www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü

KÖŞE YAZILARI caddesi 

Köşe Adının ve Köşe Yazısının Telif Hakkı sahibi: Alp ARPAD

İnsan Olmanın Lezzeti... X

Bir Sonraki Yapıt

Köşemin ismini, " İnsan Olmanın Lezzeti ” koydum. Hayır, ısrar eden olmadı. İçimden öyle geldi çünkü insan olmak gerçekten lezzetli bir iştir

Sırılsıklam

19.08.2002, 18:35, Merhaba. Nasılsınız? Buluştuğumuza sevindim. Ayrıca randevunuza sadık kalmanız hepimiz için büyük bir mutluluk.

Bir iki gündür X. IOL için konunun çıkmasını bekliyordum. Bugün paylaşacağımız nasıl bir lezzet olacak diye? İnanın çok mutluyum şu anda. Biraz evvel, iliğime dek yudumladım İnsan olmanın lezzetini. Paylaşmadan durmam olanaksız...

İşlerimi bitirerek çalışmalarıma döndüm. Bilgisayarımı açtım. İnternet' e girdim. Doğruluk adına, doğruca kaç kere okunduğumu gösteren “ işlem ” sayfasına gittim. Yok canım, meraktan değil; Öylesine!... Tam bu sırada gök gürlemeye, şimşek çakmaya başladı. Arkadan bardaktan boşanırcasına bir yağmur, Allah ne verdiyse! Güney yarımküredeki okuyucu kitleme hatırlatmak isterim; mevsimlerden yaz, hava sıcaklığı artı yirmi sekiz santigrat derece, gün ışığı yaklaşık bin lümen; yani oldukça aydınlık. Birden elektrik kesildi. Küçük bir terasım, terasta bir adet lastik çek çekim, bir faraşım ve bir süpürgem var. Üç adet mazım, birkaç mevsim çiçeğim ve koparıp atmaya kıyamadığım boş saksıları mekân edinmiş adını bile bilmediğim otlarım da terastaki canlılarım; Beni yaşama bağlayan aksesuarlarım. Gerek Aski’ nin gönülsüzce yaptığı zamlardan etkilendiğimden, gerekse yararlı olduğunu düşündüğümden uzun zamandır yapmak istediğimi yaptım. Hemen, çıplak ayağa monte sandaletim ve atlet üstü su geçirmez montumla, filmlerdeki esas kadın ve esas erkeğin koşma sahnelerini andırırcasına terasıma doğru seğirttim. Yağmur, şimşek, teras, vazgeçilmez yardımcılarım, canlı aksesuarlarım ve ben, kavuştuk! Derhal çek çek lemeğe başladım. Aralarda birikmişleri süpürge faraş işbirliği ile alıyordum. Taban döşemesi pırıl pırıl oluyordu.

Hem ıslanıp mutlu oluyor, hem de düşünüyordum: “ Yağmur suyu çok bereketlidir ” derdi eskiler. Buna defalarca tanık olmuştum. Bahçeyi günlerce sulardım ama yağmurun tek seferde başardığı gibi serpilmezdi bitkilerim. Eski günlere kaydı birden bastırılmış özlemlerim. Alanya kalesindeki tarihi bahçenin sahibi postanede çalışan hanımın, Datça’ da Alman mahallesinde tarihten miras amcanın, Göçek’ te para teklif ettiğim halde yine de gün ışığında acurlarını kestiremediğim köylü kadının elinden içtiğim, tarihi sarnıçlarda biriktirilmiş yağmur suyundan mamul çaylar geldi aklıma...

Sabun köpürmezdi ama yıkandığınızda çingeneyi buğday tenli yapan yağmurlar geldi aklıma; küçücüklüğümdeki. “ Dolaş biraz, mikrobun kırılsın ” derdi köydeki yaşlılar, inanarak şifasına rahmetin... Teras duvarlarında bulunan yoğun sayıdaki güvercin gübreleri birden gözüme çarptı. Deli gibi sevindim... Bulunduğum yerde dört yıldır yaşıyorum. Komşularımızla aramızda zaman zaman konu olduğunu biliyorum. Onlar şikâyetçi değillerdi. Çünkü terasları, yolunu şaşıran, uçmayı henüz meslek edinmemiş bir iki acemi kuş tarafından, ara sıra pisletiliyordu. Benim terasım öyle mi? Birçok insan harici canlı, çoğu zaman insandan daha sağlıklı düşünür. Kuşlar da! Hayatı, canlılığı, renkleri, iyiliği, kabul gördüklerini, en önemlisi can güvenliklerinin üst düzeyde olduğu platformları sezerler; bilirler. Konduklarında ürkütmemeye çalışarak, erkek mi dişi mi olduğunu anlamayı deneyip; erkeklere Yunus, dişilere Zümrüt diye seslenen, rahat olmalarını söyleyen kaç deli vardır benden başka? Saksı diplerinden su içmeye çalıştıklarında, göstere göstere onlara bıraktığınız kap içindeki  sudan hem yıkanarak hem de içerek faydalanabileceklerini tembih etmez ki; ötekiler. Öğrendikçe, gezdikçe, dinledikçe, yaşadıkça canlıya daha çok saygı duyar oluyorsunuz. Onun için, lütfen garipsemeyin beni. Anlamaya çalışın. Gübreleri el değmeden topladım. Çok kuvvetli olduklarını unutmadan, saksılara pay ettim. Islanmaya ve gençleşmeye devam ediyordum. Yalnızdım, bırakın bir sevgiliyi, bir petim bile yoktu; ama hayret, yine de mutluluktan uçuyordum. Başımın tam üstünde şimşekler çakıyordu. Rahattım. Tanrı’ mın beni koruyacağını biliyordum. Ben, O’ nun yarattıklarına ve kendime son derece saygı duyuyordum... Yeteri derecede ıslandığımı, debimetreyi pantolonumdan akan sulara tutunca anladım! İçeri girdim. Sizi temin ederim; sadece başımı kuruladım. Elimi yüzümü yıkamak zorundaydım. Islak atlet ve ıslak pantolonum beraberinde sizle paylaşmaya karar verdim. Islaklığın tenime verdiği ürpermeyi ve kokusunu o kadar özlemişim ki...  Bir süre daha birlikte olacağım, izninizle; duşa kadar!

Ben bu derece mutluluğa kanaat etmişken, paylaşmaya karar verdim ve yazmaya başladım. Hava kararıyordu. Elektrikler gelmemişti. Işıldakla yazıyordum. Kalemimin kâğıtla sevişmesinin belirtisi hışırtıdan başka bir ses yoktu. Pilli radyomu aldım. Rasgele bir istasyon açtım. Yazımı müzik eşliğinde tamamlamayı umuyordum. Beni ne kadar takdir etseniz, azdır! Bu yazıyı tamamlamaya çalışma şeklimi anlatınca, hak vereceksiniz.

Maydanoz Türk Pop diye bir istasyon. Önce, Nükhet geldi. Kendisini dinlediğimi fark etti. Her zaman olduğu gibi aklımı başımdan alan sesiyle anlamlı şarkılarından birini bütün işvesi beraberinde icra ediyordu.; “ Bu aşk biter mi? ”. Ben daha “ Nükhetçiğim, doğduğum değil doyduğum yerdeyim. Olmuyor işte! ” diyene kadar, şarkısını bitirerek küstü ve gitti. İkinci deneme gençliğimden bu yana aşkım Sezen’ den geldi. “ Savaşma, seviş benle.. ” Şu sıralar yazmamın her şeyden daha önemli olduğunu anlatmaya çalışırken... Bir taraftan da yazmaya çalışıyorum. Bu Bendeniz var ya... Daha ilk günden beri, sesine de yansıttığı insanı çeken ciddiyet dolu davetkâr çekiciliğine bir anlam verememişimdir. Kızmış, köpürmüş: “ Ya sen ya hiç, bana aşkın lazım ” diyor. Ben de, yazımı bitirmem gerektiğini ve onu her zaman aynı ilgiyle takip edeceğimi söylediğimde ikna olmuşa benziyordu. Son hamle hiçbir zaman refüze edemeyeceğim Demet’ ten geldi. İnanılmaz güzel yorumu ve iyi niyet elçisi huzur tını aşk kokan sesiyle: “ Dün seni aradım Kalamış’ ta... ”. Eski Kalamışlı olduğumu biliyor ya.. Öyle ritmik, öyle dokunaklı söylüyor ki... Tam bu sırada, gençliğimden beri ayrıcalığını güfte ve bestelerinde ispatlamış Erkin baba geldi. Nerden bulur o sözleri, nasıl bir araya getirir öyle o kendine has sesi ve yorumuyla? Bunca sene yaptığı gibi yine beni kurtardı; “ Fesuphanallah ”.... Dertleştik sonra; anlattım hepsini ne kadar sevdiğimi ve saydığımı. Hak verdi bana; başarılar diledi ve ayrılmadık. Bu arada, ben bu paylaşımımın sonuna gelmiştim.

İşte, bugünkü mutluğum! Her zamanki yağmurun bana yaşattıkları, beraberindeki spontane güzellikler...

Aynı gün, 22: 36, mutluyum.

İnsan olmanın lezzeti... XI de buluşana dek, en iyilerle kalın.

İlk not: En son ne zaman; yol ortasındaki bir kaplumbağayı, tehlikeye hedef olma riskine karşın arabanızı veya kendinizi siper edip onu gideceği yere elinizle taşıyarak, hayatını kurtardınız; mutlu ettiniz?

:  Alp ARPAD, 19. 08. 2002, 22:36                                                                                       Diğer bir  İOL... "   için      

               

Bir Onceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Bu yazarımız/Bu yapıt hakkında  Radyolu Dakikalar ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girisi Bir Sonraki Yapıt