www.sizedebiyat.com SiZedebiyat
KÖŞE YAZILARI caddesi
Telif Hakkı sahibi: Mehmet ÜNVER
ORTA DALGA ISTANBUL YAYINLARI...
KORKU FİLMLERİ ARTIK KORKUTMUYOR
|
Farkında mısınız? Son yıllarda çevrilen korku filmleri artık insanları korkutmaz oldu. Özellikle son on senedir gerçek hayatta yaşanan terör olayları öylesine tüyler ürpertici ki, kendisiyle birlikte bir suru masum insani havaya uçuran canlı bombaların vücut parçaları ortalığa saçılırken, dev binalara çarpan uçaklar o binalardaki binlerce insani un ufak ederken, anne babalar, " Acaba bugün neresi bombalanacak? Sokağa çıkmış olan çoluk çocuğumuz eve sağ salim dönebilecek mi? " diye her gün kaygıyla beklerlerken kim korkar Testere 4' den, Halka 2' den, Halloween' den, Scary Movie' den? Değil Testere 4, Testere 134 çevrilse bile kimsenin umurunda olmayacak. Oysa bir zamanlar yazlık sinemalarda seyrettiğimiz Drakula' nin Nişanlısı, Kurt Adam Paris' te, Frankestayn' in İntikamı filmleri bizleri dehşet içinde bırakır, aylarca etkisinden kurtulamaz, en kötüsü de o filmleri seyrettikten sonra gece yarısı eve dönerken eğer yanımızda bir büyüğümüz yoksa korkudan bızık bızık atarak ağaçlık ve eğimli bir arazide bulunan evimize nefes nefese koşar, yatar yatmaz da yorganımızı üstümüze çullayıp, kan ter içinde uyumaya çalışırdık. O esnada tavan arasından yükselen en küçük bir tıkırtı bile yüreğimizin ağzımıza gelmesine neden olurdu. 2000' li yılların terörle, ölümlerle, parçalanmış insan bedenleriyle iyice haşır neşir olmuş insanları için bu Kurt Adamlar, Drakula' lar, Frankestayn' lar artik birer çizgi film kahramanı kadar masum karakterler. Şimdilerde düşündüğümde o zamanlar elinde olmayan nedenlerle bu yollara düşmüş olan Kurt Adam ve Frankestayn' a haksızlık yaptığımızın ayrımına varıp, bu zavallılara çok acıyorum. Onlar aslında talihsiz birer kurbandılar. Kurt Adam diye bir zamanlar onca korktuğumuz yaratık aslında ormanın kıyısında yaşayan kendi halinde bir oduncu olup, bir kurt tarafından ısırılınca isteği dışında Kurt Adam' a dönüşüyordu. Zavallının bedeni ve yüzü her dolunayda değişmeye başlıyor, her yanını kıllar kaplıyor, tırnaklarının yerinde korkunç pençeler çıkarken yüzü iri bir kurda benzemeye başlıyor ve iste tam o sırada üzerindeki gömleğini yırtarak çıkartıp dev bir kurda dönüşmüş olarak tüyler ürpertici bir ulumayla geceye akıyordu. Bir sure sonra kan revan içinde bir köşede kendine gelip eve donuyor ve ertesi sabah en sevdiği komsusunun gece çok iri bir vahşi havyan tarafından parçalanarak öldürüldüğünü öğrenerek korkunç bir vicdan azabına kapılıyordu. Nasıl kapılmasın ki? Bir gece önce komsusunu öldüren o vahşi hayvanin aslında kendisi olduğunu bal gibi biliyordu çünkü. Simdi ona acımayıp da ne yaparsınız? Hele zaten pek de zengin sayılmayan adamcağızın her kurt adam olusunda üzerindeki elbiseleri yırtıp, parçalamasını, ertesi günse yorgunluktan bitap bir şekilde âdeta sürünerek evine dönüsünü şimdilerde bir sinemada seyretsek her hâlde gözlerimiz dolar, bu perişan haline içimiz sızlardı. Ne yazık ki o zamanlar bu bilince sahip değildik. Frankenstein' da aynı şekilde bir kader kurbanı olarak kendi isteği dışında yaratıcısı Dr. Frankenstein' in anlamsız hevesleri sonucu mezarlardan çalınmış yeni gömülmüş ceset parçalarının bir araya getirilmesiyle üretilmişti ve hem çok çirkin hem de çok yalnızdı. Bazen bu yalnızlık dayanılmaz bir hâle gelince zavallı Frankenstein - hadi ona Franki diyelim - insanlara yaklaşmaya çalışıyor ve işte o zaman da kızılca kıyamet kopuyordu. Köylüler ellerini açarak kendilerine doğru gelen bu korkunç yaratığı görünce önce çiğlik çığlığa kaçışıyorlar, sonra da onu taşlarla, sopalarla kovalıyorlardı. Onların bu davranışları doğal olarak zavallı Franki' nin kaderine lanet etmesine neden oluyordu. Peki, bütün bu ıstırapların sonucunda o korkunç görünümlü canavar ne yapmıştı biliyor musunuz? Kendisini yaratan çılgın doktora aynı yollarla ona can yoldaşı, hayat arkadaşı olacak bir kadın yaratması için yalvarmış, onun bu hâline acıyan çılgın doktor da şatonun iç karartıcı salonlarından birinde yine mezarlardan çalınan yeni gömülmüş bayan cesetlerinden aldığı parçalarla bizim Franki' ye bir hayat arkadaşı yaratmıştı. Filmin bu en heyecanlı ve bence en duygulu olan sahnesinde zavallı Franki doğumhane kapısında bekleyen baba adayları gibi heyecandan tir tir titreyerek ona hayat arkadaşı olacak Bayan Frankenstein' in canlandırılmasını beklemişti. Kolay değil elbette, bir süre sonra bu dünyadaki acınası yalnızlığı bitecekti. Peki, daha sonra ne mi oluyordu? En az kendisi kadar çirkin olan Bayan Frankenstein canlanıp ayağa kalktığında heyecanla onu bekleyen Bay Franki'yi görünce; " ben bu çirkin yaratıkla birlikte olamam " diyerek çığlık çığlığa kaçmaya başlıyordu. İşte o zaman talihsiz Franki, kaderine tam olarak küsüp, o koca şatoyu kendisiyle birlikte yakıyordu. O zavallı adamcağızın cayır cayır yanarken attığı çığlıklar hâlâ kulağımdadır. Kont Dracula' nınsa en azından bazı avantajları vardı. Hiç değilse görkemli bir şatonun sahibiydi ve çok karizmatikti. Bayan hayranları onu hiç yalnız bırakmıyorlardı. Üstelik şatosuna ziyarete gelen bu güzel hanımları hemen bastan çıkartıp, öpeyim ayaklarına gırtlaklarına dalıveriyordu. O filmleri anımsadığımda böyle zengin ve yakışıklı bir adamın vampir olması nedeniyle asla güneş ışığına çıkamayışının, sadece geceleri yaşamak zorunda kalışının ve gününün tamamını karanlık bir bodrumda daracık bir tabut içinde uyuyarak geçirişinin gerçekten hazin bir durum olduğunun ayrımına varıyorum. Bir kez bile o baştan çıkardığı kadınlarla kırlarda, kumsallarda el ele tutuşup mavi gökyüzü altında yürüyemeyecek, hiç bir zaman Boğaz’ dan gecen vapurlara karşı sahilde oturup bir çay içemeyecek, martılara simit atamayacaktı. İyi de, biz neden korkmuştuk onlardan? Ne diye onca ürkünç bulmuştuk onları? Nedeni basit: O zamanlar iki binli yıllar gelip çattığında, gerçek yaşamda o korku filmlerine rahmet okutacak dehşette, kargaşa dolu günleri yaşayacağımızı bilemezdik. Çocukken bana birileri iki binli yıllarda ne gibi gelişmeler olacak? diye sorsaydı, insanlar kendi bedenlerini kullanarak kuşlar gibi uçabilecek teknolojiye ulaşacaklar derdim. Terör filân aklıma gelmezdi. Ahh... heyhat… Çocukluğumun masum korku filmi karakterleri; Sevgili Kurt Adam, gariban Bay Franki ve Saygıdeğer Kont Drakula, günümüzde öyle korkunç olaylar yaşıyoruz ki, o zamanlar sizlere, “ Aman ne korkunç şeyler! “ dediğimiz için herkesin huzurunda sizlerden özür diliyorum. |
:
MEHMET
ÜNVER,
İstanbul, 13.Kasım.2007, 21:51
Diğer bir
"
köşe yazısı için "
için