www.sizedebiyat.com SiZedebiyat

KÖŞE YAZILARI caddesi

Köşe Adının ve Köşe Yazısının Telif Hakkı sahibi: Alp ARPAD

İnsan Olmanın Lezzeti... CXX

Bir Sonraki Yapıt

Köşemin ismini, " İnsan Olmanın Lezzeti ” koydum. Hayır, ısrar eden olmadı. İçimden öyle geldi çünkü insan olmak gerçekten lezzetli bir iştir

 AKŞEHİR BELEDİYESİ' NE TEŞEKKÜR EDERİM

Akşehir denince heyecanlanırım. Bölgedeki konumu, su kenarı oluşu, sulara yakın oluşu, insanlarının ılımlı oluşu, üretime katkısı, bütün bunların hepsi önemlidir tabii. Nasrettin Hocayı da çok severim, asla vazgeçemem ama bana ikinci plândadır. Küçük Nasrettin, büyümüş Nasrettin, Hoca Nasrettin artık hepimizin olmakla yetinmemiş, torunları güzel ülkemin her yerindedir.

Akşehir denince, dedelerimi, şehitlerimi, anlı şanlı Türk Ordusunu, Gazi Mustafa Kemal Atatürk' ümü hatırlarım. Heyecanlanırım ve Akşehir daha bir önem kazanır.

Akşehir' in doğa örtüsü de bulunduğu yöreye biraz terstir. Marmara' ya benzetirim. Bazen bir günde dört mevsimi yaşarsınız. Hele bir Cankurtaran Beli vardır ki üç yüz altmış beş gün, yirmi dört saatin ne zamanı geçerseniz geçin insanı ürkütür. Nedense o da, yine Kurtuluş Savaşını çağrıştırır; Görmelisiniz ki atalarımız nerelerden geçip ne büyük işler başarmışlar. Akşehir demek sanki Kurtuluş Savaşımızın kendisi demek...

Akşehir belediyesi, geçtiğimiz yılın sonunda AKŞEHİR BELEDİYESİ TARIK BUĞRA HİKÂYE YARIŞMASI' nı açtı. 12.12.2006 da SiZedebiyat' ta okudum. İlk ve son tepkim katılmaktı. Hemen düşünmeye başladım. aklımdaki sayısız öykü tasarılarından bir tanesi bile yerine oturmuyordu. Akşehir kelimesi beni bir yöne itiyordu ama nereye?

Kısa öykü yazmayı çok seviyorum. Bir öykü ne kadar zamanda tamamlanırsa tamamlansın, o zamanın dörtte üçü düşünmekle, geri kalan dörtte birin dörtte üçü de araştırmakla, son dörtte birse hataları ayıklayabildiğiniz kadarıyla ayıklamakla geçiyor. Bazen bir kelimenin peşinde kanatlanıyor, bir türlü yere konamıyorsunuz. Bazen bir kelimenin peşinde ümitsizce koşuyor ama aşkınıza karşılık bulamıyorsunuz. Diğer bir kelime sizi alıp başka bir tarafa götürüyor, öykü diğer öyküye neden oluyor. Şükür ki sık oluyor, ummadığınız bir kelime dilinizde öyle bir tat bırakıyor ki geçmesin diye yutkunmamaya özen gösteriyorsunuz. " Ey Büyük Allah' ım, çok şükür verdiğin nimetlere! " diyorsunuz. Arada bir kelime sizi gerilere götürüyor. Belki de ilk canlının bile olmadığı zamanlara. Sonra yolculuğa başlıyorsunuz. Doğa, olaylar, insanlar ve o kelimenin evrimi, sizin ne kadar bilgiye aç olduğunuzu ortaya çıkarıyor. Kelimenin ve sizin geçirdiğiniz metamorfozun aslında ne çok ortak yan taşıdığına da hayretler içerisinde tanık oluyorsunuz. Çok tatlı çağrışımlar yaptırdığı gibi çok acılarını da yaptırtabiliyor. Yaşadığınız süre içerisinde yaptığınız hatalar, yanlışlar önünüze ağrıdan bir duvar olarak dikiliyor. Her ne kadar olgunlaşıyorum deseniz de sihirli bir gücün sizi geriye götürmesini, aynılarını yapmayarak ya da tamir etme şansını yakalayarak ânı yeniden yaşamak için şiddetli bir istek duyuyorsunuz. Bunun olanak dışı olduğunu bilmek size ayrı bir ağrı, bir acı daha veriyor. Bazen yanlış kullanılmış kelime size yoksulluk çektiriyor; bazen doğru kullanılmış kelime sizi gönendiriyor. Kelimelerin anlamlarının dışında kullanıldığına, insanları anlam verme kapasitelerine göre böldüğüne şaşırırken, insanların nasıl olur da anlamı bu kadar açık olan bir kelimeden, kelimelerden, bu kadar başka anlamlar türettiğine mantığınız yanıt veremiyor. Ben ne diyorum, tamburum ne söylüyor! ( Men çi gûyem tamburem çi gûyed ) ... Kelimelerin anlamlarını doğru bildiğinizde, doğru kullandığınızda, doğru anlaşıldığında, bir insana, bir ülkeye ne kadar çok zaman kazandıracağını görebilmeniz sizi gelecek açısından, düzeltilebilirlik açısından hem sevindiriyor hem de kaybedilen zamanlar için üzüyor! Bazı kelimelerin ne kadar kuvvetli doğmuş olduğuna hayretle şahit oluyorsunuz: Bütün kuralların, çeşitli düşüncelerin üstüne geçiyor; dilde yarattığı kendi yerini alıyor. Bu kez de kelimenin doğuş öyküsü aramaya soyunuyorsunuz. Yolda başka öykülerle tanışıp yoruluyorsunuz. Bitmiyor bu yolculuk; hiç bitmesin! Sözlükler, Yazım Kılavuzları, örnek yazılar, telefondan sormalar... çok yorucu, çok zaman alıcı ama çok zevkli. Bütün bunlara karşın hata yapma olasılığınız hâla var! Duyguyoğuran Sayın Nusret ZENCİRCİ' nin bir yazısında dediği gibi, " Bir yazıdaki yanlışları, hataları en iyi görebilen daima en son okuyandır ". Yazdıktan sonra acele etmeden değişik zamanlarda okuyarak beğenmediğiniz yerleri düzeltmeniz gerek. Değerli Halit KIVANÇ' ın uzun yıllar önceki televizyon programında dile getirdiği bir deyişini sektirmeden uygulamışımdır: " Yazdığınız mektubun zarfını sakın kapamayın! Ertesi gün, kapayıp atmadan önce bir daha okuyun. Göreceksiniz, bazı yazdıklarınızı beğenmeyecek, değiştireceksiniz " demişti. Çok da doğru söylemiş! Bunu niçin diğer yazın ürünlerimiz için de ilke edinmeyelim?  Kelimelerin eğlenceli, eğlenceli olduğu kadar dikkat etmenizi gerektiren bir yanı da var: Bir harf, tek bir harf, bir inceltme uzatma işareti, bir virgül eklemek, çıkartmak, değiştirmek, anlatılmak isteneni yüz seksen derece değiştirebiliyor. YASAL / YASAK Başka bir anlam da yükleyebiliyor. Gülmecelere neden olan bu özellik kelimelerle oynamanıza neden olabiliyor. Adı konmamış, tat bir tat sanki! Kelimeyi dikkatle kullanmanın yazan açısından çok önemli bir yönü daha var; onu da nur içinde yatsın, saygıdeğer Suat TAŞER söylemiş: " Dil, adamın beyanıdır! ".   Paragrafın başından şu ana kadar olduğu gibi, bazen, bu konuda ayrı bir yazı yazayım da çok sevdiğim köşem İnsan Olmanın Lezzeti' nde bunu ele alayım dediğim düşüncelerimin bambaşka bir yerde ortaya çıkmasına engel olamıyorum. Asla kelimeleri egemenliğiniz altına alamıyorsunuz. Aksine onlar sizi tutsak etmeden dediklerini yapmanızı sağlıyor! Kısacası, yazarken iç ve dış hesaplaşma yapıyorsunuz. Sonuç olarak bir öykünün yazılması kısa olmayan bir süre de alabilir, çok uzun bir süre de...

Binlerce öykü tasarısı! Bir tanesi bile olmuyordu. Yaşam ve engellenemez akışı, her şeye rağmen karşılaştığım istemediklerim, yapmak zorunda olduğumu hissettiklerimle birlikte günler gerçekten su gibi akıp gidiyor ve aklım ikiye bölünmüş bir durumda uykusuz gecelerin yeryüzüne en yakın yıldızı oluyordum. 2006 böylece bitti.

2007' ye, " Ne yaparsam istediğim oyuncağa kavuşurum " sorusuna yanıt arayan çocuğun ümit dolu ruh haliyle başladım. Bir şeyler olacak, ben bir öykü yazacaktım yarışmaya ama ne zaman, nerede?

Yarışmanın son katılım tarihi, 12.01.2007, Cuma günü çalışma saati bitimiydi. Büyük bir umutla Akşehir Belediyesi web sitesine giriyor ama uzatılmadığını görüyordum. Normal olanı da zaten bu ama bizimkisi bir umut işte!

O ana kadar yapabildiklerim, gittikçe artan heyecanımla ters orantılıydı. 09.01.2006 Salı sabahına bu şekilde girdim. Birden bir şey oldu! Yazmaya başladım...

Yazdıktan sonra alabildiğim kadar görüş alıp aklıma yatanları hemen düzeltmeye çalışma huyumu çok severim ama yazdıklarımı bitirmeden önce kimseyle paylaşmayı sevmiyorum. Kimseye bir şey anlatmıyor değil, anlatamıyorum! Beni merak eden büyük çocuğum bunu telefonda kırdı. Ona her şeyi en ince noktasına kadar anlattım! Bana en verilmeyecek tepkiyi verdi:

- Baba, sen istersen yaparsın!

Yazdıklarımı önce kendim için yazarım. Sonra çevreme faydalı olma dürtüsü, kelimenin bütün anlamlarıyla beni dürter. Belki bir kelimem, bir yer, bir yol, bir yemek tarifimin birisine bir faydası dokunur. Bunun dışında geriye bir şeyler bırakmak da çok önemlidir. Beğenilmek içgüdüsü de vardır ama en sonda! Yok diyen biri varsa sanatının doruğunda bir hipokrisizm ustasıdır.

Naptın sen çocuğum? Bana bu kadar güvenilir mi?

İlk kez, yukarıdakilere ek olarak çocuğum için de yazmaya başladım...

12.01.2007, Cuma günü çalışma saati bitiminden önce öykümün AKŞEHİR BELEDİYESİ, Kültür ve Sosyal İşler Birimi' ne ulaşması için tek bir seçenek vardı! 11.01.2007, Perşembe günü çalışma saati bitimine kadar bulunduğum şehirdeki kargo bürolarına şartnameye göre hazırlanmış dosyamı yetiştirmek. Yapar mıydım; yapardım!

Yapardım ama içimin bir türlü rahat etmediği bir yer, bir şey vardı. Ne olduğunu bulamıyordum. Şimdi düşünme değil, yazma zamanı! Kendimi zorlamalıydım...

Üç günde bir tek öykümü yazabilmiştim şimdiye kadar: Gecenin Esas Sahipleri. Bir cuma akşamı geç saatlerde başlamıştım. Hiç gözümü kırpmadan pazar akşamı geç saatlerde bitirmiştim. O ilk kelimeler dizisi öyle bir tetiklemişti ki beni, ara vermeden sonunu mutlaka getirmeliydim: Sabahçı kahvehaneleri günümüzde yok artık...

Gecenin Esas Sahipleri' nin bir gün sinema filmi olacağına inanıyorum.    

O kadar enerjim yoktu ki şimdi! Yine de bir şeyler yapıp çözüm getirmeliydim. Türlü çeşitli eksikliklere karşın dayanabildiğim yerlere kadar çalışarak bu üç günü geçirdim ve 11.01.2007, Perşembe günü saat 15.oo olduğunda öykümü bitirmek üzereydim. Kargo şirketi yetkilisi sıkı sıkı tembih etmişti, " 18:45' i geçirmeyin. Arabayı ancak o noktaya kadar bekletebilirim "

Bütün gücümle yazmaya çalışıyordum. Birden rahatladım. " Eğer bitiremezsem, sabaha kadar çalışır, sonra da atlar bir otobüse Akşehir' e gider, akşamüstü elden veririm " düşüncesiydi beni rahatlatan herhâlde. Şartnameye bakınca bunun olanak dışı olduğunu anladım. Şartnamede, " ... kargo ile gönderilmelidir. " anlatımı yeteri kadar açıktı. Bitirmekten başka çarem yoktu...

Kim bilir kaç Türkçe hatasıyla, yazım hatasıyla da olsa 17:42 de bitirdim...

Bir yazıdaki Türkçe ve yazım hatalarını gördüğü hâlde yazının sahibine bildirip düzeltmesini sağlayan kimse, ülkesine, geleceğine, kendisine büyük bir hizmet etmiş olur kanısındayım. Ola ki bir yakını, ülkesinin bir vatandaşı hatalı yazıyı okur ve onu öylece kabul ederse hatalar, yanlışlar yayılır! Unutmayalım; kelimeler yaptıklarımıza yön verir.  

Bir türlü sevinemiyordum. Kargoya vaktim vardı; yetişebilirdim! Hiç acelem yokmuşçasına bir çay aldım. Birkaç yudum aldım. Çocuğuma telefon açtım:

- Babam, bitirdim!.. Bak sana niçin göndermeyeceğimi anlatacağım... Yine de karar senin; gönder dersen göndereceğim...

Başından beri engelleyen şey şartnamenin, " Hikâyeler sahiplerine iade edilmeyecektir. Ayrıca, hikâyelerin her türlü yayın hakkı Akşehir Belediyesi’ ne ait olacak, eserlere telif ücreti ödenmeyecektir " diyen 5 e j maddesiydi. Şartnameye hiçbir diyeceğim yoktu. Olamaz da! Eğer bir şartname size uygun değil kanısındaysanız kabul etmez, imzalamaz, katılmazsınız diyenlerdenim. Şartlarını kabul edip yapıtımı gönderdiğim bir yarışmada, yapıtımın geri gönderilmemesi, telif ödenmemesi de umurumda değildi. O " her türlü yayın hakkı " ifadesine de karşı değildim ama işte elimi kolumu o bağlıyormuş meğer!

Burada anlatmak istediğimi, SiZedebiyat' ın değerli dostu, " Orta Dalga İstanbul Yayınları " köşesinin sahibi, yazar Sayın Mehmet ÜNVER' in " Roman Kahramanları Yaratmak " adlı yapıtının ilk satırları benden çok daha güzel anlatıyor. İzniyle aktarıyorum:

" Sevgili dostlar, İnsanin kendi bedeninden, kendi kanından olan öz evlâdı yumuk yumuk, minicik bir bebek olarak kucağına ilk kez verildiğinde o kişi anlatılamayacak, anlatılsa da kelimelere sığmayacak hisler içindedir. O minicik varlığın dünyaya gelmesine vesile olmak bir yana, bundan böyle yaşadığı müddetçe onun annesi, ya da babası olarak anılacağını bilmek de tarif edilmez bir heyecandır. Öyle ki daha ilk saniyelerden itibaren yaşamınızı ona adamaya yemin eder, ona mutlu ve sağlam bir gelecek hazırlamak için plânlar yapmaya başlarsınız. ( ... ) "

Hepsini bir kenara bıraktım; öykümü SiZedebiyat' a koyamamak!

Unutmadan; Bana güvendiği, onun için de yazmaya başladığım andan geçerli olmak üzere öyküyü büyük çocuğuma armağan etmiş olduğumu da bu sırada anladım...

Evet, bütün öykülerimi SiZedebiyat' a zaten koyuyor değilim ama ben koymuyorum! Ayrıca zamanı gelen, bağlı olduğum meslek kuruluşunca onaylanan, olgunlaşan yerini alıyor zaten.

Öykülerim bir başkasına nasıl gözükür bilemem ama bana çok güzel gözükür!

Büyük çocuğum anlayışla karşıladı. Doğru karar verdiğime beni inandırdı. Küçük çocuğum olabildiğince mantıklı yaklaştı. Arka arkaya sıraladığı sorulara verdiğim yanıtlarla o da aldığım kararın doğruluğuna inandırdı beni. Bunu yaparken benim yanımda yer almadı. Sokrat mantığını kullandı; düşünmemi sağladı.

Büyük çocuğum bir firmanın Yurtdışı İlişkileri Müdürü. Yürütmekle zorunlu olduğu bu görevi, bu süre zarfında sorularım yüzünden yürütemediğine inanıyorum!

Küçük çocuğum onu bulabilmem olasılığına karşı işine hiç gitmedi!

Köydeki yeğenlerim tarım kitapları alarak sorularımın yanıtlarına çalışıyorlar!

1532 bardak çay içildi! Belki bu kadar değildir ama bana çok geldi...

356 dostum aramayayım diye telefonunu kapattı! Yine mi abarttım? Abartma değil de, bana öyle geliyor olmalı...

Radyo dinlenmedi, televizyon seyredilmedi, yola, duraktakilere bile bakılmadı!..

Nerde olduğumu bilmiyorum!..

Gözümü kapattım. Uyandığımda çok rahatlamıştım. Kendime uyguladığım baskıyı henüz fark ediyorum. Asıl geçtiğinde çok rahatlayacağım...

 

Akşehir Belediyesi' ne içten bir teşekkür borçluyum...

Bana göre bir Millî Piyango biletinin işlevi, en az o bilete ikramiye çıkması kadar, belki çıkmasından çok daha önemlidir. Çekiliş tarihine kadar sizi büyük umutlar içersinde ayakta tutar. Bir bilet daha alır, gelecek çekilişe kadar tatlı düşler görürsünüz. Bu böylece sürüp gider...

Benzer heyecanı bana yaşattığı için,    

Çocuğumun güvenini bir kez daha kazanmama neden olduğu için,

Beni çok güzel bir öykü sahibi yaptığı için,

Bu bir aylık kuluçka süreci içerisinde bana yaşattığı coşku için,

Ödev yetiştirmem gereken okul günlerinin güzel anılarını tekrar canlandırdığı için,

Birçok katılımcıya yaşattığı, yaşatacağı heyecan için ( Katılanların hepsine yürekten başarılar dilerim )

Edebiyat' a katkıda bulunduğu için Akşehir Belediyesi' ne teşekkür ederim.

 

Millî Mücadele ruhunu canlı tuttuğu için bir teşekkür ve bir destek de Belediye Başkanına borçluyum...

Akşehir Belediyesi Başkanı Sayın Mustafa BALOĞLU bir tıp doktoru. Genel Cerrahi Uzmanı. Mustafa Bey' in, 28.Temmuz.1922 günü Akşehir' de düzenlenen maçın Türkiye Cumhuriyeti tarihinde önemli bir yer tuttuğunu belirterek Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş Spor Kulübü başkanlarıyla görüşüp millî mücadele ruhunun yaşatılması için Gazi Mustafa Kemal Atatürk' ün seyrettiği ilk futbol maçının tekrarlanması yolunda çalışma yaptığını öğrendim. Her yıl 28 Temmuzda tekrarlanacak tarihi karşılaşmanın en anlamlı kupa organizasyonu olacağına inanmaktadır.

Kısa öyküsü şöyle:

Mustafa Kemal, Büyük Taarruz kararını aldığı Konya' nın Akşehir İlçesi' nde gizli bir toplantıda komutanları bir araya getirmek amacıyla 28 Temmuz 1922' de bir futbol maçı düzenlenmesini ister. Bunun üzerine Batı Cephesi Karargâhı Futbol takımıyla Kolordu Karmasının 28 Temmuz Cuma günü Akşehir' de maç yapmaları ayarlanır. Amaç, Türk ordusunun herhangi bir saldırı da bulunmayacağını düşman kuvvetlerine inandırmaktı. *

Kolordu Subayları ve Batı Cephesi Subayları arasında yapılacak bu maç Anadolu Ajansı aracılığıyla gazetelerle yurda ve dünyaya duyurulur. Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Paşa, İsmet Paşa, komutanlar toplantısından önce bir araya gelip Taarruz plânı’nı bir daha gözden geçirdiler. Görüşler birleştirildi. Aşçı Hoca’ nın Necati lâkabıyla anilân Necati Erçelebi’ ye göre Atatürk ve komutanlar Ulucamii’ de Cuma namazı kıldı. **

Toprak sahada yapılan tarihi maçta oyuncular kırmızı ve beyaz formalıydı. Tarihi maç 2 - 2 bitti. Büyük komutanlar akşam yemeğinden sonra cephe karargâhında, Başkomutana ayrılmış olan büyük odada bir araya geleceklerdi. Kolordu komutanları taarruz plânlarını bilmiyorlardı. İlk kez öğreneceklerdi. ***

Atatürk’ün resmî sıfatla hayatında Akşehir’deki seyrettiği ilk ve tek futbol maçı, Türkiye’nin kaderini değiştirmişti.****

Atatürk, deniz sporlarına da çok meraklıydı. Yelken sporunu ve kürek sporunu da ilgi duyardı. Mustafa Kemal Atatürk, sporun insan ruhunda, bedeninde ve ahlâkında çok önemli yeri olduğunu gören bir liderdi. Atatürk’ün sevdiği sporlardan birisi de atçılıktı. Gazi, binicilik konusunda büyük meraka sahipti ve bu sporu da teşvik etmiştir. Ata binmeyi seven Atatürk için 1927’den beri yapılan “  Atatürk ve Gazi Koşusu ” yarışları bulunmaktadır. Havacılık sporuyla da ilgilenirdi Atatürk. Ulu Önder' in aslında ilgilenmediği spor dalı yoktu. *****

1930' lu yıllarda Amerika Büyük Elçisi olarak Ankara' da bulunan General Sherrill, Atatürk' ün, Modern Türkiye' yi kurduğu o devrim günlerinin şevkini ve heyecanını ruhunda yaşamış ve gözlemlerini derin bir hayranlık ve takdir duygularıyla yazıya dökmüş dost bir yabancıdır. Bir kitabında Akşehir toplantısından şöyle bahseder: “ (... ) Ankara’ ya dönerken gece karanlığında Türk hatlarının merkezine vararak tümen ve ordu kumandanlarıyla toplânıp taarruz saati ile birlikte düşmana indirilecek darbenin bütün teferruatını görüşecek ve nihayet bir futbol maçı seyretmenin verdiği neşeyi yüzünde taşıyarak Ankara’ya dönecekti. ( ... ) ” ******

... bir futbol maçı seyretmenin verdiği neşeyi yüzünde taşıyarak... , ... Atatürk' ün seyrettiği ilk ve tek futbol maçı... , ... Türkiye' nin kaderini değiştirmişti...  belirlemeleri dahi Akşehir' deki bu tarihi maçı, geleneksel tekrarıyla anlamlı bir kupa organizasyonuna dönüştürmek için yeterlidir.

Kupa öncesi Akşehir' in bütün sokaklarına yayılan coşkuyu düşünebiliyorum: Yurdumuzun her tarafından gelmiş vatanperver, sporsever, değerbilir vefalı insanlarımız, otelleri, sokakları, turistik ve tarihi yerleri, panayırları, lunaparkları, çay bahçelerini, göl kenarını doldurmuş, büyük bir heyecanla gökyüzüne öbek öbek yayılan sevince ortak oluyorlar... Yerli ve yabancı basın çalışanları, yerli ve yabancı televizyon çalışanları, kameralar, canlı yayın araçları, çeşitli radyoların çalışanları sevincin pervanesine kapılmış dünyanın dört bir yanına yayılıyorlar... Yeniden yeşeren yüce duygular bütün ülkeyi sarıyor... Zamanla kupayı aşıyor bu duygu ve " Akşehir' de olmak " yeni bir anlayış oluşturuyor... Her yıl yeni baştan, her yıl daha ileriye...

Dağılan kalabalık Akşehir çevresindeki doğa merkezlerinde yapacakları tatillerine doğru yola çıkıyorlar...

Bu atılımın gerçekleşmesini iple çekiyorum. Gerçekleştiği zaman Temmuz aylarının 28. günü o eşsiz 1922 yi koklayarak, en arı duygularımla Akşehir' de olacağım. 

Artık unutulmakta olan davullu mani geleneği Akşehir de yaşatılmaktadır.

İnsan Olmanın Lezzeti... CXXI' de buluşana dek, en iyilerle kalın. 

İlk not: En son ne zaman, sabah sabah, bir gün önceki yaprağı Saatli Maarif Takviminden kopardınız?

 

* Atatürk, Nutuk, Sabah Yayınları      ** NAİL Bülbül, Yorum Köşesi, 17.03.2004, Merhaba Gazetesi    *** ÖZAKMAN Turgut, Şu Çılgın Türkler, Bilgi Yayınevi

*** www.bursa-gsim.gov.tr/Atatürk/ata_futbol.htm......    ***** ATABEYOĞLU Cem, Atatürk ve Spor, Hisarbank Yayınları

****** İnönü' den Anılar, Necip MİRKELÂMOĞLU,

 

Gecenin Esas Sahipleri adlı yapıt için                         Roman Kahramanları Yaratmak adlı yapıt için

 

:  Alp ARPAD, 12.I.2007, 11:07                                                                                   Diğer bir  İOL... "   için

               

Bir Onceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Bu yazarımız/Bu yapıt hakkında  Radyolu Dakikalar ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girisi Bir Sonraki Yapıt