www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü

TİYATRO

Telif Hakkı Sahibi: Tayfun TÜRKİLİ, ( tayfun.turkili@hotmail.com )

DOKUZCANLI

www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü, öncelikle SiZlere örnek olması ve daha sonra da yapıtın geniş bir yelpazenin beğenisine sunulması amacıyla telif hakkı sahibi ve duyguyoğuranı ( yazarı )  tarafından Enstitüde yer alması için gönderdiği bu oyun tekstinden dolayı Sayın Tayfun TÜRKİLİ' ne teşekkürü bir borç bilir. Bu oyunu sahnelemeyi düşünmeniz veya değişik bir amaçla kullanmak istemeniz halinde, kendisine bildirmeniz için duyguyoğuranımızın adresi bu sayfada verilmiştir. Enstitü' de, tiyatro dalındaki bu yapıtın öncelikle sahibine, daha sonra hepimize esin kaynağı olması ve uğur getirmesi dileğiyle...

PolİSİYE KOMEDİ

2 PERDE  17 TABLO

PİYES

Kişiler:

FARUK                       40-45 yaşlarında.

GÜZİDE-                    Aynı yaşlarda, Faruğun karısı. Anaç bir kadın.

MİNE-                         25 yaşlarında güzel, dişi, fettan bir kadın.

1.SEDYECİ-              40 yaşlarında bir Anadolulu.

2.SEDYECİ-              30 yaşlarında bir Anadolulu.

GARSON-                  20 yaşlarında bir delikanlı.

TETİKÇİ-                    40 yaşlarında, suratsız bir tip.

ADAM            -                       4-5 yaşlarında apartman komşusu.

 

1.PERDE

1. TABLO

FARUK - MİNE - GÜZİDE  

                                                Dekor: Dayalı döşeli zengin bir ev dekoru. Bir koltuk, sehpa vs. Sağda bir kapı, banyoya açılıyor. Solda bir kapı yatak odasına açılıyor. Tam ortada da salona açılan bir kapı. Sağda solda birer pencere. Salona açılan kapının bir yanında aynalı bir portmanto vardır. Vakit sabah. Perde açıldığında sahne boştur. Faruk, banyodadır. Banyodan abartılı bir şekilde Faruk' un gargara sesi duyulur önce.

 

 

FARUK-         (Sesi banyodan gelir) Sevgilimm!

           

            (Ses çıkmaz. Faruk banyo kapısını açar, başını uzatır. Dişini fırçalamaktadır. )

 

FARUK-         (Horoz gibi öter) Üü-ürüü üüü! Minee, hayatım uyan artık?

                       

(Soldaki kapı açılır. Güzel bir kadın, kombinezonla gözükür. Yatakdan yeni kalktığı bellidir. Elbisesi elindedir. )

 

MİNE-             Horoz gibi ötüp durma, kalktım işte. (Seksi bir vaziyette koltuğa oturur)                  Sen ne yapıyorsun?

FARUK-         Dişlerimi fırçalıyordum.

                        (Faruk havluyla kurulanır, banyodan çıkar, kapıyı kapatır.)

MİNE-             (esneyerek) Neden erken uyandırdın beni? Saat baksana daha sekiz bile                 olmamış. Erken kalkmayı sevmediğimi biliyorsun.

FARUK-         Haklısın sevgilim ama biliyorsun karım her an için gelebilir. Dün annesini                     ziyarete gitmişti.

MİNE-             (umursamaz) Gelirse gelsin umurumda bile değil.

FARUK-         (şaşkın) Nasıl yani? Ne demek yani? Görürse görsün de demekle ne                          demek istiyorsun yani?

MİNE-             (üstüne basarak) Senin bir sevgilin olduğunu görsün diyorum yani.

FARUK-         Saçmalama Mine, hadi giyin de seni evine bırakayım.

MİNE-             Hayır.

 

                        (Koltuğun birine oturur)

 

FARUK-         Şaka yapıyorsun galiba.

MİNE-             Hayır son derece ciddiyim. Karını bekleyeceğim.

FARUK-         (gülerek) İyi de ne diyeceksin karıma?

MİNE-             Pazarlamacı olduğumu söyleyeceğim. (Öfkeyle ayağa kalkar ve elindeki                elbiseyi Faruğun üzerine atarak) Beni dinle Faruk efendi, ben senin                           canının her istediğinde yatağına koşacak kadınlardan değilim. Sıkıldım                               artık böyle yaşamaktan.

FARUK-         (Elindeki elbiseyle kadına arkadan sarılarak) Lütfen sakin ol sevgilim.                               Çoğu gitti azı kaldı. Ne demişler; sabreden derviş muradına erermiş.

MİNE-             (Kendisini Faruktan kurtararak) Git onu dervişlere söyle. (bağırarak)                                 Ben senin bir yıldır evleneceğiz vaadiyle kandırdığın bir kadınım.

FARUK-         Kandırmadım, kandırmıyorum da. Seninle evleneceğim Mine.

MİNE-             Ne zaman?

FARUK-         Karımdan boşanır boşanmaz.

MİNE               (sertçe) Ne zaman?

FARUK-         Boşanmayı kabul eder etmez.

MİNE-             Ne zaman dedim?

CEMAL-        Bilmiyorum (öfkeyle elindeki kadının elbisesini yere atarak) Allah aşkına ahret sualleri sorup ta canımı sıkma Mine.

MİNE-             (öfkeyle) Yaa demek canın bu kadar kolay sıkılıyor ha? (Sesi giderek                                    yükselir) Peki ya benim canım sıkılmıyor mu zannediyorsun? Tam                               bir buçuk yıldır, evleneceğiz diye beni oyalıyorsun ve ben ne zaman                                 karından boşanacaksın da evleneceğiz diye sorunca canın sıkılıyor öyle                               mi?

FARUK-         (sağa sola havaya bakarak) Daha yavaş konuşamaz mısın? Duvarlar ses               geçiriyor.

MİNE-             Şikayetini müteahhide söyle canım. Ayrıca duyacaklar diye de öfkeme gem vuramam. Beni oyaladığın yetti artık. Burama geldi. Artık bekleyecek halim kalmadı.

FARUK-         Mine sevgilim...

MİNE-             Sevgilim deme bana. Ben senin sevgilin değil metresinim.

FARUK-         Saçmalama tatlım, sana aşığım ve sen de bunu çok iyi biliyorsun.

MİNE-             Bildiğim tek şey, evlenme vaadiyle beni aldattığın ve şimdi de oyaladığın.

FARUK-         Böyle konuşma, benimle tanıştığın zaman evli olduğumu biliyordun.

MİNE-             Evet ama evliliğinden mutsuz olduğunu, karından ayrılacağını söylemiştin.                    Yalan mı?

FARUK-         İnkar etmiyorum ki. Karımı sevmediğim, onunla mutlu olmadığım doğru.

MİNE-             Madem öyle neden hala evlisin, neden boşanmıyorsun?

FARUK-         Söyledim, boşanmaya razı değil.

MİNE-             Neden razı değilmiş? Zorla evlilik mi olurmuş ayol? Bu memlekette                              demokrasi yok mu, insan hakları  yok mu?

FARUK-         Var ama bizim meseleyle bir ilgisi yok. Güzide keçi gibi inatçı, boşanmak                   istemiyor. Aldım karşıma güzel güzel konuştum. Aramızdaki sevgi ve                                 saygının bittiğini, bu yüzden evliliğimizi daha fazla sürdürmenin bir anlamı                    kalmadığını anlattım.

MİNE-             Peki ne dedi?

FARUK-         Allah rahatlık versin, dedi ve gitti yattı.

MİNE-             İnanılmaz bir şey, yani bir tepki göstermedi mi? Bağırıp, çağırmadı mı,                                     ağlamadı mı?

FARUK-         Hayır, trene bakar gibi baktı sadece.

MİNE-             Belki de ne söylediğini anlamadı? Ya da şaka yaptığını sandı?

FARUK-         Saçmalama, hangi koca karısına ayrılalım diye şaka yapar Mine?

MİNE-             Manyak mı?

FARUK-         Kim, karım mı?

MİNE-             Şu anda konu o olduğuna göre elbette karını kastediyorum.

FARUK-         Neme lazım Güzidenin bu güne kadar bir manyaklığını görmedim.

MİNE-             (bağırır) Madem öyle neden tepki göstermedi? (yavaşça ama öfkeli) Aklı                başında bir kadın, kocasının ayrılalım tepkisine Allah rahatlık versin                                  demekten başka şeyler de söyleyebilirdi.

FARUK-         Haklısın ama başka bir şey söylemedi işte.

MİNE-             Peki benden söz etmedin mi? Bir başkasını seviyorum, onunla yaşıyorum                   demedin mi?

FARUK-         Doğrusu söyleyemedim. Yani, netice itibariyle onun da bir gururu var.                           Üzmek, incitmek istemedim.

MİNE-             Yaa, demek üzmek istemedin. Peki karının gururu var da benim yok mu,                                  onun üzülmesinden korktun da benim üzüleceğimi düşünemedin mi?

FARUK-         Şeyy, yani ben..Ben meseleye o gözle bakmamıştım.

MİNE-             Hangi gözle bakmak istemedin?

FARUK-         Bak sevgilim,  Güzide benim on yıllık karım. Hamarattır, güzel yemekler                                    yapar, hep güler yüz gösterir bana. Öksürsem hasta oldum diye üstüme                                  titrer. Bir günden bir güne ütüsüz pantolon giydirmedi bana.

MİNE-             Şimdi avazım çıktığı kadar bağıracağım.

FARUK-         Aman ha. Duvarların zayıf olduğunu söylemiştim.

MİNE-             Madem karın güler yüzlü, hamarat, iyi yemek yapıyor da neden benim                          yanımdasın ha? Neden ilişkiye girdin benimle.

FARUK-         Şeyy, yani...

MİNE-             Ben söyleyeyim. Karın eskidi ve artık sana eskisi kadar heyecan vermiyor                  öyle değil mi?

FARUK-         Bak, doğru değil bu...

MİNE-             Evdeki eskise de yine kalsın, temizliğini yapsın, yemeklerini pişirsin.                            Stepne niyetine bulduğun ben de sana karının tattıramadığı zevkleri                                tattırayım. (Koltuğun yastığını fırlatarak) Kahrolası erkekler, hepiniz                                aynısınız, hepiniz aynısınız.

FARUK-         Hayır hepimiz aynı değiliz. Ben farklıyım.

MİNE-             Yaa söyler misin senin farkın nedir Faruk bey?

FARUK-         Ben karımı eskidi diye, hamaratlık yaparak beni ihmal ediyor diye                                             boşamıyorum.

MİNE-             Ya niye boşuyorsun?

FARUK-         Seni sevdiğim için. Sana aşık olduğum için. Bunun karımın eskimesiyle bir                 alakası yok. Yani aslında eskidi tabi ama seninle ilişkiye girmemin sana                                   aşık olmamın bununla bir ilgisi yok.

MİNE-             Ya neyle var?

FARUK-         Ne olduğunu ben de bilmiyorum ama on sekizlik delikanlılar gibi aşık                           oldum sana işte. Elimde olmayan bir şeydi bu. Sevdim seni işte.

MİNE-             Seven insan evlenir. Ama senin buna yanaştığın yok.

FARUK-         Yemin ederim ki boşanacağım Mine. Ama biraz zaman ver bana.

 

                        (Mine elbisesini giymeye başlar)

 

MİNE-             Üzgünüm.

FARUK-         Niye?

MİNE-             Bu iş fazla uzadı artık. Benden paso. Bir daha birbirimizi görmeyeceğiz.

FARUK-         (Kadına sarılmak ister) Hayır, buna katlanamam. Sana ne kadar tutkun                                 olduğumu biliyorsun. Seni görmeden uyku bile uyuyamıyorum.

MİNE-             (Faruktan sıyrılır) O zaman benimle evlenirsin.

FARUK-         Evleneceğim. Namussuzum evleneceğim.

MİNE-             Namussuz olmanı isteyen yok, kocam ol yeter.

FARUK-         Olacağım.

                        (Mine giyinmesini bitirmiştir. Çantasını alır. Tam o sırada dışardan dış               kapının açılma sesi duyulur. Her ikisi de irkilir.)

 

MİNE-             Kim bu? Biri geldi galiba?

FARUK-         Eyvahh! Mahvoldum. Karım bu.

MİNE-             Niye mahvolacakmışsın canım, gelirse gelsin.

 

                        (Mine gülümserken, Faruk panik içindedir)

 

FARUK-         Söylemiştim sana, biran evvel git, demiştim. Şimdi gidemezsin de. Hay                                  Allah ne diyeceğim karıma?

MİNE-             Gerçeği, sadece gerçeği söyleyeceksin.

 

                        (Faruk şaşkın bakarken, kapı açılır. Güzide girer. Orta yaşlarda                           makyajsız, kendisini evine ve kocasına adamış tipik bir kadındır.                                    Telaşlıdır. Üzerini başını çıkartır, Minenin farkına bile varmaz)

 

GÜZİDE-        Geldim işte. Allah bilir kahvaltı da yapmamışsındır sen. Şimdi hazırlarım.                      Ütülü pantolonunu bulabildin mi bari? Beyaz gömleğin askıdaydı, dün                                    gitmeden önce yıkayıp ütülemiştim. Annemin çok selamı var Faruk.                                  Önümüzdeki hafta kocanı da getir, dedi.

 

                        (Faruk ve Mine şaşkın Güzideye bakar. Güzide Minenin farkına varır)

 

GÜZİDE-        A, misafirimiz varmış? Hoş geldiniz.

MİNE-             Hoş bulduk.

FARUK-         Şey Güzide, bu hanım...

GÜZİDE-        Kusura bakmayın, geleceğinizi bilseydim evde olurdum. Dün Bursa’ya                                     annemi ziyarete gitmiştim. Gidiyor muydunuz yoksa?

MİNE-             Evet ama kalabilirim.

FARUK-         (Mineyi kaldırmak ister) Zahmet etmeyin canım, bir başka gün yine                           gelirsiniz.

GÜZİDE-        Oturun oturun şimdi size bir kahve yaparım.

MİNE-             Peki. (Oturur)

FARUK-         (Kaldırır) Gerek yok Güzide, yol yorgunusun...

GÜZİDE-        Aman Bursa dediğin neresi ki yorulayım. Ben de içerim. Nasıl içersiniz?

MİNE-             Orta şekerli olsun lütfen.

 

                        (Faruk karısına doğru hareket etmek ister, Güzide orta kapıdan çıkar.               Faruk panik içinde gülümseyen Mineye hamle yapar)

 

FARUK-         Kafayı mı yedin sen? Bir de karımla kahve içeceksin. Çabuk git buradan,                    çabuk.

MİNE-             (Ayaklarını değiştirerek) Panik yapma, kadın kadına kahve içip fal                            bakacağız.

FARUK-         Ne falı? (Kapıya bakarak) Sana hemen git diyorum.

MİNE-             Hayır, bir daha böyle bir fırsatı ele geçiremem. Hazır karınla yüz yüze                            gelmişken, onunla konuşacağım.

FARUK-         Ne konuşacaksın?

MİNE-             Senin beni sevdiğini, aramızdan çekilmesi için boşanması gerektiğini...

FARUK-         Tanrım, çıldırdın mı Mine? Yapamazsın.

MİNE-             Öyle bir yaparım ki.

FARUK-         Lütfen, yalvarırım. Sen söyleme. Ben söylerim. Ben ikna ederim, her şeyi                     anlatırım.

MİNE-             Söz mü?

FARUK-         Söz.

MİNE-             Ne zaman konuşacaksın?

FARUK-         Söz dedim.

MİNE-             Ne zaman diye sordum?

FARUK-         (Gözleri kapıda) Allah kahretsin, en kısa zamanda.

MİNE-             En kısa zaman hangisi?

FARUK-         Tamam tamam bu gün. Söz. Bu gün konuşacağım. Neticeyi sana telefonla                  bildiririm. Hadi yalvarırım karım kahveleri getirmeden git buradan.

 

                        (Mine ayağa kalkar, çantasını alır)

 

MİNE-             Unutma söz verdin. Sen konuşmazsan yarın ben gelir konuşurum. Ve                           konuşacağımı da bilirsin.

FARUK-         Tabi tabi bilirim. Hadi güle güle, hadi güle güle.

 

                        (Mine kapıdan çıkar. Faruk yalnız kalır ve kendisini koltuğa adeta atar)

 

FARUK-         Manyak be, resmen manyak.

 

                        (Kapı açılır, elinde içinde üç fincanlı tepsiyle Güzide girer)

 

GÜZİDE-        Kimmiş o manyak olan?

FARUK-         (Koltuktan zıplayarak) Ha, ne, kim, anlamadım?

GÜZİDE-        (Mineyi arayarak) Aa, nereye gitti?

FARUK-         Kim? (hatırlar) Ha, şey mi?

GÜZİDE-        Evet şey.

FARUK-         Şey, o şey, şeye gitti. Yani gitti, yok işte.

GÜZİDE-        Nereye gitti ayol?

FARUK-         Ne bilim canım gitti işte. İşi varmış da işine gitti.

 

                        (Güzide kahvenin birini kocasına verir, koltuğa oturur, tepsiyi                                         sehpaya koyar.)

 

GÜZİDE-        Hay Allah ayıp oldu kadıncağıza.

FARUK-         (şaşkın) Niye ayıp olmuş?

GÜZİDE-        Aslında bizim ona gitmemiz gerekirken o bize gelmiş. Neyse, yarın bir kek                  yapar hoşgeldine giderim.

FARUK-         (şaşkın) Hoşgeldine mi?

GÜZİDE-        Evet.

FARUK-         Ne hoşgeldiniymiş bu?

GÜZİDE-        Ayol giriş katına yeni taşınan kadın değil mi bu? İnsan komşusuna                                hoşgeldine gitmez mi?

 

                        (Bir kaç saniye konuşmazlar. Faruk karısına itirafta bulunmak ister                               ama bunun sıkıntısını yaşamaktadır. Kravatını gevşetir, sigara alır                                 tersden ağzına koyar, farkına varır çıkartır, tekrar tersten koyar. Sonra                 yakmaz, sehpaya bırakır)

 

FARUK-         Güzide!

GÜZİDE-        Efendim?

FARUK-         Güzide!

GÜZİDE-        Efendim?

FARUK-         Güzide!

GÜZİDE-        Adımı mı ezberliyorsun hayatım? (ara) Yoksa bana bir şey mi söylemek                                   istiyorsun?

FARUK-         (dramatik) Evet.

 

                        (Karısının ellerini eline alır)

 

GÜZİDE-        Şeytan tırnakları çıkmış değil mi? Yarın maniküre gideyim.

FARUK-         Konuşmamız gerekiyor Güzide.

GÜZİDE-        Olur, konuşalım.

FARUK-         Bak Güzide...

GÜZİDE-        (Kocasına biraz daha başını yaklaştırır) Bakıyorum canım.

FARUK-         Ayrılmamız gerekiyor Güzide.

GÜZİDE-        (gülerek) Ciddi misin sen? Geçen günde söylemiştin böyle bir şey, ben şaka yapıyorsun sanmıştım. (Bir süre kocasına bakar, Faruk başını önüne eğer) Neden? Bir kusurumu mu gördün de boşanmaya kalkıyorsun?

FARUK-         Yo yo bunun kusurla filan bir ilgisi yok.

GÜZİDE-        Ya, neyle ilgisi var?

FARUK-         Şey. Ben...Ben. Ben seni sevmiyorum artık.

GÜZİDE-        Ay mesele bu muydu? Ben de bir şey sanmıştım ayol. Geçer geçer.

FARUK-         (şaşkın) Ne geçer?

GÜZİDE-        Her yaşlanan erkek zaman zaman böyle duygulara kapılır. Yeni aşklar,                                     taze fidanlar arar ama sonra bundan vazgeçer. Tıpta buna andropoz                            diyorlarmış. (gülerek) Sen andropoz olmuşsun kocacığım.

FARUK-         (sertçe, ayağa kalkar) Bunun andropozla maydanozla alakası yok                              Güzide. Evlilik sevgiye dayanır. Sevgi olmazsa evlilikte olmaz.

GÜZİDE-        Dert etme ben seni seviyorum.

FARUK-         Ama ben seni sevmiyorum.

GÜZİDE-        Olsun, benim sevgim ikimize de yeter hayatım.

FARUK-         Çıldırtma beni Güzide, tek taraflı sevgi olmaz. Ayrılmamız gerekiyor.

GÜZİDE-        İyi ayrılalım. Ne zamandır Hüsnüye teyzeme gitmek istiyordum. Yarın                             gideyim bari. Öbürsü gün gelirim.

FARUK-         (kızar) Güzidee, Güzidee! Ben böyle ayrılıktan söz etmiyorum. Boşanmak                  istiyorum. Mahkemeye gidip resmen ayrılalım, diyorum.

GÜZİDE-        (Duvar saatine bakarak) Aaa saate bak işe geç kaldın ayol. (Ayağa fırlar,              Faruğu da kolundan tutararak kapıya götürür) Hadi oyalanma, trafik                                   sıkışıktır şimdi. Dikkatli sür arabayı. Andropoza girdiğin için kendini genç                        hissedebilirsin, sürat yapma, ışıklara riayet et.

FARUK-         Bırak şimdi trafiği, ışığı filan Güzide, bu iş ciddi, ayrılmamız gerekiyor                           diyorum sana.

GÜZİDE-        Aa kızıyorum ama bak, bir daha ağzından böyle laflar duymayayım. İnsan                     on yıllık evlilikten sonra evlilik müessesini yıkar mıymış ayol?  Hadi al                             çantanı da işine git sen.

 

                        (Faruk çantasını alır kapıdan çıkar.)

 

GÜZİDE-        (arkasından bağırır) Akşama geç kalma, yaprak dolması yapacağım.

 

 

 

                                    (IŞIKLAR KARARIR. TABLO SONU)

 

 

 

 

 

 

 

 

                                                            1.PERDE / 2. TABLO

                                                            FARUK - MİNE - GARSON

 

                                                                                               

                                                            Dekor: Asıl dekorun önündeki boşlukta kafe havası                                                                    veren bir başka dekor. Bir kafe masası. Üstü boş.

 

 

FARUK-         Ben ona boşanalım dedim, o bana akşam erken gel yaprak dolması                            yapacağım, dedi.

MİNE-             Tanrım, ne inanılmaz bir kadın. Ya çok aptal, ya da çok kurnaz.

FARUK-         Aslında ne öyle ne de böyle.

MİNE-             Ya nasıl biri?

FARUK-         Kocasını çok seven, onun için saçını süpürge eden namuslu bir ev kadını.                    Bu yüzden beni de kendisi gibi zannediyor.

MİNE-             Zavallı kadın. Senin ne namussuz biri olduğunu bir bilse.

FARUK-         Rica ederim Mine, benim ne namussuzluğumu gördün ki böyle                                      söylüyorsun?

MİNE-             Daha ne olsun be, namussuz olmasan benim yanımda işin ne?

FARUK-         O iş ayrı. Seni seviyorum, seninle evleneceğim.

MİNE-             Bırak bu palavraları Faruk efendi, beni oyaladığın yeter artık.

 

                        (Sahneye garson girer. Çayları masasına bırakır)

 

GARSON-      Başka bir emriniz var mı efendim?

 

                        (Faruk ve Mine garsona öfkeyle bakar)

 

İKİSİ-               Defol.

                        (Garson korkuyla uzaklaşır)

FARUK-         Güzideden bir boşanayım hemen seninle evleneceğim.

MİNE-             Bir buçuk yıldır duyuyorum bu lafları. Ama görünen o ki senin karından                          ayrılacağın yok Faruk. Bu ilişkiyi bitirelim artık.

FARUK-         Olmaz, seni asla bırakmam Mine.

MİNE-             Ama ben bırakırım.

FARUK-         Yapma Mine, biraz daha sabret. Yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik.                                Önünde sonunda evleneceğiz seninle.

MİNE-             Nasıl? Karın ayrılmak istemediğine göre nasıl evleneceksin benimle?                          Sakın imam nikahıyla filan deme, gözünü patlatırım.

FARUK-         Uzun etme evleneceğiz dedim ya.

MİNE-             Evlenmemiz için tek çare karının ortadan kalkması Faruk.

FARUK-         (şaşkın) Ne. Nasıl yani?

MİNE-             Aptal aptal bakma yüzüme. Karın ya boşanmaya razı olacak ya da.

FARUK-         (Minenin ellerini tutar) Ya da?

MİNE-             Ölecek. Başka çıkar yolu yok bunun?

FARUK-         (gülerek) O-ohhh onun ölmesini bekleyecek olursak işimiz var demektir.                                Güzide kolay kolay ölmez. Seni beni götürecek kadar sağlıklıdır.

MİNE-             (üstüne basarak) Ama yine de ölmesi gerekiyor. (cilveli) Tabi hala                           benimle evlenmek istiyorsan?

FARUK-         (Yüzü değişir) Ölmesi gerekiyor derken ne demek istedin, daha açık                                     konuşur musun?

MİNE-             Ayol daha açık nasıl konuşayım? Soyunmamı mı istiyorsun?

FARUK-         İyi de ne zaman öleceğini Allah’tan başka..(heyecanla) Dur bir dakika.                                   Şimdi anladım. Yani onu öldürmemizi mi istiyorsun?

MİNE-             Lütfen çoğul yapma, bu şerefin sadece sana ait olmasını istiyorum                               şekerim.

FARUK-         Yani onu benim öldürmemi istiyorsun?

MİNE-             Çok şükür, sonunda anlayabildin. Tebrik ederim.

FARUK-         Şakayı bırak. Ne istediğinin farkında mısın sen? Buna resmen cinayet                          derler. 

MİNE-             Kavramlarla ilgim yok. Ben sadece bir tespit yapıp, benimle evlenmenin                                  çıkar yolunu söyledim sana.

 

                        (Faruk düşünürken, garson gelmek ister. Faruk onu görür)

 

FARUK-         Defol.

 

                        (Garson korkuyla geri döner)

 

FARUK-         Peki.

MİNE-             Peki ne?

FARUK-         (ayağa kalkar) Güzideyi öldüreceğim.

 

                                                IŞIKLAR KARARIR / TABLO SONU

             1. PERDE / 3. TABLO

                                                   FARUK - GÜZİDE - 2 SEDYECİ

 

 

                                                            Dekor: Aynı dekor. Faruk pijamayla gazete okuyor.                                                                    Yatak odasının kapısı açılır. Güzide uyku giysisiyle                                                                        odadan çıkar. Banyoya gider. Faruk gözlüğünün                                                              tepesinden onu izler. Güzide banyoya girer girmez                                                              yerinden fırlar. Ceketinin cebinden bir mendil çıkartır.                                                           Açıp seyircinin göreceği şekilde bakar. İçinde akrep                                                                   vardır.

 

 

FARUK-         Ayy ne iğrenç, ne korkunç hayvan.  Kuyruğuna bak, mazallah insanı                              soktuğu anda öldürür. (Mendilin içine koyar) Güzide hazır banyodayken                      şu akrebi götürüp yatağının içine koyayım. 

 

                        (Yatak odasına gider. Sahne kısa bir süre boş kalır. Banyo kapısı                                   açılır, Güzide gecelik giysisiyle dışarı çıkar. Yatak odasının kapısına                              yürür, tam içeriye girecekken yatak odasından Faruk çıkar ve yüzünü              kapıya vurur)

 

FARUK-         Ahhh, burnum burnum.

GÜZİDE-        Pardon hayatım. Ne yapıyordun içerde?

FARUK-         Ben mi?

GÜZİDE          (sağa sola bakarak) Bu evde bizden başka kimse var mı canım?

FARUK-         Vakit geç oldu hadi yatağına gir de yat.

GÜZİDE-        Sen yatmıyor musun?

FARUK-         Uykum gelmedi daha, televizyon seyredeceğim biraz.

GÜZİDE-        Ben de seninle seyredeyim. Film güzel mi bari?

FARUK-         Yok canım berbat bir şey. Belgesel. Sen sevmezsin böyle filmleri, en iyisi                    git yat.

GÜZİDE-        Ne belgeseli?

FARUK-         Şey belgeseli. Kırkayakların hayatlarıyla ilgili

GÜZİDE-        Hayret, senin kırkayaklara bu kadar düşkün olduğunu bilmiyordum.

FARUK-         Yok canım hiç sevmem o hayvanları, merak ettiğim neden kırk tane                              ayakları olduğu.

GÜZİDE-        Öyle olsun, iyi geceler.

FARUK-         İyi geceler.

 

                        (Güzide yürür, yatak odasına girer)

 

FARUK-         Bana iyi geceler de senin için aynı temennide bulunamayacağım sevgili                                  karıcığım. Mineyi arayıp işin sonuna geldiğimi söyleyeyim.

 

                        (Yerinden fırlayıp telefona gider. Numaraları çevirir)

 

FARUK-         Hadii hadii aç artık. (heyecanla) Aloo Mine. (bozulur) Ne Saffeti, Faruk                                ben? Kimmiş o Saffet? Ha amcanın oğlu demek, iyi. (Yılışır) Sevgilim, bir                   tanem. (yüzü ciddileşir) Tamam tamam evlenmeden demem bir daha.                                  Hem zaten evlenmemize ne kaldı ki şurada? Çok çok beş on dakika bir

şey. Saçmalamıyorum. Güzidenin ölmesi an meselesi sevgilim. Yatağına

zehirli bir akrep koydum. Bilmiyorum, birazdan akrep sokunca ölür herhalde. Olur, sana haber veririm. (cilveli) Mine, sevgilim, bir tanem. Seni çok seviyorum.

 

                        (Birden yatak odasından Güzidenin çığlığı duyulur. Faruk irkilir)

 

GÜZİDE-        (Sesi odadan, haykırır) İmdattt, imdattt! Yetiş Faruk ölüyorum.

FARUK-         Yaşasın, işte Güzide bağırmaya başladı. Çığlığını duyuyor musun                                               sevgilim?