abla ( Lâle BELKIS Hanımın yeğeni ) da çocuk saatinde. Elimden tutar, götürürdü karşı yakaya beni.  İlk okuttukları şiirin iki dizesi aklımdan hiç çıkmaz; kayıtta öylesine korkmuştum ki olanca gücümle, İstiklâl Marşımızı ilâhî bir güçle okunması gereken gibi okuyarak okuyarak hepimizi ağlatan Suğra' dan beter haykırdım: Camda kocaman bir arı / vızıldıyor sarı sarı... Tamamını hatırlamayı çok isterim ama... Stüdyolara, Arkası Yarınlara, Radyo Tiyatrolarına, Skeçlere, Parodilere çabucak alıştık daha sonra. Onlarla büyüdük; onlar bizim, biz onların bir parçasıydık. Tayfun bunu hemen hissetti ve niçin şimdiye kadar bir şeyler yazmadığımı sordu. " Olmadı " dedim,  " olmadı. Ben hayatı bilemedim! "  Anladı...

 

Nasıl anlamaz! Bir adam düşünün ki binlerce yazışma arasından aldığınız yazılarında sizin yakaladığınız düşünceleri yakalamış. Noktayı, virgülü, ünlemi aynı yere koyuyor; ayraca, paranteze, tırnağa aynen sizin gibi yer veriyor, betimlemelerinde kullandığı kelimeler aynı... bu bakış açılarınızın aynı olduğunu gösterir. Bu da çok önemli bir şeyin; üç aşağı beş yukarı  değer yargılarınızın, değerlendirmeleriniz aynı demektir. Bir dostta aranacak en önemli özellik. Ayrıca, dünya ehli olan birbirinin hâlinden anlar. Geçim derdinden, günlük düşünür olmuştuk. Bilseydim, her şeye rağmen, kalem kâğıttan başka tezgâhım, öykülerim, tiyatrolarımdan başka ürünlerim olmazdı.

 

İlk radyo oyunu oynandığında yurtdışındaydım. 1970 - 1980 arasındaki on yılım kesik kesik de olsa ülke dışında geçti. O yüzden tam toparlayamadım. Sonradan bir araya getirdiğimde Radyoda da çok önemli bir isim olduğunu hatırladım. Üstelik aynı yakanın hemşerileriydik. Aynı kültürle büyümüştük. Usta bir gazeteci, kıdemli bir basın danışmanıydı. Gencay hanımla, Tiyatro İstanbul' da mesleğinin zirvesine çıktı. Aslında tiyatro dünyasının yakından tanıdığı bir isimdi. Tiyatro ve Radyo dünyasındaki ünlü ünsüz sanatçılardan, oyunlarını, skeçlerini, bayram parodilerini, arkası yarınlarını seslendirmeyen yok gibiydi. Çocuk Bahçeleri hep onun oyunlarıyla şenlendi. Yazmaktan çok büyük bir keyif alıyordu.

 

Yazı dünyasıyla ilgili konularda başlayan konuşmalarımız, dertleşmeyle sona eriyordu. Yazmak galiba bizi ayakta tutuyordu. Birlikteliğimizde gördüm ki yardım etmeyi çok seviyordu. Güzel ülkemizin birçok okulunda onun oyunları öğretmenleri kurtarıyordu. Sadece SiZedebiyat' tan bu konuda yardım isteyen, ona yönlendirdiğimiz  ve oyunlarını sahneleyen okul sayısının kırkın üstünde olduğunu biliyorum. Anlatırdı; öğretmenden öğretmene derken oyunlar yayılıyordu. Maddi bir karşılığı olmayan bu alışverişten aldığı mutluluğu, duyduğu haklı gururu, konuşmalarında saklayamazdı. Ben de anlatırdım. Hiç bilmediği konularda sözümü kesmeden dinlerdi. Defalarca, bazı konuları sadece dertleşmek, üzerimden atmak amacıyla anlattığımı tekrarlamama rağmen yardımcı olamamanın üzüntüsü yaşadığını söylerdi. Aslında tek istediğim dinlemesi, en büyük yardımdı. Tayfun TÜRKİLİ, şık bir insandı...

 

Değerli dostumun bende bıraktıklarını, kim olduğunu, dostluğumuzun derecesini anlatmaya çalışıyorum. Kişisel sayfasına da daktilo hareketlisine basarak gidip okuyabilirsiniz ama...  sanırım bir gün bilgisayarıma düşen kısa bir mektubu anlatsa daha iyi olacak: " Sevgili ARPAD; İyi yürekli dostum neler yapıyor diye Enstitü' ye bir gireyim dedim. Yokuş FM' e bayıldım. Nereden aklına geldi yahu? Harika bir nostalji yaratmışsın. Elli yıl geriye götürdün beni. Nicedir bakmayı unuttuğum, o sözünü ettiğin - rahmetli babamdan kalan - lâmbalı, ahşap Philips radyonun fişini prize taktım. Tabii parazitten başka bir ses çıkmadı ama beni maziyle yüzleştirdi. Zaman zaman hüzünlendim, zaman gülümsedim. Eline, beynine ve kalemine sağlık sevgili dostum. Üretime devam, Tanrı yazmaktan alıkoymasın dileğiyle. 16.11.2005... "

 

İşte, bir büyük ödül daha almıştım: İYİ YÜREKLİ DOST' tum artık. Doğrusu çok yakıştırdım kendime. Hep üzerimde taşımaya çalışmıştım ama Tayfun kardeşim görebilen gözlere sahipti... İyi yürekli dost... Ya yazdıkları!..

 

İlerleyen zaman içerisinde çevresine yardımları daha da arttı. Anlatabilmek için söylüyorum; yardım etmediği insan yoktu! Bir taraftan geçen zamana paralel olarak yapıtlarına daha çok vâkıf oldum. Yapıtlarını dinledikçe, dostluğumuz ilerledikçe, hayat mücadelesine şahit oldukça sevgili kardeşimin de ismi belli olmuştu: Yürekli Dostum...

 

Tayfun TÜRKİLİ, yürekli bir insandı...

 

Onun birçok yaptığı bana örnek olacaktır; hiç kuşkunuz olmasın. Bakalım radyoda onun izinden gidebilecek miyiz? Fırsat yakaladıkça radyo oyunlarını dinleyin, tiyatro yapıtlarını seyredin ve görmeye çalışın içindeki cevheri. Tanıştıktan sonra SiZedebiyat' taki düzeltmeni bendim. Düzeltmemeye çalışırdım! Yine de düzeltilmesi elzem yerler olduğunda büyük bir alçakgönüllülükle karşılardı: " Bu işi sen benden daha iyi biliyorsun iyi yürekli dostum, bildiğin gibi yap!.. " Bildiğim gibi yapardım ben de. Biliyordum ki SiZedebiyat' ın, okuyucularının, yazanlarının, Yürekli Dostumun ve kendimin iyiliği için olan ne varsa zaten o benim bildiğimdir...

 

Bu deneyimlerin sonucu bir gün haykırdım: " Sen burda karşılarında duruyorken, niçin Ray COONEY, Sam SHEPHARD, Neil SIMOn, Dario FO ararlar sahnelemek niçin? Yapıtların onlarınkini aratmıyor ki, hatta daha bizden!"

 

Doğal olarak isyanım saydığım değerli yazarlara ve onların değerli eserlerine değildi...  

 

En son 2006' nın Mart ayında görüşmüştük. Uzun bir süre şehir dışında oluyordum. Martta yılın en büyük kaybını vermiştim. Burasını daha iyi anlatabilmem için isterseniz bir de " Performans' ı Düzeltiyorum " İOL' ümü okuyun. Üzülerek söylüyorum ki, ortak noktaları da çok! Nisan, Mayıs, Haziran... Tayfunda bir haber yok! Telefonuna bir mesaj attım. Bekledim. Aramak istemedim!..

 

Sonra bir mesaj daha... Yaz tatilinde olmasını umuyordum. Sonra bir e - posta daha... Hiçbir şey konduramıyordum. Bazen hepimize olur; ruh hâlimiz uygun değildir, en sevdiğimizi bile arayamayız. Olur a! Bir e - posta daha... son bir telefon mesajı derken ağustosu bulduk... Dayanamadım ve telefonunu uzun uzun çaldırdım...

 

Saygıdeğer eşi çıktı... yukarıda okumanızı istediğim yazımdaki aynı ifadeyle karşılaştım. Aynı tepkiyi verdim...

 

Yüce Tanrım' ın mutlaka bir bildiği vardır; 2006 da birçok arkadaşımın kaybını bana çok uzun günler sonra duyurdu...

 

Acı duydum, sadece acı! Babamı kaybettiğim zaman en yakın arkadaşının duyduğu acının aynısından... hepsi Allah' ın ışıkları içinde yatsın bizden daha çok ağlayan Gültekin Günaltay amcamız sorduğumuzda şöyle demişti: " Siz baba olacaksınız! Sizin önünüzde koca bir hayat var dayanmanızı sağlayacak. Kısa kalan ömrümde ben bir Behçet daha bulamam; bulmak istemem ki! Arkadaşsız kaldım!.. "

 

Tayfun arkadaşımı geç buldum; birbirimize kenetlendik ama erken kaybettim...

 

Mümtaz SEVİNÇ' i kaybetmenin acısıyla bir anımı kaleme almıştım. Tayfun onu okumuş, bana mektup yollamış yine: " Gecenin bu saatinde içime hüzün kondurdun sevgili Arpad:  Bir ölümün ardından yazılabilecek en güzel edebiyat yazısı... Keşke seni bu sitenin sınırları dışında da okuyabilsek. Ellerine sağlık dostum. Şu anda saat gecenin ikisi... Başka yazacak kelime bulamıyorum. Sen sağ kal. Yazanlar sağ kalsın, ne diyebiliriz ki. 30 Ocak 2006. "

 

Evet Tayfun! Senin seçkin deyişinle, " Bir ölümün arkasından ardından yazılabilecek en güzel edebiyat yazısı " nı zaten yazmışım? O hâlde senin arkandan ne yazacağım Yürekli Dostum?..

 

Ne Mümtaz bey, ne de sen! Yazacağım akılma gelmezdi ki!.. 

 

Yazabildiklerim burda, yazamadıklarım yüreğimde...

 

Değerli dostum, sen Yüce Allahım' ın Işıkları altında rahat uyu; ' Yazanlar sağ kalsın! " deyişinin yanı sıra en az bunun kadar önemli ve çok güzel bir deyişini daha yaşatmaya çalışacağım:

 

TANRI BİZLERİ YAZMAKTAN ALIKOYMASIN!

 

    

 

İnsan Olmanın Lezzeti... CXIX' da buluşana dek, en iyilerle kalın.

İlk not: En son ne zaman, " Dur hele bi yol...   " demeden aklınıza geleni yaptınız?

: Alp ARPAD, Ankara, 29.09.2006, 02: 18                                                                               Diğer bir  İOL... " için

                      

Bir Onceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Bu yazarımız/Bu yapıt hakkında  Radyolu Dakikalar ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girisi Bir Sonraki Yapıt