www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü

ÖYKÜ BULVARI

Telif Hakkı Sahibi: Vefa LÖK

BÜYÜK BASİTLİK

  • Gözlerini her açışında yeniden yaratılır evren. Bütün o yeryüzü, canlılık, milyarlarca yıllık oluşum, uzaklıklar, yakınlıklar, bildiklerin, bilmediklerin... Her zerresiyle tamam olur. Hayatını yine bildiğin o şekliyle bulur ve kaldığın yerden devam edersin oynamaya. Ve bir an bakarsın ki, göz açıp kapayana dek uçmuş ömrün. Hayat boyunca aslında hep o anı yaşadığını anlarsın. On binlerce rüya sığar içine, son kapanışında gözlerinin.

  • Günaydın Bilge Kedi.

  • Günaydın Vefa.

En kusursuz O’ dur her an
Düz çizgi yoktur evrende
Hep eğridir çemberler, küreler
Kanunlar, kaleler yıkacak olan

Daha nice gezgini kâşif eder aşk

Duy beni der, sev beni, oku beni
Alemleri döndürür ilahi ses
Var oluşun her sahifesini
Mühürler o gizemli nefes

Ne şiirde, ne şairde kalır aşk

Yaprağın şeklini hayal et
Kopup düşme derdindeki damlayı
Hayal et o dudağın kızıl izini
Mum alevini ve sevgili laleyi

Gören gözlere delil olur aşk

Daima var olmuş en kısa yoldur
Çile ve dertlerin özünde baldır
Pervaneden ders al, perdeyi kaldır
Yak, yok et sabrını, yaşarken öldür

Ne yenilgide, ne zaferdedir aşk

Bizi bizden uzaklaştırdı bu çağ. Şehirde dolaşan postacı sayısı kadar bile mektup olmayan günler mi gelecek? Sayısal dünyadaki bu varlıkların kokusu, yumuşaklığı ve tadı da olacak mı bir gün? Kim düşünecek, Kim karar verecek, Kim yaşayacak?

Ya doğa yavaşladı artık, ya insanların delice acelesi var. Gece boyu papatyanın yaprağında bir damla çiğ oluşana dek kaç kuyuya girip çıkıyoruz Allah bilir.

Seni seviyorum ıhlamur ağacı. Usul usul süsleniyorsun haftalarca. Kimseye yük olmuyor güzelliğin. Seni seviyorum ıhlamur ağacı. Ve sen dans eder gibi bekliyorsun her şeye inat.

Kucağımda bisikletle üst geçide çıkıyordum. Sağda bir kız çocuğu taş merdivene oturmuş, kâğıt mendil satıyordu. Kucağında kırmızı kapaklı bir resim defteri vardı. Dört beş saniye göz göze bakakaldık. Bu kapalı defter onun muydu acaba? Bugün bir şeyler çizmiş miydi? Dalıp gidecektim ki, kucağımdaki bisiklet ağırlaştı ve merdiveni çıkmaya devam ettim.

Şehir, içine düşen herkesi ve her şeyi parçalıyor galiba. Geçip gidenler ve seyredenlere bölündük az evvel çocukla ben.

  • Herkesin bilge kedisi var mı acaba?

  • Hayır. Bir kısmının olması gerek en azından. Fakat herkesin kendine ait bir geleceği var. Aslında tek sahip oldukları, okyanus misali tüm ve tek olan geleceğin sayısız pırıltısından sadece biri.

  • Böyle acayip konuşmayı kimlerden öğrendin bilmiyorum. İyi ki varsın. Böyle beni şaşırtan ve merak içinde bırakan kimim var ki başka?

Caddede yine yavaş ilerleyen bir trafik vardı. Bekleşen ve ara sıra hareket eden araçların arasında yol bulup aşağı doğru iniyordum. Bankanın hemen önünde, ışıklarda birkaç aracın geçişini beklemek için durmuştum. Kedi “ Döneceğim hemen! “ deyip ani bir sıçrayışla önümden geçen minibüsün tepesine kondu, hemen sonra yine çevik bir hareketle daha öndeki bir araca zıplayıp kayboldu.

Çok uzak anılar.. Çocukluğumuz
İlk öpüşün coşkusu.. Unuttuğumuz
Hayat bir aksi seda.. Uçurumlarda
Dağılır paramparça.. Karşı yarlarda

( Hayatın Üçüncü Gözü - İlhan İrem )

Hava güneşliydi, hiç bulut yoktu ve yine podyuma dönmüştü kaldırımlar. Ağzından sular akan erkekler içinden geçen bu süslü kadın ve kızların aklında neler vardı kim bilir? Erkek bir adam sayıyorsa kendini eğer neden bütün gün öylece aşağılık şekilde geçenleri seyreder durur? Erkeğin aklı hep aynı şeyle meşgulken, kendini sergileyen şu dilberin aklı ne hinliklerle dolu kim bilir?

  • Dondurmayı herkes sever değil mi Vefa?

  • Tabii ki dostum, hele bu sıcakta! Yalnız, sen nereye kayboldun öyle hı?

  • Mühim mi bu? İşte hemen geldim ya! Bak ilerde, bu dümdüz caddenin en ucunda bir dondurmacı var. Neredeyse her çeşidinden satıyorlar.

  • Evet gördüm. Ben çikolata dondurmalı süt içeceğim. Haydi gidelim!

  • Benimle değil de bir kadınla olsaydın nasıl da yazık olacaktı sana şimdi. Tam karşıdaki hedefe dümdüz gitmek yerine, bir labirentte dolaşırcasına ara sokaklarda telef olacaktın.

  • Az evvel ben de şu kalabalığı düşünüyordum. Dahil olmak mı yoksa seyretmek mi daha berbat bilmiyorum. Özeniyor muyum, iğreniyor muyum belli değil. Günler uzundu ve kendi derdindeydi hayat. Nereden icat oldu bu hatunlar? Bir kadın soyunup yanı başıma çırılçıplak uzanınca mı çözülür muamma! Adam olduğumu nasıl ispat edeceğim ki kendime. Oyuncaklarla mı!?! Geri dönüp baktığımda hep aynı manzara; Çocuklar, oyunlar ve çocukluğum!

gülüp geçmiş nice dilber
cilve nazı vefa mı görecek
yollara sığmazmış o pabuçların
bizler büyüdük, düştük yola
seninle pembede karşılaştık
her şeyin oyuncağı vardı
her şeyi sorduk usanmadan
aylarca tırtıl gibi süründük
gak yemek, gak su, gak anne
mışıl mışıl uyuduk günlerce
daha yeni doğmuş bebeklerdik
köprü başında düştüğünde sen
pembe yalnızlığın içine vefa

  • Gözünde büyütme kadınları artık! Vakit de dahil, aynı miktarda isteyip alamayacağın hiç bir şeyi onlar için harcama. Sen ne söylesen söyle o güzel kafasına girmez dilberin. Seksen beş yaşında değilsin, masadaki sürahi değilsin, sen konuşan bir görüntü de değilsin Vefa! Aklını yitirdin uyan. Tutkularını biriktirecek kadar uzun değil ömrün. Ya keskinleştirir seni bu yol veya körelirsin...

Güneş doğar.. Güneş batar
Ama insan Uyumaz bazen.. Düşünür

( Bazen - MFÖ )

  • Haklısın Bilge Kedi. En az yıldızlar kadar dert duydum onlardan. Aklıma ne geldi biliyor musun? Ne yıldızları seyrettim sessizce baş başa, ne bir ortak şarkım oldu sevdiğimle. Şimdi nerdeyse çamur gibi yola yığılacağım. Durgun suya atılan taş olmaktansa, yayılan dalgalar olmayı seçtim artık. Senin geçenlerde söylediğin “ Bizleri yaşatan belirsizliklerdi hep ” sözünü çok sevdim Mavi Kedi. Koluma saat bile takmıyorum yıllardır.

  • O sözü ben söylemedim. Sen söyledin veya henüz söylemedin Vefa.

  • Aklım karıştı yine galiba, affet beni. Sana biraz olsa da yetişmem mümkün mü Bilge Kedi?

  • Öğrenilen her bilgi, bir balon gibi şişirir aklı. Üzerindeki gizli harfler gittikçe büyür, büyür sonsuza dek. Tevazu gösteren herkesin kolayca okuyabileceği bu harflerde hep aynı şey yazmaktadır. “ CAHİLLİK ”.

  • Ve bir gün balon patlayınca, bilgiye mi dahil olur akıl sahibi?

  • Evet Vefa. Zamanla her şey içinde aktığı şeye benzer. Her şey baktığı şeye dönüşür.. Sen elmaya bakarsın, elma toprağa, toprak bulutlara, bulutlar denize, deniz yıldızlara, yıldızlar aklına bakar insanın! Ne düşünürsen osun!

  • Bir hayalim desene!

  • Evet Vefa! “ Elma ”yı tatsan da tatmasan da toprak olup gideceksin.

Kaç kez evinizin önünden geçtim bayram giysileriyle
Siz dans ediyordunuz, dışarısı soğuktu
Bir pencere vardı aramızda
Işığı söndürüp gezmelere gittiniz.
Kaç kez çiçekler bıraktım kapınıza, yoktunuz!
Kapınızı çaldım çırılçıplak, görmediniz!

Şimdi siz, en çılgın sevişmelerin ateşli rakkasesi
Dönüyorsunuz, dönüyorsunuz etrafımda
Elleriniz varmış, ellerinizle güller sunarak
Derin bir sevda ile gözlerinizde, dönüyorsunuz
Çırılçıplak teninizde, ışıklı tüller uçarak

Ben, koridorun öteki ucundayım, sizin yolunuz uzun lakin
Ben sevda rüzgarında, sizde, sessizlik hakim
Kavuşmamız şarkı şarkı olacak, yürüyün öyle çılgın, öyle sakin

( Merhaba Koridor – İlhan İREM )

  • Müzik, şu dinlediğin müzik var ya; Seni senden koparır, götürür uzaklara. Bilmediğin şehirlerin kalabalığında kaybolursun. Belki de savaş vardır o düştüğün meydanda. Parça parça olur etlerin. Belki çılgınca akan, koyu mavi bir nehre kapılırsın. Sonra, son notanın vuruşunda, o şarkı yine seni sana teslim eder. Ama bir başka biçimde. Sen seçemezsin müziğini, o seni sevip alır koynuna.

  • Yoksa, Aşk da bir şarkı mı yoksa Mavi Kedi; Bütün hücrelerimizi orkestra şefi gibi yöneten?

  • Yine dönüp dolaşıp aynı muammaya düştün. Bu yer, bu gök arasında söylenmiş hangi söz biraz olsun hakkıyla tarif olmuş Aşka?

  • Bu gezegende sevişmekten öte ne dert var ki yemek, içmek.. uyumaktan başka? Aklım oynadı yerinden yine bak. Bir yanda doğası dengesiz varlıklar olan kadın, diğer yandaysa aklı dengesiz olan ben. Aradaki her neyse yok olsun artık! Beş duyumun beşini birden ele geçirsin aşk!

  • İsyanına katılıyorum. İnanılmazdır, anlaşılmaz giz gibidir ki, var olan her şey sevilmek ister! Dağ, taş, bulut, tüm börtü böcek, saksıdaki çiçek ve gördüğün bildiğin her şey. Her şey sevilmeye dair o büyük aşkın izleridir yaratılışın. Kimini gül kokusu sarhoş eder, kimini dikenler parçalar bu bahçeden geçerken.

  • Dünya hiç adil değil biliyor musun sen de hı?

  • Öyle olsaydı var olur muydu yüce terazisiyle Ahiret? Dünyayı doymak bilmez ejderha bil Vefa. Birazını yakar, birazını sırtında gezdirir, birazını pençeler, birazını okşar görünse de hepsi sonunda bir ejderha sofrasında bulur kendini.


Aklımı çalan o kıvrımlardasın
Tendeki tuzdasın sen aşk
Pembe güllerle kaplı göğsünde
Keman olsun gövdem tel tel
Gel yapış dudaklarıma
Dünyanın tüm tatlarıyla gel
Her ne varsa beni var eden
Bana ait her izi benden al

Çarpık evde düzgün insan olur mu? Masa, sandalye, duvar, kapı ve penceremiz eğri. Sofradaki yemekler birbirine girmekte. Komşunun bıraktığı fasulyeye bir hüzündür sızmış, ekmek kırıntıları, tuz taneleri ve bir yudum su.. Açım. Beceriksiz ve açım. Peynir ekmek yiyorum lokma lokma. Dolapta yarım karpuz, sulu, tatlı ve soğuk. Bir tabak soğuk fasulye, ekmek, peynir ve bıçak. Ben ekmeği koparıp peynirle yiyorum yine. Babam geç geldi. Sanki yol boyunca geri geri yürümüş gibiydi hali. Bir şeyler söyledi. Her şey sallantıda, her şey yamuluyordu. Sözler yanımdan geçip duvara yapıştı. Karpuz dolaptaydı halen. Babam bulduğu soğuk fasulyeyi bıçağın ucuyla yiyordu. Babana söyle, kessin karpuzu demişti annem.

Annemin sevdiği şarkılar aptallaştırıyor beni. İlhan İrem dinlemek istiyorum.. Dolanmayın etrafımda kıvılcım gibi ne olur. Perde çekilsin.. Kapı kalmasın açık. Ağlamayı bekliyorum.. Ağlamayı bekliyorum son istasyonda ben. Kara tren çığlıklarla haber versin geldiğini. O sesten başka hiç bir şey duymak istemiyorum. Pencere kenarına oturup kalacağım. Her şey gri gri, çizgi çizgi olsun, hızla geçip gitsin önümden. Kimseyle, hiç kimseyle yüz yüze gelemem.

Dinamit yüklü palyaçoyum ben. Şakaklarımdan sızmak için zorluyor bütün ağırlığıyla kâinat. Dolanmayın etrafımda kıvılcım gibi ne olur.
 

İzin ver çocuklar gibi çaresiz olsunlar,
Çünkü güçsüzlük muhteşem bir şeydir
ve güç, hiç bir şey.
İnsan doğduğunda güçsüz ve uysaldır,
öldüğünde ise, katı ve duyarsız.
Bir ağaç büyürken hassas ve esnektir,
ama kuruduğunda ve sertleştiğinde ölür.
Sertlik ve güç, ölümün refakatçisidirler.
Uysallık ve güçsüzlük, varlığın canlılığının dışa vurumlarıdır.
Çünkü katılaşan hiçbir zaman kazanmaz.

( Stalker – Film )

Saat çoktan ikiyi geçmişti. Mutfağa gidip biraz soğuk su içtim. Odama sessizce dönüp, yatağımın ucundaki pencerenin tüm perdelerini sonuna dek açtım. Mavi Kedi tüm bilgeliğine rağmen nasıl da mışıl mışıl uyumuştu. Bu cahil aklı neden uyku tutmaz ki! Dünyaya bir gün yine gelsem de bir kedi olsam ah!

Eğik evim, ip kadar düz sokaklara bakıyor. Özenle çizilmiş şehirde, özenle hareket eden bir yığın uykuda şimdi. Aynı yastıktaki sevgililer bile geceleri böyle habersiz birbirinden. Herkes o büyük yalnızlıktan almış payını.

Dev bulut geçiyor şehrin üzerinden. Bir avuç insanla beraber titriyorum.

Şehirde bir avuç insan dışında herkes onu bulut sanıyordu. Neredeyse hepsi zaten uyuyordu. Yalnızlığı bir avuç insan tanıyor, o bir avuç insan her gece lokma lokma şehre yağıyordu.

Penceremde tanıdık bir yüz odamı seyrediyor. İki bin beş yüz bakıştan ne kaçırabilirim ki? Yıldızların arasındaki karanlığa benziyorum. Beni de kucaklayın, sevin ne olur. Her gece bir parçamı daha kendine katıyor yalnızlık. Gel her kimsen, adına Leyla diyeyim. Gel her neredeysen, uzan yanıma sevgilim. Ufalıp ufalıp, geceyi anlatan her satırın sonuna çakılan iki küçük nokta olalım seninle yan yana.

Devam etsin içimde bir şeyler. Yeter! Nefes alışımı duyuyorum!...

Canavar geldi! Sırtımdan aldı bu gece. Canavar geldi.. Uyumak istiyorum.. Uyumak istiyorum.. Çok acıyor!! Çok acıyor.. Çok.. Çok.. A-cı-yor.. ...-yor..

Yıllardır veya belki de hiç olmadığım kadar mutlu olduğum uzun ve tatlı bir rüya görüyordum bu sabah. Uyanmak nasıl kötü etti beni bilseydin, tuz buz olmuştu tenim.

Önce bir parktaydım. Üç büyük kaydırak hatırlıyorum. Hani bilirsin, çocukken merdivenle çıkıp aşağı kaydığımız. Yirmi metre yüksekliğindeydiler sanırım. Onlarla oynuyordum. Bir tanesi yerde yan yatmıştı. Onun kaydıraklı yerine oturdum. Sonra bir veya iki tanıdık kız arkadaş o kaydırağı düzeltmek için alttan ittiler. Yükseldim, ayağa dikildi kaydırak, sallandı ve ben de beraber hızla öteki yana düştüm. Toprağa çarptım. Kalkıp bir şeyler söylenerek çıktım oradan.

Sizin evde buldum kendimi. Bir odada bekliyordum. Sen ailenle mutfakta yemek yiyordun. İki kız daha vardı senin yaşlarda. Biri epeyce şişmandı. Kardeşlerin olduğunu düşündüm. Yemekten sonra biraz da çay içmek için mutfakta oturdunuz. Çayı kızlardan biri hazırlamış önceden. Sonra yanıma, beklediğim odaya geldin. Sana öylece bakıyordum ve sanki sen de öyle şaşkın veya meraklıydın. Saçların değişikti çünkü. Uçlara doğru gittikçe siyahlaşan, omuz hizasında, gümüş renkli düz saçların vardı. Çok soğuk görünüyordun. Konuştukça alıştım bu yeni haline. Sana bazen “ Prenses ” bazen “ Yağmur ” diyordum. Ara sıra minik sarılışlar ve öpüşlerim oluyordu. Binlerce yıldır insan yüzü görmemiş gibi, seni bulduğuma seviniyordum. Sana dokundukça sanki damarlarımdaki tüm kan değişip tazeleniyordu. Öyle mutluydum ki Yağmur; anlatmak için burada yazacağım her satır sanki titreyip dökülüyor utancından.

Sonra “ Çıkalım ” dedin.” Çıkalım, gezelim, bir yerlere gidelim. Daha rahat ve güzel olur günümüz.

Evden çıktık, yoldaydık. Yürürken aynı anda yelek gibi bir montu giyinmeye çalışıyor fakat beceremiyordum. Büyük metal çıtçıtları olan, güzel bir monttu. Yardımını istedim. Sen ilk ve son çıtçıtı, sonra diğerlerini de kolayca ben taktım. Altımda bir kot vardı. Nedense pantolonumu arka kemer yerinden tutup yukarı çektin sıkıca. Popomu beğenmiş gibi bakıyordun. Kadınların erkeklerin poposuna neden baktığını, nasıl beğendiğini falan soruyordum şaşkınlıkla sana.

Bakırköy'deydik. İstasyon caddesinde yukarı doğru yürüyorduk. Hafif, ılık bir yağmur yağıyordu. Islandıkça vitrinleri yansıtan kaldırımlara bakıyordum.

" Hadi gel, karşıda güzel bir yer biliyorum.. Oraya gidelim " dedin.. Ne söyledin şimdi hatırlamıyorum ama bir kadın ismi gibi zarifti mekanın adı. Müzikleri güzel bir yer olmalıydı çünkü sen de bir şarkı söylüyordun.

Hâlâ caddede yukarı çıkıyorduk. Dediğin yeri merak ediyordum ve bir türlü varamamıştık.

"Yağmur.. sen karşıda derken yoksa..... "

"Evet Vefa karşı.. Karşı tarafa geçeceğiz vapurla tabii ki " dedin. Saate baktım. Vakit öğleyi çok az geçmişti. Kolumu sımsıkı tutuyordun bazen. Yürüyorduk. Ben ise gün içinde yan yana olacağımız ne çok vaktimiz olduğunu düşünüyordum. Ne güzel, gideceğimiz yer de uzaktı. Yol bile hemen bitmezdi. Saniyesini kaçırmak istemiyordum bugünün.

Ben bu düşüncelerle yürürken, yüzüne bakarken, sen: " Bir gün yine böyle gideriz oraya beraber " dedin. O an söylenebilecek daha güzel ne var ki? Yarın boş bir çuval değildi artık. “ Tabii ki Yağmur ” diyebildim.

En güzeliydi seninle bir günü, seni bir gün daha göreceğimi bilerek yaşamak.

Cebimdeki para geldi aklıma. Yirmi milyona yakın bir şeydi sadece. Sıkıntıya girmiştim. Hâlâ caddedeydik ve bu para durumumu sana nasıl izah edeceğim diye kıvranıyordum.

Neler uçup gitti birden o caddeye. Daha güne başlamadan.. İzah edemeden! Saat dördü geçmişti. Gün ağarınca kaybolan yıldızlar gibi hızla yok oluyordu rüyamın izleri. Kalanları da kıytırık kalemimle tarif etme gibi bir zavallılık yapıyorum şimdi Yağmur. Bu gördüğüm en şahane düştü. Bana hiç söylenmemiş en güzel sözleri senden duymuştum. Anlatmalıydım sana. Sahi, rüyamda sen hiç sigara içmedin, hatta sigaradan bahsetmedik bile.

Bunları yazıp uyumuşum. Yağmur’ la ben internette beş yıldır yazışıyoruz. Hiç yüz yüze gelmedik bunca zaman. Sabahki rüyam o kadar net anlatıyordu ki halimi bana.. Bir kızı sevmeyi sürdürebilmenin en uzun yolunu seçtiğimi gördüm. Sadece yolladığı resimlerdi onun endamını bana anlatan. Resimler kımıldamıyordu ki hiç. Gözlerini nasıl kırpar, konuşurken, gülerken, ağlarken hangi kıvrımlarda bulurum onu bilmiyordum. Yazışıyorduk ve yarın da yazışmamıza şu an için bir engel yoktu.

Resimlerine baktıkça, içime her şeyini yitirmiş bir adamın derin üzüntüsü yığılıyordu.
 

Aynı anda aynı sessiz geceye doğru içim sıkılıyor demişizdir.
Aynı sabaha uyanırken kim bilir, aynı düşü görmüşüzdür.
Olamaz mı? Olabilir.

Onca yıl, sen burada
Onca yıl, ben burada
Yollarımız hiç kesişmemiş
Şu eylül akşamı dışında

( Eylül Akşamı – Bülent ORTAÇGİL )

Bir hayalden gelip, bir hayale katılıyor ardımızda her şey. Ya bu sis kaldırılsaydı yolumuzdan? Herhangi yöne bir adım bile devam eder miydik? Ne akıl almaz bir haldeyiz. Bizleri yaşatan belirsizlikler oldu hep, gerçekler değil! Dudağı dudağıma değmeden öleceğimi bilseydim ne kıymeti kalırdı güzelin?

Yoktan gelip yokluğa düşüyor bana çarparak her şey. Ne yaparsam onu yapıyor ya, sanıyorum ki Vefa var aynada. Hani düşündüğüm an, ben de katılırım nefes alışıma. Başka neler var böyle fark edemediğimiz? Musluk var, su var, diş macunu ve havlu var... Nasıl böyle inandırıcı olmayı başarırlar? Kim, nerede, ne zaman ve neden başlattı bu gerçekliği?

Hey be görkemli hayat! Jileti yüzümde gezdirirken, nasıl da çalıntıymış gibi titriyor ellerim. Benden kurtulmak için böyle çırpınır ya gövdem; Ey görkemli hayat! Şu çakıl taşlarım da yüzünü bulandırmasaymış, ne pürüzsüz yansıtırdın o gazoz ağacını be!

Yüzümdeki çizgiler arasında sinsice kımıldanıyordu yıllar. Aynadaki hayalimden bile en az bir nefes geride yaşıyordum hayatı.

Vazgeçmek.. birden bire
Her şeyden.. vazgeçmek

( Tepedeki Çimenlik – Bulutsuzluk Özlemi )

  • Günaydın Vefa! Bir adım öne geç, bir kaç saniye ileride yaşamayı dene bugün. Bütün manzarayı kaçırıyorsun. Hayata dair her kımıltıda sen, önüne çıkan koca bir duvar gibi kendine çarpıyorsun. Kendine dön, geride kalma, kendini takip etmeyi bırak, hayata bak!

  • Sence bu kolay mı? Bedenimden uzanan iki kol, iki kolun ucunda iki el, ellerim on parmakla bitiyor işte. Hepsi bu! Dünyayla bağlantımın çoğu bu on noktadan geçmekte. Ve yazık ki hayata uzanan çoğu duyargam arızalı biliyorsun. Eğri büğrü algıladığım bir gezegende, eğri büğrü ve silik bir adamın içindeyim.

  • Karakterinde kusur olmasın Vefa! Fiziksel kusurlar elbet aşılır.

  • İlk on saniyede kaybedenler vardır. İşte ben de o ırktayım. Her sahaya benden önce arızalarım giriyor üstadım. Her oyuna yenik başlamak, mücadele, mücadele ve insan üstü gayret. Herkes kocaman adamlar olup, kocaman oyunlar oynuyor. Sana uçurtmalı dede rolü verilmiş, üstelik bir de alkışlanıyorsun. Derdini anlatmaya kalkarsın, bazen isyan edersin ve çelik keskinliğinde hoşgörüsüyle geçip gider insanlar. İster prens kadar yakışıklı ve alımlı ol, ister sevdiğine en yakıcı bakışı at, ister şehrin en tepesine çık, ister bir satıra hayatı sığdır.. Kim takar seni. Hepsi boş! TV deki bozuk yayın gibisin.. Etrafındaki parazitler her yeri kaplıyor.

  • Sus Vefa, sus, iyi biliyorum sen nesin
    Hiç kimse, ne kızıl saçlı ne sarı
    Süslenmedi bugün aynada senin için
    Ne ellerin, ne dudakların umursandı
    Hiç bir
    güzel seni hayal etmedi bugün
    Sus Vefa, sus, iyi biliyorum sen nesin
    Bazen aynada, bazen bendesin

    Maaoouv! dedi ve zıplayıp aynada kayboldu Bilge Kedi!!

        : Vefa LÖK, Eylül.2004                                                                                                                              Diğer Bir Öykü için  

               

Bir Onceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Bu yazarımız/Bu yapıt hakkında ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girisi Bir Sonraki Yapıt