www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü

ÖYKÜ BULVARI

Telif Hakkı Sahibi: Lasolfa

FAL

— Mutlu değilim!

dedi adam.

— Bir çocuk istiyorum. Hem de çok. Söylesene falcı, söylesene, çocuğum olacak mı? Bir çocuğu her şeyden çok istiyorum. Hele de kuzenim doğduktan sonra çocuk isteğim dayanılmaz oldu. Çocuğum olmadan asla mutlu olamayacağım… 

Tüm bunları söylerken ışıltılı gözlerle, mutluluk hayalleriyle ilgili umutlu sözler duymak özlemiyle bakıyordu. Falcı kadın adamın hayallerine ve umut kırıklıklarına dokunurcasına kehanet dolu sözler söyledi. Adam dinledikçe yalvarış ışıltıları giymiş bakışlarından hayatı boyunca yaşadığı hayal kırıklıkları bir bir geçti.

Aslında şu an, ne falcı ne de fal baktıran adam karşı karşıya oturmalarına rağmen birbiriyle ilgili gibi değillerdi. Kadın fal için kullandığı araç gereçlere yoğunlaşmış, adamla ilgili görebildiği bilgilere ulaşmaya çalışıyordu. Adam ise fal baktırmaktan duyduğu rahatsızlığından kurtulma telâşı ile güzel sözler duyma beklentisi arasında gidip geliyordu. İkisi de durgun, düşünceliydi. Birbirinden apayrı düşünsel alanlarda gezindiler. Adam, fala inanmazdı. Tüm kontrolün elinde olduğunu hissetmişti yaşamı boyunca. Ama oldum olası kadınlar ve çocuk konusunda neden başarılı olamadığını sorgulamaktan hoşlanmazdı. Bilirdi: ince ince sezerdi. Kadınlar söz konusu olduğunda bir şeylerin eksik ya da gizlenmiş bir şekilde bomboş kalıverdiğini, bu eksik şeyi ne kadar merak etse de bir türlü ulaşamadığını bilirdi. Ama insan bilemediği bir şeyi nasıl isteyemezse, adam da kadınları aman aman istemezdi hayatında. Yine de o dayanılmaz şekilde arzuladığı çocuk özlemine kavuşsa, işte o zaman gerçekten tam anlamda mutlu olacağını düşünürdü. Falcı kadın adamın bu gerçeklerini nasıl okuyacaktı acaba? Bu kadın iyi fal bakabiliyor muydu? İçindeki kaygı dolu seslerden uzaklaşıp falcı kadının sessizliğini izlemeye başladı. Kadın  fal çanağına uzun uzun baktıktan sonra başını kaldırarak adama baktı. Göz göze geldikleri anda hızla gözlerini boşluğa kaydırdı. Sanki adama değil de başka birilerine anlatır gibi konuşmaya başladı. Bu ani göz kaçırışın adamda yarattığı şaşkınlık karşısında, bir açıklama yapma ihtiyacı duydu:

- Falcılar fal baktıkları insanın gözlerine bakarsa gizli kalması gereken her sırra yuvarlana yuvarlana düşerler. Çünkü falcılar meraklıdır. Hem de çok meraklı! Bunun için fal baktığım kişinin gözlerine bakmamaya çalışırım. Doğal olarak Elbette tüm dikkatim size ama, fal baktığım sürece gözlerinize bakmayacağım. Bu hem sizi bana esir etmemem hem de sizin enerji girdabınıza yuvarlanıp sürüklenmemem için gerekli!

Bu açıklama doğru olmasa da ne fark ederdi ki! Adamın gözlerine neden bakamadığını kendisi de sorgulamak istemiyordu falcı kadın. “ Hadi canım, etkilenmiş olamam ya, ne alâka” diye geçiştirdi içindeki gerilmeyi. Acaba, bu gerginlik, karşısındaki kişiden etkilenmekten mi kaynaklanıyordu. Falcı kadın, bu düşüncelerinden sessiz sedasız sıvıştı.

Adam bu açıklama karşısında, rahatlamış bir ifadeyle falcı kadının gözlerine bakıp gülümsedi. Evet işte, tedirgin olmayı gerektiren hiçbir şey yoktu. Evet, evet, yoktu! Falcı kadın, fal çanağına bakıp birkaç bir şeyler daha söyledi.

- Evet şu ana kadar hakkıma dair dedikleriniz doğru!

Falcı  kadın bu sözleri duyduğunda tedirgin oldu. Doğrulanmak, onaylanmak hoşuna gitse de bunun vereceği gurur hissinden korkardı.

- Bu beni üstün kılan bir özellik değil. Bu gördüğümü doğru yorumlayabilmiş olmamla ilgili. Ama dikkatimi dağıtmayın. Gerekli gereksiz alkış yapmayın. Size sorduğumda cevap verseniz yeter! Ben fal baktığım kişilerle ilgili doğru bir şeyleri söylemenin verdiği sevinçle övünmenin ve şımarmanın yoldan çıkarıcılığına düşmek istemiyorum. Şimdi heyecanınızı bastırın ve uslu uslu dinleyin! Bildiğimi söylediğim şeyler hatalı da olabilir. Sonuçta ben de insanım. Ben sizi, siz de beni yanıltmamalıyız. Dikkat edin buna lütfen

Adam daha da bir önemseyen bakışlar ve kendi hakkında duyacaklarına artan bir merakla iç seslerinin tümünü kapattı. Hatta nefes alırken bile sessiz olmak için aşırı bir özenle dinlemeye başladı.

Falcı kadın gerçekten de yanlış bir şeyler söylemekten, adamın hayat akışına yanlış bir müdahalede bulunmaktan korkuyordu. Bunun için tedirgindi. Duraksayarak, gördüğü şeylerden hangisini söyleyeceğini tarta tarta konuştu  Bu konuşmalarında adama bakmamaya, onun etkilenmelerini görmezden gelmeye dikkat ederek, mümkün olduğunca çenesini kalbine doğru yaklaştırırcasına konuşuyordu. Bilgilerini kalbinden süzer gibiydi. Tam olarak konsantre olduğunu anladığında kendi sözlerini duymamaya başladı. Konuşmalarını ölçüp biçen halinden çıkmıştı. Parmaklarını malzemeleri üzerinde gezdiriyordu. Gördüğü şeyler şöyleydi ;

- Bir deniz, hatta okyanus üzerinde hızı ve yönü zaman zaman değişen bir rüzgârı hissediyorum. Rüzgâr, deniz üzerinde, bazen çırpıntı şeklinde, bazen de katlanarak çoğalan dalgalar oluşturuyor. İç dünyanız, işte böyle köpüklenmelerle dolu. Dalgalar coşkun ve kabarık  olduğunda, adı heyecan oluyor. Dalgaların kıyıları dövdüğünde çıkan sesler heybetiniz oluyor. Kendini bu nedenle, değişen haller içinde buluyorsun. Bir de bu deniz ve rüzgârın sakin sakin birbirine sokuluşu vardır. Rüzgâr, karadan denize doğru estiğinde, deniz yüzeyi çarşaf gibi durulur ve suskunlaşır. Böyle bir kıyıda oturmuş denize bakarken görüyorum seni. Esintiden biraz üşümüş, ürpermişsin. Yüzünde alçakgönüllü bir gülümseme var. İşte, huzurlu halin böyle bir şey. Ama bu görüntü şu yaşın değil, daha ileriki yaşlarınızın karşılığı! Çünkü, şu yaşınızda aradığınız huzur değil, mutluluk! Evet, huzur demek, mutlu edeceğine inandığımız şeylerin peşinden koşturmayı bırakıp, seyirci kalabilmenin rahatlığı demektir. Ama şimdiki genç enerjinizle bunu anlayamazsınız. Kendinizi, bu kıyıdan alıp, nerelere götürdüğüne bakalım o halde. E...vet, şimdi. Şimdi sen,,,bir çocuk istiyor ama bir türlü buna ait şartları sağlayamıyorsun. Çocuk dileğini, yakarış halinde söyleyip duran bir zavallı haline döndürmüşsünüz kendinizi. Mutsuzsunuz. Çünkü, bir çocuğunuz olana kadar gerçekten hiçbir şeyle mutlu olamayacağınıza inanmışsınız. Bu nedenle sıkılıp üzülüyor, buruklaşıyorsunuz. Bunun için ne yapmanız gerektiğine dair, o müthiş sırrı söylemem için merakla dinliyorsunuz! Bizi mutlu edeceğini düşündüğümüz her isteğe, çocuk, ev, para, araba, intikam, tepki, mevkii, şöhret tüm bunların hepsine mutluluğa giden yol diye bakarız. Oysa, bunları elde etmek için türlü eziyetlere göğüs gereriz. O zaman bu nasıl bir mücadele, bu nasıl bir amaçtır? Mutlu olmak için mücadele ettiğimiz, uzandığımız şeyler, yani İSTEKLERİMİZ, aslında birer araçtır. Vasıtaları, arabayı, treni, gemiyi düşünün. Sizi, gideceği yere ulaşmak için bisiklete binmiş biri olarak görüyorum. Bisiklet, çocuk özleminiz. Oysa siz, bu bisiklet sayesinde gitmek istediğiniz yerin çocuk özleminiz olduğunu söylüyorsunuz. İşte aramızda böyle bir bakış farkı vardır. Siz bana, bisikletiniz için yol soruyorsunuz. Ben de size soruyorum. Şu bisikletinize bir daha bakın! Bu bisikletle seyahat etmek istiyor musunuz? Niye başka bir şey değil de bisiklet diyorum? Siz, “ ama özgür olmak istiyorum. Ancak bir bisiklet, beni özgür kılar” diyorsunuz. Sizi bisiklet üstünde yol alırken görüyorum. Gitmek için pedal çevirdiğiniz yönü de görüyorum. Nereye doğru, hangi hızla ve hangi yoldan gittiğinizin ne önemi var aslında! Ama o yolculuğunda düşüp yaralanmalarını, kızgınlıklarını da görüyorum. Aslında bisikleti, kaçmak için kullanıyorsunuz.

- Söylediklerinizden hiçbir şey anlamadım!

Falcı kadın, durdu. Adamın anlayacağı şekilde konuşmak için zorladı kendini:

- Çocuk istediğini söyleseniz de özgürlüğünü koruyamamaktan korkuyorsunuz. Çünkü çocuk için bir kadının da sorumluluğunu almanız ve onun da beklentilerini karşılamanız gerekir. Aşkın, güzelliğini yaşamak istiyorsunuz. Ama bunun sorumluluğu konusunda kafanız karışmış. Aşk karşılığında özgürlüğünü kaybetmekten korkuyorsunuz. Gerçekten özgür olsanız özgürlüğünü kaybetmekten korkmazdınız! Kendi adınıza istediğiniz özgürlük ölçüsü, âşık olduğunuz kadına sunabileceğiniz özgürlükle aynı değil! İşte,  kadınlara adaletsiz bir bakışla baktığınızı göremiyorsunuz! İçindeki rüzgâr, öyle başıboş esip gidebilmenin, sınırlanmamışlığın, özgürlüğün simgesi. İçinizdeki deniz ise, duygularınızın yoğunluğu. Yani sevginin, aşkın, tutkunun simgesi. İç dünyanızda bunun dengesinin sağlayamadığınızdan dolayı bu değerleriniz bir çatışma halindeler ve yaşadıklarınızı etkiliyor. Yani başınıza gelen her kötü şey, her gecikme, her erteleniş, bu iç çatışmanızdan kaynaklanıyor. Size bu savaş meydanındaki seni anlatmamı ister misin?

- Nasıl bir çatışma bu ? Bu çatışmadan çıkmam için hangi yöne dönmeliyim?

- Kadın olsun, erkek olsun, anne ve babasının yetiştirme modeli içinden büyüyerek çıkar. Ama bir gün gerçek kimliğini bulup, kendini net bir şekilde ortaya koymak zorundadır. Bu gerçek kimliğini bulduktan sonra duygularının akışına engel olmadan gerçek aşkı yaşamaya izin vermelidir. İnsan gerçek aşkta diğer yarısını bulur ve bu uyumla kurulan ilişkisine şükrederek, bağlı kalarak, güzellikler içinde yaşar. Bunun sonuncunda da, insan aşkından, Allah aşkına yol alır. Ancak kalbinde duyacağın gerçek aşkla, Allah sevgisine ulaşabilirsin. Allah dışımızda değil, içimizde, ta kalbimizdedir. Asıl olan Allah aşkıdır. Bu nedenle, kadın erkek aşkı dahi bir araç, bir vesiledir. Mutluluk için bizi peşinden koşturan istekler, arzular, dilekler gibi, her şey bir araçtır. Asıl olan aşktır. Asıl olan aşk!

Adamın yüzünde kırış buruş ifadeler, bakışlar artıkça falcı kadın daha net anlatmaya çabaladı.

- Sizinle ilgili söylediklerime, " bunların hepsi gerçek, hepsini bildiniz " demiştiniz. Boşandığınızı, içki ve müzikle rahatlayabildiğinizi, kardeşlerinize eleştirilerinizin daha sonra sana sıkıntı verdiğini, bu sıkıntının sizi uyutmadığını, yelken sporuna yeteneğiniz olduğunu ama bunu devam ettiremediğinizi bilmedim mi? Bildim değil mi? Duygulandığınızda bir balık gibi oluyorsunuz. Tıpkı, duygu denizinde bir oraya bir buraya yüzüyorsunuz. Ama iş ciddileşmeye başladığı anlarda denizin derinliklerinde bir mağaraya saklanmış ürkek bir balık gibi kaçıp saklanmaya çalışıyorsunuz. Bazen de, akvaryuma hapsedilmiş bir balık gibi sınırlanmış, engellenmişlik hissiyle huzursuzlaşıyorsunuz. Aşk söz konusu olduğunda, bu mağaraya ya da akvaryuma sıkışıp kalmış bir balık gibi huzursuz oluyorsunuz. Birine aşk duyduğunuzdaysa, içinizde romantik hayaller canlansa bile özgürce yüzemeyen huzursuz bir balık gibi aşk ihtimalinden kaçıp, ilişkinizi arkadaşlık boyutuna taşıyıveriyorsunuz. Oysa sizin içinizdeki tutkular melankolik ya da platonik bir aşk hadisesinden başka hallerde yaşanmalı. Aşk, özgürce yüzen balık örneği yaşanmalı. İşte; göremediğiniz gerçeğiniz bu şekilde! Duygularınızdaki tutsaklığı, aşkı özgürce yaşayamadığınızı önemsemiyorsunuz. Önce gelen özgür olmam diyorsunuz ama kendi kendinizi tutsak ediyorsunuz. İçsel anlamda, özgür değilsiniz. Söylesenize, kendine bakışınızdaki yanılgıyı, daha ne kadar devam ettireceksiniz? Grup çalışmalarını organize etmeye yeteneğiniz var. Bir dernek bir toplantı olduğunda, insanları bir araya toplayabiliyorsunuz. Ama, kendi içindeki, zıtlaşmayı çözmekten kaçıyorsunuz. Çünkü göremiyorsunuz! Kendi içinizde; duygu ve düşünce birliğini sağlamalısınız. Kendinden haberdar değilsiniz. Bu haldeyken bir de çocuk sahibi olmak istiyorsunuz. Önce kendi bütünlüğünüzü, içsel birliğini sağlamalısınız. Siz, gerçek aşkınızı bir kadına sunacaksınız. Kadında size çocuk hediye edecek. Ancak bu şekilde bir çocuğunuz olabilir. Özgürlük, özgürlük diyorsunuz, ÖZGÜR İRADENİZLE  bir seçim yaparsanız, gerçek anlamda özgürüm diyebileceksiniz. Bunu da ince ince seziyorsunuz. Gerçek aşkı bulmak için içinizdeki savaş meydanı görmelisiniz. Kendinizle savaştığınız yönlerinizi, sizi tutsak edişlerini görmelisiniz. BİR BEN VARDIR, BENDEN İÇERİ demişler. Bu sözün önemini anladığınızda falcılara gereksiniminiz kalmaz. Fal baktırdığınız için utanmanıza da gerek kalmaz...

Adam durdu, düşündü, kalakaldı. Falcı kadın konuşmasına devam etti ;

— Duygularımızdır bizi besleyen. Maddi anlamda beslenmeye, yemeye, içmeye ihtiyacımız olduğu gibi manevi anlamda da aşkla beslenmeye ihtiyacımız vardır. Nasıl ki vücudumuz için doğru beslenmemiz ve iyi gıdalar almamız gerekiyorsa, manevi anlamda da doğru değerler edinmemiz ve gerçek aşka yönelmemiz gerekir. Duygularımızı, aşkla ifade etme isteğimiz, tıpkı vücudumuzun açlık hissi gibidir. Bunu önemsemediğinizde, hep bir huzursuzluk, hep bir eksiklik ve arayış olacaktır. Balık ruhlu adam, sen gerçek aşktan kaçıyorsun! İşte bu yüzden mutsuzsun...

Adamın yüzüne bakıp dostça gülümsedi. Adam da gülümseyerek yanıt verdi. Ama onun gülümseyişinde, şaşkınlık ve üzüntü vardı.

— Anladım! Yani her şeyden ben sorumluyum...

diyerek ayağa kalktı adam.

- Bunları duymak beni huzursuz etti. Ama bunları duymuş olmaktan mutluyum...

diyerek iki eliyle bir falcı kadının ellerini kavradı.

- Hay Allah, aslında şu mutluluk konusunda kafam çok karıştı. Bu dediklerinizi umarım anlayabilmişimdir. Aslında çok net şeyler söylediniz. Teşekkür ederim. Ama yine de aklıma bir şey takıldı. Sanatçılar, mutsuz anlarının etkisiyle hayranlık uyandıran eserlerini üretiyorlar. Yani mutsuzluk üretim için bir kaynak mıdır? Yaşam mücadelesinin anlamı nedir? Yaşamda mutluluk nedir? Mutluluğu yakalasak biter diye kaygılanıyoruz da onun için mi mutsuz edecek şeylere yöneliyoruz? Mutsuz eden olaylar yaşamın dinamizmi mi? Bu nasıl oluyor peki ? Ben şu şu ya da bu sebeple mutsuzum dediğimde, koca bir yanılgı içinde mi yüzüyorum? Aslında bizi mutlu edeceğine inandığımız isteklerimiz peşinde, mücadele ederek geçen yaşamımızda, bizler koca bir boşluğa kulaç atan yüzcüler miyiz? İçimdeki denizin köpüklenerek kıyılara vuran dalgaları beni mutlu edeceğine inandığım isteklerimin gerçekleşmesi için koşturmalarım mı? Tutkular, istekler, hırslar, paniklenmeler, gururlanış, öfkeler, ağlamalar, gülmeler, heyecanlanmalarımız, hepsi dalga köpüğü gibi bir kabarış! Her kabarışın, bir de sönme süreci var. Bu kabarış ve sönüş süreçleri yaşadığımız olaylar anlamına geliyor. Aslında deniz, hep aynı deniz. Dalgalı da olsa durgun olsa... Evet, şimdiye kadar içimde istek, hırs, tutku, öfke, çekingenlik, heyecan hissettiren, her olay benim eserim. Hayatımdaki her dalga benim eserim.

Falcı kadın adamın sıcak avuçlarından ellerini çekerken utandı, kızardı. Ama adam tamamen kendiyle ilgili olduğu için kadındaki etkilenmeyi fark edemedi.

Falcı kadın kendi iç dünyasında kuvvetli esen bir rüzgârla saçları karışan bir genç kız gördü. Rüzgâra yakalanan kızın saçları sağa sola uçuşuyor, gözlerini açmakta zorlanıyordu. Bu görüntüyü izlerken, kendi halini  bu görüntüyle özdeşleştirdi. Adam giderken gözlerini kırpıştırıp göz göze gelmemeye çalışarak ellerini saçlarında gezdirmekteydi.

Adam gittikten sonra kadın fal sırasında söylediği sözleri düşünerek, ıslık çalıp şarkı söylemeye başladı.

                  “ Aşk bir rüzgârın esintisinde gizlenir de

                    Saçlarıma değip geçer.

                    Aşk bir dalganın köpüğüne biner de

                    Kıyıdaki kumlar arasında kaybolup gider.

                    Aşk bir sıcaklık olurda,

                    Teninden avuçlarımı yakar gider.

                    Aşk bir perdenin ardında gizlenir de

                    Heyecanlanan Oyuncunun, sahne korkusunu örter.

                    Aşk bir bakışa yerleşir de,

                    Avcı gibi, pusuda bekler. ”

 " Edebiyat Atölyesi Pazartesi Çalışmaları " ndan: 70. hafta, 23.01.2006 - 29.01.2006 haftanın konusu: HUZUR MU MUTLULUK MU? üzerine

:  Lasolfa,  05.02.2006                                                                                                    Diğer Bir Öykü için  

               

Bir Onceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Bu yazarımız/Bu yapıt hakkında  Radyolu Dakikalar ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girisi Bir Sonraki Yapıt