www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü

ÖYKÜ BULVARI

Telif Hakkı Sahibi: BERİL

GEÇMİŞTEN TINILAR

Ali TEOMAN ALPAY

“ Zamanın var mı? Birlikte bir kahve içerdik… ”

“ Hayır anne, geç kalıyorum yâ. ”

“ Tabağındakileri bitir bari… ”

“ Üf... , anne… ”

 

Sevgi, saçlarını düzeltip arkadan gelişi güzel topuz yaparken odadan çıkan kızının ardından. “Sülâlesi kılıklı! Çocuk gibisin be kızım! Okul bitti, hâlâ arkandan koşturuyorsun beni... ” diye söylendi. Elif, kemanını ve sırt çantasını almış çıkmaya hazırlanıyorken mutfak kapısında annesiyle karşılaştı:          

“ Anne, ben çıkıyorum. Konser sonrası görüşürüz geç kalma e mi? ”

 

Sevgi, başını sallayarak onayladı söylemi.

 

Elif zaman zaman annesine karşı hırçın davrandığının ayrımındaydı. Böyle zamanlarda annesinin kabullenmeleri içini burkuyor, yaptıklarından pişmanlık duyuyordu; “ Annem yâ, bazen ben de çok sinir oluyorum değil mi? Ama o da bir türlü büyüdüğüme inanmak istemiyor ki! ” dedi kendi kendine.

 

Senfoni binasına doğru yaklaştığında bir adamın, yanındaki kadını tartakladığını gördü. Yere düşen kadın, adamın dizlerine kapanmış yalvarıyordu:

“ Kurbanın olam vurma! ”

 

Adam, dinlemiyor, kadını tekmelemeye devam ediyordu. Elif gördüğü manzara karşısında şaşkın, çantasını ve kemanını yere bırakıp onlara doğru bir kaç adım attı. Ardından  “ Ne yapabilirim ki? ” diye geçirdi içinden. Sağa sola bakındı.  Polis aradı gözleri. Az ileride trafik ekibi bir araca ceza yazıyordu. Koşup ekip otosunun yanındaki polis memurundan yardım istedi:

“ Lütfen memur bey, adam kadını öldürecek! ”

“ Siz madurenin neyi oluyonuz bayan? ”

Şaşırdı Elif:

“ Hiç, hiç bir şeyi! Tanımam bile ama… ”

“ Bu bir aile kavgası, biz karışamayız. Ancak kadın şikâyetçi olursa müdahale ederiz! ”

 

Memurun duyarsızlığı onu çileden çıkardı. Çaresiz senfoni binasına doğru yürümeye başladı. Binadan içeri girecekken ellerinin boş olduğunu fark etti. Sağa sola bakındı, eşyaları yolun ortasında öylece sahipsiz duruyorlardı. Koştu, onları bıraktığı yerden aldı, hırsla geri dönüp binadan içeri girdi.

 

Gördüğü birkaç arkadaşıyla öylesine selâmlaşıp, soyunma odasına geldiğinde hâlâ olayın etkisindeydi. Çantasını makyaj masasının üstüne bırakıp, pencereye gitti. Bir süre dışarıyı seyretti. Az önceki kadın duvara yaslanmış ağlıyordu. Pencereden uzaklaştı. Hareketleri ruhsuzdu. Üstündekileri çıkarıp konser kıyafetlerini giydi, makyaja oturdu. Tâ ki çellistin prova için kendine seslendiği ana kadar:

“ Hadisene kızım ne o öyle? Biraz acele et! ”

 

Düşüncelerinden sıyrılıp soyunma odasından sahneye geçerken kemanı kılıfından çıkardı. Arkadaşları hazır olunca bir “ lâ ” sesi verdi. Ancak “ lâ ” lar bir türlü tutmuyordu. Çalgılardan yükselen uyumsuz aralıklar Elif’ in gerginliğini daha da artırdı. Kırbaç şaklamasını andıran kontrbasın kopan teli, üç enstrümanın birbirlerine uyumsuzluğunu ani bir sessizlikle sonlandırdı. Ses Elif’ i çocukluk yıllarına götürdü.

 

“ Anneme bir şey olmasın… Baba lütfen… Anneme bir şey olmasın! Gidelim artık buralardan n’ olur n’ olur! ”

 

Elif’ ’in yaşlı gözlerle, annesinin çığlıkları eşliğindeki duaları, gecenin karanlığına karışmıştı… Kocasının elinden güçlükle kurtulan Sevgi, kızının odasının kapısını açtığında, onu yatağın köşesine büzülmüş, kulağındaki  kasetçaların  sesini sonuna kadar açmış,  ağlar bir halde buldu...

 

***

 

Konserin başlamasına az kalmıştı. Son egzersizlerini tamamlamak, olumsuz düşüncelerinden sıyrılmak istiyordu. Derin bir nefes alıp tüm enerjisini arşesine aktardı. Arşeyi telin üzerine dokunduracakken, çellodan gelen tüyler ürpertici ezgi, kontrbasın en kalın tellerindeki bitmek tükenmek bilmeyen, çılgın, onaltılık notalar, az önce çocukluğuna döndüğü anısından kurtulmasını engelledi. Şimdi kulaklarında annesinin yalvarışları, babasının hakaretleri yankılanıyordu:

 

“ Lütfen yapma… ”

Sokaktaki kara köpekler adam olur siz olmazsınız! ”

 

Minik bedeni oturduğu divanda küçüldükçe küçülmüştü.   Annesine ilişti gözleri. Bir süre bakıştılar. Sevgi’ nin dudaklarından belli belirsiz bir tebessüm yayıldı kızına. Bunun anlamı ‘ cevap verme kızım ’ dı, biliyordu Elif. Yine de bir hamle yapmak istedi:

“ Ama baba… ”

 

Annesi sus işareti yaptı. Sonra da, ‘ odana ’ komutunu aldı o parmaklardan. Gerisini getiremedi… Çaresiz, iliştiği divandan usulca kalktı. Minderin arkasına sıkıştırdığı oyuncak kemanını  yeleğinin içine gizleyip odasına gitti. Kapıyı açtı, gece lâmbasını yaktı. Oyuncak kemanını büyük bir özenle kutusuna yerleştirip yattığı somyanın altına kaldırdı. Işığı söndürdü

 

Perde açılınca keman, solo bir ezgiyle konsere başladı. Salonda çıt çıkmıyordu. Ezginin birinci bölümü bitmiş, görkemli finalinin ardından gelen dört vuruşluk sustan sonra ikinci bölüm çellonun en tiz sesinden yaptığı trill ile devam edecekti.

 

Elif, parmaklarını açmak için alıştırma yapıyor, Sevgiyse ertesi güne,  öğrencilerine götüreceği öykü kitaplarını hazırlıyordu. Masadaki kitaplar Sevgi’ ye çocukluğundaki Ayşegül serilerini anımsattı; gülümsedi. Ayşegül seyahatte, sirkte, parkta…

Sevgi’ nin çocukluğundan kalma hayâli,  kapının ani çalan ziliyle sonlandı. Alelacele kitaplarını toplayarak üstüne başına çekidüzen verdi. Parmaklarını başının üstünde tavşankulağı yapıp alt dudağını dışarı sarkıtıp kızına baktı. Bu oyun, anne kız arasında hep oynanan bir oyundu. Özellikle de akşam Selim’ in geleceği vakitler yaklaşınca… Elif,  annesine aynı mimiği yaparak karşılık verdi, gülüştüler. Sevgi kapıyı açtı:

“ Hoş geldin! ”

Adam umursamadı. Sevgi kocasının ceketini alıp askıya astı, mutfağa yöneldi. Selim her zamanki gerginliğiyle cüzdanını, anahtarlarını ve evrak çantasını vestiyerin üzerine bırakıp doğruca salona geçti. Selim yarı hazırlanmış masanın üzerindeki nota kâğıtlarını görünce küplere binip Elif’ e bağırmaya başladı:

“ Burası yemek odası mı, konser salonu mu ha? ”  

Diğer taraftan da kâğıtları bir hışımla yırtıp ortalığa fırlatıyordu. Elif, elinde keman, bir şeyler söylemek, babasına engel olmak istese de yapamadı. Yere saçılan kâğıtları toplayıp odasına gitti. Hırsını alamayan Selim, oturduğu yerden Sevgi’ ye bağırmaya başladı.

“ Sofra neden hazır değil? Ulan karı ne yaptın bütün gün? İyi ki öğretmensin! Bir de sabahtan akşama kadar çalışsaydın bu evin hali ne olurdu kim bilir? Topla şu zırvaları… Buz da getir…

Sevgi, robot gibi ses çıkarmadan sofranın eksiklerini tamamlamaya başladı.  Kocasının içki ve mezelerini hazır ettikten sonra bir koltuğa ilişip yün sepetinden örgüsünü alıp örmeye başladı.

“ Otur karşıma yalnız içemem biliyorsun... ”

Sevgi çaresiz örgüsünü toparlayıp masaya geldi.  Selim bir kadeh rakı doldurup karısına uzattı.

“ İç hadi... ”

“ Selim ben… Dokunuyor biliyorsun? ”

“ İçeceksin lan! Karılık etmezsin, yarenlik etmezsin ne boka yararsın ha? İç hadi iç diyorum. Bul şuradan bir dalga motor. Oynak bir şey olsun! ”

Sevgi söyleneni yaptı.

“ Kıvır, hadi kıvırsana, sap gibi durma öyle! ”

Sevgi için bu sahne ilk kez yaşanmıyordu. Ama ilk kez isyan etti:

“ Yeter! … ”

 

Selim, şaşkın gözlerle karısına baktı. İyice zıvanadan çıkmıştı. Masadan kalktı, Sevgi’ yi saçlarından tuttuğu gibi divana fırlattı. Bir yandan karısını tartaklıyor, diğer yandan hakaretlerine devam ediyordu.

“ Selim lütfen sakin ol Elif duyacak! ”

Selim, alkolün verdiği etkiyle Sevgi’ nin üzerine atlayıp, onunla sevişmeye başladı. Sevgi, önce karşı koydu. Sonra odaya gitmeleri için ikna etmeye çalıştı. Ne isterse yapmaya razıydı. Yeter ki Elif duymamalıydı.  Selim bir taraftan karısının üstündekileri parçalayarak çıkarıyor, diğer yandan karısının ellerini kendi vücudunda gezdiriyordu

“ Dokun lan, dokunsana bana! Ben erkeğim erkek! ”

Azgın bir boğa gibi nefes alıp verirken, Sevgi direnmeyi bırakmış, kocasının altında öylece yatıyordu. Selim bir süre sonra sızdı. Kocasını hafifçe iterek altından sıyrıldı. Ayağa kalktığında yapış yapıştı her tarafı. Yatak odasına geçerken yırtılan giysileriyle çıplaklığını örtmeye çalıştı. Gözü kızının odasında,  yaşananları duymuş olabileceğinden endişeliydi. Çantasını aldı, kapıyı açtı. Kocası tarafından tecavüze uğramış panik içindeydi. Elifse kulağında kasetçaları, müziği sonuna kadar açmış, yatağının köşesine çöreklenmiş sallanıyordu. Sevgi kızına doğru bir adım attı. Korkudan dehşetle gözlerini açan Elif, “ Anne kaçalım ” diyebildi.

 

Üçlü ezginin son akoruna gelinmişti. Sevgi soluk almadan konseri izliyordu. Elif finalde sahne önüne gelip seyirciyi selâmlarken salonda, ayakta onu alkışlayan annesine ilişti gözleri. Sevgi ağlıyordu.

 

Elif annesinin gözyaşlarına çocukluğunda yaptıkları mimikle karşılık verdi…

 

" Edebiyat Atölyesi Pazartesi Çalışmaları " ndan: 104. haftanın 18.09.2006 / 24.09.2006  konusu: İKİNCİ YIL ŞEREFİNE KONU SERBEST

                 :  BERİL, 17.04.2006, 04:34, İzmir                                                          Diğer Bir Öykü için  

               

Bir Onceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Bu yazarımız/Bu yapıt hakkında  Radyolu Dakikalar ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girisi Bir Sonraki Yapıt