www.sizedebiyat.com SiZedebiyat
KÖŞE YAZILARI caddesi
Köşe Adının ve Köşe Yazısının Telif Hakkı sahibi: Alp ARPAD
İnsan Olmanın Lezzeti... CXXI
Köşemin ismini, " İnsan Olmanın Lezzeti ” koydum. Hayır, ısrar eden olmadı. İçimden öyle geldi çünkü insan olmak gerçekten lezzetli bir iştir
TEKNOLOJİK EĞİTİM
|
O sabah altımdaki emanet otomobili kullanırken sorsalar teknolojiyi öğrenmek için Teknik Okullara gidilir sanırdım. Ne bileyim ben öğrenimin şehrin çeşitli yerlerine yayıldığını! Arabayı pek güzel park ederim. Anlatabilmek açısından söylüyorum: Ustayımdır; tarlada öğrenmedik kullanmayı! Öndeki arabaya en az ve sağımdaki kaldırıma en fazla 75 santimetre bırakırım. Boşa alıp el frenini çeker, sonra da eğimin tersine en büyük vitese takarım. İstop etmeden önce direksiyonu da akış yönüne göre ya sağa ya sola ama kaldırıma kıvırırım. Camların tamamını, düğme ya da elle, kapalı olup olmadığını kontrol eder, sonunda kontağı kapatırım. Yakında bir gün dört cam da standart, otomatik olacak. Ayağımı parayla alınmış otomobilin kapılarına veya mahzurlu yerlerine sürtüp iz bırakmadan güzelce iner, kapıyı çarpmadan nazikçe, yeteri kadar kuvvet tatbik ederek kapatırım... Sonra şöyle bir çevresini dolaşır, düşen bir şey var mı, aykırı bir şey var mı diye bakar ve kilitlerim. Merkezi kilit olması bana sökmez! Camları, kapıları tek tek kontrol ederim; kapattığımdan emin olacağım ya! Bu da kesmez beni, etrafı kolaçan ederim; tipi bozuk var mı ona bakarım. Çevreyi dolaşır, esnaf yeteri kadar sevecen mi, başına kötü bir şey gelse arabayla ilgilenir mi, yoksa Füsun ÖNAL' ın " Oh Olsun " nuna mı takılır, onu ölçmeye çalışırım... Gülmeyin arkadaşlar, sokağa otomobil bırakmak bazı incelikleri gerektirir! Kendi arabama olmasını istemediğim şeylerin emanet arabalara olmasını hiç istemem... Sonra işime doğru yürürüm ama on adımda bir sokağa bıraktığım otomobile bakarak. Neticede kim söylerse söylesin o müthiş " I Who Have Nothing " şarkısını sadece duygulu günlerimde dinlemek isterim. O şubat başı sabahı da böyle yaptım. Arabayı çok güvenli sandığım bir kaldırımın asfaltla haşir neşir olduğu bölgenin hemen üzerine bıraktım. İşlerimi gördüm. Geri geldim. Anahtarı çıkartıp şoför kapısına doğru uzattım ki, zavallı emobil*üşümüş! Önce soğuk bir ter boşandı. Sonra derin bir üzüntü göğüs boşluğumu yayıldı. Çaresizliğime eklenen yapılacakları hatırlamam yine, yeni bir acı daha verdi. Hatırlayabildiğim ilk iki düşündüğüm otomobilin sahibine ne diyeceğim ve niçin benim başıma geldiydi. Gelmişti işte... Cam kırıkları, can kırıkları gibiydi! Kulağın çınlasın Şebnem, bu kadar mı oturur bu melodi şimdi? Ne cammış ama sağ ön cam! Kaldırıma, yola, sağ ön koltuğa, ayak basma yerine dağılmış ama hâlâ ayakta duran bölümleri de var. Dağılan parçalar küçük küçük. Torpido gözü karıştırılmış fakat bir şey alınmamış gibi. İçindekilerle beraber açık olarak duruyor öylece. Ara tara, çok kıymetli cep telefonum yok olmuş!.. Operatörü arayıp önlem al, 155' e haber ver... Emobil toplam yarım saat yalnız kalmıştı. En iyi olanak: Ben gelmeden 2 dakika önce kırılmıştı çünkü görüş ve ses işitiş mesafesini o kadarda aşabilirdim. En kötü olanak: Ben gittikten 2 dakika sonra zavallı, eylemini yapmıştı. O hâlde 28 dakikadır kırıklar etraftaydı. İnsanoğlu tuhaf ki tuhaf! Normal zamanda meraklı bakışlarını az sonra hurdalığa gidecek otodan dahi esirgemezlerken, bu kez bakılmaması anormal kaçacak bir emobile kesinlikle bulaşmadan geçiyorlardı. Tersini yapacaksınız muhteremler, tersini! Bir süre sanki işleyen benmişim gibi kendimi suçlu hissettim!.. Polisler birazdan geldi. Karakola gittik; onlar, emobil ve ben. İlk eğitimimi orda aldım. Başıma gelenin resmî isminin " Otodan Hırsızlık " olduğunu, hadisenin sessizce, bujiyle gerçekleştiğini öğrendim. O ana kadar bujinin sadece motorda kullanıldığını sanacak kadar bilgisizmişim. Teknoloji konusunda teorisyen düzeyinde kalmışım meğerse bu hayatta! Detaylarını anlatmayı doğru bulmuyorum. Mühendislerin bile aklına gelebileceğini sanmıyorum! Sonra bazı ileri teknikleri öğrendim. Konuşmalarımızda telefonumun tipini öğrenmek istediler. Manevi varlığı tipine baskın çıkıyordu; uzun yıllar beraberdik. O yüzden hatırlayamadım herhâlde! Çareyi çocuklarıma danışmakta bulduk. O kadar eski bir modelmiş ki, - burasını özür dileyerek anlatmak için söyledi memur bey - hırsız bana küfredebilirmiş! İçtenlikle hak verdim. Satsalar para veren olmazmış. Aranızda görenleriniz oldu; yukarıda çok kıymetli cep telefon dediğim telefonun kendisi değildi ki! İçindeki bilgilerdi. 1994 den bu yana eklene eklene gelen bilgiler... Üstelik en uzun müddet çaldırmadığım bir telefonumdu! Bilgileri silerlermiş. Telefon numaraları, bana önemli oldukları için telefonuma kaydettiğim önemli insanların önemli günleri, yapacaklarım, adresler, vb... Daha sonra işlemleri tamamladık ve ayrıldım. Sağ olsunlar, naziktiler. Hepsine teşekkür ederim. Bu arada gece olmuştu. Mecburen bir kapalı otoparka çektik e mobili. Otoparkçılar çok yakından ilgilendiler. Çay demlediler. İçerken ikinci eğitimimi aldım. Onlar da başına gelenlerden öğrenmişler; cam kırmanın eski bir teknik olduğunu, kırmadan halledebileceklerini söylediler. Ziraat mühendisleri bu fonksiyonunu biliyorsa ne olayım! Elma ve tuvalet kağıdı bu iş için yeterliymiş. Küçüldükçe küçülüyor, yerin dibine giriyordum. Yâ, ben ne cahil kalmışım bu dünyada? El âlem elmayla iş bitiriyor, ben daha sağlığım için, doktoru uzak tutmak için günde bir elma bile yemiyordum. Hani şu İngiliz atasözündeki gibi: An apple a day, keeps doctor away. İster günde bir elma ye, ister doktora fırlat ki yanına gelmesin! Sabahleyin buluştuk. Şehirdeki bütün oto camcıları dolaştığımı hatırlıyorum. Cam bulamadık. Sonunda cam yaptırdık. Akşam olmuştu yine. Bu kez camı takan oto camcılar bana ceza verdiler; yapıştırdıkları parçaların kuruması için üç gün cam açılmayacaktı! Olsun, öğretmenlerimin üzerimde hakları vardı; onlardan çok şey öğrenmiştim. Hırsızın düşüncesiz, acımasız, salak olduğunu gündeme getirdiler. Hak vermezsem darılacaklardı! Masa tenisçilerine set verdirecek bir bilgileri vardı; Pinpon topu! Cahil kaldığım bir yana bir de dar görüşlülüğüm ortaya çıkmıştı şu anda! Bunca zaman niçin pinpon topunu masayla, ya da klâsik şnorkelle sınırlamıştım ki acaba? Uzun yıllar önce Paris' teki bazı vatandaşların motosikleti telefon kulübesine yaklaştırarak manyetosundan cereyan vermek yoluyla jetonlu telefonu görüşmeye özgür hâle getirdiklerine şahit olmuştum. Müthiş bir performans sergilemişlerdi ama herifçioğulları tahsilliydiler. Bizimkiler aşmışlar canım! Camcılar da kendilerine gelen olaylardan sonuç çıkarıyorlardı tabii. Cep telefonu, dizüstü, masaüstü, inşaat malzemesi, tekstil, naylon torba ve az sonra her şey, otodan hırsızlığın teşvikçileriydi... Emobili yıkamaya götürdüm. Yıkamadaşlarımla lâflarken bir sürü bilgiyle donandım. Hepsinin başına iyi kötü bir şeyler gelmiş. Sanki uzayda yaşıyorum. Biz büyürken Anadolu' nun bazı uzak bölgeleri ilk ve orta, İzmir lise, İstanbul üniversite derlerdi böyle adi olaylar için. Anadolu bayağı ilerlemiş bu durumda. Galiba eski bir halk deyişinin değişimine tanık oluyordum: İnsanlar bulduğunu, tuttuğunu eğitiyorlardı. Bu kadar öğretmeni ben okulda bile bir arada görmedim! Gelgelelim, tek bir Allah' ın kulu bana otodan bir şeyler çaldırmamam konusunda herhangi bir şey öğretmiyordu! Bir de emobilin sahibinden nasıl özür dileneceğini onlar da bilmiyorlardı! Sadece büyük dayım! Yazılarımı okumadığını tahmin etmenin rahatlığı içinde yazıyorum; Bunca yıl sonra onun öz dayım olduğunu bir kez daha anladım! Dayım benden uzakta ve yaşlı. Olayı duyduğunda verdiği tepki şu: " Geçmiş olsun! Bundan sonra olmaması için gerekli önlemleri alırsın herhâlde! " Ancak gerçek bir akraba bu tepkiyi verebilirdi! Seni seviyorum dayıcığım. Allah başımızdan eksik etmesin; sağlıklı, mutlu ömürler versin. Lütfen telefonumu bilen herkes arasın veya telefonunu mail atsın; kayıt tazelesin. Hiçbirinizin telefonu yok bende şu anda! Doğum gününüzü kutlayamazsan kusura bakmayın! Özel günlerinizde aramadıysam, arayamadığımdandır! En çok da aralarda hatırınızı soramamak üzecek beni... Aldığım kararlar: Bilimsel kuruluşlarla, bu böylesine değerli arkadaşlarımı buluşturup bilimsel kuruluşların yararlanmasını sağlamaya çalışacağım! Para biriktirip büyüyünce televizyon dizisi " 24 " deki, " arabamı göster, şu anda nasıl, üşümüş mü, gelirken almamı getirmemi istediği bir şey var mı, onu çok sevdiğimi söyle... " konularını çözen cihazlardan alacağım. Teknikler geliştireceğim: Ettikten sonra edeni belli etmeyen küfürler bulacağım... Arabanın kapısının sapını işaretlerle, örneğin gülle donatacağım ama dikenli gülle... Otodan hırsızlık sonrası arabanın sahibine vermek üzere soygunu engelleyici bant kayıt cihazı icat edeceğim: Tipi bozuk birisi, muhtemelen hırsız kardeşim otonun yaklaşınca cihaz devreye girecek: - " Dur! söylediklerimi tekrar etmeden camı kıramazsın! Şimdi tekrarla: ' Abimin gatiyetle gabahati yohtur. Can sıgıntısından ben yapıyom. Affımın gabulünü hatırlatırım ' . Tamam! Şimdi 360 derece açılı kameraya poz ver, gülümse, el salla... Tamam, kırabilirsin; Eğitimsiz!.. " diyecek. Kapılar kilitlendikten sonra camları otonun renginde ama sac olarak gösteren bir lazer türü üzerine çalışacağım. Tipi ve niyeti bozuk kardeşim otoya yaklaştığında otomatik olarak devreye girip yüksek sesle çalışan cihazdan çevreye yayılacak öyle bir dokuz sekizlik besteleyeceğim ki, bu kıymetli kardeşim oynamaktan ve etrafında toplanıp beraber göbek atan vatandaş topluluğundan dolayı tertemiz bir otoyu, günahsız bir camı, sahibine hizmetten başka bir şey düşünemeyen arı bir telefonu kirli emellerine âlet edemeyecek! Yanımıza Desidero Ali' nin " Çok Buluşçu " oğlunu da alarak Zihni Sinir ile ortak bir çalışma sergileyip park edildikten sonra etrafını zırhla örten ve meydanda cam görüntüsü bırakmayan bir sistemi buluş yapacağız! Gülmeyin; iyi düşünün ki bu en yakın komşularınızın, park ettiğiniz masum otoyu kapı çarpıp çizmemesi, çökertmemesi için dahi gerekli bir sistem! Bunları yakın bir zamanda keşfedemezsem hep gideceğim; hiç durmayarak emanet arabayı hiç park etmeyeceğim... Felsefi sonuçlar: Olaydan bir süre önce bir tanıdık aradı. Konuşurken pil bitti. Pil bitiyor dedim ama duydu mu bilmiyorum. Artık görüşmek istemediğim kişilerdi. Onun gadrine mi uğradık acaba? Bir diğer tanıdık uzun bir aradan sonra Ocak ayı sonlarına doğru beni aramıştı. O ne zaman arasa ben bir müddet sonra telefon çaldırıyorum. O bir İskandinav ülkesi vardı hani hapishaneleri bomboş. Suç yok, işlenmiyor yani! O zaman orada cep telefonları da çalınmıyor demektir; he mi? Cep telefonu sağlığa zararlı denmesinin nedeni cepte taşımamaktan mı kaynaklanıyor? Özdeyişler: Çıkacak telefon sahibinde durmaz! Telefonu şarj etme, kaybetme! / Şarj edilmeyen telefon kaybedilmez! Cebinde taşı cep telefonunu, düşünme kordonunu mordonunu! Gerçek felsefeler: Basiretin bağlanmasaydı telefon kaybolmazdı Alp! Diğer taraftan düşününce şanslı olduğuma karar verdim birden; ya bir otobüs durağım olsaydı! Kandıra - Adapazarı kavşağındaki otobüs durağını çalmışlar!.. Şeytan diyor ki kalk git oraya, sor, öğren; nasıl ve neyle çalmışlar? Haydi çalmışlar ama nereye sığdırdılar?.. Eğitimin sonu yok galiba...
İnsan Olmanın Lezzeti... CXXII' de buluşana dek, en iyilerle kalın. İlk not: En son ne zaman, Agatha CHRISTIE okudunuz? |
Emobil: Emanet Otomobil
http://www.haberler.com/otobus-duragini-bile-caldilar-haberi/
:
Alp
ARPAD,
Ankara,
07.02.2007,
04:41
Diğer bir
"
İOL... "
için