www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü
ÖYKÜ BULVARI
Telif Hakkı Sahibi: Yeşim ESEMEN
YARIM
KALMIŞ BİR İLETİŞİM
|
........ Telefondaki ses, son olarak ; - ..........peki ama Neden? Dedi ve sustu. O da sustu. Sessizlik ve suskunlukla kaç adet cümle kurduklarını bilmiyordu… Telefonunun “ bitti ” tuşuna dokunamadı... Telefon elinde öylece kaldı. Eli “ bitti ” tuşuna gitmedi... “ Neden? ” diye sordu kendi kendine, yanıtını bildiği halde..
Çünkü, insanın en bilinçli organıydı eli. Fark etmeden ya da istemeden, Bir ses kulağına, Bir görüntü gözüne, Bir koku burnuna, Hatta bir tat damağına ulaşabilirdi. Görme, duyma, koku ve tat alma eylemleri, edilgen de olabilirdi. “ Ama, dokunmak öyle mi ya ? ” diye düşündü. “ Elinizi uzatıp dokunduğunuzda, bu bilinçli bir harekettir, etkendir. Siz istediğiniz için olmuştur, sizin dışınızda değil ! ” Alan, veren, iten, çeken, kaldıran, koyan, Dokunan, farkındalık sahibi olan, insanın kendi eliydi..
İşte bu yüzden eli, ‘ bitti ’ tuşuna dokunamadı, öylece havada kaldı… Telefonu kapatan karşı taraftı. Eli, son arayan numaranın kayıtlı olduğu tuşa uzandı. Geri çekti, tekrar uzandı. Numara ekranda belirdi. Henüz “ ara ” tuşuna dokunmamışken ve dokunmakla dokunmamak arasında gidip gelirken, Telefonun şarjı bitiş sinyali verip, ekranı karardı. Bir şeyler ya da birileri, sanki işini kolaylaştırmaya vesile olmak ister gibiydi... Yapması gerektiğini bildiği ama yapamadığı bir şeyi, onun adına yapmak ister gibiydi.. Bilgisayarın başına oturdu, yazmaya başladı. 1 Şubat, saat 18:46…… Yine bir cumaydı... Ve, klavyenin tuşlarından ekrana ulaşan, Adresine hiçbir zaman ulaşmayacak bir mektubun içine yerleşen şu satırlardı..
Bir vardır, bir yoktur.. hem vardır, hem yoktur.. Zamanlardan birinde, yaşamın bir kara ikliminde.. bir masalın içine düşersiniz… Bildik, tanıdık, gördük bir masal değildir bu. Hiç tanımadığınız, daha önce hiç duymadığınız size yabancı bir masal.. Merakın peşine düşürür sizi öyle ki; okudukça şekillenir, renklenir, sayfalarına önce ses, sonra görüntü eklenir… Ne en genç, ne en akıllı, ne en cesur, ne en yakışıklı, ne de başka bir “ en ” olan bu masal kahramanı, Birçok “ rağmen ” e rağmen, fark etmeden sarıverir benliğinizi sadece külkedisine uyan bir ayakkabı gibi... Cebinizde bir başka hikayenin pasaportu, vizesi, oturma müsaadesi... bir masalın içinde buluverirsiniz kendinizi… Daha içine düşerken bunu bilirsiniz.. bilirsiniz de, yerçekimini engelleyemezsiniz... Masalı terk etmeyi denersiniz… Sayfalardan, satırlardan, sözcüklerden, gözlerinizi , parmaklarınızı çekersiniz... Uzaklaştıkça yakınlaşır, hem yokluğu hem çokluğu hissedersiniz... Saati uyanmamaya kurup, sanki önceden de oradaymış, hep orada kalacakmış gibi tanıdık bildik bir güvenle, Masalın koynunda uyumak, uyumak, uyumak istersiniz... Alarm çalar.. ertelersiniz… tekrar çalar.. yine ertelersiniz… Çalmaktan hiç vazgeçmeyeceğini pek ala bilirken, ertelemeye devam edersiniz... Ancak, “ erteleme ” dışında başka hiçbir susturucusu olmayan bu çalar saatin, “ uyanmaya ” kurulu olduğunu bilirsiniz… Çünkü o saatin alarmı, susturucusu, hatta ta kendisi, sizden başkası değildir… Bizzat siz, yani kendiniz! Kendinize rağmen masalda kalmayı, Zaten beceremezsiniz… …….. Telefonunu şarja taktı, ‘ pin ’ kodunu girip öylece bıraktı. Ding ding ding… dong dong… ding dongggggggggggggggg……. ………… Bu kez, Telefonu kapatan kendi parmakları, kendi eliydi... Bu kez biten, Aslında hiç başlamamış bir iletişimdi... |
Edebiyat Atölyesi Pazartesi Çalışmaları " ndan: 19. hafta, 31.01.2005 - 06.02.2005, haftanın konusu: İHANET' in hatırlattıkları üzerine...