www.sizedebiyat.com SiZedebiyat
ÖYKÜ BULVARI
YEDİNCİ EV
| - “ Orfeus bunu bana yapamazsın!.. Herkes yapar, sen yapamazsın!.. Vazgeç artık.. Bak zaten on gündür ayrıyız.. Hadi Orfeus, vazgeç artık… ” Doktor Munis yalvarmaktan yorgun düştüğünde uzanmak istedi. Dönerek tekrar anlam veremediği yeni yola bir daha baktı. Komşuları, yirmi dört saat ara vermeksizin yapılan bir çalışmayla denizin dört günde doldurulduğunu söylemişlerdi. “ Ahh! Oldukça akıllı bir yol bulmuşlar. Doldurulan denizi, dolum işlemi bitip asfaltlandıktan sonra eski haline döndürmek çok zor. Davaları kazansam bile uygulamasını görmeme ömrüm yetmeyebilir. Kaldı ki, kamu bütçesi ve kamu yararı maddesi düşünüldüğünde karar aleyhte çıkabilir. Hoş bunun kamuya yarardan çok zararı var. Bunu ikimiz de biliyoruz Büyükos… ” diye düşündü Doktor Munis. Göz kapakları açık kalmayı reddediyordu. Direnmedi; yanındaki divana kendini bıraktı… - “ Ne zaman gelmiş Doktor, müdürüm Kusursuzi? İlk konuştuğu kim? Ne demiş? Büyüklerden birini aramış mı? “ diye, uzun boyuna karşın kendisini kısa gösteren kilosuyla şişman Belediye Başkanı Büyükos bir çırpıda soruları sıraladı. - “ Başkanım ilk bir numara ile konuşmuş. O da her şeyi anlatmış. Kimseyi aramamış. Altı gündür Orfeus’ u sayıklar dururmuş. Son iki gün sadece açıktaki fenere bakar konuşurmuş ama dediğini anlayan yokmuş. ” - “ Kara Şeytan! Pislikler Şahı! Kötülük şampiyonu! Tamam Kusursuzi müdürüm. Sen artık adamlarını çek oradan. Beni ararsa Raksis’ e belediyeler toplantısına gitti dersiniz. Bir haftadan önce dönmeyeceğimi söylersiniz. Tembih et herkese! Ondan sonra da yolu kabullenir, Kara Yılanı da unutur gider. Ben de dağdaki çiftliğimde olurum. Ordan haberleşiriz. Zorunlu tatil! Hah hah ha.. Sağol Doktorum, sağol! ” Çeneden başlayarak alnının iki yanına doğru genişleyen kocaman kafasına ters orantılı küçük bir çift göz, etrafında oluşan torbalar nedeniyle zor seçiliyordu. Bu yüzden nadir de olsa içten baktıkları anda dahi anlaşılamazlardı. - “ Ben haklıyım ama Kusursuzi! Yüz kere söyledim. Ver şu evi bana dedim. İnat etti. Üstelik teklif ettiğim para en az iki katıydı. Yanına sekizinci evi, büyük oteli dikince anlayacak benim kim olduğumu. Bendeki akıl, kasabada kimsede yoktur. Bunu herkes bilir. Takımı topla da, Dikiliağaç kasabasında bir kebab yiyelim. Ben ordan kaçarım tatilime. ” - “ Tamam, başkanım, derhal.. Siz de biraz çekiniyorsunuz galiba Doktordan? Tüm kasaba da bir tek o? ” - “ Yok be, ne çekineceğim! O değil de… Bir keresinde ben fenalaştım. Beni kurtardı. Bunu ömür boyu taşıyacak değiliz ya? İş başka, dostluk başka. Benim de geleceğimi garanti altına almam gerek. Oteli bir işleteceğim ama.. Gör bak! Sonra da çocuklara bir yatırımımız olur işte. ” - “ Diğer altı evin sahibinden hiç çekinmediniz. Sadece doktor Munis düşündürdü sizi? Halbuki diğerlerinin içinde çok sıkı meslek sahipleri olanlar var. Büyükos Başkanım, işte buna akıl erdiremiyorum? Bir de siz üstünüze açamazsınız hani oteli? ” - “ Kusursuzi müdürüm, bak biz boşuna başkan olmadık! Bir; oteli senin adamlarından birinin üstüne yapacağız. Ben işleri tamamlayana kadar o da biraz daha çarıklanır bu arada. Kimi dediğimi biliyorsun, biraz yardımcı olalım kendisine. Hazır o, bekliyor. İki; bu Doktoru bıraksalar bir kaşık suda boğarım ama adamı kasabada sevmeyen yok. Ötekiler sıkı mıkı ama seveni yok! Hadi çıkalım Kusursuzi müdür. Düş önüme… ”
Doktor Munis uyandığında gecenin geç bir saatiydi. Gözleri Orfeus’ u aradı. Yoktu! Etrafına bakıp düşünmeye başladı. Evin ışıkları yanmıyordu ama karanlık değildi. Hiçbir zaman da karanlık olmamıştı. Eskiden olsa, iki koyun tam arasındaki çıkıntıda ve sağdaki koya dayalı yedinci ev, önündeki ve komşu iki koydaki denizin yansıttığı ay ışığıyla ilk çağlardaki gibi doğal olarak aydınlanırdı. Bu ışıkta insanı huzurla buluşturan bir sihir vardı sanki. Mistik aydınlıklı bu huzurda, yakamozların da, denizin iyodunun da katkısı vardı. Hepsi birleşir, manolyaların, melisaların, yaseminlerin kokusunu, renklerinin ruhunu, bu bileşime katarak evin içine dolardı. Öyle ki, gözünüzün, akıl gözünüzün, kalp gözünüzün gördüğü her şey size yeterdi…
Büyükos getirmiş bu koca direkleri dikmişti yeni yola. Projektör gibiydi hepsi. Işığı gören geliyor örneği, yeni yolun üstü nerdeyse park edilmiş her türden araçla şimdiden dolmuştu. Her tür insanla da!.. Ellerindeki içki şişesiyle, çirkinliklere çirkinlik katan sesleriyle, söyledikleriyle, sonuna kadar açtıkları radyodan yayılan kılıksız müzikle yolun yeni aksesuarlarıydılar. Kendilerinden başka herkesi rahatsız ediyorlardı. Sözün kısası yeni yol, arabesklerle dolmuştu. Halkın faydalanması için doldurularak yapılan yol, şu hâliyle bile halka karşıydı. Bir de Büyükos sonradan kazanılan şu sağdaki boşluğa otel yaparsa!...
Doktor Munis çok iyi bildiği, çaresiz insanların kızgınlık ve kendisine acıma duygusunun etkisiyle birden gerilere, çok gerilere gitti. İlk ve son eşi Nazikis’ in kadınlara has kurnazlıkla, büyükbabasından kalan bu evi daha nişanlıyken kendisine gösterdiğinde buraya yerleşecekleri aklına bile gelmemişti. Düğün günü yaklaştıkça tek çözümü kendisi de kabullenmek zorunda kalmıştı. Sonradan kasabayı da evi de çok sevmişti. Kasaba doktorsuz, doktor kasabasız olmuyordu. Ta ki, Nazikisi kaybedene kadar. O kadar çok seviyordu ki eşini, kasabalının tüm yakarışlarına karşın buradaki yaşamını terk etmeye kararlıydı. Amaçsız, umarsız, büyük bir boşlukta eşyalarını toplamış, ertesi sabah yola çıkmak üzere yatağına gitmişti. Aşağıda bir tıkırtı duydu. Salona indiğinde, Orfeus tam ortada duruyordu. Her yer sıkı sıkı kapalıydı. Simsiyahtı. Bir anlam veremedi. Dışarıya, bahçeye koydu. İkinci tıkırtıda Orfeus yine aynı yerdeydi. Yine bahçeye koydu. Yedinci kez tekrarlanan tıkırtıdan sonra, olduğu yerde bırakıp yatağına gitti. Çok yabansı bir düşünceydi ama boncuk gözlerindeki bakışları Nazikis’ in bakışlarıydı. Uykusuz kalktığı sabah bütün evi bir İngiliz polisi titizliğiyle inceledi. Açıklaması yoktu! Evde içeri girilebilecek bir iğne deliği dahi yoktu. Bir süre daha kasabada kalmaya ve olayı açıklığa kavuşturmaya karar verdi.
Günler alışılmış geçiyordu. Orfeus’ la arkadaş oldular. Konuşuyorlar, yürüyüşe çıkıyorlar, beraber yemek yiyorlardı. Orfeus bir anda yedi tane evin sürekli kabul edilebilir tek Tanrı misafiriydi. Buna karşın o bütün enerjisini yedinci evi korumaya ayırmış gibiydi. O zamanlar çıkıntıdaki yedi evin bahçelerinin tam önünde denizle aralarında bir hat gibi bulunan delikli kayalar vardı. Kasabalı istediği zaman istediği şekilde gelir, kayalarda oturur, denize girer, mehtap seyreder, diğerleriyle seviyeli paylaşımlarda bulunurdu. Sakinoks, Orfeus’ un yakın dostuydu. Sakinoks, berrak suyun üstünde çok belirgin olarak görülebilen, elle sayılabilecek kadar huzur içinde yüzen balıklara ekmek kırıntılamayı çok severdi. Bunu yaparken dost canlısı balıklar da atılan kırıntıları havada yakalamak için suyun dışına zıplayarak sürekli arkadaşına karşılıkta bulunurlardı. Kayaların üstündeki Orfeus ise, Sakinoks’ un yanında zıplayan balıkları hedef alıp bir o kayaya, bir bu kayaya zıplardı. Doğal olarak bir kez bile balık yakalayamadı. Daha sonra akşamüstleri, Sakinoks açık denize doğru bakarak radyo dinlediğinde Orfeus yanına oturur, bu dinlemeye eşlik ederdi. Balkondan onları keyifle seyreden Doktor halinden hep mutluydu. Yedekte ekmek bulundurur, doğaçlamanın devamı için elinden geleni yapardı. Kayaların sahibi Orfeus, kendini kasabaya da kabul ettirmişti. Hatırını sormadan geçen bir tek kasabalı bulamazdınız. Hatta bazıları bunu saçma bulsa da tılsıma kendilerini kaptırmış, yollarını değiştirip kayalıklara çıkıyor, Orfeus’ a hatır soruyordu. Yedi evin dışında, kasabalı da Orfeus’ a saygı duyuyordu. Nasıl duymasınlar ki? Herkesin dinlenmede olduğu bir saatte Orfeus Doktor’ u evde bulamayınca koşmuş diğer evlere haber vermiş ve cesaretini sınamak için kendi başına denize giren on yaşında bir çocuğun hayatını kurtarmıştı. İstediğinde sesi gür ve ürkütücüydü. Orfeus yabancıları süzmesi ve bakışıyla korkutur, kayalıklara sokmazdı. Kötü niyeti hemen anlardı. Durup dururken bir gün, salonda çayını içmekte olan Büyükos’ un üstüne atlayarak vücudunda derin izler bırakmıştı. Orfeus’ un protesto ettiği tek kasabalının Büyükos oluşu, önceleri Doktoru şaşırtmamış değildi. Evinin satın alınma isteği ve komşu, sekizinci yapı olarak otel inşası söylentileri, Doktor’ un kafasındaki parçaları tamamlamıştı. Daha sonraları Orfeus, Doktoru birçok kötü durumdan kurtarmıştı. Eve girmek isteyen hırsız, bahçede ateş yakan adam, sokağa zehir bırakan görevli, Doktorun arabasını çizen çocuk hep Orfeus’ un yakın takibindeydi… Doktor ve komşuları, çoğu zaman olaylardan önce, bir şekilde haberdar oluyordu. Orfeus’ un inanılmaz caydırıcılığı dillerdeydi.
Doktora düşkünlüğü artık iyice bilinen Orfeus’ un terbiyesi de dillere destandı. Doktoru incitmekten korktuğundan olacak eşini bile habersizce seçmiş ve altı numarayla kendi bahçesinin arasındaki uygun bir boşluğa saklamıştı. Orfeus’ un Sakinoks ile yarenlik ettiği bir anda rastlantıyla durumu anlayan Doktor onun eşiyle tanışmış, hamile olduğunu fark etmiş, daha sonra Orfeus’ un da onayıyla evin kapılarını yeni ailesine açmıştı.
Sarışın Mercedes, Doktor Munis’ in derin düşüncelerden uyandığını anlayınca ona doğru bir hamle yaptı. Hamileliği doğurma safhasına çok yakın olduğundan ağır hareket ediyordu. Bir şey söylemek istedi ama, vazgeçti. Sanki Doktor’ dan daha üzgün gibi duruyordu.
- “ Mercedes, güzel kızım, bunu yapamaz değil mi? Sana da yapmaması gerek. Hayatımda gördüğüm en akıllısıydı. Herkes beni terk edebilir. Orfeus asla! Öyle değil mi Mercedes? ” Mercedes Doktor Munis’ e doğru bir hamle daha yapmayı denedi. Onu sakinleştirmek istiyordu ama nafile!.. Gözünden çok zor tuttuğu belli olan iki damla yaş geldi; iyice şişmiş karnına baktı ve yutkundu..
Haber tez yayıldı. Çitliğine doğru gelecekteki otel ortağıyla yola çıkan Başkan Büyükos otoyolda kendisinden başka seyreden araç yokken, keyfinin dorukta olduğu bir anda, farlarının sınırları içerisinde yüzlerce kedi görmüştü. Yanındakine gördüklerini onaylatan Başkan önce sağ sol yaparak yavaşlamayı denemişti. Sayıları gittikçe artan, binlere ulaşan kediler otomobilin önünde ve solunda yoğunlaşmıştı. Gördüklerinden iyice korkan başkan, direksiyonu aniden sağa kırmıştı. Hızını ve sağ tarafının deniz olduğunu unutan Başkan, suya gömülen otomobilinden çıkamamıştı. Ceset çıkarıldığında gece karanlığında dahi fark edilebilen gözleri çok büyük, fal taşı gibi açılmıştı. Arabada uçarken son sözü “ Orfeus ” olmuştu. Tesadüfen kurtulan gelecekteki ortak bunları anlatıyordu. Kedileri o da görmüştü. Bu yüzden karaya çıktıktan sonra dahi onların dağılmalarını beklemişti.
Doktor’ un evi bir anda başsağlığına gelen kasabalılarla dolmuştu. Gecenin bu saatinde eve dolan kalabalığa bir türlü anlam veremiyordu Doktor Munis. Sonunda kasabalı Safteru patladı; - “ Başınız sağ olsun Doktor bey. Orfeus gibi bir kedi bir daha dünyaya gelmez. ” Kasabalılar, kadınlı erkekli birden boşaldılar; - “ Onun adına sen hakkını helâl et Doktor bey. Oğlumu ölümden kurtarmıştı. ” - “ Ne kediydi ama! Siyah, düzgün, kısa tüyleri vardı. Parıl parıl parıldardı. Çok asildi. Bir gün bile kirli görmedim. ” - “ Sahibinden başka veya onun tembih ettiğinden başka kimseden yiyecek kabul etmezdi.” - “ Romantik müzik olduğunda kuyruğunu sallardı. ” - “ Efe gibi dururdu. ” - “ Gerdanındaki bozuk para büyüklüğündeki beyaz renk, tek değişik rengiydi. Sanki, bir madalyon gibi orada öylece dururdu. Bu kedide bir güç var derdiniz. Yaklaşamazdınız ” - “ Doktor bey, senden başka birine sırnaştığı hiç görülmemiştir. ” - “ Faytonları hiç kaçırmazdı. Fayton çanını duyduğunda hemen arka sokağa gider, atlara paralel, atlarla aynı adımlarla, tırıs yürürdü. Sokak bitince hemen geriye bahçeden eve girerdi. Çok güldürürdü bizi... ” - “ Fareleri tutar, yemezdi; götürür denize atardı. Sonra da giderek ağzını üç kere sağlı sollu, otlarda temizlerdi. ” - “ Bir akşam Mercedes’ le kayaların üstünde, kıçlarının üstüne oturmuş mehtap seyrederken yakaladım onları! ” - “ Üç numaranın bebeğine fıslayarak denize düşmesine engel oldu. Kapıyı açık unutmuşlar. Bebek korkudan ağlayınca fark ettiler. ” - “ Ne cesurdu be! Yedi numranın önü dolduruluverirken koca, dev kepçenin önüne geçip sırtını kabarttıydı da kepçeyi durdurduydu. Operatör korkudan, şaşkınlıktan makineyi terk edivermişti de rahmetli hiç yerinden kıpırdamadıydı. Rahmetli başkan gelivermişti de bir tekmeylen denize atıvermişti. Sonrada ayağıylan bastıvermiş, garibim tabii nefessiz kalıverdiydi.. Çok cesurdu çookk! ” ...
- “ Aloo. Merhaba, Sakinoks, ben Doktor Munis. Nasılsın? Sağol ben olabildiğince iyiyim… Şey, Mercedes’ i soracaktım. Senle mi? Sağol. Hah! Kaç tane? Yedi yavru mu? Altısını bir ile altı numara arasında paylaştırdın demek? Yedincisi? Demek babasına çok benziyor, aynı yüz, aynı renk, aynı madalyon! Demek senle radyo dinliyor! Sağol Sakinoks, Sağol, Allah senden razı olsun. Her işin yolunda gitsin. Allahaısmarladık. ”
Sekizinci boşluğa hiçbir zaman hiçbir kimse otel yapmaya cesaret edemedi. Asil kedi ölüsünü göstermez kaybolur, yok olur derlermiş. Son görüşmeden sonra kasabalı bir daha Doktor Munis’ ten hiç haber alamadı. Sakinoks da dahil. Kanuni sürenin dolmasından sonra açılan vasiyetname gereği, yedinci ev ve bankada adına biriktirilen bir miktar para, kirada oturan, birisi Mercedes diğeri Orfe olmak üzere eşi, kendisi ve üç çocuğuyla birlikte yedi cana bakmak mecburiyetinde olan dar gelirli Sakinoks’ a verildi... |
Duyguyoğuranın notu: Bu öyküm aşağıda anılan çalışmaya da katılmıştır.
Edebiyat Atölyesi Pazartesi Çalışmaları " ndan: 7. hafta, 08.11.2004 - 14.11.2004 haftanın konusu: 7. Ev ( Alp ARPAD ) Öyküsünün ve Chathika ( I lost my way, Beste Mikis THEODORAKIS, Klarnet Vasillis SALEAS ) Şarkısının hatırlattıkları üzerine...