www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü

KÖŞE YAZILARI caddesi 

Köşe Adının ve Köşe Yazısının Telif Hakkı sahibi: Alp ARPAD

İnsan Olmanın Lezzeti... XI

Bir Sonraki Yapıt

Köşemin ismini, " İnsan Olmanın Lezzeti ” koydum. Hayır, ısrar eden olmadı. İçimden öyle geldi çünkü insan olmak gerçekten lezzetli bir iştir

NEOL BABA

Hayır! Yabancı dilden gelen bir kelime değil bu. Hatalı dizim değil. Hayır hayır, Noel Baba hiç değil. O, seneeede biiir günnnn... Sadece söylene söylene bu hale gelmiş bir kelimedir dilimizde. Yılın en son gününün gecelerinde, bayramlarda ve özel günlerde söylense de, aslında ülkemiz ve her gün genelinde, genel olarak söylenen bir kelimedir. Yok yok, böyle anlatamayacağım. En iyisi örneklerle açıklamaya çalışacağım... 

 

Örnek 1 – “ Oğlum Ferit!... Bak bu özel günde, sana iyiler, iyilikler dilerim. Bu sözdeki samimiyetimi göstermek için şu anahtarı eline teslim ediyorum. Yeni cipin garajda, güle güle kullan ”

- “ Hadi ya! Babaların babası! Gel bi öpiyim..ımm, muccuk... Ne marka? ”

- “ Oğlum inip baksana bir zahmet! Sürpriz yapacaktık ya! ”

- “ Hadi ya! Övüneceğim diye bütün konukların yanında avaz avaz söylüyorsun, sonra da sürpriz? Fıtık etme adamı baba ya. Söyle şunu, ne marka, ne renk? ”

- “ Tövbe tövbe! Ulan sana alanda zati kabahat! Rezil ettin beni, sus!......... marka xytrğ300iefimf tipi.. Cart kırmızı! ”

- “ Baba ya! Bize layık gördüğüne bak! Gülerler bana ya! Millet  ......... marka hop5800ievayanam’ ı alıyor. Günlük kullanıyor. ”

- “ Evlat! Paraları sen tüketiyorsun bizim. Her gün, ne onun ismi, Laylamlom! Bir kız yetmiyor, yedeğini de beraber götürüyorsun. İnsan haftada bir gider oğlum. Zaman ekonomik davranma zamanı. Ben o kızları da anlamıyorum. Yeter ki gitsinler, yeter ki görüntü versinler! Gerisi mühim değil. Hoş, görüntü alanlar da Nobel ödülüne layık hissediyorlar kendilerini... Bizim zamanımızda kızlar dolu olmaya değil, doluluğa önem verirlerdi. Hatırlıyorum; son model Mustang’ la Lale’ yi araklayamamıştım. Annen bilir! Türkçe' yi doğru konuşamıyor, ne işim var benim o kültür keltoşuyla demişmiş arkamdan. Bir baba olarak elimizden geleni yapıyoruz senin için.. ”

- “ Olur! Söylerim görürsem! Ne diceez biz şimdi elaleme ya? Ne diyim baba sana? Ne ol sen biliyor musun?  İnşallah.... ”

Örnek 2 - “  Oğlum Durak, şu el feneri, sana... Kızım Muhtariye, şu pamuklu senin. Hanım Kezban, bu çiçekler de sana. Hehehe.. Hadi bakalım iyisiniz gene! ”

- “ Baba! Sen şimdi bana, Durak, sen adam olamadın. Bir mesleğin yok. Bari al şu feneri , geceleri işe çıkarsın; eve katkın olur mu demek istiyorsun?”

- “ Ne alakası var oğlum? ”

- “ Ya, baba? Sen şimdi bana, Muhtariye sen bir b.ktan anlamazsın. Ne zaman olsa , ne olsa onu giyersin. Bunu mu demek istiyorsun? Tv de gördüm; Lendnan’ a giriyorlardı.Ünlü seyyah, serüven ve karavana adamının kolundaydı. Sosyete pazarından takmış takıştırmış, yakıştırmış. Şey işte! Örnek manken, dizici, film starı, şarkıcı, tiyatrocu, ayağa kalkçı, yazar, çizer, Sabahat ŞAKIRTRAK’ ın üstündeydi. Öyle bir şeyler varken..? ”

- “ Kızım ben sadece... ”

- “ Bana bak! Sen şimdi, Kezban sen bu pazar artığı sebze kabukları benzerlerine layık bir karısın mı demek istedin bana? Bari, geçerken yol üstünde bir bahçeden koparsan, valla daha iyiydi! Ne diyim sana herif! Ne ol e mi sen! İnşallah.. ”

- “ Yahu, sadece size hediye almak istedim. Param bu kadar çıktı. Ne yapayım, almaz olaydım keşke! ”

- “ Keşke! Keşke! Ne ol baba ! E mi? İnşallah.. ” , Durak ve Muhtariye beraber çığırırlar...

Örnek 3 - “ İşte yine geldi çattı! İyi ki bize taşı sık, suyunu çıkar diye öğrettiler! Öğrettiler de ne oldu? Öyle yaptık. Bütçe yap, faydalıdır diye öğrettiler. Benim bildiğim bütçe dara girmemek için, önünü görmek için yapılır. Biz önümüzü görünce daha beter daralıyoruz. Geçiş yok ki önde! Ahh, ahh! Olacaktı şimdi anadan, babadan... Bir yerden yahu , ne bileyim işte! Hanıma bir ev. Bahçe içinde tabii. Ya da güvenlikli site daha mı iyi? Oğlana bir iş, bir araba. Kıza iyi bir çeyiz, bir araba da ona. Bana da bir araba anasını satayım. Parlak gri olsun benimki. Eski mahalleyle tamamen ilişkiyi keserdim. İki üç sır vermeyen eski tüfek yeterdi bana ileriki hayatımda. Yenileriyle de aramda mesafe bırakırdım. Belki ben de bir iş kurardım kendime. Başarılı olup listelere geçerdim. Görürlerdi o zaman. Şimdi ne ki ? Fikir bizden, iş bizden; kazanç isim hakkına. Aslında böyle olması da normal de, işte ben elde avuçta bir şey olmadığından böyle düşünüyorum herhâlde. Allah’ ım, yüce Tanrım, sen beni doğru yoldan ayırma yarabbim! Şey kurardım... şey.., hah, işte çiçekçi.. Yanına da bir köfteci, aynı çiçek gibi bir yer. Onun yanına da, çiçek gibi bir kafe... Hahaha! Çiçeği al; kıza ver; kız pelte olsun; sonra kızı köfteciye götür; oradan çıkışta doğru kafeye. Valla böyle bir oğlan varsa, son yüzyılın kahramanı bile olur. Dur şimdi, bozma! Çiçek Çiçekevi! Çiçek Köftecisi! Çiçek Kafe.!.. Allah Allahhh! Ne Troyka ama? Niye açıkça “ Üçleme veya üçlü ” demezler şuna? Hatta, Ata’ mızın eşsiz mirası güzeller güzeli Türkçe’mizde bunun için çok özel bir deyişimiz bile vardır;  “ Sacayağı ”... "Kimi kocaman kazanı sacayak şeklinde dizilmiş üç büyük taşın üstüne oturtmağa çalışıyordu..." der Yakup Kadri Karaosmanoğlu bir yazısında, ne güzel der! ... Hem üçlünün ismi “ Sacayak ” olsaydı, üçüncünün ayrılıp üçlüyü bozması olanaksızdı... Kuvvet, ancak beraberlikten doğar. O da biliyor ki sacayaktan birini alırsan, iki ayak üzerinde duramaz, devrilir. Anlamı gayet kuvvetli! Sacayak! Üçayak! Niye bunu kullanmazlar acaba? Yol gösterici olmak çok mu zor? Niye meraklılar kabullenmeye dış kaynaklı terimleri bu kadar? Bak şimdi adam diyor ki Türkiye’ nin Michael JORDAN’ ı! Hayda!.... Ama niçin? İsmini ver adamın, çok iyi oynuyor de! Hatta, bizim adam öyle oynasın ki, ona, yani Michael JORDAN’ a, Amerika’nın İbrahim’ i desinler örneğin? Bunu sağlamaya çalış. Zeki MÜREN! Adam gibi adamdı. Allah rahmet eylesin; nur içinde yatsın. O başardı bunu! Liberace’ e, Amerika’ nın Zeki MÜREN’ i dedirtti. Clo’ ya,*  Fransa’ nın Zeki MÜREN’ i derlerdi. Niye ilim alanında da olmaz bu bizde böyle? Şu konuşana bir bakın! O zaman sen de, çok çalışarak zengin olsaydın be mübarek! Çok çalıştım ammaaa... Demek ki bizim genlerimizde engel teşkil eden bir şey var.. Olsun! Yeni nesil bunu aşacak.. inanıyorum. Ben Ata’ ma güvenirim. O da gençlerine güveniyor... Bir dakika, bir dakika! Sen önce sacayağı işlet de bir kere! Ne güzel olurdu, değil mi? Heyyy, hey! Allah büyük. Olur inşallah bir gün. Şimdiii... Vakit geldi. Eve dönmek lazım...Ne diyeceğim ben İffet’ e? Kadın bunca dayanmakla zaten, sevgisini, sadakatini belli etti. Güler hep şimdi, kedi gibi alttan alır üzmemek için! Be kadın üç yüz altmış beş gün aynı olsana! Yaratıcılığıma kamçı ol. Çok şükür Tanrım, İffeti bana bağışladığın için. Ne diyeceğim Erdem’ e, Marmara’ ya? Marmara, güzel kızım benim!.. Bana benim üzüntümü belli etmemek için abuklar şimdi, asıkken bile gülen yüzüyle. Annesinden geçmiştir asaleti, kesin! Erdem’ in  asaleti kesin benden. O da şimdi, beni dindirmek için olmadık fıkralar anlatır. Tipide ailesine moral vermek için elini dışarı çıkarıp, " vay be, of be, Allah dışarıda kalanları korusun! " diyen, çadırının deliğini balık ağıyla kaplamış Çingeneyi anlatmaz inşallah! Yemin ederim, ben ikisinden de rahat şartlarda okudum; ama notlarım bu ikisi kadar iyi olmadı hiçbir zaman. Babalarımız annelerimiz ne kuvvetli insanlarmış! Ne mutlu bana böyle bir aileye sahip olduğum için. Hay Allah!... Şimdi ben eve yürürsem, en az üç milyon cepte kalır. Üçüne de değişik yerlere işlenmiş nazar boncuğu alırım. Kalanla da bir çiçek. Maddede değil ama, manada çok kuvvetli. Aferin bana be!. Hadi bee! Ne diyeyim sana adam, işe yaramaz aile babası? Ne ol baba sen! Olur mu? En iyisi!... ” diye düşünerek lapa lapa yağan kar altında yürümesine devam etti, orta yaş az üstü Mert bey....

 

Neol Babalarla dolu toplumumuz. Hepsine de saygılarımı sunarım. Olması gereken de bu herhâlde. Bir yemeğin lezzeti için nasıl acı, tatlı, tuzlu ve ekşi gerekiyorsa; bir toplumun lezzeti için de Neol Anneler ve Neol Babalar o kadar gerekli. Baksanıza, yüce Tanrım böyle istemiş. Kimimiz hastanede özel bakımla, kimimiz tarlada çıplak doğayla dünyaya geliyor. Anne ve Baba olabilmek, benim abarttığıma bağlı değil doğal olarak. Yapabildiklerimiz ve yapamadıklarımızla onlara yeteriz biz... İnanın!

Yapabildiklerimiz ve yapamadıklarımızla... nice senelere...

 

İnsan olmanın lezzeti... XII de buluşana dek, en iyilerle kalın.

İlk not: En son ne zaman, etik kurallardan, geleneklerden,  göreneklerden vazgeçemeden, bulunduğunuz şartları iyileştirmek için kendinizi zorlayarak, üretimin hazzına vardınız?

* Clo clo..: Fransız Şarkıcısı.. Claude François olması gerekli..

     :  Alp ARPAD, Ankara, 28. 12. 2002, 06:53                                                                                     Diğer bir  İOL... "   için              

               

Bir Onceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Bu yazarımız/Bu yapıt hakkında ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girisi Bir Sonraki Yapıt