www.sizedebiyat.com SiZedebiyat
KÖŞE YAZILARI caddesi
Köşe Adının ve Köşe Yazısının Telif Hakkı sahibi: Alp ARPAD
İnsan Olmanın Lezzeti... CXVI
Köşemin ismini, " İnsan Olmanın Lezzeti ” koydum. Hayır, ısrar eden olmadı. İçimden öyle geldi çünkü insan olmak gerçekten lezzetli bir iştir
PERFORMANSI DÜZELTİYORUM
|
- Siz isteyin yeter ki dostum, ben yaparım... Bu söylemi uzun zamandır böylesine işitmemiştim. Öylesine içtendi ki, dostluğun sözlüklerde yazmadığı bir başka biçemde anlatımıydı. Her zamanki gibi Cafe Tiyatro' da buluştuk. Yazmaya başladığımı duyduğunda çok sevindi. - Dolusunuz; taşmadan yazın! dedi. Kendisine çok güveniyordum. Tiyatro çevresinde markalaşmış bir isimdi... İyi bildiği şeyleri yapmayı denemekten yorulduğu bir sırada, yine eşiyle bir iyinin peşinden koşarken tanışmıştık: Denizcilik... 1980 li yılların sonlarında aynı dertten çekiyorduk: Farklı yaşlarda da olsak, farklı da olsa özlediklerimize kavuşamamamın verdiği arayışlarda Denizcilik ortak noktamız olmuştu. Yaşına karşın hâlâ kaybetmediği zekâ pırıltıları gözlerine vurduğunda denizin ruhuna uygun çalkalanmaları çok rahat görebiliyordunuz. Onu o kadar iyi tanıyordum ki! Yaptıkları anlaşılmıyor hatta çevresine fazla bile geliyordu; çünkü doluydu. dopdolu bir insandı. Dolu insan, doluluktan anlıyordu sonuçta. Yazmayı niçin daha önceki yıllarda düşünmediğime üzülürüm. Dolduktan sonra mı yazmak gerek, dolmadan mı yazmayı denemek arasında hep gidip gelmişimdir. İkisi de doğru galiba. Önemli olan yaşamın size hangisini daha önce sunduğu! Hep söylerim: Bir insanı boğulmaktan kurtarmanız yetmiyor; sudan çıktıktan sonra başlıyor asıl sorumluluğunuz, beraberliğiniz. Yardımını almaya başladım. Bazen evden alıyor, bazen tiyatroda buluşuyor, bazen merkezi bir yerde randevulaşıyorduk. Yorulmadan, istekle, büyük bir ciddiyetle toplantılarımızın birini bile kaçırmadı. Bir gün " Bir Aşk Hikâyesi " adlı öykümü tartışıyorduk. " Diğerlerinde de dikkatimi çekti, değerleri çok iyi işliyorsun dostum, kalıcı kılıyorsun! " dedi, " Yalnız, şu PERFORMANS kelimesi çirkin kedinin uyumsuz sesi gibi kulağımı tırmalıyor. Performans pek hoşuma gitmedi! " Bazen, aksine emin olduğumda, hemen itiraz ederim. Emin değilsem etmem; uzun uzun düşünür incelerim. PERFORMANS' daha önce uzun uzun düşünmüş, yüzlerce kelimeye bakmış ama yerine hiçbirini oturtamamıştım. Yok, olmuyor ve oturmuyordu... Saygım o kadar yerleşikti ki yaşlı dostumu üzmemek için karşı söylemde bulunmadım. Araştıracağıma söz verdim. Zeybeklerin bir deyişi vardır; " Yiğit kime derler? Sözünü tutana... " Yiğit dostuma aynen karşılık verebilmek için araştırdım. Araştırdım ama sonuç değişmedi. Bir türlü oraya başka bir kelime oturmuyordu; " gösteri.. güç.. gövde... dayanıklılık... " . Hayır, hayır! Güzel Sanatlar Okulu açmaktan tutun da özel tiyatroya kadar bir çok hayali paylaştık. Bunlar için şehrin çeşitli semtlerini ziyaret ediyorduk. Bir gün bir yer daha baktık, dönüyoruz, bana dönerek paniklemiş bir sesle birden; " Biliyor musun " dedi, " Koca ağaç devinimini tamamlayacak ama daha meyvelerini veremedi! " Üretmek, vermek, başarmak isteyenin işi çok zordur; bilirsiniz. Üretemeden gitmekten korktuğu sonucuna varmıştım. Haklıydı da! Akıl yolu birdir; Gömülü hazine kimi zenginleştirebilir ki! Aradığı en büyük rolü henüz oynayamamış olmanın acısı dışa vuruyordu. Bir gün olsun siyaset konuşmadık. Bu çok güzel ve önemliydi. Sanat daima ağırlıktaydı. Birçok refikinin aksine büyük küçük demeden verilen her rolü kabul eder ve izini bıraktırırdı. Hatırladığım, en son KOLTUK DÜŞKÜNLERİ' nde oynamıştı. 2005 yılım saçmalıklarla ve hak etmediğim ve etmeyeceğim birtakım saygısızlıklarla geçti. Tuhaftı; olmaması gerekiyordu. 2006 geldiğinde 2005 den sarkan hastalıklar çoğalmaya başladı. Hepsi de ölümcüldü. Aradığım telefon kanserden bahsediyordu. Çok yakınımdan tutun da yakın olmayan dostlarıma kadar. Kimini aramaya korktum. Kiminden hiç ses çıkmadı. Bu arada sık sık şehir dışına çıktığımdan haber dinlemediğim, gazete okuyamadığım zamanlar oluyordu. 2006 da artık işitmek istemediğim şaşkınlık ifadesi, " Alp bey, gazeteler yazdı. Televizyon verdi. Duymadınız mı!.. " Hissettiğim acı, boğazıma düğümlenen yumrunun etkisiyle, " Duymadım! " diyemiyordum. Acı isyana dönüştüğündeyse ortak söylemim " Biliyordum... Biliyordum kötü bir haber alacağımı, onun için arayamadım... " Bu arada tiyatro dünyası kayıp üstüne kayıp veriyordu. Meral TAYTUĞLU, Şener ÜNAL, Ayşen TEKİN, Mustafa ARSLAN, Mehmet AKAN, Baykal SARAN... Bir gece Kanal B' yi izliyorum. Murat ATAK Bey' in bir programı var. Yukarıdaki kayıpları da sayarken yaşlı dostumun adını da geçirdi. Dondum... " Biliyordum... " dediklerimden değildi! Aramamıştım. Aramamıştı. Aylardan Temmuz' du. Erdek' te olurdu. Ankara' daymış. Yalnızmış; ani bir atak ve son perde... İşte bunu beklemiyordum! Yaşlılığın çok yakıştığı bir insandı... Koştum mezarına. Henüz çok tazeydi. Abartmasız, yüzlerce taze mezarın arasındaydı. Abdullah diye biri yanıma yaklaştı. Neyim olduğunu sorarken akrabalığımı sorguluyordu. " Arkadaşımdı " dedim. " Hay Allah razı olsun " diye haykırdı. Nedense daha bir gayretle atıldı. Beraberce toprağı düzelttik. Başlık yaptık. Suladık... ve... ve performansı düzelttim; rahat uyuyun yaşlı dostum... Yukarıda sevgiyle, saygıyla andığım yakınlarım, arkadaşlarım ve tiyatro dünyasının birbirinden değerli isimleri ve siz Yaşlı Dostum; sahne ışıkları yavaş yavaş söner... Geçiş ... Allah hepinize rahmet eylesin. Allah' ın ışıkları içinde yatın... KOLTUK DÜŞKÜNLERİ Levent ÇELMEN Altan GÖRDÜM
Yıldıral AKINCI 14.06.1939 İzmir - 02.07.2006 Ankara
İnsan Olmanın Lezzeti... CXVII' de buluşana dek, en iyilerle kalın. İlk not: En son ne zaman, sadece sağlara değil kaybettiklerinize de gerekli olduğunuzu düşündünüz? |
:
Alp
ARPAD,
İstanbul,
18.07.2006,
01:00
Diğer bir
"
İOL... "
için