www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü

TİYATRO

Telif Hakkı Sahibi: Tayfun TÜRKİLİ, ( tayfun.turkili@hotmail.com )

DOKUZCANLI

www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü, öncelikle SiZlere örnek olması ve daha sonra da yapıtın geniş bir yelpazenin beğenisine sunulması amacıyla telif hakkı sahibi ve duyguyoğuranı ( yazarı )  tarafından Enstitüde yer alması için gönderdiği bu oyun tekstinden dolayı Sayın Tayfun TÜRKİLİ' ne teşekkürü bir borç bilir. Bu oyunu sahnelemeyi düşünmeniz veya değişik bir amaçla kullanmak istemeniz halinde, kendisine bildirmeniz için duyguyoğuranımızın adresi bu sayfada verilmiştir. Enstitü' de, tiyatro dalındaki bu yapıtın öncelikle sahibine, daha sonra hepimize esin kaynağı olması ve uğur getirmesi dileğiyle...

PolİSİYE KOMEDİ

2 PERDE  17 TABLO

PİYES

Kişiler:

FARUK                       40-45 yaşlarında.

GÜZİDE-                    Aynı yaşlarda, Faruğun karısı. Anaç bir kadın.

MİNE-                         25 yaşlarında güzel, dişi, fettan bir kadın.

1.SEDYECİ-              40 yaşlarında bir Anadolulu.

2.SEDYECİ-              30 yaşlarında bir Anadolulu.

GARSON-                  20 yaşlarında bir delikanlı.

TETİKÇİ-                    40 yaşlarında, suratsız bir tip.

ADAM            -                       4-5 yaşlarında apartman komşusu.

 

1.PERDE

1. TABLO

FARUK - MİNE - GÜZİDE  

                                                Dekor: Dayalı döşeli zengin bir ev dekoru. Bir koltuk, sehpa vs. Sağda bir kapı, banyoya açılıyor. Solda bir kapı yatak odasına açılıyor. Tam ortada da salona açılan bir kapı. Sağda solda birer pencere. Salona açılan kapının bir yanında aynalı bir portmanto vardır. Vakit sabah. Perde açıldığında sahne boştur. Faruk, banyodadır. Banyodan abartılı bir şekilde Faruk' un gargara sesi duyulur önce.

 

 

FARUK-         (Sesi banyodan gelir) Sevgilimm!

           

            (Ses çıkmaz. Faruk banyo kapısını açar, başını uzatır. Dişini fırçalamaktadır. )

 

FARUK-         (Horoz gibi öter) Üü-ürüü üüü! Minee, hayatım uyan artık?

                       

(Soldaki kapı açılır. Güzel bir kadın, kombinezonla gözükür. Yatakdan yeni kalktığı bellidir. Elbisesi elindedir. )

 

MİNE-             Horoz gibi ötüp durma, kalktım işte. (Seksi bir vaziyette koltuğa oturur)                  Sen ne yapıyorsun?

FARUK-         Dişlerimi fırçalıyordum.

                        (Faruk havluyla kurulanır, banyodan çıkar, kapıyı kapatır.)

MİNE-             (esneyerek) Neden erken uyandırdın beni? Saat baksana daha sekiz bile                 olmamış. Erken kalkmayı sevmediğimi biliyorsun.

FARUK-         Haklısın sevgilim ama biliyorsun karım her an için gelebilir. Dün annesini                     ziyarete gitmişti.

MİNE-             (umursamaz) Gelirse gelsin umurumda bile değil.

FARUK-         (şaşkın) Nasıl yani? Ne demek yani? Görürse görsün de demekle ne                          demek istiyorsun yani?

MİNE-             (üstüne basarak) Senin bir sevgilin olduğunu görsün diyorum yani.

FARUK-         Saçmalama Mine, hadi giyin de seni evine bırakayım.

MİNE-             Hayır.

 

                        (Koltuğun birine oturur)

 

FARUK-         Şaka yapıyorsun galiba.

MİNE-             Hayır son derece ciddiyim. Karını bekleyeceğim.

FARUK-         (gülerek) İyi de ne diyeceksin karıma?

MİNE-             Pazarlamacı olduğumu söyleyeceğim. (Öfkeyle ayağa kalkar ve elindeki                elbiseyi Faruğun üzerine atarak) Beni dinle Faruk efendi, ben senin                           canının her istediğinde yatağına koşacak kadınlardan değilim. Sıkıldım                               artık böyle yaşamaktan.

FARUK-         (Elindeki elbiseyle kadına arkadan sarılarak) Lütfen sakin ol sevgilim.                               Çoğu gitti azı kaldı. Ne demişler; sabreden derviş muradına erermiş.

MİNE-             (Kendisini Faruktan kurtararak) Git onu dervişlere söyle. (bağırarak)                                 Ben senin bir yıldır evleneceğiz vaadiyle kandırdığın bir kadınım.

FARUK-         Kandırmadım, kandırmıyorum da. Seninle evleneceğim Mine.

MİNE-             Ne zaman?

FARUK-         Karımdan boşanır boşanmaz.

MİNE               (sertçe) Ne zaman?

FARUK-         Boşanmayı kabul eder etmez.

MİNE-             Ne zaman dedim?

CEMAL-        Bilmiyorum (öfkeyle elindeki kadının elbisesini yere atarak) Allah aşkına ahret sualleri sorup ta canımı sıkma Mine.

MİNE-             (öfkeyle) Yaa demek canın bu kadar kolay sıkılıyor ha? (Sesi giderek                                    yükselir) Peki ya benim canım sıkılmıyor mu zannediyorsun? Tam                               bir buçuk yıldır, evleneceğiz diye beni oyalıyorsun ve ben ne zaman                                 karından boşanacaksın da evleneceğiz diye sorunca canın sıkılıyor öyle                               mi?

FARUK-         (sağa sola havaya bakarak) Daha yavaş konuşamaz mısın? Duvarlar ses               geçiriyor.

MİNE-             Şikayetini müteahhide söyle canım. Ayrıca duyacaklar diye de öfkeme gem vuramam. Beni oyaladığın yetti artık. Burama geldi. Artık bekleyecek halim kalmadı.

FARUK-         Mine sevgilim...

MİNE-             Sevgilim deme bana. Ben senin sevgilin değil metresinim.

FARUK-         Saçmalama tatlım, sana aşığım ve sen de bunu çok iyi biliyorsun.

MİNE-             Bildiğim tek şey, evlenme vaadiyle beni aldattığın ve şimdi de oyaladığın.

FARUK-         Böyle konuşma, benimle tanıştığın zaman evli olduğumu biliyordun.

MİNE-             Evet ama evliliğinden mutsuz olduğunu, karından ayrılacağını söylemiştin.                    Yalan mı?

FARUK-         İnkar etmiyorum ki. Karımı sevmediğim, onunla mutlu olmadığım doğru.

MİNE-             Madem öyle neden hala evlisin, neden boşanmıyorsun?

FARUK-         Söyledim, boşanmaya razı değil.

MİNE-             Neden razı değilmiş? Zorla evlilik mi olurmuş ayol? Bu memlekette                              demokrasi yok mu, insan hakları  yok mu?

FARUK-         Var ama bizim meseleyle bir ilgisi yok. Güzide keçi gibi inatçı, boşanmak                   istemiyor. Aldım karşıma güzel güzel konuştum. Aramızdaki sevgi ve                                 saygının bittiğini, bu yüzden evliliğimizi daha fazla sürdürmenin bir anlamı                    kalmadığını anlattım.

MİNE-             Peki ne dedi?

FARUK-         Allah rahatlık versin, dedi ve gitti yattı.

MİNE-             İnanılmaz bir şey, yani bir tepki göstermedi mi? Bağırıp, çağırmadı mı,                                     ağlamadı mı?

FARUK-         Hayır, trene bakar gibi baktı sadece.

MİNE-             Belki de ne söylediğini anlamadı? Ya da şaka yaptığını sandı?

FARUK-         Saçmalama, hangi koca karısına ayrılalım diye şaka yapar Mine?

MİNE-             Manyak mı?

FARUK-         Kim, karım mı?

MİNE-             Şu anda konu o olduğuna göre elbette karını kastediyorum.

FARUK-         Neme lazım Güzidenin bu güne kadar bir manyaklığını görmedim.

MİNE-             (bağırır) Madem öyle neden tepki göstermedi? (yavaşça ama öfkeli) Aklı                başında bir kadın, kocasının ayrılalım tepkisine Allah rahatlık versin                                  demekten başka şeyler de söyleyebilirdi.

FARUK-         Haklısın ama başka bir şey söylemedi işte.

MİNE-             Peki benden söz etmedin mi? Bir başkasını seviyorum, onunla yaşıyorum                   demedin mi?

FARUK-         Doğrusu söyleyemedim. Yani, netice itibariyle onun da bir gururu var.                           Üzmek, incitmek istemedim.

MİNE-             Yaa, demek üzmek istemedin. Peki karının gururu var da benim yok mu,                                  onun üzülmesinden korktun da benim üzüleceğimi düşünemedin mi?

FARUK-         Şeyy, yani ben..Ben meseleye o gözle bakmamıştım.

MİNE-             Hangi gözle bakmak istemedin?

FARUK-         Bak sevgilim,  Güzide benim on yıllık karım. Hamarattır, güzel yemekler                                    yapar, hep güler yüz gösterir bana. Öksürsem hasta oldum diye üstüme                                  titrer. Bir günden bir güne ütüsüz pantolon giydirmedi bana.

MİNE-             Şimdi avazım çıktığı kadar bağıracağım.

FARUK-         Aman ha. Duvarların zayıf olduğunu söylemiştim.

MİNE-             Madem karın güler yüzlü, hamarat, iyi yemek yapıyor da neden benim                          yanımdasın ha? Neden ilişkiye girdin benimle.

FARUK-         Şeyy, yani...

MİNE-             Ben söyleyeyim. Karın eskidi ve artık sana eskisi kadar heyecan vermiyor                  öyle değil mi?

FARUK-         Bak, doğru değil bu...

MİNE-             Evdeki eskise de yine kalsın, temizliğini yapsın, yemeklerini pişirsin.                            Stepne niyetine bulduğun ben de sana karının tattıramadığı zevkleri                                tattırayım. (Koltuğun yastığını fırlatarak) Kahrolası erkekler, hepiniz                                aynısınız, hepiniz aynısınız.

FARUK-         Hayır hepimiz aynı değiliz. Ben farklıyım.

MİNE-             Yaa söyler misin senin farkın nedir Faruk bey?

FARUK-         Ben karımı eskidi diye, hamaratlık yaparak beni ihmal ediyor diye                                             boşamıyorum.

MİNE-             Ya niye boşuyorsun?

FARUK-         Seni sevdiğim için. Sana aşık olduğum için. Bunun karımın eskimesiyle bir                 alakası yok. Yani aslında eskidi tabi ama seninle ilişkiye girmemin sana                                   aşık olmamın bununla bir ilgisi yok.

MİNE-             Ya neyle var?

FARUK-         Ne olduğunu ben de bilmiyorum ama on sekizlik delikanlılar gibi aşık                           oldum sana işte. Elimde olmayan bir şeydi bu. Sevdim seni işte.

MİNE-             Seven insan evlenir. Ama senin buna yanaştığın yok.

FARUK-         Yemin ederim ki boşanacağım Mine. Ama biraz zaman ver bana.

 

                        (Mine elbisesini giymeye başlar)

 

MİNE-             Üzgünüm.

FARUK-         Niye?

MİNE-             Bu iş fazla uzadı artık. Benden paso. Bir daha birbirimizi görmeyeceğiz.

FARUK-         (Kadına sarılmak ister) Hayır, buna katlanamam. Sana ne kadar tutkun                                 olduğumu biliyorsun. Seni görmeden uyku bile uyuyamıyorum.

MİNE-             (Faruktan sıyrılır) O zaman benimle evlenirsin.

FARUK-         Evleneceğim. Namussuzum evleneceğim.

MİNE-             Namussuz olmanı isteyen yok, kocam ol yeter.

FARUK-         Olacağım.

                        (Mine giyinmesini bitirmiştir. Çantasını alır. Tam o sırada dışardan dış               kapının açılma sesi duyulur. Her ikisi de irkilir.)

 

MİNE-             Kim bu? Biri geldi galiba?

FARUK-         Eyvahh! Mahvoldum. Karım bu.

MİNE-             Niye mahvolacakmışsın canım, gelirse gelsin.

 

                        (Mine gülümserken, Faruk panik içindedir)

 

FARUK-         Söylemiştim sana, biran evvel git, demiştim. Şimdi gidemezsin de. Hay                                  Allah ne diyeceğim karıma?

MİNE-             Gerçeği, sadece gerçeği söyleyeceksin.

 

                        (Faruk şaşkın bakarken, kapı açılır. Güzide girer. Orta yaşlarda                           makyajsız, kendisini evine ve kocasına adamış tipik bir kadındır.                                    Telaşlıdır. Üzerini başını çıkartır, Minenin farkına bile varmaz)

 

GÜZİDE-        Geldim işte. Allah bilir kahvaltı da yapmamışsındır sen. Şimdi hazırlarım.                      Ütülü pantolonunu bulabildin mi bari? Beyaz gömleğin askıdaydı, dün                                    gitmeden önce yıkayıp ütülemiştim. Annemin çok selamı var Faruk.                                  Önümüzdeki hafta kocanı da getir, dedi.

 

                        (Faruk ve Mine şaşkın Güzideye bakar. Güzide Minenin farkına varır)

 

GÜZİDE-        A, misafirimiz varmış? Hoş geldiniz.

MİNE-             Hoş bulduk.

FARUK-         Şey Güzide, bu hanım...

GÜZİDE-        Kusura bakmayın, geleceğinizi bilseydim evde olurdum. Dün Bursa’ya                                     annemi ziyarete gitmiştim. Gidiyor muydunuz yoksa?

MİNE-             Evet ama kalabilirim.

FARUK-         (Mineyi kaldırmak ister) Zahmet etmeyin canım, bir başka gün yine                           gelirsiniz.

GÜZİDE-        Oturun oturun şimdi size bir kahve yaparım.

MİNE-             Peki. (Oturur)

FARUK-         (Kaldırır) Gerek yok Güzide, yol yorgunusun...

GÜZİDE-        Aman Bursa dediğin neresi ki yorulayım. Ben de içerim. Nasıl içersiniz?

MİNE-             Orta şekerli olsun lütfen.

 

                        (Faruk karısına doğru hareket etmek ister, Güzide orta kapıdan çıkar.               Faruk panik içinde gülümseyen Mineye hamle yapar)

 

FARUK-         Kafayı mı yedin sen? Bir de karımla kahve içeceksin. Çabuk git buradan,                    çabuk.

MİNE-             (Ayaklarını değiştirerek) Panik yapma, kadın kadına kahve içip fal                            bakacağız.

FARUK-         Ne falı? (Kapıya bakarak) Sana hemen git diyorum.

MİNE-             Hayır, bir daha böyle bir fırsatı ele geçiremem. Hazır karınla yüz yüze                            gelmişken, onunla konuşacağım.

FARUK-         Ne konuşacaksın?

MİNE-             Senin beni sevdiğini, aramızdan çekilmesi için boşanması gerektiğini...

FARUK-         Tanrım, çıldırdın mı Mine? Yapamazsın.

MİNE-             Öyle bir yaparım ki.

FARUK-         Lütfen, yalvarırım. Sen söyleme. Ben söylerim. Ben ikna ederim, her şeyi                     anlatırım.

MİNE-             Söz mü?

FARUK-         Söz.

MİNE-             Ne zaman konuşacaksın?

FARUK-         Söz dedim.

MİNE-             Ne zaman diye sordum?

FARUK-         (Gözleri kapıda) Allah kahretsin, en kısa zamanda.

MİNE-             En kısa zaman hangisi?

FARUK-         Tamam tamam bu gün. Söz. Bu gün konuşacağım. Neticeyi sana telefonla                  bildiririm. Hadi yalvarırım karım kahveleri getirmeden git buradan.

 

                        (Mine ayağa kalkar, çantasını alır)

 

MİNE-             Unutma söz verdin. Sen konuşmazsan yarın ben gelir konuşurum. Ve                           konuşacağımı da bilirsin.

FARUK-         Tabi tabi bilirim. Hadi güle güle, hadi güle güle.

 

                        (Mine kapıdan çıkar. Faruk yalnız kalır ve kendisini koltuğa adeta atar)

 

FARUK-         Manyak be, resmen manyak.

 

                        (Kapı açılır, elinde içinde üç fincanlı tepsiyle Güzide girer)

 

GÜZİDE-        Kimmiş o manyak olan?

FARUK-         (Koltuktan zıplayarak) Ha, ne, kim, anlamadım?

GÜZİDE-        (Mineyi arayarak) Aa, nereye gitti?

FARUK-         Kim? (hatırlar) Ha, şey mi?

GÜZİDE-        Evet şey.

FARUK-         Şey, o şey, şeye gitti. Yani gitti, yok işte.

GÜZİDE-        Nereye gitti ayol?

FARUK-         Ne bilim canım gitti işte. İşi varmış da işine gitti.

 

                        (Güzide kahvenin birini kocasına verir, koltuğa oturur, tepsiyi                                         sehpaya koyar.)

 

GÜZİDE-        Hay Allah ayıp oldu kadıncağıza.

FARUK-         (şaşkın) Niye ayıp olmuş?

GÜZİDE-        Aslında bizim ona gitmemiz gerekirken o bize gelmiş. Neyse, yarın bir kek                  yapar hoşgeldine giderim.

FARUK-         (şaşkın) Hoşgeldine mi?

GÜZİDE-        Evet.

FARUK-         Ne hoşgeldiniymiş bu?

GÜZİDE-        Ayol giriş katına yeni taşınan kadın değil mi bu? İnsan komşusuna                                hoşgeldine gitmez mi?

 

                        (Bir kaç saniye konuşmazlar. Faruk karısına itirafta bulunmak ister                               ama bunun sıkıntısını yaşamaktadır. Kravatını gevşetir, sigara alır                                 tersden ağzına koyar, farkına varır çıkartır, tekrar tersten koyar. Sonra                 yakmaz, sehpaya bırakır)

 

FARUK-         Güzide!

GÜZİDE-        Efendim?

FARUK-         Güzide!

GÜZİDE-        Efendim?

FARUK-         Güzide!

GÜZİDE-        Adımı mı ezberliyorsun hayatım? (ara) Yoksa bana bir şey mi söylemek                                   istiyorsun?

FARUK-         (dramatik) Evet.

 

                        (Karısının ellerini eline alır)

 

GÜZİDE-        Şeytan tırnakları çıkmış değil mi? Yarın maniküre gideyim.

FARUK-         Konuşmamız gerekiyor Güzide.

GÜZİDE-        Olur, konuşalım.

FARUK-         Bak Güzide...

GÜZİDE-        (Kocasına biraz daha başını yaklaştırır) Bakıyorum canım.

FARUK-         Ayrılmamız gerekiyor Güzide.

GÜZİDE-        (gülerek) Ciddi misin sen? Geçen günde söylemiştin böyle bir şey, ben şaka yapıyorsun sanmıştım. (Bir süre kocasına bakar, Faruk başını önüne eğer) Neden? Bir kusurumu mu gördün de boşanmaya kalkıyorsun?

FARUK-         Yo yo bunun kusurla filan bir ilgisi yok.

GÜZİDE-        Ya, neyle ilgisi var?

FARUK-         Şey. Ben...Ben. Ben seni sevmiyorum artık.

GÜZİDE-        Ay mesele bu muydu? Ben de bir şey sanmıştım ayol. Geçer geçer.

FARUK-         (şaşkın) Ne geçer?

GÜZİDE-        Her yaşlanan erkek zaman zaman böyle duygulara kapılır. Yeni aşklar,                                     taze fidanlar arar ama sonra bundan vazgeçer. Tıpta buna andropoz                            diyorlarmış. (gülerek) Sen andropoz olmuşsun kocacığım.

FARUK-         (sertçe, ayağa kalkar) Bunun andropozla maydanozla alakası yok                              Güzide. Evlilik sevgiye dayanır. Sevgi olmazsa evlilikte olmaz.

GÜZİDE-        Dert etme ben seni seviyorum.

FARUK-         Ama ben seni sevmiyorum.

GÜZİDE-        Olsun, benim sevgim ikimize de yeter hayatım.

FARUK-         Çıldırtma beni Güzide, tek taraflı sevgi olmaz. Ayrılmamız gerekiyor.

GÜZİDE-        İyi ayrılalım. Ne zamandır Hüsnüye teyzeme gitmek istiyordum. Yarın                             gideyim bari. Öbürsü gün gelirim.

FARUK-         (kızar) Güzidee, Güzidee! Ben böyle ayrılıktan söz etmiyorum. Boşanmak                  istiyorum. Mahkemeye gidip resmen ayrılalım, diyorum.

GÜZİDE-        (Duvar saatine bakarak) Aaa saate bak işe geç kaldın ayol. (Ayağa fırlar,              Faruğu da kolundan tutararak kapıya götürür) Hadi oyalanma, trafik                                   sıkışıktır şimdi. Dikkatli sür arabayı. Andropoza girdiğin için kendini genç                        hissedebilirsin, sürat yapma, ışıklara riayet et.

FARUK-         Bırak şimdi trafiği, ışığı filan Güzide, bu iş ciddi, ayrılmamız gerekiyor                           diyorum sana.

GÜZİDE-        Aa kızıyorum ama bak, bir daha ağzından böyle laflar duymayayım. İnsan                     on yıllık evlilikten sonra evlilik müessesini yıkar mıymış ayol?  Hadi al                             çantanı da işine git sen.

 

                        (Faruk çantasını alır kapıdan çıkar.)

 

GÜZİDE-        (arkasından bağırır) Akşama geç kalma, yaprak dolması yapacağım.

 

 

 

                                    (IŞIKLAR KARARIR. TABLO SONU)

 

 

 

 

 

 

 

 

                                                            1.PERDE / 2. TABLO

                                                            FARUK - MİNE - GARSON

 

                                                                                               

                                                            Dekor: Asıl dekorun önündeki boşlukta kafe havası                                                                    veren bir başka dekor. Bir kafe masası. Üstü boş.

 

 

FARUK-         Ben ona boşanalım dedim, o bana akşam erken gel yaprak dolması                            yapacağım, dedi.

MİNE-             Tanrım, ne inanılmaz bir kadın. Ya çok aptal, ya da çok kurnaz.

FARUK-         Aslında ne öyle ne de böyle.

MİNE-             Ya nasıl biri?

FARUK-         Kocasını çok seven, onun için saçını süpürge eden namuslu bir ev kadını.                    Bu yüzden beni de kendisi gibi zannediyor.

MİNE-             Zavallı kadın. Senin ne namussuz biri olduğunu bir bilse.

FARUK-         Rica ederim Mine, benim ne namussuzluğumu gördün ki böyle                                      söylüyorsun?

MİNE-             Daha ne olsun be, namussuz olmasan benim yanımda işin ne?

FARUK-         O iş ayrı. Seni seviyorum, seninle evleneceğim.

MİNE-             Bırak bu palavraları Faruk efendi, beni oyaladığın yeter artık.

 

                        (Sahneye garson girer. Çayları masasına bırakır)

 

GARSON-      Başka bir emriniz var mı efendim?

 

                        (Faruk ve Mine garsona öfkeyle bakar)

 

İKİSİ-               Defol.

                        (Garson korkuyla uzaklaşır)

FARUK-         Güzideden bir boşanayım hemen seninle evleneceğim.

MİNE-             Bir buçuk yıldır duyuyorum bu lafları. Ama görünen o ki senin karından                          ayrılacağın yok Faruk. Bu ilişkiyi bitirelim artık.

FARUK-         Olmaz, seni asla bırakmam Mine.

MİNE-             Ama ben bırakırım.

FARUK-         Yapma Mine, biraz daha sabret. Yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik.                                Önünde sonunda evleneceğiz seninle.

MİNE-             Nasıl? Karın ayrılmak istemediğine göre nasıl evleneceksin benimle?                          Sakın imam nikahıyla filan deme, gözünü patlatırım.

FARUK-         Uzun etme evleneceğiz dedim ya.

MİNE-             Evlenmemiz için tek çare karının ortadan kalkması Faruk.

FARUK-         (şaşkın) Ne. Nasıl yani?

MİNE-             Aptal aptal bakma yüzüme. Karın ya boşanmaya razı olacak ya da.

FARUK-         (Minenin ellerini tutar) Ya da?

MİNE-             Ölecek. Başka çıkar yolu yok bunun?

FARUK-         (gülerek) O-ohhh onun ölmesini bekleyecek olursak işimiz var demektir.                                Güzide kolay kolay ölmez. Seni beni götürecek kadar sağlıklıdır.

MİNE-             (üstüne basarak) Ama yine de ölmesi gerekiyor. (cilveli) Tabi hala                           benimle evlenmek istiyorsan?

FARUK-         (Yüzü değişir) Ölmesi gerekiyor derken ne demek istedin, daha açık                                     konuşur musun?

MİNE-             Ayol daha açık nasıl konuşayım? Soyunmamı mı istiyorsun?

FARUK-         İyi de ne zaman öleceğini Allah’tan başka..(heyecanla) Dur bir dakika.                                   Şimdi anladım. Yani onu öldürmemizi mi istiyorsun?

MİNE-             Lütfen çoğul yapma, bu şerefin sadece sana ait olmasını istiyorum                               şekerim.

FARUK-         Yani onu benim öldürmemi istiyorsun?

MİNE-             Çok şükür, sonunda anlayabildin. Tebrik ederim.

FARUK-         Şakayı bırak. Ne istediğinin farkında mısın sen? Buna resmen cinayet                          derler. 

MİNE-             Kavramlarla ilgim yok. Ben sadece bir tespit yapıp, benimle evlenmenin                                  çıkar yolunu söyledim sana.

 

                        (Faruk düşünürken, garson gelmek ister. Faruk onu görür)

 

FARUK-         Defol.

 

                        (Garson korkuyla geri döner)

 

FARUK-         Peki.

MİNE-             Peki ne?

FARUK-         (ayağa kalkar) Güzideyi öldüreceğim.

 

                                                IŞIKLAR KARARIR / TABLO SONU

             1. PERDE / 3. TABLO

                                                   FARUK - GÜZİDE - 2 SEDYECİ

 

 

                                                            Dekor: Aynı dekor. Faruk pijamayla gazete okuyor.                                                                    Yatak odasının kapısı açılır. Güzide uyku giysisiyle                                                                        odadan çıkar. Banyoya gider. Faruk gözlüğünün                                                              tepesinden onu izler. Güzide banyoya girer girmez                                                              yerinden fırlar. Ceketinin cebinden bir mendil çıkartır.                                                           Açıp seyircinin göreceği şekilde bakar. İçinde akrep                                                                   vardır.

 

 

FARUK-         Ayy ne iğrenç, ne korkunç hayvan.  Kuyruğuna bak, mazallah insanı                              soktuğu anda öldürür. (Mendilin içine koyar) Güzide hazır banyodayken                      şu akrebi götürüp yatağının içine koyayım. 

 

                        (Yatak odasına gider. Sahne kısa bir süre boş kalır. Banyo kapısı                                   açılır, Güzide gecelik giysisiyle dışarı çıkar. Yatak odasının kapısına                              yürür, tam içeriye girecekken yatak odasından Faruk çıkar ve yüzünü              kapıya vurur)

 

FARUK-         Ahhh, burnum burnum.

GÜZİDE-        Pardon hayatım. Ne yapıyordun içerde?

FARUK-         Ben mi?

GÜZİDE          (sağa sola bakarak) Bu evde bizden başka kimse var mı canım?

FARUK-         Vakit geç oldu hadi yatağına gir de yat.

GÜZİDE-        Sen yatmıyor musun?

FARUK-         Uykum gelmedi daha, televizyon seyredeceğim biraz.

GÜZİDE-        Ben de seninle seyredeyim. Film güzel mi bari?

FARUK-         Yok canım berbat bir şey. Belgesel. Sen sevmezsin böyle filmleri, en iyisi                    git yat.

GÜZİDE-        Ne belgeseli?

FARUK-         Şey belgeseli. Kırkayakların hayatlarıyla ilgili

GÜZİDE-        Hayret, senin kırkayaklara bu kadar düşkün olduğunu bilmiyordum.

FARUK-         Yok canım hiç sevmem o hayvanları, merak ettiğim neden kırk tane                              ayakları olduğu.

GÜZİDE-        Öyle olsun, iyi geceler.

FARUK-         İyi geceler.

 

                        (Güzide yürür, yatak odasına girer)

 

FARUK-         Bana iyi geceler de senin için aynı temennide bulunamayacağım sevgili                                  karıcığım. Mineyi arayıp işin sonuna geldiğimi söyleyeyim.

 

                        (Yerinden fırlayıp telefona gider. Numaraları çevirir)

 

FARUK-         Hadii hadii aç artık. (heyecanla) Aloo Mine. (bozulur) Ne Saffeti, Faruk                                ben? Kimmiş o Saffet? Ha amcanın oğlu demek, iyi. (Yılışır) Sevgilim, bir                   tanem. (yüzü ciddileşir) Tamam tamam evlenmeden demem bir daha.                                  Hem zaten evlenmemize ne kaldı ki şurada? Çok çok beş on dakika bir

şey. Saçmalamıyorum. Güzidenin ölmesi an meselesi sevgilim. Yatağına

zehirli bir akrep koydum. Bilmiyorum, birazdan akrep sokunca ölür herhalde. Olur, sana haber veririm. (cilveli) Mine, sevgilim, bir tanem. Seni çok seviyorum.

 

                        (Birden yatak odasından Güzidenin çığlığı duyulur. Faruk irkilir)

 

GÜZİDE-        (Sesi odadan, haykırır) İmdattt, imdattt! Yetiş Faruk ölüyorum.

FARUK-         Yaşasın, işte Güzide bağırmaya başladı. Çığlığını duyuyor musun                                               sevgilim?

 

                        (Telefonun kulaklığını yatak odasının kapısına uzatır)

 

GÜZİDE-        (Odadan) İmdatt akrep var burada, imdatt!

FARUK-         (Tekrar telefona) Duydun değil mi? Bir kaç dakika sonra dul ama mutlu

bir erkek olacağım. Neyse şimdi kapatıyorum. Seni sonra ararım sevgilim.

 

                        (Faruk telefonu kapatır. Yüzünde gülümseme kapıya bakarken, kapı                             açılır ve Güzide dışarı fırlar)

 

GÜZİDE-        Faruk yetiş ölüyorum kocacığım.    

FARUK-         Ne oldu Güzide?

GÜZİDE-        Akrep.. Akrep..Be..Ben..

 

                        (Güzide yere düşer, hareketsiz kalır. Faruk eğilir bakar, ayağa kalkar.               Yüzünde gülümseme vardır. Telefona gider. Numaraları tuşlar.                                 Beklerken döner karısına bakar. Sonra telefonla konuşur)

 

FARUK-         Mine..Nasıl? Ne Necmettini be? Faruk ben. Kim bu Necmettin? Dayının                                   oğlu mu? Neyse. (yılışır) Artık sana sevgilim diyebilir miyim, sevgilim?                                    Hatta karıcığım diyebilir miyim? (sevinçle) Öldü tabi. Namussuzum öldü.                   Artık benimsin Mine, benimsin. Efendim? Ne zaman mı evleneceğiz?                                Acele etme sevgilim, hele cenazeyi bir gömelim. Helvasını yiyelim, kırkını                     çıkartalım.. Anlayamadım? Kırk gün bekleyemez misin? Tamam canım biz                         de beklemeyiz. Neyse kapatıyorum sevgilim. Hızır servisten ambulans                                     isteyeceğim. Seni sonra ararım.

 

                        (Telefonu kapatır, gülümseyerek Güzideye bakar)

 

FARUK-         Kusura bakma Güzide, mutlu olmam için senin ortadan kalkman gerekliydi.                Evett, şimdi ambulans isteyebilirim. (Ahizeyi kaldırır, numaraları                                          çevirmez) Önce bir konuşma provası yapayım. Netice itibariyle karısı                                     ölmüş bir adam olarak üzgün, şaşkın, heyecanlı ve panik içinde olmam                            gerekir. (Konuşma provası yapar) Alo, Hızır acil servis mi? Mümkünse bir                ambulans rica edecektim. Yok olmadı, garsondan yemek ister gibi                                           ambulans istenmez. Karısı ağır hastalanan bir koca gibi konuşmalıyım.                                    (heyecanlı) Alo, çabuk, çabuk bir ambulans yollayın. Karım ölüyor, yetişin.                  Hah bu iyi işte.

                        (112'yi çevirir. Beklerken ıslıkla dans müziği çalıp dans figürleri

yapar bir süre. Sonra telefonla konuşur)

 

FARUK-         (telefona) Alo Hızır Acil servis mi? Karım kötü durumda hemen gelebilir                                  misiniz? Bilmiyorum, akrep soktu galiba. Lütfen biraz acele edin.

Krizantem sokak, 12 numara daire 5. Lütfen biraz acele edin. Karım ölmek

üzere. (Telefonu kapatır, Tarkanın şarkısını söyler) Seni gidi fındıkkıran,

yılanı deliğinden çıkarann, kaderim püsküllü belam, yakalarsam cup cup.

İşte bu kadar. Şimdi bir sigara yapıp ambulansın gelmesini bekleyeyim.

 

                        (Yürür, koltuğa oturur, sigara yakar, derin bir nefes alıp dumanını                                  havaya üfler)

 

FARUK-         Bitti bu iş. Güzideden kurtuldum. Hiç kimse benden şüphelenmeyecek.                                   Çünkü onu akrep soktu. (heyecanla) Akrep! Amanın o iğrenç hayvanı                                     unuttum. 

 

                        (Telaşla yerinden fırlar, yatak odasının kapısını açıp girer)

 

FARUK-         (Sesi yatak odasından) Nerde bu hayvan be. Allah kahretsin, nereye saklandı..Sakın kaçmış olmasın? Tuu, görüyor musun bulamazsam beni de sokar bu hayvan. Akrep nasıl çağırılır acaba? Pisi pisi. Yok öyle değil, kuçu kuçu, me mee!

 

                        (Kapı zili çalar. Anında yatak odasının kapısı açılır, Faruk telaşla                                     dışarı çıkar.)

 

FARUK-         Hayret be amma çabuk geldiler. Bizim kapının önünde mi bekliyorlardı?

 

                        ( Kapıya gider, açacakken durur. Saçını başını dağıtır. Pijamasının                                 üstünü altından dışarıya çıkartır, kendisine telaşlı, düzensiz bir koca                halini verir. Sonra kapıyı açar. Kapıda iki tane sedyeci vardır.)

 

FARUK-         Buyrun.

1.SEDYECİ-  Biz ambulans sedyecisiyiz. Ben Hamit.

2.SEDYECİ-  Ben Şükrü, hizmetinizdeyiz.

1.SEDYECİ-  Hasta nerede?

FARUK-         (rol keser) İçerde, yerde yatıyor. Akrep sokmuş galiba. Çok korkuyorum,                    bir şey mi oldu acaba? Hiç kıpırdamıyor.

2.SEDYECİ-  Kötü. Kıpraşmadığına göre ekis olmuştur.

FARUK-         Ekis mi? O da ne demek?

1.SEDYECİ-  Ekis dimek, dıb dilinde, Allah rahmet eylesin demektir.

2.SEDYECİ-  (Eliyle gitme işareti yapar) Öte tarafa getmiştir yani.

FARUK-         Nee, öldü mü yani? İyi iyi. (Ağlamaklı) Olamaz, ölemez, inanmıyorum.

1.SEDYECİ-  Yine de peşin peşin ağlama, bazan hastanede canlanıyolar. Kadın milleti                    kolay can vermez. Biz yine de ambulansa koyup hastaneye götürelim. Tut                        len Şükrü.

 

                        (Birlikte Güzideyi sedyeye koyup kapıdan çıkarlar. Faruk kapıyı                                     kapatıp ıslık çalarak geri döner, telefonu kaldırır, numaraları tuşlar.)

 

FARUK-         Alo. Mine, sevgilim. Operasyon tamam. Rakiben ekis olmuş. Yani Allah                                   rahmet eylesin. Az önce götürdüler. Eh üzüldüm biraz tabi. Söyle bakalım                    gelinliğin nasıl olsun? Taç filan ister misin?

 

                        (Kapı zili çalar. Faruk kapıya bakar, heyecanlanır)

 

FARUK-         Kapı çalıyor. Polis olabilir. Akrep için gelmişlerdir. Merak etme ben ne                                     söyleyeceğimi biliyorum. Kapatıyorum. 

 

                        (Telefonu kapatır.  Ölürsem Kabrime gelme şarkısını söyleyerek                                     yürür, kapıyı açmadan aynaya bakıp, yüzüne üzgün adam ifadesi                                 verir. Kapıyı açar)

 

FARUK-         Buy...

 

                        (İki sedyeci, sedyenin içinde Güzideyi geri getirirler)

 

FARUK-         Aaa! Ne oldu? Niye geldiniz?

 

                        (Sedyeciler içeri girip sedyeyi yere bırakırlar)

 

1.SEDYECİ-  Mücdeyi isteriz beyim.

2.SEDYECİ-  He valla isteriz.

FARUK-         Ne müjdesi, ne oldu?

1.SEDYECİ-  Senin karı ekis olmamış.

FARUK-         Ne?

2.SEDYECİ-  Tam ambulansa koyarken dirildi.

FARUK-         Dirildi mi? Ölmemiş mi yani?

1.SEDYECİ-  Demiştim sana, dokuz canlı olur bunlar.

FARUK-         Yahu nasıl dirilir? Akrep sokmuştu onu. Siz hayal görmeyin?

2.SEDYECİ-  Töbe, ne hayali? Biz ölüden anlarız.

1.SEDYECİ-  He ya evelallah bi nevi ölü ekisperiyiz.

2.SEDYECİ-  Tam ambulansa koyarkene gözlerini açtı, siz de kimsiniz, dedi?

2.SEDYECİ-  Seni akrep sokmadı mı, ölmedin mi dedik?

1.SEDYECİ-  Sokmadı, akrepten korkup bayıldım, dedi.

2.SEDYECİ-  Biz de mücdeyi verelim diye sana koştuk.

FARUK-         Peki yaşıyor da neden hala sedyede?

1.SEDYECİ-  Mücdeyi verelim deyi koşarkene sedyeden düşürdük.

FARUK-         (sevinçle) Sakın ölmüş olmasın?

2.SEDYECİ-  Yok canım azbiraz bayıldı ama yaşıyo.

FARUK-         (bozulur) Yaa yaşıyor ha?

1.SEDYECİ-  Evett gelelim mücdeye.

FARUK-         Hangi müjdeye?

2.SEDYECİ-  Müjde Ar'a değel herhalde.

1.SEDYECİ-  Az önce karın öldü deyi, ağıtlar yakıyodun, ekis olmadığına sevinmedin                                    mi? (Eliyle para işareti yaparak) Mücdeyi ver de gidek gayrı.

FARUK-         (Sevimsiz bir suratla) Tamam tamam. Ama önce yatak odasına götürün.

1.SEDYECİ-  Hesapta nakliyat yoktu emme, bu da bizden olsun. Tut len Şükrü.

 

                        (Adamlar sedyeyi yatak odasına götürürler.)

 

FARUK-         İnanamıyorum, nasıl ölmez yahu? Akrep bu be, soktu mu kurtuluş yoktur.                      Ne yapacağım şimdi, mahvoldum, Mineye ne diyeceğim ben?

 

                        (Sedyeciler boş sedyeyle odadan çıkarlar. Birinin elinde akrep vardır)

 

1.SEDYECİ-  Bi mücde daha isterim beyim.

FARUK-         Bu sefer ne oldu?

1.SEDYECİ-  Akrebi bulduk.

2.SEDYECİ-  Düşün bulamazsak nasıl yatardınız odada?

FARUK-         Amanın dikkat edin sokabilir sizi.

1.SEDYECİ-  Yok yav bi şey yapmaz. Zehirsiz bu.

FARUK-         Ne? Zehirsiz mi?

2.SEDYECİ-  He valla, zehirsiz.

1.SEDYECİ-  Eminönü’nden mi aldın?

FARUK-         Evet. Yani yok canım ben ne alacağım. Başka işim gücüm yok da akrep mi                alacağım eve.

2.SEDYECİ-  Yok, bunun gibilerini orda satıyolarda.

1.SEDYECİ-  Hayvan beslemek moda ya. Sosiyetik hanımlar alıyolar bunları,                                      boyunlarına ip bağlayıp birbirlerine gösteriyolar.

2.SEDYECİ-  Neyse mücdeler çift gatlı ekmek kadayıfı oldu. Ver de gidek artık.

 

                        (Faruk sevimsiz bir suratla, cebinden para çıkartıp verir. Adamlar                                   paraya alıp, ışığa tutarlar bakarlar, sonra birbirlerine gülüp parayı                                  cebe atarlar)

 

1.SEDYECİ-  Aşağıda gırışırık, tut len Şükrü.

 

                        (Sedyeyi alıp giderler. Faruk aptallaşmıştır.)

 

FARUK-         Alçaklar, namussuzlar, zehirsiz akrebi satarak beni kazıklamışlar. Hay                                     Allah ne diyeceğim şimdi Mineye. (Kapıya bakar) Ulan Güzide ne diyeyim                sana.

 

                        (Yürür, telefonu alır, numaraları tuşlar. Bekler, sonra konuşur)

 

FARUK-         Mine. Şey. Evliliğimizi biraz ertelemek zorundayız sevgilim. Kazıkladılar                                   beni. Yok öyle değil canım, kazık sokmadılar da kandırdılar yani. Akrebi                                   satan herif zehirsizini vermiş. (kızar) Kabahat ben de değil sevgilim.                                  Nerdee eski akrepler, nerde şimdikiler. Alo..Aloo, Mine aloo. (Telefonu                                   kapatırken) Allah kahretsin, kapattı.

 

                        (Yatak odasının kapısı ağır ağır açılır. Güzide gözükür. Ağır ağır                          Faruğa yaklaşır. Sonra ağlayarak boynuna sarılır)

 

GÜZİDE-        Canım canım. Hayatımı sana borçluyum. Tam vaktinde çağırmışsın                               ambulansı.

FARUK-         Ya ya ne demezsin.

GÜZİDE-        Beni öldü sanıp çok ağladın mı?

FARUK-         Hem de nasıl?

GÜZİDE-        Seni üzdüğüm için affet beni kocacığım. Ama akrebi görür görmez                               korkudan bayıldım.

FARUK-         Hadi git yat artık Güzide. Kötü bir gün geçirdin.

GÜZİDE-        (iki eliyle kocasının yanaklarını kopartırcasına okşar) Bir de boşanalım               diyorsun. Ben senin gibi düşünceli bir kocayı bir daha nasıl bulurum. Şu                           anda yaşıyorsam sayende yaşıyorum.

 

                        (Güzide üzgün kocasına bakar, yatak odasına gider.)

 

FARUK-         (öfkeyle) Lanet..Lanet olsun. Şeytan git boğ diyor şunu. Usturayla                                gırtlağını kes diyor. Ne yapacağım ben şimdi? Boşanmaya yanaşmıyor,                          ölmüyor da. Mineyle nasıl evleneceğim?

 

                        (Telefon çalar. Yatak odasına bakar, sonra çalan telefona yürür)

 

FARUK-         Bu da kim be? (Telefonu kaldırır sertçe) Aloo! (yumuşar) Mine sevgilim,                bir tanem. (bozulur) Tamam tamam sevgilim demiyorum. Nee, ciddi misin?                    Pe..Peki yemeğine fare zehiri koyarsam polis benden şüphelenmez mi?                                     Ya, ya, öyle mi? Peki olur. Yarın yaparım bu işi. Merak etme yüzüme                               gözüme bulaştırmam. Yarın Güzide ölünce seni ararım. (neşeyle) Mine                            sevgilim..(bozulur) Peki peki sırnaşmaktan vaçgeçiyorum. İyi geceler.

 

                        (Telefonu kapatır. Düşüncelidir.)

 

FARUK-         Mine, Güzidenin yemeğine fare zehiri koy, dedi. Fena fikir değil. Polis de                    şüphelenmez. Zaten kalbi var, elektroları hala duruyor. Kalp krizi geçirdi,                     derim. Yarın unutmayayım da eczaneden fare zehiri alayım.

 

                        (Yatak odasının kapısı açılır)

 

GÜZİDE-        Kimdi arayan Faruk?

FARUK-         Kimdi, şeydi, neydi, yok canım kimse aramadı. Yani aradı da, yanlış                             numara çevirmiş. Hıyar işte, gecenin bu saatinde kimi arıyor bilmem ki.

GÜZİDE-        Az önce kapıyı açarken fare zehiri filan diyordun. Yanlış mı duydum                               yoksa?

FARUK-         Fare mi? Zehir mi? Ha şey. Hayır yanlış duymadın. Az önce bi fare şurdan                   şuraya geçti de. Kökünü kurutmak için fare zehiri alayım, dedim.

GÜZİDE-        Ayy yazık değil mi hayvancıklara ayol? Bırak dolaşsınlar.

 

                        (Dönüp odasına giderken, Faruk şaşkın bakar)

 

 

                                    (IŞIKLAR KARARIR / TABLO SONU)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

             1.PERDE / 3. TABLO

                                                  FARUK - GÜZİDE - 2 SEDYECİ

                       

 

                                                Dekor: Aynı. Vakit akşam. Güzide sofrayı kuruyor.                                                                                  Masanın bir tarafına çorba, diğer tarafına da etli bir                                                                      yemek koymuş. Faruk ev elbisesiyle.

 

 

GÜZİDE-        Hadi yiyelim yemeklerimizi.

FARUK-         Kekik yok mu?

GÜZİDE-        Ayy almayı unuttum. Kekiksiz yiyemez misin?

FARUK-         Yiyemem. Karşı ki komşudan alsana.

GÜZİDE-        Peki. Şimdi gelirim.

 

                        (Güzide salon kapısından çıkar. Faruk yerinden fırlar, cebinden                          naylon torbanın içinden beyaz bir toz çıkartır. Çorbaya biraz döker.                                Karıştırır. Sonra etli yemeğin bulunduğu tarafa oturur)

 

FARUK-         Bayağı kolay oldu. Şimdi Güzide gelip de çorbasını içince sedyecilerin                                    tabiriyle ekis olur. O kıvranırken ben de hemen evden çıkar giderim. Daha                   sonra gelip karım öldü diye polisi ararım. 

 

                        (Salon kapısı açılır, Güzide girer)

 

GÜZİDE-        Şansına küs kocacığım, komşuda da kekik kalmamış.

FARUK-         Olsun canım ne yapalım, bu günde kekiksiz yerim. Ölecek değilim ya. Hadi                 otur da başlayalım canım.

 

                        (Güzide oturur. Faruk dikkatle onu izlemektedir. Güzide çorbasını                                 karıştırır tam ağzına götürecekken, kapı çalınır. Kaşığı bırakır, kapıya                bakarlar. İkisi birden ayağa kalkarlar)

 

FARUK-         Sen çorbanı iç ben bakarım kapıya.

GÜZİDE-        Olmaz sen devam et, ben açarım. Bütün gün işte yoruldun bir de kapıya                                   mı bakacaksın?

 

                        (Yürür, salon kapısını açıp çıkar, Faruk öfkelenir)

 

FARUK-         (kendi kendine) Şu kadının anaç duyguları yok mu öldürüyor beni? Ama                    birazdan her şey bitecek. Şu kahrolası kapı çalmasaydı bitmişti ya.

 

                        (Güzide girer. Elinde, içinde kekik olan çay bardağı altlığı vardır)

 

FARUK-         Kimmiş gelen?

GÜZİDE-        Sabriye hanım. Kekik bulmuş da onu getirdi. Ne iyi komşu değil mi?

FARUK-         (sevimsiz) Ya ya çok iyi komşu.

                        (Faruk karısından alarak kekiği yemeğe eker. Güzideye bakar.)

FARUK-         E ne duruyorsun içsene çorbanı.

GÜZİDE-        Olur.

 

                        (Kaşığı sokar, yine ağzına sokacakken bu sefer telefon çalar. Güzide               bırakır. Yine ikisi birden ayağa kalkarlar)

 

FARUK-         Yahu iç sen çorbanı ben açarım.

GÜZİDE-        Sen rahatsız olma hayatım.

 

                        (Çalan telefona yürürken Faruk eliyle öfkeli işaretler yapar)

 

GÜZİDE-        Alo..Evet. Evde, kim aramıştı? Bir dakika. Faruk seni arıyorlar.

FARUK-         Kim arıyor?

GÜZİDE-        Mine adında biri.

FARUK-         (heyecanla fırlar) Mi..Mine mi? Geliyorum.

 

                        (Gelir, telefonu karısının elinden alır. Güzide masaya gider)

 

FARUK-         (yavaşça) Ne var Mine? Zamanlaman harika. Tam çorbayı ağzına                               götürüyordu sen aradın. On dakika sonra ararsan ölüm haberini veririm.                                  (sırnaşarak şarkı mırıldanır) Elbet bir gün buluşacağız. (susar) Tamam                   canım bozulma, sustum işte. Olur ölünce seni ararım.

 

                        (Telefonu kapatır. Masaya gider oturur)

 

GÜZİDE-        Kim bu Mine?

FARUK-         Mine mi?

GÜZİDE-        Evet.

FARUK-         Mine mi? Mine şey canım. Bizim iş yerinde çalışıyor. Ee ne duruyorsun                                    hadi başlayalım yemeğe. Hadi afiyet olsun.

                        (Karısına bakar. Güzide tam kaşığı ağzına götürecekken yine kapı                                 çalınır. Kaşığı yerine bırakır.)

 

FARUK-         Boşver boşver açma, çorbanı içmeye bak canım.

GÜZİDE-        (ayağa kalkar) Aa olur mu?

 

                        (Kapıya yürür, açar çıkar)

 

FARUK-         Allah kahretsin, ne bu yahu, yol geçen hanına döndü ev. İnsan karısını                           rahatça zehirleyemeyecek mi?

 

                        ( Kapı açılır, Güzide girer)

 

GÜZİDE-        Yönetici gelmiş seni istiyor hayatım.

FARUK-         Yönetici mi, ne istiyormuş?

GÜZİDE-        Sormadım, adam kapının önünde gel de konuş.

FARUK-         Peki peki.

 

                        (Faruk sevimsiz bir suratla yerinden kalkar, kapıdan çıkar. Güzide

                        masaya gider, oturur. Çorbadan bir kaşık alır. İçecekken vazgeçer)

 

GÜZİDE-        Üff amma sıcak, içmeyeceğim. Faruk içsin, o sıcak çorbayı sever.

 

                        (Çorbayı Faruğun önüne koyar. Onun önündeki etli yemeği alır kendi               önüne koyar. Yemeğe başlar)

 

GÜZİDE-        I-ıhhm ellerime sağlık ne de lezzetli olmuş.

 

                        (Faruk girer karısının yemek yediğini görünce yüzü gülümser)

 

FARUK-         Bakıyorum beni beklemeden yemeye başlamışsın. Oh oh afiyet olsun.

GÜZİDE-        Yönetici niye gelmiş, ne istiyormuş?

 

                        (Faruk masaya oturur, çorbadan bir kaşık alırken konuşur)

 

FARUK-         Bırak şu mıymıntı herifi, toplantı yaklaşıyor ya, seni yönetici yapalım                               dedi. Ben de kabul etmedim.

                        (Ve kaşığı ağzına götürür. Bir yudum içer. Sonra farkına varır ve                                    püskürtür)

 

FARUK-         Ama bu çorba.. Çorba bu.

GÜZİDE-        Kusura bakma hayatım, canım istemedi senin yemeğini ben aldım.

FARUK-         (panik) İçtim. Çorbayı içtim. Aman Allah’ım çorbayı ben içtim.

GÜZİDE-        Sevmediysen içme, bamya koyayım sana.

 

                        (Faruk masadan fırlar, elleriyle boğazını tutar)

 

FARUK-         Mahvoldum. Ayy, gıykk, ben..ben fena oluyorum.

 

                        (Faruk yere düşer, elini boğazına götürür, biraz abartılı tepinir)

 

GÜZİDE-        Amanın Faruk, Faruk.

FARUK-         Ölüyorum. Ölüyorum Güzide.

GÜZİDE-        Faruk neyin var, ne oldu canım?

FARUK-         Doktor çağır, ambulans çağır. Bana bir şeyler oluyor çabuk ol Güzide,                          çabuk ol.

GÜZİDE-        Tamam tamam.

 

                        (Faruk yerde tepinirken, Güzide telefonu kaldırır. Üç numara çevirir.)

 

GÜZİDE-        Alo. Hızır Acil servis mi? Çabuk bir ambulans gönderin, kocama bir şeyler                  oldu. Bilmiyorum. Krizantem sokak no 12, daire 5. Yalnız çabuk olun,                                     kocamın durumu iyi değil.

 

                        (Telefonu kapatır. Kocasının yanına gider. Faruk bayılmıştır)

 

GÜZİDE-        (Telaşla) Faruk Faruk, kendine gel. Aman Allah’ım hiç kıpırdamıyor. Öldü                    mü yoksa? (Ağlayarak) Allah’ım, Allah’ım, sen kocamı bana bağışla.                                   (Sarsar) Faruk Faruk..

                        (Kapı zili. Gözlerini silerek kocasının başından fırlar)

GÜZİDE-        Ambulans olmalı.

 

                        (Kapıya koşar ve açar. Kapıda eski sedyeciler durmakta)

 

1.SEDYECİ-  Meraba yinge, nassın eyi misin?

GÜZİDE-        (Ağlamaklı) Bırakın hatır sormayı da içeri girin çabuk. Kocam ölüyor, bir                                 şeyler yapın hemen.

2.SEDYECİ-  Ekis olmasın?

GÜZİDE-        Neymiş o?

1.SEDYECİ-  Rahmeti rahmana kavuşmak.

GÜZİDE-        Ağzınızdan yel alsın. Hemen ambulansa koyup hastaneye götürün çabuk.

 

                        (Sedyeciler içeri girer. Hemen sedyeye koyarlar)

 

1.SEDYECİ-  Koy len Şükrü sedyeye.

2.SEDYECİ-  Koca memlekette bunlardan başka hastalanan yok mu yav? Dün karısı, bu                  gün de kocası.

GÜZİDE-        Baktınız mı yaşıyor mu?

1.SEDYECİ-  (Tertemiz anlamına ellerini birbirine çırparak) Görünüşe bakılacak                                     olursa başın sağolsun bacım.

2.SEDYECİ-  Hele bi de dohtur görsün de ekis mi değel mi o karar versin.

1.SEDYECİ-  Hoş anamasına biz de anarız ya. Ne de ossa az buçuk biz de dohtur                            sayılırık. Tut len Şükrü.

 

                        (Sedyeye koyup dışarı çıkarlar. Güzide koltuğa oturup ağlar)

 

GÜZİDE-        Allahım sen kocamı bana bağışla. Ölecek olursa ben ne yaparım sonra?        

 

                        (Kapı zili. Güzide irkilir. Ayağa kalkar)

 

GÜZİDE-        (Burnunu çekerek) Kim geldi acaba?

 

                        (Kapıyı açar, sedyeciler sedye elinde geriye döner)

 

GÜZİDE-        Aa, ne oldu neden getirdiniz kocamı?

1.SEDYECİ-  N'olcak merdivenlerde canlanıverdi.

GÜZİDE-        Canlandı mı?

2.SEDYECİ-  He ya. Bi kustu, bi kustu, merdivenleri de berbat etti ama sonra da dirildi.

1.SEDYECİ-  E kocan dirildiğine göre mücdemizi isteriz yinge.

FARUK-         (Sedyeden başını kaldırarak) Sakın ha, sakın müjdelik verme Güzide. Bu                alçaklar bunu hep yapıyor.  Geçen gün de senin için önce öldü dediler,                           ardından yaşadığın için müjdelik aldılar.

                        (Sedyeciler sedyeyi Farukla birlikte yere bırakır)

 

1.SEDYECİ-  Eyi be vermezseniz vermeyin. Kabahat bizde ki yaralıyken ölü diye sizi                                    garantiya atmadık.

2.SEDYECİ-  Bi daha çağırdığınızda dohtora mohtara değel doğru morga götürecez.

1.SEDYECİ-  Yörü len Şükrü gidiyoruz.

 

                                    IŞIKLAR KARARIR / TABLO SONU

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                                                            1.PERDE / 4. TABLO

                                                  FARUK-GÜZİDE-İKİ SEDYECİ

 

 

                                                            Dekor: Aynı sahne. Faruk, sarılı bir elektrik kablosunu                                                    açarak banyoya yürür ve girer. Bir kaç saniye sonra                                                                    ucunda fiş olan kabloyla banyodan çıkar, kapısını                                                                         kapatır. Yüzünde gülümseme vardır. Elindeki fişe                                                               bakarak konuşur.

 

 

FARUK-         Bu sefer işin tamam Güzide. Akrepten ve fare zehirinden kurtuldun ama                                  çarpılmaktan kurtulamayacaksın. Bu kablonun ucu banyo küvetinin içinde,                   sen banyoya girince bunu fişe takacağım ve sonra da cızzzz! Acılı Adana                   kebabı olacaksın. Ve ben mezarının üzerinde yeni karım Mineyle tango                          yapacağım.

 

                        (Faruk gülerken, yatak odasının kapısı açılır. Güzide girer. Sırtında                                bornoz, başında bone vardır. Komikçe bir banyo giysisi)

 

GÜZİDE-        Hayrola neye gülüyorsun hayatım?

FARUK-         (şaşırır) Ben mi? Gülüyor muyum?

GÜZİDE-        Farkında değil misin yoksa?

FARUK-         Ha, tabi tabi farkındayım canım, şeye gülüyordum. (seyirciye) Neye                             gülüyordum yahu.

 

                        (Neye güldüğüne cevap vermek için başını kaşır. Güzide                                      gülümseyerek ona bakar)

 

GÜZİDE-        Ben söyleyeyim. Temel fıkrasına gülüyordun değil mi?

FARUK-         Temel fıkrası mı?

GÜZİDE-        Evet. Temel karısını boşamak istiyormuş, ama kadın bir türlü boşanmaya                    yanaşmıyormuş.

 

                        (Güzide anlatırken Faruğun suratı şekilden şekile girer)

 

FARUK-         Eee, sonra?

GÜZİDE-        Bunun üzerine Temel banyo küvetine cereyan vererek karısını öldürmek                                   istemiş. Ama kadın banyoya girince birden Temel fikrini değiştirmiş.

GARUK-         Niye?

GÜZİDE-        Birden aklına balık gelmiş, ben hamsinin ızgarasını değil buğulamasını                                     severim demiş.

 

                        (Güzide önce kendisi güler daha sonra da Faruk zoraki gülmeye                                   başlar. Kahkahalar savururlar)              

 

GÜZİDE-        Ben banyo yapacağım deyince aklına o fıkra geldi değil mi?

 

                        (Birden Faruğun gülmesi kesilir. Bozulur)

 

FARUK-         (önce kabul eder) Tabi tabi. (inkar)  Yok canım ne alakası var? Ben                          hükümete güldüm. Enflasyonu düşürüyoruz deyip duruyorlar da..

GÜZİDE-        A doğru bak, bu daha komik. Ben yıkanmaya giriyorum.

                        (Güzide banyoya girer. Faruk banyo kapısına doğru hamle yapar)

FARUK-         Sen temel fıkrasını görürsün musibet karı. Hele bir yıkanmaya başla, bak                     nasıl kızartacağım seni. Ben karıyla balığı birbirine karıştıran Temel                            değilim. Senin ne ızgaranı ne de buğulamanı sevmiyorum.

 

                        (Banyo kapısına gider, kulağını dayar. Birden su sesi, yıkanma sesi                              gelir. Yüzü güler. Fişi eline alır)

 

FARUK-         İşte, Güzide küvete girip yıkanmaya başladı. Tam zamanı, bütün                                                yapacağım şu fişi prize sokmak. Ondan sonra elveda Güzideye. Gitti                           Güzide, geldi Mine.

 

(Şarkı söyleyerek prize gider ve fişi prize takmadan son bir kere banyo kapısına bakar.)

 

FARUK-         Üzgünüm karıcığım.

 

                        (Fişi sokar. Bir iki saniye sonra banyodan Güzidenin canhıraş çığlığı                duyulur. Faruk karısının çığlıklarına mimikleriyle tepki verir. Çığlıklar                      devam etmektedir)

 

FARUK-         Rahmetli anam bunun için kolay kolay can vermez demişti. Doğru                                             söylemiş.

 

                        (Güzidenin çığlıkları kesilir. Faruk ellerini birbirine sürter)

FARUK-         Temiz iş oldu. Ambulansı çağırmadan önce kabloyu çekeyim.

 

                        (Banyo kapısını aralar, içeri girmeden kabloyu çeker. Kapıyı kapatır.)

 

FARUK-         Evet. Şimdi hızır acilden ambulans isteyeyim.

 

                        (Ahizeyi kaldırır. Numaraları çevirir. Son derece neşelidir. Beklerken                             herhangi bir şarkıyı mırıldanır. Karşı taraf açınca hemen düzelir)

 

FARUK-         Alo. Hızır Acil mi? (heyecanla) Çabuk bir ambulans gönderin. Karıma bir                   şey oldu. Bilmiyorum. Banyoda fenalık geçirdi. Öyle ölü gibi yatıyor.                                  Tamam söylüyorum. Krizantem sokak, numara..Ah demek hatırladınız.                               Evet hemen bir ambulans gönderin.

 

                        (Telefonu kapatır. Yüzünde tebessüm belirir.)

 

FARUK-         Şimdi de Mineye müjdeye vereyim.

 

                        (Numaraları çevirir. Biraz bekler)

 

FARUK-         Mine sevgilim. (bozulur) Ne Şakir’i yahu? Tanımadın mı Faruk ben? Kim                   bu Şakir? Halanın oğlu mu? Mesele yok. (neşeyle) Müjdemi isterim                                  sevgilim. Rakiben şu anda banyoda ölü bir vaziyette ambulansın gelmesini               bekliyor. Nasıl mı öldü? Küvete elektrik verdiğim sırada yıkanmaya girdi.                                Şans işte. Merak etme polis değil, Mayk Hammer gelse onu benim                                     öldürdüğümü anlayamaz. Artık özgürüm Mine. Evlenmemiz için önümüzde                   en ufak bir engel kalmadı. (cilveli) Bu gece gelsene. Nasıl? İçinde ceset                          olan bir evde sevişemez misin? Ne cesedi sevgilim, birazdan ambulans                            gelip götürecek. Gasilhane mi burası? Tamam geliyorsun değil mi? Yaşaa.                      Gelirken nüfus kağıdını da getir, yarın sabah nikah işlemlerine başlayalım.

 

                        (Kapı zili çalar.)

 

FARUK-         Kapı çalınıyor. Ambulans geldi galiba. Hadi gece bekliyorum seni.

 

                        (Telefonu kapatır ve şarkı söyleyip dans ederek kapıya gider. Açar. İki              sedyeci kapıda)

 

FARUK-         Nee, yine mi siz?

1.SEDYECİ-  Evet, sedyeciniz ben Hamit...

2.SEDYECİ-  Ve ben Şükrü, hizmetinizdeyiz.

FARUK-         Yahu bu memlekette sizden başka sedyeci yok mu kardeşim?

1.SEDYECİ-  Yok. Sağlık bakanlığı kadro vermiyor.

2.SEDYECİ-  Peki bu memlekette sizden başka ambulans isteyen yok mu?  Artık                             abone olduk, her gün bir kere geliyoruz buraya.

1.SEDYECİ-  Gelmek bi şey değel, her seferinde de elimiz boş dönüyoruz. Bari biriniz                                 ölse de gam yemesek.

FARUK-         Girin içeri. Bu sefer eliniz boş dönmeyeceksiniz.

                        (Sedyeciler girer. Faruk kapıyı kapatır)

1.SEDYECİ-  (Sağa sola bakar) Yine karın mı?

FARUK-         Maalesef öyle.

2.SEDYECİ-  Bu sefer ne oldu?

FARUK-         Bilmiyorum. Banyoya girdi, sonra bağırdı. Baktım, hiç hareket etmiyor.

1.SEDYECİ-  Kıpraşmıyor he'mi?

FARUK-         I-ıh kıpraşmıyor.

2.SEDYECİ-  (Arkadaşına bakarak bilgiççe) Ekis canım. (Faruğa bakar) Başın                            sağolsun beyim.

FARUK-         (Numaradan ağlayıp dövünür) Nee, öldü mü? Amanın. Güzide karıcığım,                beni bırakıp da nereye gittin Güzide?

1.SEDYECİ-  Hemen ağlama, bakarsın geçen seferki gibi dirilir. Karı kısmı dokuz                             canlıdır demiştim, ya.

FARUK-         (kızar) Ağzına hayra aç be adam. (anlar) Ah yani, inşallah öyledir,                               ölmemiştir, kurtulmuştur.

1.SEDYECİ-  Kedi gibidir bunlar kedi gibi. Gel len Şükrü. Bi bakak şuna.

 

                        (Sedyeciler sedyeyi bırakıp, banyoya girerler)

 

FARUK-         Karı öldü dedim, biraz numara yapayım. (Ağlayıp dövünmeye başlar)                                  Güzide Güzide beni bırakıp da nereye gitin sevgili karıcığım. Ben şimdi                                   sensiz ne yaparım. Ah Güzide Güzide neredesin karıcığım?

1.SEDYECİ-  (Sesi banyodan) Allah’ını seven tutmasın.

2.SEDYECİ-  (Sesi banyodan) Yetiş ya Muhammed, yetiş ya Ali.

                        (Faruk şaşkın banyo kapısına bakar, aynı anda iki sedyecide                                          bağırarak kapıdan çıkmak isterler. Kapıya sıkışırlar, sonra zar zor                                  çıkarlar. Faruk onlara şaşkın bakarken, sedyeciler Faruk’un arkasına                   saklanırlar )

 

FARUK-         Neyiniz var sizin yahu? Hortlak görmüş gibisiniz.

1.SEDYECİ-  Hortlak görsek yine iyi.

2.SEDYECİ-  İçerde saçları dimdik, vücudu kapkara bir karı var.

FARUK-         Ne var bunda, karım işte o. Ölmüş. Ölüden mi korkuyorsunuz?

 

                        (Faruk banyo kapısına bakar. Kapıda Güzide belirir. Saçları dimdiktir.               Abartı gerekirse eli yüzü de biraz karadır)

 

GÜZİDE-        Ne oldu bana?

 

                        (Faruk düşüp bayılırken, ışıklar kararır)

 

 

                                                TABLO SONU

 

 

 

 

 

                                                1.PERDE / 5 TABLO

                                                FARUK / GÜZİDE / 2 SEDYECİ / MİNE

 

                                                            Dekor: Aynı sahne. Güzide elinde ayna dikilen                                                                saçlarını yatırmaya çalışıyor. Faruk sedyecilerle                                                                tartışıyor.)

 

FARUK-         Tamam gördünüz işte, karımın bir şeysi yokmuş. Gidebilirsiniz. Geldiğiniz                   için teşekkürler.

1.SEDYECİ-  Yoo öyle kuru teşekkürle savamazsınız bizi bayım.

FARUK-         Ya ne yapacaktım başka? İsterseniz gidip teşekkürümü sulayıp öyle                             geleyim.

 

                        (Sedyeciler birbirlerine bakarlar)

 

1.SEDYECİ-  Aglı sıra espiri ney yapıyo, duyuyon mu Şükrü?

2.SEDYECİ-  Duyuyom Hamit ağabey. Hoş gör, entel işte.

FARUK-         E ne bekliyorsunuz?

2.SEDYECİ-  Beş katlı apartuman. Asansör ney de yok.

2.SEDYECİ-  Goley mi onca merdiveni tırmanmak.

1.SEDYECİ-  Hadi ölü yaralı ossa, helal olsun emme, bi sefer olsun şu sedyeyle birinizi                    götüremedik gardaşım.

FARUK-         Ne yani şimdi karım ölmedi diye kabahatli mi olduk?

1.SEDYECİ-  Ne sandın ya? Babayın malı gibi dövletin ambulansını zırt pırt çağırıp                             duruyon.

2.SEDYECİ-  İnsan çağırmadan önce bi bakar, ekis mi diri mi, yaralı mı ney mi diye?

1.SEDYECİ-  Ambulans dediğin sulan getmiyo.

2.SEDYECİ-  Romatizma da var.

FARUK-         Ambulansda mı?

2.SEDYECİ-  Cık. Bizde.

FARUK-         Tamam da ne istiyorsunuz benden?

2.SEDYECİ-  Bi sakal atta gidek.

FARUK-         Sakal mı?

GÜZİDE-        Anlamadın mı Faruk, bahşiş istiyorlar ayol.

FARUK-         Bahşiş mi? İyi ama ne için?

1.SEDYECİ-  Yenge ölmediği için.

FARUK-         (elini cebine atar) Tamam tamam. (Bir Beş milyon uzatır) Alın bakalım.

1.SEDYECİ-  (Paraya bakar.) Bereket versin.

2.SEDYECİ-  Bak söylemedi ney dime, bi daha çağıracak olursanız şart olsun ölüydü                                   diriydi dimez, sedyeye koyduğumuz gibi götürürüz valla. Yörü len Şükrü.

 

                        (Sedyeyi alıp giderler. Faruk arkalarından bağırır)

 

FARUK-         Utanmaz herifler, namussuz herifler. Ambulans mafyaları. Resmen haraç                     aldılar be. Bir de devlet memuru olacaklar. Tabi memlekette kanun yok ki,                        isteyen istediğini yapıyor. Reha Muhtara şikayet edeceğim sizi.                                           Hakkınızdan ancak o gelir. Hele size bir acı var mı diye sorsun da                                               görürsünüz gününüzü.

 

                        (Güzide kocasının boynuna sarılır)

GÜZİDE-        Yaşadığıma şükret kocacığım. Verdiğin bahşiş benden kıymetli mi? Ya                                    ölseydim, şimdi üzüntünden kahrolacaktın öyle değil mi?

FARUK-         Ya, ne demezsin. Yani çok üzülecektim.

GÜZİDE-        Bir ara elektrikçi çağır da baktır şuna.

FARUK-         Neye?

GÜZİDE-        Banyo küvetine. Kaçak var galiba.

FARUK-         Ne kaçağı?

GÜZİDE-        Ne bilim şekerim, küvete girer girmez cereyan çarptı. Allah’tan elektrikler                    kesildi de çarpılmaktan kurtuldum. Yoksa tavuk gibi kızaracaktım.

FARUK-         Vay namussuzlar, vay reziller, memleketi batırdılar be, batırdılar.

GÜZİDE-        Kimler?

FARUK-         Kimler olacak, memleketi idare edenler. Şu hale bak, doğru dürüst bir                                     elektrik bile veremiyorlar. Çekeceksin bir ikisini ipe ki akılları başlarına                                    gelsin.

GÜZİDE-        Neler söylüyorsun Faruk. Sanayi bakanına kızacağına dua et, iyi ki                               cereyanları kesmiş yoksa ölürdüm ben. Sevinmen gerekirken kızıyorsun.

FARUK-         Canım ben kızıyorsam işlerini yapmadıkları için kızıyorum. İnsan tam bir iş                    yapıyor, hart diye elektrikleri kesiyorlar.

 

                        (Kapı sesi. Faruk yerinden kalkıp kapıyı açmaya giderken söylenir)

 

FARUK-         (kendi kendine) Elektrik kısıntısı yapmanın zamanıydı sanki.

 

                        (Kapıyı açar. Karşısında Mineyi görür. Şaşırır.)

 

FARUK-         Mineee!

 

                        (Minenin üzerine kapıyı kapatır)

 

GÜZİDE-        Kimmiş gelen Faruk?

FARUK-         (Sırtını kapıya dayar) Kimse değil. Yanlış numara canım. Ay yani yanlış                                 kapı çalmışlar.

 

                        (Kapı zili. Faruk bitkin bir halde kapıyı açar. Mine öfkelidir.)

 

MİNE-             Deli misin sen ayol? Hem karının ölümünü kutlamak için çağırıyorsun hem                   de kapıyı yüzüme kapatıyorsun.

FARUK-         (Bir eliyle susmasını işaret ederken, öteki eliyle içeriyi işaret eder)                                  Yavaş ol, o burada, o burada....

 

                        (Mine Faruğu dinlemez, itekleyerek içeri girer)

 

MİNE-             Ne demek burada? Götürmediler mi cesedini? (Güzideyi görür, şaşırır)                              Aaa yaşıyormuş ayol.

 

                        (Güzide şaşkın, bir kadına bir Faruğu bakar)

 

FARUK-         (sevinçle) Yaşıyor tabi Mine hanım, yüce Allah onu bana bağışladı.

MİNE-             Umarım bu bağış için çok dua etmiş olmalısınız.

GÜZİDE-        Faruk bu hanım kim? (hatırlar) Ah şimdi hatırladım. Geçen gün bizde                          görmüştüm sizi. Apartmana yeni taşınan komşuydunuz değil mi?

MİNE-             Ben...

FARUK-         Evet o işte Güzide. Yeni taşınan komşu.

GÜZİDE-        Buyurun, niçin gelmiştiniz?

MİNE-             Ben buraya....

FARUK-         Yardıma geldi karıcığım.

GÜZİDE-        Ne yardımına?

FARUK-         Sen banyoda şey olunca ne yapacağımı şaşırdım karıcığım, yardımcı                            olsun diye hanımefendiyi çağırmıştım. O yüzden geldi.

GÜZİDE-        Zahmet etmişsiniz efendim. Küvete girince birden elektrik çarptı da...

MİNE-             Peki nasıl kurtuldunuz?

GÜZİDE-        Tam o sırada elektrikler kesildi.

MİNE-             Ne şans, ne şans? Öyle değil mi Faruk bey?

FARUK-         Ya evet öyle. (içini çeker) Onca yıl milli piyango bileti alırım şans bir sefer                   olsun yüzüme gülmedi.

GÜZİDE-        Öyle deme kocacığım, senin en büyük şansın benimle evli olman.

FARUK-         (suratını asarak) Tabi tabi.

 

                        (Mine, Güzidenin görmeyeceği bir yerde, Faruğa olan öfkesini el ve                              kol hareketleriyle ve mimikleriyle belirtmektedir. Faruk'da kaş göz                            işaretiyle ona gitmesini belirtir. Tam bu sırada Güzide onun el                               hareketini görür. Faruk, iki elini birbirine vurur)

 

FARUK-         Nerden girmiş bu sinek yahu?

 

                        (Faruk tek gözünü kırparak başınla gitmesini belirtir. Güzide görür)

 

GÜZİDE-        Ne oldu neden gözünü kırpıp duruyorsun?

FARUK-         Ben mi? Ha şey, şeyden. Bu gün televizyondan uzun uzun Ecevitin basın                     toplantısını izledim de.. (Göz mimiği yapar) Üzüm üzüme baka baka                                 demişler.

 

                        (Minenin yanına gidip kapıya doğru itekler)

 

FARUK-         Geldiğiniz için çok teşekkürler Mine hanım, sizi daha fazla tutmayalım.

GÜZİDE-        Bir kahve yapsaydım.

FARUK-         Başka zaman içer hayatım. Zaten hanımefendiyi yeteri kadar evinden                          alıkoyduk. (Kapıya itekleyerek) Başka zaman gelir içer.

 

                        (Kapıyı açar. Mine durur. Güzide görmez)

 

MİNE-             Seninle konuşmak istiyorum.

FARUK-         (Karısından yana bakarak) Yarın konuşuruz.

MİNE-             Olmaz hemen şimdi konuşmalıyız.

FARUK-         Saçmalama, karımı bırakıp seninle çıkamam.

MİNE-             Sen bilirsin.

FARUK-         Neyi bilirim?

MİNE-             Ya şimdi konuşuruz ya da bir daha beni göremezsin.

FARUK-         Tamam tamam. Bekle.

 

                        (Portmantodan ceketini alır. Karısının yanına gider)

 

FARUK-         Güzide, ben Mine hanımı evine bırakıp geleceğim.

GÜZİDE-        Peki canım.

 

                        (Faruk karısının cevabını beklemeden kapıya gider ve çıkar. Güzide                              şaşırır)

 

GÜZİDE-        (bağırır) Faruk, şimdi aklıma geldi, o kadın giriş katında oturmuyor                               muydu? (ara) Gitmişler.

 

                        (Kapıya doğru gider, sonra durur, döner, yıkılırcasına koltuğa oturur)

 

                                    IŞIKLAR KARARIR / TABLO SONU

 

 

 

 

 

 

 

                                                            1.PERDE / 6. TABLO

                                                            FARUK-MİNE-GARSON

 

 

                                                Dekor: Sahne önü kafeterya dekoru. Bir masada                                                                       oturuyorlar. Garson çayları masaya koyuyor.

 

 

MİNE-             Biliyor musun Faruk sen sersemin, aptalın, salağın, geri zekalının, daha                                   başka ne diyeyim, şu anda aklıma gelmeyen her şeyin tekisin, sen.

GARSON-      Devamını ben getirebilir miyim?

MİNE-             Neyin?

GARSON-      Zekayla ilgili zekasız kelimelerin.

FARUK-         Defol.

 

                        (Garson korkar, ayrılır, uzağa gidip durur)

 

FARUK-         Mine, sevgilim, aşkım...

MİNE-             Sus, bana aşkım maşkım deme, beceriksiz herif. Üç kere denedin bir                          keresinde bile öldüremedin karını.

FARUK-         Kabahat bende değil sevgilim. Akrebi satan pezevenkte. Zehirsizini                            vermiş.

MİNE-             Peki fare zehirli çorbaya ne diyeceksin bakim?

FARUK-         Dalgınlığıma geldi bir tanem. O sırada bir kapı, bir telefon çalıp duruyordu.                   Ne bilim Güzidenin çorbayı içmekten vazgeçip de önüme koyduğunu. Ben                     de önümde etli bamya var diye çorbaya kaşık sallamışım.

MİNE-             Senin böylesine beceriksiz olduğuna inanamıyorum. Öldüreyim derken                                    ölüyordun. İnanılmaz bir adamsın Faruk. Neden salaklar derneğine üye                                    olmuyorsun ki?

 

                        (Faruk Mineye sarılmak ister)

 

FARUK-         Böyle söyleyip de moralimi bozma sevgilim. Önünde sonunda Güzide                                     ölecek ve sen benim olacaksın.

MİNE-             (Faruktan sıyrılır) Umarım o zamana kadar yaşlanmayız.

FARUK-         Hayır, yarın bitecek bu iş. Sana söz veriyorum yarından sonra nüfus                              kütüğünde Güzide diye bir isim olmayacak artık.

MİNE-             (alaylı) Sahi mi, ne yapacaksın da Güzide diye birisi nüfus kütüğünden                                    silinecek?

FARUK-         Yarın arabamı vereceğim ona. Ama frenlerini bozarak. Nasıl planım ama?

MİNE-             Plan iyi de, bakalım sen becerebilecek misin?

FARUK-         Frenleri bozmak benim için çocuk oyuncağı sevgilim. Fren hidrolik yağını                    boşaltacağım, Güzide frene basmak isteyince de küt.

MİNE-             Kütt küt de ölecek mi, bakalım?

FARUK-         Garanti veririm. Güzide çok süratli araba kullanır. Bu sefer kurtulamayacak.

MİNE-             Umarım kurtulamaz. Eğer o ölümden kurtulursa sen benim elimden                              kurtulamazsın.

FARUK-         (Mineye sarılır) Senden kurtulmak isteyen kim Mine, ben senin için canımı                 bile veririm sevgilim.

MİNE-             (Yumuşar) Evlenince bana da araba alacaksın değil mi?

FARUK-         Tabi alacağım. Ne istersen. Yat, kat, at.

MİNE-             Atı ne yapacağım ayol. Bir evle bir araba yeter.

FARUK-         Tapuyla ruhsatı cebinde bil sevgilim.

MİNE-             Göreceğiz. (Saate bakar) Ben gideyim. Sen iyi haberi bana telefonla                                     verirsin.

FARUK-         Peki sevgilim.

 

                        (Mine sandalyeden kalkar. Faruk arkasından yakalar, öpmek ister)

 

FARUK-         (dudaklarını uzatarak) Küçük bir avans rica edebilir miyim.

MİNE-             Karın ölmeden olmaz. Bay bay.

 

                        (Mine kırıtarak yürür ve uzaklaşır. Faruk yalnız kalır.)

 

FARUK-         Bu sefer kurtulamayacaksın Güzide. Kerizliğimden üç sefer kurtuldun ama                  bu sefer öleceksin. Hiç kimse freni tutmayan bir arabadan kurtulamaz.

 

                                    IŞIKLAR KARARIR / TABLO SONU

 

 

 

                                                            1.PERDE / 7. TABLO

                                                   FARUK - 2 SEDYECİ - GÜZİDE

 

 

                                                Dekor: Ev dekoru. Faruk heyecanla bir aşağı bir yukarı                                                              yürümektedir. Bazen durur, telefona bakar, bazen de                                                      kapıya. Bir ara saatine bakar.

 

 

FARUK-         (öfkeyle) Allah kahretsin gideli yarım saat oldu, hiç frene basmadı mı bu                                 kadın be? Bas bir kere be bas. Bas ta mutluluğumu geri ver bana. Sakin ol                 Faruk, sakin ol. Sinirlenmenin zamanı değil. Güzide bu sefer ölecek. Kesin                    kes ölecek. Birazdan telefon çalacak ve bir ses bana: Üzgünüm bayım                            ama eşiniz geçirdiği trafik kazası sonunda vefat etti, diyecek. (Oynayarak)                      Ah ben de ne üzüleceğim, ne üzüleceğimm..

 

                        (Faruk oynarken telefon zili çalar)

 

FARUK-         (heyecanla) İşte, kader anı. Sonunda beklediğim haber geldi.

 

                        (Hızla telefona yürür ve ahizeyi kaldırır)

 

FARUK-         Buyrun. Kimi aradınız? Sünnetçi Sunullah' ı mı? Yanlış kardeşim, burası sünnethane değil. Neresi mi? Elinin körü.

                        ( Telefonu hızla kapatır. Öfkeyle bakar. Tekrar telefon çalar. Hızla açar )

 

FARUK-         Aloo. Ulan başlattıracaksın usturandan şimdi. Doğru dürüst çevirsene  aradığın yeri, dangalak.

 

                        (Öfkeyle kapatır.)

 

FARUK-         Manyak mıdır nedir, ikidir sünnetçi diye arıyor.

 

                        (Tekrar telefon çalar. Hızla ahizeyi açar)

 

FARUK-         Bana bak telefon sapığı, burası (yumuşar) Ah Mine sen misin sevgilim?                                 Kusura bakma ikidir birisi sünnetçiyi arıyor benim numaramdan. Güzide                                  mi? Maalesef henüz bir haber alamadım sevgilim. Telefon başında                          bekliyorum. Merak etme müjdeli haberi alır almaz arayacağım seni.

                        (Kapı zili)

FARUK-         Kapı çalıyor. Belki Güzideden bir haber gelmiştir. Seni sonra ararım.

 

                        (Telefonu kapatır, heyecanla kapıya gider. Tam açacakken vazgeçer.               Portmantonun aynasına bakarak, ağlamaklı, üzüntülü bir adamın                                  yüzüne bürünür. Kapıyı açar. Önde 1. Sedyeci, arkasında 2. Sedyeci.                  Sedyedeki gözükmez.)

 

FARUK-         Nee, siz ha?

1.SEDYECİ-  Niye şaşırıyon ki, gide gele hemşeri olduk.

FARUK-         Kim çağırdı sizi?

2.SEDYECİ-  Heçç, geçerkene şöyle bi uğrayalım, ölen kalan var mı dedik? Öyle değel                    mi Hamdi ağabey?

1.SEDYECİ-  Yörü len Şükrü.

 

                        (İçeri girmek isterler. Faruk engeller)

 

FARUK-         Ağır olun bakalım, içeriye giremezsiniz.

2.SEDYECİ-  Sen bilin, biz de sedyenin içindekini kapının önüne koruz.

FARUK-         Durun bir dakika. Sedyede kim var?

 

                        (Güzide sedyeden doğrulur. Kaza geçirmiş perişan bir hali vardır.                                 Elinde de direksiyon)

 

GÜZİDE-        Ben varım kocacığım.

FARUK-         (şaşkın) Neee, Güzidee!

GÜZİDE-        Küçük bir kaza geçirdim Faruk. Geriye bir bu direksiyon kaldı.

FARUK-         İnanamıyorum. Kurtuldun demek?

1.SEDYECİ-  Kurtulur tabi. Kaç kere diyeceğim beyim, bunlar dokuz canlı olur diye.

 

                        (Faruk düşüp bayılırken ışıklar kararır)

 

:  Tayfun TÜRKİLİ090 542 415 73 64                                                                                                      Diğer Bir Tiyatro için 

               

Bir Onceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Bu yazarımız/Bu yapıt hakkında ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girisi Bir Sonraki Yapıt