www.sizedebiyat.com SiZedebiyat

KÖŞE YAZILARI caddesi

Telif Hakkı sahibi: Mehmet ÜNVER

ORTA DALGA ISTANBUL YAYINLARI...

DAVID COPPERFIELD' in BAŞINA GELENLER

    Yaşanmış, gerçek bir olaydır. Keyif alarak okuyacağınıza inanıyorum: Yıllar önceydi. Sanırım on bir, on iki yaşlarındaydık. Bir kış gecesi kardeşimle yine sobanın yanına oturmuş, bir yandan kitap okurken, bir yandan da annemin işten dönmesini bekliyorduk. Annem geç saatlerdeki vapurla yorgun argın eve dönerken bile ne yapıp edip bizi sevindirecek bir şeyler getirirdi yanında. Sizi sevindirecek şeyler de neymiş diye soracak olursanız: Mısır Çarşısından alınmış üç yüz gram tulum peynirinden tutun da, takip ettiğimiz Coğrafi Keşifler Ansiklopedisinin son fasikülüne, bir kaç tane gevrek simitten, yeni bir kitaba kadar akla gelen her şey bu kapsamın içine giriyordu.

     İşte karayel fırtınası nedeniyle vapur seferlerinin kesintili olarak yapıldığı bir gece annemiz elinde o güne kadar okumamızı istediği en kalın kitapla çıkagelmişti. Açık yeşil, zarif bir cilt kâğıdıyla kaplanmış olan kitabın ismi David Copperfield' di. Kardeşimle görünümü bile göz alıcı olan bu kitabı nöbetleşe okuduk. Günler sonra bitirdiğimizde babası ölen zavallı David' in şaşkın ve bencil annesi tarafından üvey baba elinde sersefil edilip, yuvasından uzaklarda, yatılı okul köşelerinde perişan bir hâlde süründürülüşü aklımızı başımızdan almıştı. Ya annemiz de David' in annesinin yaptığı gibi eve bir üvey baba getirirse ne yapardık? Gerçi annem bu konunun her geçişinde etrafındakilere: " Yüz bin tane koca bir yana, evlatlarım bir yana " derdi hep. Yine de içimize bir ürperti yerleşmişti. Gelelim kitabın başına gelenlere:

     David Copperfield' i okuduktan sonra kitabı rafımızın başköşesine yerleştirdik ve orada mahalle halkının; "At hırsızı gibi kız" dediği Gülümser' in annesi Müberra teyzenin bize misafirliğe gelişine kadar kaldı. Müberra teyze rafın önünde adeta şeref konuğu gibi duran kitabı görür görmez: "Aaaa ne güzel kitap. Verin de benim Gülümser de okusun " deyiverdi. Gülümser, akşama kadar sokaklarda erkek çocuklarıyla " Tekmancılık ", kapı zillerini çalıp kaçmaca, manav tezgâhlarından meyve araklamaca oyunları oynamak dışında son derece pasaklı, tembel teneke bir kızdı. Texas, Tommiks dışında bir şey okuduğu görülmemişti. Nasıl olup da David Copperfield gibi kalın ve ciddi bir kitabı okuyacaktı? Zaten onu hiç sevmezdik. Bir seferinde güzelim cam bilyelerimizi kapıp kaçtığı için kardeşimle bir olup onu dövmüştük. Bunu tek başına yapabilmemiz söz konusu bile değildi! İşte o dayağı yiyen Gülümser akşam eve bizi şikâyete gelmiş, annem de onu teselli etmek için eline bir yirmi beş kuruş vererek tarihi bir hata yapmıştı. Paranın kokusunu alan Gülümser artık her gece kapımızdaydı: " Nüshet teyze oğulların bana yan baktıııı… Nüshet teyze senin ikizler bana hişştt dediiii " gibi iftiralarla teselli harçlığını almaya geliyordu. Geçimin yolunu bulmuştu. O gün istemeye istemeye kitabımızı bu hiç sevmediğimiz kıza götürmesi için annesine verirken sonradan yaşayacağımız acı olayı tahmin bile edemezdik:

     Ödünç alınan kitabımız haftalarca geri gelmedi. Ne zaman sorsak annesi henüz okumadığını söylüyordu. Nasıl okusun ki: Gülümser gece yarılarına kadar sokaklarda sürtüyordu. Sonra o feci gün geldi: Şakır şakır yağmurun yağdığı bir kış ikindisi okuldan çıkmış, çatı altlarına sığınarak eve dönüyordum. Tam Gülümser' lerin kapısına geldiğimde eşikte yağmurun altında ıslanan yeşil bir nesne gördüm. Dikkatle baktım: Bu bizden okumak için ödünç alınan David Copperfield romanıydı. Hayır, sandığınız gibi kitabı sokağa atmamışlardı. O güzelim ciltli kapağının üstüne kalınca bir tükenmez kalemle bir not yazıp kapının önüne, yağmurun altına bırakmışlardı. Not'ta şunlar yazıyordu: " SÜTÇÜ, BİZ EVDE YOKUZ. KOMŞUYA BİR KİLO SÜT BIRAK. PARASINI YARIN ALIRSIN ". Güzelim kitabımız paçavraya dönmüştü. O an gözümde bir şimşek çaktı. Kaldırımdan aldığım koca bir taşla Gülümserlerin evininin sokağa bakan tüm camlarını indirdim. Sokak cam kırıklarıyla dolmuştu.

     Akşam ana kızın şikâyete geleceklerini bildiğim için annemi vapur iskelesinde karşılayıp durumu anlattım. Sesini çıkartmadı. Biz daha kapıdan içeri girdikten beş dakika sonra At Hırsızı Gülümser ve anası damladılar. Makineli tüfek gibi konuşan kadın beni şikâyet ederken bir ara: " Ayyyy bayılıyorum su yok muuu??" diye haykırdı. Gülümser ise annemden teselli bahşişi koparacağından emin bir ifadeyle sakin sakin bekliyordu. Belki de böylesi bir istisnai durum için daha fazlasını kopartacağını umuyordu. Müberra teyze kırdığım camların parasının ödenmesini istiyordu. Annem hiç ses çıkartmadan onu dinledi. Sonra yavaşça kalkıp yağmur altında paçavraya dönmüş olan kitabımızı getirdi ve: " Oğlum az bile yapmış. Siz hiç utanmadınız mı güzelim kitabı bu hale getirmeye? " diyerek onlara kapıyı gösterdi. O an annem en kahramandan daha kahramandı gözümde. Aslan annem benim. Aslanlar aslanı annemiz.

     Gülümser salağı eli boş gönderilmenin yarattığı hayâl kırıklığıyla evlerine doğru yürürken iki de bir dönüp bizim pencerelere aval aval bakıyordu. Tam kapılarından içeri girecekleri sırada annesinden ensesine hatırı sayılır bir tokat yediğini görünce içimiz sevinçten yağ bağladı. Asıl sürpriz ise; Gülümser' e o tokadı çakan annesinin birden dengesini kaybedip kaldırımdaki su birikintilerinin içine yuvarlanmasıydı. Bir anda sırılsıklam olan kadın hınçla düştüğü yerden kalkıp Gülümser' in peşine düşünce sevinç çığlıklarımızı tutamadık.

İntikamımız alınmıştı…

 

:  MEHMET ÜNVER, İstanbul, 29.Kasım.2007, 21:28                                                   Diğer bir  köşe yazısı için "   için

               

Bir Onceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Bu yazarımız/Bu yapıt hakkında  Radyolu Dakikalar ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girisi Bir Sonraki Yapıt