www.sizedebiyat.com SiZedebiyat

KÖŞE YAZILARI caddesi

Köşe Adının ve Köşe Yazısının Telif Hakkı sahibi: Alp ARPAD

İnsan Olmanın Lezzeti... CIII

Bir Sonraki Yapıt

Köşemin ismini, " İnsan Olmanın Lezzeti ” koydum. Hayır, ısrar eden olmadı. İçimden öyle geldi çünkü insan olmak gerçekten lezzetli bir iştir

DUYGU NASIL YOĞRULUR

Önce " Yoğrulmayı " nasıl aldığınıza bağlıdır. Eğer, " Yoğurmak işi yapılmak veya yoğurmak işine konu olmak " olarak alıyorsanız, işte ne bileyim, evirip çevireceksiniz ki yoğrulsun. Bir diğer şekli, metaforik, hani bir türkümüzün dediği gibi: "  ... Her tarafı bal ilen yoğrulmuş ... " olarak alıyorsanız, katın birbirine ne katmak istiyorsanız ve yoğurun ya da örneğin bir metal kap söz konusu olduğunda " Bir yere çarparak bir yanı eğrilmek, yamulmak " sa yoğurmaktaki amacınız, çarpın ki eğilsin bükülsün ama yeter ki yoğrulsun! Eğer, " Bazı konularda sürekli uğraşma sonucu deneyime sahip olmak " şeklindeyse ele alışınız, hemen yoğurun ki yararlanalım. Aslında hangisi olursa olsun yoğurmanın kendisi de lezzetli bir iş olduğundan ortaya çıkan hamur bir de biri tarafından güzelce pişirilebilirse, deymeyin keyfinize ! Gelgelelim pişirmek sizin işiniz, bizimkisi yoğurmak!

Sahi, biz duyguyu yoğuracaktık değil mi? Duygu yoğurmak için gerekli olan malzemelerimizi gözden geçirerek işe başlayalım isterseniz. Bir veya daha çok kişilik malzeme:

En az bir adet insan ve onun duyguları, görebilen göz, işitebilen kulak, düşünebilme yeteneği, gerekmedikçe konuşmayan ama gerekince kırmadan konuşabilen beniçincilikten arınmış tatlı pınarlar akıtan bir ağız, demirden sert pamuktan yumuşak bir çift el, kelime dağarcığı, anadiline egemen olabilme yetisi, çok olması şart değil ama belirli bir kültür düzeyi, geniş bir düş gücü, deneyim, yedi renk, yürek, sevgi, duyarlılık, istek, aşk, özlem, acı, korku, yüreklilik, hırs, ümit, kalabalıktaki yalnızlık, doğa, müzik, gözyaşı, ateş, yedekte kuştüyü kalem, dürtü ve/veya güdü, gerisi zaman, en üstte olmalı aman...   

Malzemelerin miktarı: Hepsinden yeteri kadar olsa olur. Diğer bir deyişle, ne kadar bulursak onunla yetineceğimiz gerçektir. Herkesten aynı ölçekte malzeme bulmasını istememiz haksızlık olur... 

YAPILIŞI:

Bir kenara oturur beklersiniz. Siz malzemelere bakarsınız, malzemelerde de size.. İçlerinden biri çıkıp size kafa tutana kadar bir şeylerle hesaplaşmayı sürdürüp durursunuz. Kafa tutana kafa tutmaya başladığınızda, kendinizle hesaplaşmaya başlamışsınızdır. Duygu yoğrulmaya başlanmıştır...

Ha, pardon! Bir de çeşme gerekli...

Birinci çeşmemiz allı yazmalı kızların suyu doldururken, arkasına bastığı sivri burun yumurta topuklusuyla tek eli belinde yeleğinde tek eli bıyığında köy delikanlısının rastlantı sonucu geçtiği çeşme olsun.. Neler uçuşur havada neler! Gülüşmeler, süzüşmeler, cilveler... Biraz naz, biraz niyaz... Geçtik onlardan, biraz söz belki daha fazla saz. Gerçek şu ki hiç önemli değil kış ya da yaz, varsın olsun çeşmenin suyu çok az!

Nasıl olur da duygulanmazsın; otur o zaman, yaz...

İkinci çeşmemiz, bin dokuz yüz altmış beşte, semt Kadıköy Üst Göztepe, tarihî Kayışdağı Çoban Çeşme. Herkes başında, üşüşmede. Yalnızca aşk yok burada, herkesin aklı işte. Belki ikinci, üçüncü gelişte;  ya şu liseli kız ya da Fahriye ablası bizim güngörmüş çeşmenin, o da göz süzerse..  Yaşlı genç, güzel çirkin, fakir zengin; hepsi hayaline kapılmış, bir bardak billûr gibi su içişin. Kaplar adi naylon, yok o zaman öyle nerde o bolluk böyle plâstik borular, ya da görülürdü iyice çalkalanmış yurtdışı kaynaklı kimyasal eskisi bidonlar. Yorgunluk bezginlik diz boyu, kavgalar söylenmeler ata barı, Bağdat' a kadar  ata mirası su kuyruğu. Kuyrukta yeni hükümet kurmalar ve de ülkeyi suya boğmalar kanıksanmış, herkesin günlük huyu. Hepsi insanca içilecek, aşa katılacak iyi su için... Yok öyle ben doldurdum, siz için! Yahu noolur önden doldurayım bana izin. Yine de çeşme başı sosyal tesis. Dostu var düşmanı var, dikkatli giyinin, kaldırmaz is pis.. Yaz iyi de çoğu mevsim ayaz, kızlar he deyin, baksanıza gönlüm bembeyaz...             

Yaşandı o günler, ne desem az, nasıl olur da duygulanmazsın; otur o zaman, yaz...

En kötüsü dürtünün, aklınızı başından almasıdır ya bir şarkının ya da bir türkünün...

Hangisinde hangi söz, özleyen öz, yoktur bir çift nergis göz? Rumeli türküsü, İstanbul bestesi, Arjantin tangosu, İspanyol gitarı, Fransız akordeonu, Rus balalaykası, Yunan buzukisi, Anadolu yürüklüsü... Aslında hepsi söyler ayrı bir kardeşlik türküsü.. Çaça, mambo, twist, rakınrôl, sirtaki samba, çiftetelli Mevlâna; hepsi aynı tas aynı hamama. Buzuki almış adını bağlamadan, galiba onun bozuk düzeni, durmadan ama söyler ikisi de aynı söyleteni... Geçtik bunları girmiyorum şairlerin çıldırtan şiirlerinin türkülenmiş delirtenine... Şarkısı mı, şiiri mi daha can alıcı bilemem; biri ağlatır kuru kuru, diğeri yaş ama ben hep sesleneceğim en azından; " Haydi Abbas, vakit tamam, akşam diyordun işte oldu akşam ... Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş' tan, yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan " ...

Anlamadın; anan baban ve nicesi, sade sevgili az, nasıl olur da duygulanmazsın; otur o zaman, yaz...

Bak işte gördün mü, hiç yapmaman gerekeni yaptın ! Tamamlarken ben hamuru işte öylesine biran evvel, geçemezdim hatırlarını sormadan, bana hatırlattın! Cahit Sıtkı, Cevdet Anday, Orhan Veli ve on binlerce diğeri, selâm gönderdim nezdinizde, uzatıverin bir yanınızdakine, iyi ki yazdınız o şiirleri, üzerinizde olsun Hak' kın rahmeti.

Şairler pena bestekârlar saz, arada olmuşsun saz teli, gelen vursun giden vursun, çıkarma ses gel geri, nasıl olur da duygulanmazsın; otur o zaman, yaz...

Şiirlere girmek istemezsiniz. Girerseniz de çıkamazsınız! Hadi diyelim ki çıktınız; daha raf raf öykünüz, tam karşıda romanınız: Küçük çocuk doğdu, büyüdü, büyük çocuk üzüldü... Büyük çocuk üzülerek küçüldü, küçüldü ve öldü... İşte kahramanınız, belki halanız ya da dayınız, dahası dolu dolu kendi yaşamınız. İyi kötü, güzel çirkin, mutlu mutsuz, yine de yaşamaya değer, duygu dolu neresinden baksanız..

Anlamadınız! Nasıl olur da duygulanmazsınız; otur o zaman, yaz...

Bazen bir kelimeye dalarsınız; çabalar ama kurtulamazsınız. Alır sizi götürür başka kelimeye, diğer kelime sizi götürür eski ya da yeni bir haneye! İkisi de birbirinden enteresan size, işte yine kaldınız iki arada bir derede. O kelime burada durdu şık, öteki orada alır yakışık. Görünce anlamını tadı damağında kalır, insanın gönlünü insana, aslında güler yüzlü aydınlık kelimeler alır. Bak yine gönül dedim; ne güzel kelime, inan hep çoğalan define...

Ah! Nasıl olur da duygulanmazsınız; otur o zaman, yaz...

Ayrıntıları yazardım ama ne kalem yeter ne sayfa! Paylaşacaklarım var daha, sobaları yakınca üstüne koymaya kalsın birazı, az kaldı kışa. Herkese açık kalbim, eliniz gönlünüzle dolu gelin.   

" Nasıl olur da duygulanmazsınız; otur o zaman, yaz " şeklinde yoğurduk hamuru. Biliyorsunuz su yukarda yüzde yetmiş olarak insanda, un yine yukarda malzemeyi karıştırdık ya; ha, bak bu çok önemli, bir de gerek maya! Yine bilen bilir yoğurduktan sonra  hamur yumuşaksa, kendi hâline bırakır zamanında bir şeyler yapmazsanız kabından taşar; Şişer, her şey boş olur.. Yoğrulan hamuru, yoğrulduğunu anladığınızda pişirmek size kalmış. Ne bileyim, üfleyin, okuyun ! O da sizin hüneriniz, unutmayın bir sürü kardeşiz; Ressam, Heykeltıraş, Şair, Artist, Müzisyen, Sanat Yapan; soyadımız duyguyoğuran... 

Diyebilirsiniz...

Bana sorarsanız çok hoşuma gidiyor, yazar yerine duyguyoğuran diyorum; gelin sormayın, inanın ben hiçbir şey bilmiyorum...   

 

İnsan olmanın lezzeti... CIV de buluşana dek, en iyilerle kalın.

İlk not: En son ne zaman, sevilmeden sevmeyi denediniz ?

 

:  Alp ARPAD, Ankara, 07.09.2004, 10:52                                                                                                           Diğer bir  İOL... "   için

               

Bir Onceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Bu yazarımız/Bu yapıt hakkında  Radyolu Dakikalar ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girisi Bir Sonraki Yapıt