www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü

 TİYATRO

Telif Hakkı Sahibi: R. UYGUR ERDİL ( sizedebiyat1@yahoo.com )

KLASİKLER

www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü, öncelikle SiZlere örnek olması ve daha sonra da yapıtın geniş bir yelpazenin beğenisine sunulması amacıyla telif hakkı sahibi ve duyguyoğuranı ( yazarı )  tarafından Enstitü' de yer alması için gönderdiği bu oyun tekstinden dolayı Sayın R. Uygur ERDİL' e teşekkürü bir borç bilir. Bu oyunu sahnelemeyi düşünmeniz veya değişik bir amaçla kullanmak istemeniz hâlinde, kendisine bildirmeniz için duyguyoğuranımızın adresi bu sayfada verilmiştir. Enstitü' de, tiyatro dalındaki bu yapıtın öncelikle sahibine, daha sonra hepimize esin kaynağı olması, uğur getirmesi dileğiyle...

 

1 PERDE 3 SAHNE 


I. Sahne

 

( Otobüste LEVENT ile DENİZ ayakta askılara tutunmaktadır ) 

 

LEVENT – Deniz... en çok neleri dinliyorsun?

DENİZ - Nil Karaibrahimgil’ de her şeyi…

LEVENT – Siz kızların idolü, ikonu?

DENİZ – Çok cici ama! Candan Erçetin de dinliyorum; bir de özlemli ( nostaljik ) yapıtlar hoşuma gidiyor. Sen neler dinliyorsun?

LEVENT – Her şeyi! Karışık. Bütün müzikleri dinliyorum; özellikle o acı acı haykıranlar…

DENİZ – Babam onlara arabesk diyor ve onları biraz sakıncalı buluyor. İnsanlara neşe yerine üzüntü verdiğini savunuyor…

LEVENT - … ama yüreğim parçalanıyor dinlerken…

DENİZ – İyi ya işte! Babam da onu diyor. Daha yaşın erken; neşeyi, güzeli tatmak varken acı niçin diyor! Hem acıları da anlatan kaliteler var ama ona da zaman var diyor…

LEVENT – Annem de benzerlerini bana söylüyor. Düzeyli müzik dinleyin ama önce klasiklerden başlayın diyor.

DENİZ – Klasikler?

LEVENT – Mozart’ ın kapı gıcırtısı, Çaykovski’ nin avize şargıntısı canım…

DENİZ – Hım…

LEVENT – İneceğin durağa yaklaşıyoruz Deniz. Hafta sonu… yani cumartesi… ay… şey… yarın ne yapıyorsun?

DENİZ - İşim var biraz… Biraz da ödevlerim... Biraz da Demet de gelecekti… Biraz da…

LEVENT - …

 

( Sessizce vedalaşırlar. Otobüs yoluna devam eder ) 

 

 

II. sahne

 

(  Evde Kapı çalınır )

 

 

LEVENT – Ben açarım Anne!

ANNE – Ne oldu oğlum? Nedir bu aceleciliğin?

LEVENT – Baba, hoş geldin, gel şöyle!

BABA – Dur oğlum! Ayakkabımı çıkarıp terliğimi giyeyim. Elimi yüzümü yıkayayım. Sokaktan geldim. Ne oldu? Hoş buldum!

LEVENT – Baba klasikleri anlatsana bana!

ANNE – Yemekleri ısıtmıştım?

BABA – Annen ve ben!

ANNE – Al işte bu da örnek Baba!

LEVENT – Klasikler deyince akla…

BABA – Mozart, Bach, Beethoven, Çaykovski gelir… ne bileyim… Balzac, Victor Hugo, Puşkin, Goethe, Dostoyevski, Turgenyev, Steinbeck gelir… Dede Efendi, Yahya Kemâl, Nurullah Ataç, Münir Nurettin Selçuk, Orhan Veli, Melih Cevdet, Sait Faik Abasıyanık gelir… Picasso, Rembrandt, Van Gogh, Toulouse Lautrec gelir…

LEVENT – Baba dur! Aklım karıştı! Bunlar kim?

BABA – Adlarıyla da yapıtlarıyla da Klasikler bunlar!

LEVENT – Baba!

BABA – Haydi gel! Annen yorulmuş, hazırlamış. Yemeğimizi yerken konuşalım. Hem yavaş yeriz hem hazmımız kolaylaşır hem de sohbet koyulaşır…

 

( Yemek masasında yemek yenmektedir )

 

BABA – Oğlum! Klasikler denilince, akla sanatta, güzel sanatlarda yani müzikte, resimde, edebiyatta, heykelde, tiyatroda; insanda coşku ve hayranlık uyandıran her sanat dalında, zamanla herkes tarafından benimsenip vazgeçilmez olmuş yapıtlar akla gelir ki bu da zaten büyüklüklerini, mükemmelliklerini kanıtlamış anlamındadır. Gittikçe değerlenirler…

ANNE – Biraz daha sessiz yer misiniz LEVENT Bey? Çatal kaşık sesi hiç çıkmasın! Ağzını kapalı ye, şapırdatma! Ağzında lokma varken konuşma! Ellerin bileklerinden öteye dayanmasın masaya! Tabağın iki yanında tut ellerini dinlerken…

BABA - … Örnek olarak görülürler. Klasikler insanı en doğru yolda eğitir. Sabır, çalışkanlık, temizlik, düzen aşılar. Doğru düşünme, çözüm üretme, kendini savunmayı öğretir. Özgüvenin kaynağıdır…

ANNE – Tabağını uzatır mısın oğlum. Salata koyacağım yanına. İyi yıkanmış çiğ sebzeleri hiç boşlama hayatında…

BABA - … “ Klasikler bir kültür, bir gusto yani iyiyle kötüyü ayırt etme yeteneği, bir seviye ölçütüdür ”  demiş, artık kendisi de yapıtları da klasikleşmeye başlayan rahmetli Haldun Taner. Çok doğru söylemiş; insana değer katarlar...

ANNE – Haydi ellerinizi yıkamaya. Sizin bu sohbetiniz bitmez. Sonra devam edersiniz.

LEVENT – Hadi Baba! Yıkamadın mı daha?

BABA – Geldim oğlum. Kurulamama izin ver bari!

LEVENT – Klasiği antika, eski sanırdım. Meğerse değilmiş?

BABA – Gittikçe değerlenirler demiştim. Bu aslında henüz yeni demek! Bir eşya düşünelim. Kullanma zamanı dolunca çöpe atarız çünkü eskimiştir. Eskimesine karşın atamadığımız, gittikçe değerlenen bir şey daha çok kullanılıyor demektir. Gerekli olan şey aslında eskimemiştir! Hele bir de yenisi, eskisini karşılamıyorsa!

LEVENT – Eskidi diyorsun ama Baba?

BABA – Evet ama bu o eskimek değil! Kullanılamaz demek değil! Zaman geçti demek! Aslında orada eskidi derken her zaman yeni kaldığını vurguluyoruz…

LEVENT - ?

BABA – Beethoven’ ı dinliyorsun. Çok keyifleniyorsun. Ruhun zenginleşiyor. Her dinleyişinde yeni bir şey duyuyorsun; bu yeni kalmaktır oğlum!

LEVENT – Peki, kitap?

BABA – Her kitap bir yeniliktir; ne kadar eski olursa olsun! Yeni şeyler öğrenirsin; yeni dostların olur. Aslında kitabın kendisi en büyük dostundur. Her kelime seni, içini varsıllaştırır. Ne zaman ki aynı yapıtı belli bir aralıkla yeniden okursun yeni anlamlar bulursun… yeni yeni kitaplar da var tabii…

ANNE – Yeniden evlenelim o zaman!

LEVENT - ?

BABA – Annene bakma; hiç eskimez! Ha, unutmadan: Bir de zamanın çok az!

LEVENT – Niye Baba?

BABA – Her gün bir kitap okusan anlayarak ki bu olası değil; yılda üç yüz altmış beş, on yılda üç bin altı yüzeli, yüz yılda otuz altı bin beş yüz kitap eder. Bu da dünyada bir günde basılan kitapların milyonda biri değil. Ayrıca hiçbirimizin ne yüz yılı var ne de bir günde bir kitap okuyacak zamanı. Onun için yazar oku oğlum! Yapıt oku oğlum! Bestekâr dinle! Eser dinle! İzlence ara! Yani bunların en iyilerini seçerek onları izle. Seçmende ailen ve öğretmenlerin sana yardım edecektir. Eğer çevrendeki arkadaşların yeterliyse onlar da! Değersizlerle sakın kafanı doldurma oğlum. Onlarla savaş ki değerlilerin yerini alamasın…

LEVENT - Süper!

ANNE – Bakıyorum haberleri seyretmediniz bu akşam Evin Reisi Bey?

BABA – E, Oğlumuz büyüyor!

ANNE – Ha?

BABA – Hâ ya!              

ANNE – Oğlum, niçin benim anlatmamı istemedin? Sana ben diyordum ya Klasikler klasikler diye…

LEVENT – Babalar da anneler kadar iyi bilir mi diye merak ettim de!

 

( gülüşmeler )   

              

III. sahne

 

( Otobüste LEVENT ile DENİZ ayakta askılara tutunmaktadır ) 

 

 

LEVENT – İneceğin durağa yaklaşıyoruz Deniz. Hafta sonu… yani cumartesi… aman… şey… yarın ne yapıyorsun?

DENİZ - İşim var biraz… Biraz da ödevlerim... Biraz da Tuğçe de gelecekti… Biraz da…

LEVENT - …

DENİZ – Niçin sordun Leventçiğim?

LEVENT – Mozart’ ın Türk Marşı’ nı yazarken Mehter Takımımızdan esinlendiğini sanıyorum. Bir de Nurullah Ataç’ ın bir denemesini okudum. Yeni yazarlarla farklılıklarını gördüm. Yeni fikirlerimi açığa çıkartıyor bu deneme. Bunları çok konuşmak istedim seninle… Candan Erçetin’ in Ninni’ sini dinledin mi? Çok değişik olmuş ama hoş olmuş…

DENİZ – Tamam! Öğleden sonra ikide buluşalım mı? Nereye gideceğiz?

LEVENT – Güneş varsa Caddebostan Sahil Yolu’ na. Yürürüz. Yorulursak çay içecek bir yerlere otururuz…

DENİZ – Peki, annem izin verirse…

 

( El sallaşırlar; otobüs yoluna devam eder )

 

 

Perde


 

  : R. Uygur ERDİL, 09.01.2009, 13:06, İstanbul, Kadıköy,                                           Diğer Bir Tiyatro için 

                 

Bir Onceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Bu yazarımız/Bu yapıt hakkında ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girisi Bir Sonraki Yapıt