www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü

ÖYKÜ BULVARI

Telif Hakkı Sahibi: Alp ARPAD

HIRSIZ

Sevdi mi severdi! 

Âşık olmasına gerek yoktu. Sevginin bir türü yoktu ki! Kaşını, gözünü, bir gülüşünü, yürüyüşünü, sesini, serenini, herhangi bir şeyini severdi insan. İstese de, istemese de! Genç kadın da işte tam böyle sevdirmişti kendisini. Açıkçası bir şekilde seviyordu onu.  

Aralığın erkek soğuğunu, safkandıran beklentilerini, yeni yılın doğum öncesi ve sonrası heyecanlarını beraberce atlatmışlardı. Ocak ayının eski ocaklardan pek bir farkı yoktu. İki aydır ayların değil de günlerin farkı vardı; uzunun uzunu günlerin, kısanın kısası günlerin. İşte yine bir artı bir eksiyi götürüyordu. Zamanın en olumsuz kısmı, kalleş olanı; birlikteliğin en olumlu olanında, birbirlerine sarılmışken çıkageliyordu; çok kısaydı! En olumlu olanıysa ayrıyken geliyordu; çok uzundu!  

Yaşananlar zamana göre ayarlanıyordu. Alışkanlık oluşumunu tamamlamıştı. Ayrılık birlikteliğin yardımcısı olduğunda düşmana dost muamelesi yapma düşüncesi ikisini de çok yoruyordu.  İşin en kötü yanı yaklaşma sinyalleri veriyordu; saatler günlerden çok daha önem kazanıyordu. Şubata böyle girdiler. 

İkisinin de sakladığı vardı. Bu çok belliydi… Artık alışkanlıktan öteye seyreden beraber oluşlarında, arzulu dakikalar konuşulan anlara çok daha ağır basmasına karşın o ana kadar hiçbiri diğerine “ Seni seviyorum “ diyemedi. On İki Şubat akşamına kadar! 

Genç kadın “ seni seviyorum “ dediğinde algılayamamıştı. Hani yani, sevginin bir türü yoktu ki! O da söylemeli miydi acaba? Duraksama kadının bilindik gülümsemesine neden olmuştu galiba. Bundan sonra kadın sanki metazori devam etmişti konuşmasına, “ Öbür gün… öbür gün gelirim... buradan aynı saatte alırsın beni… ”  Uzanarak adamı dudağından öptü. Tam inecekken tekrar kapadı kapıyı. Öpüşme faslı on dakika sürdü bu kez. İnerken kapıyı öylesine usulcasına kapadı ki bakışları pamuktan tampondu sanki; ama... Adam öylece durdu. Öpüşmenin lezzetiyle bakışların anlamının ya da anlamsızlığının ağırlığı arasına sıkışıp kalmıştı. Kapı kapanmak istemezcesine kapanmıştı...

*******    

Öbür gün gittiğinde akşamüstünün çingene bulutlarını gördü. Birden hüzünlendi. Adamı buruk neşeyle oyalarlardı. Şarabın baş ağrısı gibi pişmanlık taşırlardı. Sarılacağı anları düşünmeye çalıştı. Yine de havada bir şey vardı. Sihirli Mavisi bir türlü görünüp bulunduğu yerdeki siyah karanlığı yakamoz laciverdine çevirmiyordu. Görünürde kimse yoktu. Anayolun hemen yanında keşfettikleri bu buluşma ayrılma yeri, ön ya da son sevişmelerinin tanığı, çok sessiz, hatta ıssızdı şimdi. Sota diye seçmişlerdi ama beraberlerken anlam taşıyordu galiba. Bu sefer o da söyleyecekti; türü ne olursa olsun! Keyfi biraz yerine gelmişti şimdi. " Seni seviyorum " diye fısıldadı yandaki koltuk kafalığına. İnandırıcı olmuş muydu acaba? Nasılsa nasıl, geldiğinde ilk bunu söyleyecekti...

Mum ışıklı su kabağı gibi farlarıyla son istirahatgâhına yığılmak üzereymişçesine anayoldan sotaya sapan otomobil az önünde durdu. Üzerinde " Taze Çiçekevi " yazıyordu. İçinden yaptığı işin önemine hiçbir zaman varamayacak tipli bir delikanlı elindeki paketle indi. Korkarak adama doğru yürüdü. Adam hemen arabadan indi.

- Kolay gelsin!

- Sağ ol ağabey. Abla dedi ki, bu paketi yeşil araba...

- Sen de sağ ol. Ver bakalım paketi. Al bu senin emeğine karşılık. Abla nerde şimdi? Dükkânda mı bekleyecek seni?

- Yok, gitti! Ağlamaklıydı. Telefon eder, sonucu sorarım dedi, gitti..

Delikanlı gider gitmez paketi açtı. Jelâtinin içindeki görünce kalbi sızladı... İki adet kırçıllı karanfil! Daha geçen gün konuşmuşlardı; " üzgünüm ama bitmek zorunda " demekti. Hemen onun koltuğuna uzandı. " Ayrıcalıklısın " anlamındaki olağanüstü güzel düzenlenmiş tek mavi gülü öteki eline aldı. Bir süre elindeki çiçeklere bakarak düşündü. " Keşke yerimizi belli etmeseydin; giz bozulmasaydı... " diye geçirdi içinden. Şık sarı paket kağıdına kutuya benzer bir cisim iliştirilmişti. Dikkatle bakınca  bunun bir kaset kabı olduğunu anladı. Tek parçalık bir albümdü. Hemen kasetçalara taktı:

...

Bari anlasaydın...

Ağlayan ruhum senin idi

Ayrı geçen gecelerimiz gibi

Gittiğim yerde gizlice ağlarken

 

Ben düşündüm...

Sen de düşündün mü hırsız

Çok mu mutluydun sevişirken

Çaldığın aşklar sevgiye dönüşürken

 

Elveda hırsız... Çok çalma... Hatta hiç hiç çalma...

 

Arzulanmak güzel...

Körle yatan şaşı mı olacak

Beni de mi hırsız sandın

Ah sevgim, bendini aştın!

 

Elveda hırsız... Çok çalma... Hatta hiç hiç çalma...

 

Ayrılmalıyız...

Çok sevgilerin sonu olmazmış

Sevgiye attığın her düğüm

Gün gelir seni de boğarmış

 

Elveda hırsız... Çok çalma... Hatta hiç hiç çalma...

...

Nefis bir melodisi vardı Hırsız adlı şarkının. Enstrümandan çıkan ezgi önce çalanla söyleyeni, sonra da dinleyeni eziyordu. Silâh böylesine yaralayamazdı insanoğlunu; Yüreğe inen, işleyen derin bir iz, bedene sığmayan topraktan göğe bir his...

Kadın da öylesine yorumluyordu ki kadınlığın tam hakkını vererek, sanki Sihirli Mavisi söylüyormuşçasına...

 

Adam farkında olmadan kavuştakları geçmeye başlamıştı. Sanki o da ona söyler gibiydi; Elveda hırsız... Çok çalma... Hatta hiç çalma...

Tam Allah kahretsin diyecekken kucağındaki notu gördü: Beni her düşündüğünde barınağımızdaki sevişme gongumuzu çal.... çal... sen çal, ben duyacağım. 14 Şubat' ı hiç unutmayalım olur mu hırsızım?

Birden mavi gülü öptü adam; kendini tutamayarak ağlamaya başladı...        

 

******* 

 

Arabayı durdurdu. En masum görünen çifti keşfetmeye çalıştı. Öğrenci tipli ikisi birbirine sarılmış dünyadan habersiz yürüyordu. Erkeğe uzattı bütün çiçekleri, " Sizin de, hanımefendinin de sevgililer günü kutlu olsun! " dedi. 

Dikiz Aynasından baktığında şaşkınlığını üzerinden atan delikanlının çiçekleri kıza uzatarak onu yanağından öptüğünü gördü. Hem de sokak ortasında, ışıkların altında!

Sızıyla gülümsedi. 

Yaşlı gözleri yolda, soğuktan kızarmış kulağı melodide yüksek sesle şarkıya eşlik ederek bir an önce gongu çalmak üzere iki odalı evine, barınağa doğru arabayı sürüyordu;

Elveda hırsız... Çok çalma... Hatta hiç hiç çalma...  

:  Alp ARPAD, Ankara, 17.11.2006, 03:29                                                                                               Diğer Bir Öykü için  

               

Bir Onceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Bu yazarımız/Bu yapıt hakkında  Radyolu Dakikalar ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girisi Bir Sonraki Yapıt