www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü

TİYATRO

Telif Hakkı Sahibi: Tayfun TÜRKİLİ, ( tayfun.turkili@hotmail.com )

DOKUZCANLI

www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü, öncelikle SiZlere örnek olması ve daha sonra da yapıtın geniş bir yelpazenin beğenisine sunulması amacıyla telif hakkı sahibi ve duyguyoğuranı ( yazarı )  tarafından Enstitüde yer alması için gönderdiği bu oyun tekstinden dolayı Sayın Tayfun TÜRKİLİ' ne teşekkürü bir borç bilir. Bu oyunu sahnelemeyi düşünmeniz veya değişik bir amaçla kullanmak istemeniz halinde, kendisine bildirmeniz için duyguyoğuranımızın adresi bu sayfada verilmiştir. Enstitü' de, tiyatro dalındaki bu yapıtın öncelikle sahibine, daha sonra hepimize esin kaynağı olması ve uğur getirmesi dileğiyle...

PolİSİYE KOMEDİ

 2.PERDE

1.TABLO

FARUK - MİNE- GARSON

Dekor: Kafeterya dekoru. Mine ve Faruk oturmakta. Mine son derece öfkelidir, çayından her yudum alışında söylenmektedir. Garson sahnede durmaktadır. 

MİNE- ( Bir yudum alır) Yok bu kadın ölmeyecek. ( bir yudum alır ) Kedi gibi ayol, tıpkı kedi gibi. ( bir yudum alır ) Biz bu kadını öldürelim derken biz öleceğiz vallahi. ( bir yudum alır ) Ay fenalıklar geliyor bana. İyi saatte olsunlar geliyor. ( bir yudum alır ) Neden ölmedi peki? ( bir yudum alır ) Akrepten kurtuldu. ( bir yudum ) Zehirli çorbadan kurtuldu. ( Bir yudum) Elektrikli küvetten kurtuldu. ( Terlemiş gibi göğsünü bağrını açarak ) Yüce divandan kurtulan parti liderlerini geçti ayol. (Kendisini dinleyen Faruğa bakar ) Trene bakar gibi ne bakıyorsun öyle? Bir şeyler yap da kurtul şu karından.

FARUK-         Keşke kurtulabilsem sevgilim...

MİNE- ( Kriz geçirir gibi ) Sevgilim deme bana, sevgilim deme. Kaç kere söyleyeceğim, önce karını öldüreceksin ondan sonra sevgilim diyeceksin.

FARUK- Peki peki.

MİNE-  Ne pekisi?

FARUK-         Güzideyi öldüreceğim.

MİNE-             Nasıl ve neyle? Bundan önce dört kez teşebbüs ettin, beceremedin. Şimdi                 nasıl öldüreceksin?

FARUK-         Demokraside çare tükenmez demişler.

GARSON-      Tebrik ederim. Tam katillere yakışan demokratça bir laf.

 

                        (Farukla Mine şaşkınca bakarlar)

 

                        IŞIKLAR KARARIR / TABLO SONU

 

 

                                                            2.PERDE / 2. TABLO

                                                FARUK - GÜZİDE - ADAM - 2 SEDYECİ

 

                                                                                   

                                                Dekor: Ev dekoru. Güzide çekyatta yatmaktadır. Başı                                                    ağrıdığı için alnına ıslak tülbent koymuştur.

 

 

GÜZİDE-        Öldürecek bu baş ağrısı beni, öldürecek. (bağırır) Farukk nerede kaldın,                                 alt tarafı bir aspirin getireceksin.

FARUK-         (Sesi odadan gelir) Getiriyorum karıcığım.

 

                        (Kapı açılır Faruk girer içeriye. Üzerinde ropteşambır vardır. Elinde su              dolu içinde beyaz mayi olan bir bardak vardır.)

 

GÜZİDE-        Getir şu aspirini ölüyorum, ölüyorum.

FARUK-         Nerdeee o günler?

GÜZİDE-        Ne dedin?

FARUK-         Şey dedim. Yani başının ağrımadığı o eski günler nerde demek istedim. Al                  iç hadi.

GÜZİDE-        Ne var bu bardağın içinde? Ben senden aspirin istemiştim.

FARUK-         Bu da aspirin. Eritmeli. Ağrıya tam müdahale ediyormuş. İç hadi.

                        (Güzide başını kaldırır içer, bardağı verir. Sonra tekrar yatar. Esner.

                        Faruk karısının başucuna oturur. )

GÜZİDE-        (esneyerek) Ay birden üstüme bir ağırlık çöktü.

FARUK-         Uyu sen de canım. Nasıl olsa uyumayacak mısın?

GÜZİDE-        (esneyerek) Yatağa gidecek halim yok. Burada uyuyacağım.

 

                        (Gözlerini kapar ve uyumaya başlar)

 

FARUK-         Yaşasın bu sefer başardım galiba. Aspirin diye yirmi tane uyku hapı içirdim                 Güzideye. Bu sefer kesin kurtulamaz. Uyur uyur sonra da ölür.

 

                        (Ayağa kalkıp söyleyip oynamaya başlar)

 

FARUK-         Uykuda mısın sevgili yarim, uyann uyan!

 

                        (Birden Güzidenin abartılı yüksek horultusuyla irkilir, durur, bakar)

 

FARUK-         Çüşşş! Bu ne biçim horlama be. Yerini mi yadırgadı ne? Neyse horla                           bakalım. Nasıl olsa fazla uzun sürmeyecek. Birazdan ne horultu ne bir şey                       kalacak. Kanatlanıp gideceksin karıcığım. (heyecanla, elini cebine atar)                         Vay canına az kalsın unutuyordum. (Uyku hapı tüpünü çıkartır) Şunu da                yanına koyayım, polis gelince intihar ettiğine inansın.

 

                        (Tüpü Güzidenin yanına koyar. Sonra da gidip telefonun ahizesini                                kaldırır. Numaraları çevirir. Biraz bekler.)

 

FARUK-         (Yılışık) Alo, Mine, sevgilim, aşkım. (bozulur) Ne Necati’si be? Benim                                   Faruk. Eğer bana ihanet ediyorsan bil ki öldürürüm seni. Önce karımı mı                                  öldüreyim. (gururla) Merak etme onun işi bitti canım. Şimdilik horul horul               uyuyor. Ama birazdan ölecek. Çünkü, tam on tane uyku hapı içirdim ona.              (sevinçle) Artık benimsin, benimsin Mine.

 

                        (Kapı zili)

 

FARUK-         (Kapıya bakarak) Kapı çalıyor sevgilim. Ne bilim, beklediğim kimse yok.                               Seni sonra ararım.

 

                        (Telefonu kapatır, kapıya gider ve açar. Kapıda iri yarı, öfkeli, pijamalı               biri vardır.)

 

ADAM-           Ayıptır Faruk bey, gecenin bu saatinde çamaşır mı yıkanır yahu? Allah’ın                      gündüzü torbaya mı girdi?

FARUK-         (şaşkın) Ne çamaşırı? Biz çamaşır filan yıkamıyoruz Nizamettin bey?

ADAM-           Madem öyle bu gürültü ne kardeşim?

FARUK-         Haa anladım. Karım uyuyor da..Onun horultusu.

ADAMK-        Sen mi susturacaksın, ben mi susturayım?

FARUK-         Niye susturacakmışım?

ADAM-           Kulakların sağır mı be adam? Şu horultuya bak, bütün apartman ayağa                                    kalktı.

FARUK-         E ne var ne olmuş? Bu memlekette insanın horlama özgürlüğü var.

ADAM-           Benim de uyuma özgürlüğüm var. Bu ne biçim horlamak be. Deprem                           oluyor diye dışarıya fırladık. Sustur karını yoksa...(susar)

FARUK-         Yoksa ne yapacaksın?

ADAM-           Karakolu arayacağım.

 

                        (Adam gider, Faruk kapıyı kapar, karısının yanına gelir. Birden                            heyecanlanır)

 

FARUK-         Eyvahh, Nizamettin denen namussuz karakolu ararsa mahvolurum.

Karıma uyku hapı verdiğim anlaşılır. (Sağa sola yürür durur) Hay Allah

ne yapsam? Sırası mıydı ulan Nizamettin? Bir iki saat daha şu horlamayı          duymasan ölür müydün, pezevenk? Nasıl olsa ölecekti karım. (Horlayan

karısına bakar) Bunun öleceği möleceği yok. Çaresiz ambulans çağırıp

hastaneye kaldırıp midesini yıkatacağım. (Telefona yürür. Ahizeyi

kaldırıp, numaraları çevirir) Alo, Hızır servis mi? Bir ambulans rica

ediyorum. Niye mi? (alay eder) Emirgan’a çay içmeye gideceğim de.. (sertçe) Ambulans neden istenir kardeşim, evde acil bir hasta var da onun için istiyorum. Neyi mi var? Uyku hapı içmiş. Tamam söylüyorum. Krizantem sokak. Demek adresimi ezberlediniz artık. Tamam hemen gelin lütfen. (Telefonu kapatır. Karısının yanına gider. Ona bakarak söylenir)

Ulan Güzide yine ölümden kurtuldun. Ben seni nasıl öldüreceğim be?               Şimdi işin yoksa, Mineden azar işit. Artık ne salaklığımı, ne sersemliğimi                bırakır. Öfff öf? Nerden sevdim şu Mine kaltağını bilmem ki. Onun                              yüzünden başıma ne işler açtım? (Kapı zili) Mutlaka yine Güzidenin

horultusundan rahatsız olan bir daire sakinidir. Ulan müteahhit Allah senin canını alsın, ne vardı duvarları bu kadar zayıf yapacak. Yellensen yan daireden duyuluyor.

 

                        (Yürür, kapıyı açar. Sedyeciler kapıda durmaktadır)

 

FARUK-         Olamaz, gözlerime inanamıyorum.

1.SEDYECİ-  Yörü len Şükrü.

 

                        (Faruğun üstüne yürürler, Faruk yere düşer, üzerinden geçip salona                            girerler. Faruk ayağa kalkar, kapıyı kapatıp, peşlerinden gelir)

 

FARUK-         Yahu gecenin bu saatinde sizin işiniz ne be? Uyumaz mısınız hiç?

1.SEDYECİ-  (gururla) Biz nöbetçi sedyeciyiz.

FARUK-         Nöbetçi eczane gibi, yeni mi çıktı bu usul?

2.SEDYECİ-  Avrupa topluluğuna giriyok ya. Artık her şeyin bi nöbetçisi var.

1.SEDYECİ-  Niye çağırdın bizi hemşerim?

FARUK-         (karısını işaret ederek) Görmüyor musunuz?

1.SEDYECİ-  Hey maşşallah be, hey hey. Acayip horluyo valla.

2.SEDYECİ-  Dıraktör yanında halt etmiş ha.

1.SEDYECİ-  Benim karı böle horlayacaktı anında boşardım.

FARUK-         Denedim ama razı gelmedi.

2. SEDYECİ- Ben boşamaz öldürürdüm.

FARUK-         Onu da denedim ama..(kendine gelir) Öyle aptal aptal bakacağınıza                          sedyeye koyup hastaneye götürün. İşiniz gücünüz köşe yazarları gibi                                yorum yapmak.

1.SEDYECİ-  Yoo şinci olmadı işte hemşerim.

FARUK-         Ne olmadı?

1.SEDYECİ-  Sen bizi dahdırevan taşıcısı mı sandın? Öyle yağma yok, bu sedyeye                            binmek için ya ölü ya da hasta olacaksın.

2.SEDYECİ-  Milletvekili de olabilirsin.

1.SEDYECİ-  Gördüğümüz kadarıyla sen de karın da maşallah bayır turbu gibisiniz.

FARUK-         Size öyle geliyor. Karım uyku hapı içti.

1.SEDYECİ-  Yani şinci sen bizi bunun için mi çağırdın?

FARUK-         Evet.

2. SEDYECİ- Sen dövletin ambulansını limuzin mi sandın hemşerim. Canın sıkıldıkça                                     çağırıp duruyon. Ne olmuş yani karın uyku hapı içmişse? Varsın uyusun.

FARUK-         Anlamadınız galiba. Uyku hapı içti derken, bir tane değil, bir tüp birden                                     içmiş.

2.SEDYECİ-  Yok yav.

FARUK-         Evet, biran evvel hastaneye götürüp midesini yıkatmamamız gerekiyor.

1.SEDYECİ-  Ha şo mesele. Şinci anladım. Hastanaya gerek yok canım, biz de yıkarız.

FARUK-         Kimi?

2.SEDYECİ-  Karını.

FARUK-         Ne!

1.SEDYECİ-  Yani midesini.

FARUK-         Şaka mı yapıyorsunuz?

1.SEDYECİ-  Töbe. Dıp ilmiyle şaka mı yapılırmış?

FARUK-         Peki nasıl yıkayacaksınız mideyi?

2.SEDYECİ-  Çamaşır suyuyla. (Elinde şişe varmış gibi oynayarak) Ace’yle artık her                               şey daha beyaz.

 

                        (Faruk şaşkın bakar)

 

1.SEDYECİ-  (Faruğa) Reklamları seyrede seyrede sapıttı. Karını kusturacaz beyim.                                    Bölece içtiği hapları dışarıya çıkartacak.

2.SEDYECİ-  Sen de eşek değelsin ya, bu hizmetimize karşılık bi sakal atarsın artık.

1.SEDYECİ-  Tut len Şükrü, banyoya götürek şunu.

 

                        (Sedyeciler Güzideyi koltuklayıp banyoya götürürken Faruk saçını                               başını yolmaya başlar)

 

FARUK-         Allah’ım, Allah’ım neden ben cani olamıyorum, neden ben cinayet                                             işleyemiyorum, neden, neden?

 

                                    IŞIKLAR KARARIR / TABLO SONU

 

 

 

 

 

 

                                                            2.PERDE / 3. TABLO

                                                      FARUK - MİNE- GARSON

 

 

                                                            Dekor: Sahne önü. Kafeterya dekoru.      

 

 

MİNE-             Yazık, yazık Faruk. Bir karını öldüremedin. Senin bu kadar beceriksiz                           olduğunu bilseydim, sevgili olmazdım sana.

FARUK-         Kabahat ben de değil Mine. Dokuz canlı bu karı. Ölmüyor işte.

MİNE-             Ne demek ölmüyor canım. Aptal aptal konuşma. Öldürmesini bilsen bal                                   gibi ölürdü.

FARUK-         Böyle söyleme sevgilim.

MİNE-             Ay sevgilim deme bana, kaç sefer söyleyeceğim karından kurtuluncaya                                   kadar ben senin sevgilin değilim.

FARUK-         Peki peki.

MİNE-             Bu gidişle hiç bir zaman da bana sevgilim diyeceğini sanmıyorum.

FARUK-         Neden?

MİNE-             Çünkü karını öldüremeyeceksin de ondan.

FARUK-         Hayır, öldüreceğim.

MİNE-             Hiç sanmıyorum canım. Sen bu işlerin adamı değilsin.  Birilerinden staj                                    alman lazım.

FARUK-         Staj mı? Yani katillik stajı mı?

                        (Bu sırada garson elinde tepsiyle masalarına gelir. Mineyle Faruk                                  konuşmasını sürdürür. Garson bir ona bir öbürüne bakar)

 

MİNE-             Evet, neden şaştın, bakma öyle yüzüme bön bön. Yapamıyorsun işte, kaç                    kere denedin, burnunu bile kanatamadın karının ayol. Git öğren bu işleri.

FARUK-         İyi de sevgilim, ay yani Mineciğim, bilgisayar kursu değil ki bu, gidip de                                   kimden yardım isteyeyim?

GARSON-      Kartal'a git abi, birilerini bulursun orada.

FARUK-         Kartala mı? Orada kurs mu veriyorlar?

GARSON-      Vermez olurlar mı, hem de en baba canilerden.

FARUK-         Haa anladım. İyi ama onlar içerde nasıl ders alacağım?

GARSON-      Merak etme asistanları dışarda. 

 

                        (Mine ve Faruk şaşkın garsona bakarlar. Sonra ikisi birden bağırır)

 

MİNE-FARUK- Defoll!

 

                        (Garson gider)

 

FARUK-         (bağırır) Tamam buldum.

MİNE-             Neyi buldun?

 

                        (Faruk masadan kalkar. Öne doğru yürür.)

 

FARUK-         Güzideyi nasıl öldüreceğimi.

 

 

                                    IŞIKLAR KARARIR / TABLO SONU

 

           

 

                                                            2.PERDE / 4. TABLO

                                                FARUK - GÜZİDE- SEDYECİLER

 

 

                                                            Dekor: Ev dekoru. Sahne boştur. Zeminde "Bu                                                               Akşam Ölürüm" adlı parçanın müziği vardır. Bir iki                                                                        saniye sonra orta kapı gıcırdayarak açılır. Kimse                                                              görünmez. Bir kaç saniye sonra içeriye dört ayak                                                                         üzerinde aslan kıyafetine bürünmüş Faruk girer.                                                                      Kapıyı ayağınla kapatır. Salonun orta yerine doğru                                                              yürür. Sağa sola bakar. Sonra ayağa kalkar ve                                                                başındaki aslan maskesini çıkartır.

 

 

FARUK-         Bu sefer işin bitik Güzide. Kalbin olduğunu biliyorum. Beni böyle karşında                   aslan gibi görünce kesin kalb krizinden öleceksin. Gırrrr, gırrrrr! Kim olsa              evinde bir arslan görse ölür.

                        (Sonra kahkahayla gülmeye başlar)

FARUK-         Şimdi yatak odasına gireceğim ve kükrer kükremez ah kalbim diyeceksin                   ve sonra benle Mineyi mutlu edeceksin karıcığım. Seni benim                                           öldürdüğümü ne polis ne de morg doktoru bile anlayamayacak. Ölüm                           raporuna da kalp krizi yazılacak.

 

                        (Başına aslan maskesini geçirerek yatak odasının kapısına doğru                                 yürürken birden banyodan sifon sesi duyulur. Faruk şaşırır, döner                               banyoya bakar, oraya doğru yürür. Tam bu sırada kapı açılır, dışarıya                    Güzide çıkar. Suratına salatalık kabukları yapıştırmıştır, çok çirkin bir                      görünüm içindedir. Önce birbirlerine bakarlar. Sonra ilk çığlığı Güzide                       atar)

 

GÜZİDE-        Ayyyyyyyyy!

 

                        (Karısının görüntüsünden korkan Faruk'da bağırır)

 

FARUK-         Ayyyyyy!

 

                        (Faruk kaçmak ister, Güzide terliğini çıkartıp vurmaya başlar.)

 

GÜZİDE-        Seni pis hayvan, ne arıyorsun benim evimde bakim ha? Şimdi gösteririm                                sana. Al bakalım al al.

 

                        (Faruk düşer debelenir. Güzide başında bekler)

GÜZİDE-        Hangi sirkten kaçmış acaba?

FARUK-         Güzide.

 

                        (Güzide şaşkın sağa sola bakar. )

 

FARUK-         Güzide duymuyor musun beni?

 

                        (Güzide aslana bakar. Sonra şaşırır. Yere eğilir.)

 

FARUK-         Benim Güzide ben.

GÜZİDE-        Aman tanrım. Aslan Faruğu yutmuş, vahşi hayvan kocamı yemiş.

 

                        (Koşar, telefonu açar. Numaraları çevirirken, Faruk yerden kalkmaya                çalışmaktadır.)

 

GÜZİDE-        Alo, Hızır servis mi? Çabuk çabuk bir ambulans gönderin. Kocamı bir                          aslan yuttu. Deli misiniz be, gecenin bu saatinde şaka mı yapılırmış?                                    Kocam şu anda bir aslanın karnında diyorum. Adresi veriyorum. Krizantem                sokak. Aa numaramızı nereden biliyorsunuz.

FARUK-         Yapma Güzide çağırma o alçakları.

GÜZİDE          Tamam hemen bir ambulans yollayın.

 

                        (Telefonu kapatır, yerde debelenen Faruğa bakar.)

 

GÜZİDE-        Seni alçak herif, yirmi yıllık kocamı yiyip beni dul bırakırsın ha. Şimdi                            gösteririm sana gününü.

 

                        (Sonra bir iskemleyi alarak Faruğun yanına gidip tam indirecekken,                              Faruk başındaki aslan maskesini sıyırır)

 

FARUK-         Dur vurma Güzide, benim.

GÜZİDE-        Faruk. Kocacığım. Hayatım.

 

                        (Kocasına sarılır. Faruk başı dışarıda, vücudu aslan giysisi)

 

GÜZİDE-        Ben de seni aslan yedi sanıp kahrolmuştum. İyi ama neden aslan kılığına                     girdin sen?

FARUK-         Şey için.

GÜZİDE-        Ne için?

FARUK-         Denemek için.

GÜZİDE-        Neyi denemek için?

FARUK-         Hakikaten aslana benzeyip benzemediğimi öğrenmek için?

GÜZİDE-        Neden aslan kılığına girdiğini söylemedin?

 

                        (Kapı zili çalar.)

 

GÜZİDE-        Ambulansçılar olmalı.

FARUK-         Mutlaka o rezil sedyecilerdir. Sakın alma içeri, yok bir şey, yanlış ihbar                                     deyip suratlarına kapat kapıyı.

 

                        (Güzide kapıyı açar. Bizim sedyeciler kapıda durmaktadır)

 

GÜZİDE-        (bağırır) Sedyecilermiş Faruk.

FARUK-         Bizimkiler mi?

1.SEDYECİ-  Evet, ailenizin sedyecileri.

2.SEDYECİ-  İsterseniz maaş verin yalnız size inip çıkalım.

1.SEDYECİ-  Yörü len Şükrü.

 

                        (Sedyeciler içeri girer. Güzide kapıyı kapatırken)

 

GÜZİDE-        Zahmet etmeseydiniz. İkimiz de sapasağlamız.

1.SEDYECİ-  Madem öyle neden çağırdınız bizi?

GÜZİDE-        Şey. Kocamı aslan yedi sanmıştım da.

2.SEDYECİ-  (şaşkın) Ne sandın, ne sandın?

 

                        (Faruk üstündeki aslan giysisini çıkartırken, sedyeciler görür)

 

1.SEDYECi-  Bi dakka. Aslan mı kocanızı yedi, yoksa kocanız mı aslanı yedi?

FARUK-         Kusura bakmayın, bir yanlışlık olmuş. Güle güle kardeşim, güle güle.

1.SEDYECİ-  Yoo, öyle bedavadan güle güle yok.

2.SEDYECİ-  Hem çağırın, hem de güle güle deyin.

GÜZİDE-        Bakın sizden özür diliyorum, kabahat bendeydi.

1.SEDYECİ-  Öyle özürle mözürle olmaz. Tut len Şükrü.

                        (İki sedyeci şaşkın vaziyette Faruğu sedyeye yatırmak ister)

FARUK-         Durun be manyak mısınız siz? Bir şeyim yok benim.

1.SEDYECİ-  Anlamam. Geçen sefer demiştim, bi daha gelirsem şart olsun birinizi alır                                 götürürüm, demiştim.

2.SEDYECİ-  Sedyeciliğin de bi onuru vardır canım.

GÜZİDE-        Yapmayın bırakın kocamı, bir şeyi yok diyoruz.

1.SEDYECİ-  Bunca merdiveni boşuna inip çıkmadık ya. Götüreceğiz.

2. SEDYECİ- Heç karışma yinge, bu sefer bu evden birini götüreceğiz.

FARUK-         Yahu delirdiniz mi bırakın beni diyorum. Güzide, ver şunlara ayak masrafı                    da kurtulayım.

GÜZİDE-        Tamam tamam.

1.SEDYECİ-  Dur len Şükrü. Eylemimiz ses getirdi.

2.SEDYECİ-  Durdum Hamit ağabey.

 

                        (Güzide yürür, masa üzerindeki çantasını açar, para uzatır)

 

GÜZİDE-        Tamam alın, bırakın kocamı.

1.SEDYECİ-  (Paraya bakar) Bırak len Şükrü.

 

                        (Küt diye sedyeyi Farukla birlikte yere bırakır)

 

FARUK-         Ahh, sırtım sırtım. Namussuzlar, rüşvetçiler, şikayet edeceğim sizi, sürüm                     süründüreceğim.

1.SEDYECİ-  Yok yav, sen zırtına aslan postu giy, karın seni aslan yedi sansın, biz de                                    seni aslanın garnından gurtarmak için gelelim, sonra da ayak kirası istedik                  deyi bizi şikayet et, he'mi? Al paranı. Tut len Şükrü, sedyeye koyup                                   morga götürelim şunu.

2.SEDYECİ-  Dohtur da orasını burasını kesip biçsin.

FARUK-         Tamam tamam şikayet mikayet etmeyeceğim. Yeter ki evimden gidin.

2.SEDYECİ-  Gidek mi Hamit ağabey?

1.SEDYECİ-  Gidek. Yörü len Şükrü.

 

                        (Sedyeyi alıp giderler.)

 

FARUK-         Güzide. Sana vasiyetimdir, her ne olursa olsun, öleyim ya da                                         hastalanayım, ambulans çağırma. Bu sedyecileri görmekten bıktım                               usandım artık.

GÜZİDE-        Tamam tamam sakin ol hayatım.

FARUK-         Koca ambulans merkezinde bunlardan başka sağlık personeli yok mu                                     be? Gide gele heriflerle akraba olduk.

GÜZİDE-        Faruk.

FARUK-         Efendim.

GÜZİDE-        Neden aslan kılığına girdin?

FARUK-         Birini korkutmak için.

 

                        (Faruk yürür, yatak odasının kapısını açıp girer. Güzide seyirciye                                   döner)

 

GÜZİDE-        Faruk kimi korkutmak istedi acaba?

                                    IŞIKLAR KARARIR / TABLO SONU

                                                            2.PERDE / 5.TABLO

                                                FARUK - GÜZİDE - İKİ SEDYECİ

 

           

                                                Dekor: Ev dekoru. Güzidenin şarkı söyleyen sesi                                                                        dışardan gelir. Faruk, elindeki bıçakla pencere camının                                                   macunlarını kazımaktadır. Telefon çalar.

 

 

GÜZİDE-        (Şarkıyı keser. Sesi odadan) Farukk!

 

                        (Faruk korkar, macun toplama işini bırakır, Karısının sesinin geldiği                              odaya bakar)

 

FARUK-         Efendim karıcığım.

GÜZİDE-        (Sesi dışardan) Telefona bak.

FARUK-         Olur.

 

                        (Yürür, telefonu kaldırır.)

 

FARUK-         Alo! Mine, sen misin sevgilim? Hayır, gene kurtuldu. Şey nasıl anlatsam,                                  ben onu korkutayım derken o beni korkuttu. Yüzüne hıyar kabuğu                                          yapıştırmıştı da.. Biliyorum, ben sersemin, aptalın, salağın tekiyim.                                     (öfkeyle) Ama ne olursa olsun ölecek. Nasıl mı? (Kapıya bakarak) Biraz                         sonra temizlik yapacak. Sileceği camın macunlarını çıkarttım. Pencereye                         çıkıp cama asılır asılmaz cup beş kat aşağıya düşecek. Bu sefer kesin                                     öleceğine garanti verebilirim sevgilim..(Kapı açılır, Güzide elinde bez ve

kovayla salona girer. Faruk karısını görünce telefondaki tutumu değiştirir) Yanlış kardeşim, kasap değil burası. Ne bilim kasabın numarasını. 118'den arayıp öğrenin. (Yavaş sesle) Ben seni sonra ararım. (Yüksek) Bir daha doğru dürüst numara çevirin. (Öfkeyle telefonu kapatır) Allah Allah, ne insanlar var yahu.

GÜZİDE-        Ne oldu hayatım?

FARUK-         Hiç canım, herifin biri kasap dükkanı diye bizim numarayı çevirmiş. Sen                                   temizlik mi yapacaksın?

GÜZİDE-        (Cama yürürken) Evet, camlar çok kirlenmiş.

FARUK-         Dikkat et aşağıya düşme.

GÜZİDE-        Korkma, düşmem.

 

                        (Güzide pencereye gider. Kovayı yere bırakır. Bezi sokar, ıslatır,                                     kurular sonra pencerenin pervazına çıkar, cama tutularak silmeye                                 başlar. Faruk keyifle karısını seyreder. Güzide şarkı söylerken, birden                cam yerinden çıkar, dengesini bulmaya çalışırken bağırır)

 

GÜZİDE-        Ay cam yerinden çıktı. Yetiş Faruk düşüyorum.

 

                        (Faruk hafif döner gülümseyerek bakar. Güzide aşağıya düşer)

 

GÜZİDE-        Ahhhhh!

 

                        (Faruk sakınır gibi kafasını omuzlarının içine alır. Biraz sonra küt diye              bir ses duyulur. Faruk rahatlar)

FARUK-         Mubarek Hezarfen Ahmet Çelebi gibi uçtu.