www.sizedebiyat.com SiZedebiyat
KÖŞE YAZILARI caddesi
Telif Hakkı sahibi: Mehmet ÜNVER
ORTA DALGA ISTANBUL YAYINLARI...
SOBAYI YAKTIK
|
Elli bir senelik yaşamımın en önemli simgelerinden biri olan ana evindeki sobamızı, bu sezon ilk kez yaktık. Dumanlar esen lodosla arka bahçedeki ceviz ağacının dalları arasından göğe doğru yükselirken ben size bu yazıyı yazıyorum. Odunların altına gazlı bezi sürüp kibriti çakmadan önce bir müddet bacayla uğraşmam gerekmişti. Bunun için çürümeye yüz tutmuş bir tahta merdivenle evin damına çıktım. Çocukluğumuz ve gençliğimiz boyunca bu tür ev işlerine kardeşimle beni hiçbir şekilde bulaştırmayıp günümüzde musluk contası değiştirmek için bile muslukçu çağırmamıza neden olacak beceriksizliği kazanmamıza zemin hazırlayan ablam dâhil, evde kim varsa biraz da mecburiyetten olsa gerek aşağıda bekleyip bana asistanlık yaptılar. Orada kaldığım sure boyunca sanki her an çatıdan aşağı düşecekmişim de onlar beni tutacaklarmış gibi ellerini açıp beklediler. Baca borularını tellerle çatıya bağlayıp kışın deli rüzgârlarına karşı sabitlemeye çabalarken bir şey dikkatimi çekti: Yerden topu topu üç metre yükselmişken bile çevredeki ağaçlar, karşı mahalledeki evler, Boğaz’ dan geçen gemiler daha bir geniş, daha ayrıntılı görünmeye başlamıştı. Bir ara bahçenin en yüksek ağacı olan ve yıllar önce anneannemin diktiği dutun üstünde tek kişilik bir ağaç evim olsaydı, bazı günler, hatta geceler orada yaşasaydım diye düşündüm. Yağmur, rüzgâr geçirmeyen dev bir kuş yuvasında yattığım yerde esen lodos ve poyrazla salınırken manzaraya karşı keyif yapmak, okumak, uyumak, kedi yavruları gibi gerinmek, bir müddet aşağıları seyredip sonra yine uyumak... Aslında çocukluğumdan beri hiç değişmeyen düşümdü o ağaçtaki yuvada yasamak. Bu nedenle şimdi sadece doğum yapan kediler için bir sığınak olan tavan aramızdaki küçük, basık odaya yıllar önce oğluyla birlikte sığınmış olan kimsesiz kadını hep kıskandım çünkü onlar yattıkları yerden küçük çatı penceresine baktıklarında ağaçların üst dallarıyla aynı hizada olduklarını görüyorlardı. Karayel ve poyraz rüzgârlarının İstanbul’ u dondurduğu kış gecelerinde bu ana oğlun tavan arasında yaşarken çıkarttıkları minik tıkırtıların çocukluk uykularımda yansıyışını hayâl meyâl anımsarım. Bizim sobamızın sıcaklığı tavan tahtaları arasından onlara ulaştığı hâlde çok soğuk günlerde o küçük mekânı ısıtmak için ayrıca bir mangal yakarlardı. Yıllar sonra şimdi orada, yavru kedilerin viyaklamalarını duyuluyor. Bir de bazı geceler tavan tahtalarının arasında ne olduğunu senelerdir anlayamadığım garip gürültüler kopuveriyor. Belki de hiç bilmediğimiz ve bugüne kadar bize hiç görünmemeyi başaran bir başka varlık ya da varlıklar yaşıyordur orada. O tavan arası ilk gençlik çağımızda arkadaşlarımızla evdekilerden gizli ilk sigaralarımızı içtiğimiz, ayıp dergilerin resimlerine baktığımız mahrem mekânımızdı. Keşke o zamanlar bu heyecanları paylaştığımız arkadaşımızla hiç değilse bir kaç gece ağaç dalları arasından Boğaz’ dan gecen gemileri gören o yarı loş çatı odasında kalsaydık. En azından bir turlu gerçekleştiremediğimiz ıssız bir adada kamp yapma düşümüz yerine unutamayacağımız bir tavan arası macerası yaşamış olurduk. O zamanlar merak ve hevesle o ayıp dergileri bize getirerek büyük ağabeylerin, kadınlarla neler yaptığını öğrenmemizi sağlayan arkadaşımız yetişkinlikte nedense pek mutlu olamadı. Dört kez evlenip boşandı. Hâlâ bir boşlukta. Bunda o dergilerin bir sucunun olduğunu sanmıyorum ama kotu baskı renkli resimlerdeki görüntüler ilk anda bize epeyce irkiltici gelmişti. Neden bilmem bunları yazmak içimden geldi ve ben klavyeyi tıkırdatırken soba da iyice harlanıp, gürül gürül yanmaya başladı. Cay mı koysam, yoksa halının üstüne kıvrılıp uyusam mı bilemiyorum. Baca işini bitirip içeri girerken hafiften çiselemeye başlamış olan yağmur birden sağanağa dönüştü. Çatıdan inen yağmur sularının bahçe taşlarında yarattığı şırıltı ninni gibi geliyor. Görüş azaldığı için Boğaz’ dan gecen gemiler panik içinde düdüklerini öttürmeye başladılar. Ben uyuyacağım galiba... |
:
MEHMET
ÜNVER,
İstanbul, 30.Ekim.2007, 00:20
Diğer bir
"
köşe yazısı için "
için