www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü

ÖYKÜ BULVARI

Telif Hakkı Sahibi: BERİL

UMUT

Bütün bir gece döndü durdu yatağında. Koyu vişneçürüğü perdeleri en son ne zaman açtığını anımsayamadı. Tavana yapıştırdığı şeffaf yıldızları seyretti. Doğruldu yataktan, elbise dolabından bir valiz çıkarıp gelişigüzel bir şeyler attı içine. Aynanın karşısında saçlarını taramaya başladı. Uzun simsiyah saçları gece gibi parlıyordu. Belden büzgülü ipek elbisesini üzerine tuttu. Ne zaman bu elbiseyi giyse kendini daha iyi hissederdi. Elbiseyi giydi üstüne, hiçbir şey hissetmedi. Yine de değiştirmedi. Çekmeceden bir kâğıt çıkarıp “ Buraya kadar ” yazdı, salonda uyuyan adamın başucuna bıraktı. Ayakkabılarını eline alıp yavaşça odadan çıktı. Asansörü beklerken çantasını gözden geçirdi. Kimliği cüzdanı ve tren bileti içindeydi. 

Gün yeni ağarmış, kuşlar ötüyor, yapraklar sabah yeliyle bir o yana bir bu yana sallanıyordu. Yüzüne hafif bir serinlik vurdu. Yol kenarında kır çiçekleri açmıştı. Eğildi usulca papatyalara baktı. Yanında bir gelincik, boynunu bükmüş sağa sola savruluyordu. Öyle naziktiler ki dokunmaya korktu. İşte lila renkli peygamber çiçeği. Çiçeğin yapraklarını koparıp bir dilek tuttu. Çantasından çıkardığı mendile özenle yerleştirdi. Ertesi gün eğer çiçek yapraklanırsa dileği olacaktı. Gülümsedi ne çok dilek tutardı çocukken. O zaman her şey daha kolaydı. 

Nereye gittiğini bilmeden kaç sokak, kaç durak, kaç cadde geçti, farkında değildi. Sürekli “ Bir daha o eve dönmeyeceğim. Bitti, buraya kadar! ” diye mırıldanıyordu. “ Yeni bir hayat, yeni bir umut belki yeniden… Yeniden ne? ” diye hiddetlendi kendi kendine. Yüreği birine doludizgin akarken, bir başkasıyla evlenmek zorunda kalmak! Yol kenarındaki kafeteryadan bir ezgi takıldı kulağına. Tanju Okan “ Kadınım ” diye sesleniyordu. “ Bizim şarkımızdı. Sen yoksun şimdi. Nerelerdesin? Bilsem yollarını… Ya da sen çıkıp geliversen yanıma…” Gözleri buğulandı. Yüzüne yorgun, mahzun bir gülümseme yayıldı. “ Ansızın çıktın gittin hayatımdan. Kuru bir gurur…  Değdi mi?  Koskoca bir sensizlik bıraktın. Şu peygamber çiçekleri şahidim ki dileğim hep sen oldun. Ama sen hep yoktun … ” 

***

Kafeteryanın müdavimi olduğu belliydi. Garsonlar onu kapıda karşılayıp her zamanki masasına oturttular. Adam fötr şapkasını özenle başından çıkarıp masaya koydu. Krem rengi takım elbisesini şık kösele ayakkabıları tamamlıyordu. Göz ucuyla karşı taraftaki masaya bakıp başını garsondan yana çevirdi. Garson “ Her şey hazır beyefendi ” diye yanıtladı soru soran gözleri. “ Çiçekleri vazoya yerleştirmemi ister misiniz? ” diye devam etti. “ Henüz deği l” dedi kesin tavırlı. Garson ayrıldı adamın yanından. Adamın gözleri karşıda duran boş masadaydı.

“ Bir gün geleceksin ” dedi. " Bir gün geleceksin ve biz kaldığımız yerden devam edeceğiz.  Seni hep sevdim. Ne vardı beni terk edecek? ”

*** 

Kadın, çalan ezginin etkisiyle mi yorgunluğun rehavetinden mi bilinmez kafeden içeri zor attı kendini. Onca boş masaları geçip, farkında olmadan ‘ rezerve ’ yazılı masaya oturdu. Garson bunu fark edince kadını uyarmak istedi. Öyle ya bu masa yıllardır hiçbir konuk ağırlamamıştı. O özelini bekliyordu. Tam kadına yaklaşacakken, yaşlı adamın kendisine seslendiğini fark etti, döndü adama baktı. Adam,  göz ucuyla “ kadını rahatsız etme ” komutunu verdi. Garson neden olduğunu anlamasa da verilen komuta uymak zorunluluğu hissetti.  

“ Geldin, geldin işte… O gün, bu günmüş demek. Saçların hâlâ zeytin karası… Geri dönmez demişlerdi senin için de ben inanmamıştım. Döndün işte! Yıllar seni hiç yıpratmamış sevgilim… Ben mi? Yıpranmış mıyım? Yokluğundu beni tüketen. Aldırma toparlarım döndün ya! “ Garsonu aradı adamın yorgun gözleri… Garson hazırdaki asker edasıyla belirdi adamın yanında. “ Şimdi! ” dedi adam çiçekleri göstererek, “ Şimdi vazoya bu çiçekleri yerleştirebilirsin. Hanımefendiye açık limonlu bir çay, yanında da Boyoz götür. Ha, çay ince Fransız porseleninde olmalı, şekersiz! ” diye z ’ nin üstüne basarak yineledi sözcüğü.

*** 

“ Açık bir çay ve yanında Boyoz iyi gider ” diye düşündü genç kadın.
Tıpkı çocukluğunda olduğu gibi… Sabahları annesinin mis gibi kahvaltılarını ekip okulun köşesindeki gevrekçiden aldığı boyozları anımsadı. O sıra garson masaya yaklaştı. Kadın göz ucuyla önce güllere sonra garsona baktı. Garson, yaşlı adamın verdiği gülleri kadının masasındaki boş vazoya özenle yerleştirdi. Ardından da Fransız porseleni içinde açık çayı ve taze boyozları masaya bıraktı. Kadın şaşırdı. “ Allah Allah ben siparişlerimi verdim mi? Hem bu güllerde ne oluyor böyle? ” Utandı, soramadı. Teşekkür edebildi sadece.

*** 

Yaşlı adam oturduğu masadan kadını takip ediyordu. Kadının yüzünü
görmese de onun düz, gece gibi parlayan saçlarında geçmişe dönmek zor değildi. Karısıyla ilk karşılaştıkları günü anımsadı. Otuz yıl önce Deniz Harp Okulundaki diploma törenini. Her şey birden bire oluvermişti. Birkaç arkadaş toplantısında görüşme, sonra kız isteme nişan, nikâh derken karısı oluvermişti işte…

… 

— Özlüyorum seni bırak şu kaptanlığı yanımda ol!

— Ben de seni özlüyorum sevgilim ama işim bu. Çalışmazsam nasıl geçiniriz?
— Bir gün çıkıp gideceğim. Dayanamıyorum yalnızlığa…



“ Bir gün çıktın gittin hayatımdan. Ve ben seni çok özledim. Beyaz ipekli bir elbise vardı üstünde. Bir seyahat dönüşü almıştım Hawaii’ den. Hani narçiçekleri vardı üstünde.  Sana çok yakışırdı ve ben döneceğim Akşam sen hep o elbiseni giyerdin… ”

Derin bir iç geçirdi. Düşüncelerinden sıyrılıp karşı masada oturan kadına baktı. Sanki anılarını onunla paylaşıyordu.

“ O gün de üstünde bu elbise vardı. Bu günkü gibi… Trenle İstanbul’ a annenlere gidecektin. Ama dönmeyeceğini söylemedin. Seni ellerimle yolcu ettim. El sallıyordun bana vagondan. Gitmen şart mı demiştim. Gitmeliyim dedin. Gitmemeliydin. Sana engel olmalıydım, olamadım. Gittin! 

*** 

Kadın, saatine baktı. Trenin hareketine az bir zaman kalmıştı.
Toparlandı, kapıya yöneldi. Yaşlı adam irkildi.

“ Yine gidiyorsun. Henüz yeni buldum seni lütfen gitme ”.

Kadın, yaşlı adamdan habersiz, karar verdiği yolculuk için kafeteryadan ayrılıp az ilerideki istasyona doğru ilerledi. Yaşlı adam birkaç kez yerinden kalkmak, kadına yetişmek için çabalasa da yorgun kalbi buna izin vermedi. 

Kadın, yıllarını geçirdiği bu yerden ayrılmanın burukluğuyla terk ettiği şehre son kez baktı…

 

" Edebiyat Atölyesi Pazartesi Çalışmaları " ndan: 104. haftanın 18.09.2006 / 24.09.2006  konusu: İKİNCİ YIL ŞEREFİNE KONU SERBEST

:  BERİL, 14.06.2006, İzmir                                                                       Diğer Bir Öykü için  

               

Bir Onceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Bu yazarımız/Bu yapıt hakkında  Radyolu Dakikalar ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girisi Bir Sonraki Yapıt