www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü

 KÖŞE YAZILARI CADDESİ 

Telif Hakkı sahibi: Gülten Çetindağ TİBET

kUM TaneSİ

ALAÇATILI RÜZGÂR

Bu gece arkadaşlık teklifini rüzgârdan aldım. Hiç bir teklife olumlu bakmayan ben, rüzgârın çapkın gülüşü, davetkâr sesi, soğuk nefesiyle büyülendim. Oldukça cömert ama hep razı edebilmek için saygılı dolaştı etrafımda. İçimi titretti; gönül tellerime dokundu. Kalbimi delicesine çarptırdı. Tüm bedenimi kaplayan serinliğe yenildim. Yaşanılan aşklar unutuldu. Sıfır kilometre girdim koluna. Alaçatı ya, “ Benim mekâna gidelim mi " dedi. Belli ki baştan çıkarmaya niyetliydi. Koluna daha sıkı girdim. Losyonunu fazla kaçırmış olmalı ki mis gibi lavanta, kekik kokuyordu. İçime çektikçe çektim kokusunu. Hayret! Ilıman bir iklim yerleşti içime! Gençleşip güzelleştim... Ne güzel şeydi, aşk... Tepeden tırnağa yenilendim. İçim içime sığmadı. Ayaklarımın altından kaydı yer. Aynı duyguları paylaştığımızı daha hızlı esmesinden anladım. Alaçatı’ ya doğru koşulsuz, menfaatsiz ruhlar yelken açıyordu. Yolda adının Gerence olduğunu söyledi. Şiir gibi geldi. Ge-ren-ce. Üç kardeşlermiş. Birlikte yaşıyorlarmış Alaçatı’ da. Poyraz, kuzeydeki erkek kardeşi; Lodos ise güneydeki kız kardeşiymiş. Gerence koyunda doğduğundan bu ismi almış. Oldukça popüler ve de sörfçüler tarafından çok sevilen bir kişiliğe sahipmiş. Hatta, esintisine yüzlerce sörfçü gönül verir takılırmış peşine ama o beni seçmiş; beni beğenmiş. Kadınsı bir gurur kapladı dört bir yanımı. Dudağımın yanına kondu tebessüm. Yanaklarıma gamzeler oturdu. Daha sıkı, daha sevecen, daha da sahiplenerek sarıldım koluna. İnceden belimi kavradı. Başım omzunda, saçlarım dağınık, Alaçatı’ ya girdik birlikte.  

Birden ışıklı yel değirmenleri gözüme takıldı. Ne büyük aşklara şahitlik ettiler kim bilir diye düşündüm. Şimdi de bizi gözetliyorlardı. İleride on iki adet rüzgârgülü selâmını yolladı. Büyülendim. Seneler sonra Alaçatı' nın Arnavut kaldırımı taşıyla kaplı dar sokaklarında, iki katlı taş evlerinin gölgesinde birlikte yürümek doyumsuz bir histi. İşte aşk dedim, bir ömür beklediğim. Alaçatı evlerinde yöreden çıkarılan ve işlendikten sonra sertleşen beyaz taşın kullanıldığını ve zamanla bu taşın sarararak binaların yaşını yansıttığını anlattı. Ne kadar da kültürlüydü! Her şeyi en ince detayına kadar bilmesi, bilge bilge konuşması, doğrusu beni çok etkiledi.  

Yol boyunca dizi dizi butik oteller sıralanmıştı. İçlerinde eski günlere, eskimeyen aşklara dair birtakım izler olmalıydı. Etkilendim. Sessizliğin huzurunu yakalamaya çalıştım. Daldım! Birden bir üşümeyle irkildim. Rüzgâr nefes nefese, “ Bak! Alaçatı' nın ilk oteli: Taş Otel ” dedi. Tuttu elimden. İçeriye girdik birlikte. Avludan geçip Yasemenler arasından yürüdük. Zeytin ağaçlarının altında duran iki şezlonga uzandık. Önümüzde havuz göz kırptı. Zevklendi, kıpır kıpır. Her bir kıpırtıda yüz yıl öncesinin atmosferini yaşadım. Rum Konağı’ nın geliniydim. Zeytinler, Rum genciyle Türk kızının aşkını, birlikte nasıl kaçtıklarını, konağa nasıl sığındıklarını lâvantalara anlatıyordu. Hayâlle gerçek arasındaki ince çizgide gittim geldim. Rüzgârın kolları öyle sıkı sarıldı ki ben de rüzgârlaştım.  

Alaçatı, sadece sörf tutkunlarının değil, geçmişe yolculuk etmek isteyen âşıkların da mekânı olmalı! Herkes güneşi toplamak için çaba gösteriyordu. Bu günün âşıkları sere serpe oturmuş, sarmaş dolaş aşklarını yudumluyorlardı. Gidip gelen mum ışıkları göz kırpıyordu onlara. Eller de kadehler, kadehlerde içkiler, dudaklarda tat; tatlarda da aşk vardı. Dünün âşıkları da buradaydı. Daracık sokaklarda eski aşklar tazeleniyordu...  

Sevmek, bütün güzel duyguların başı... Sevgiyle görmeyen gözler görür, sevgisiz çiçek açmazmış. Onun için mi acaba, begonviller bu kadar coşkulu, yasemenler bu kadar beyaz, lâvantalar bu kadar bayıcı Alaçatı’ da? Enginarlar bile irili ufaklı çiçekte. Yaşama yeniden tutundum sıkı sıkı... “ Oh ” diye derin derin nefeslendim. Kulaklarımda Ravel’ in Bolerosu... Bütün aşklarım karşımda anı anı göz kırptı. Her şey geçmiş koktu. Alaçatı’ nın her sokağında sürpriz bir restoran çıktı karşımıza.  

Birden '' Lavanta '' da bulduk kendimizi. “ Yaya '' küstü, darıldı. “ Bir Ege Masalı dinleteyim mi sana ” dedi sevgilim. " Bayılırım " dedim. Yolumuz '' Sardunaki '' ye düştü. Buzuki sesine yansıdı ezgilerim. Sirtaki ve zeybekle coştu. Gerence, “ Dom Perignon! Kristal kadehler de olsun, bize keyifli anlar yaşatsın ” diye nazikçe sipariş verdi. Kırmızı Ardıç Kuşu kanat çırptı. Ortancalar boyun büktü. Lâvantalar şaha kalktı. Sanki sevgilim ve ben, saklı bir bahçedeydik. Şampanya başımızı döndürdü. Hâlimize, '' Tuval '' alkış tuttu. Yüreğimden akan sevgiyi rüzgâra açık, dürüst, içimden geldiği gibi karşılıksız sundum! Sevginin bir biçimde geri döneceğini biliyordum çünkü cevap delice esintisinde gizliydi. Aramızda, Alaçatı’ da bu gece bir filiz tomurcuklandı. Rüzgâr bana sevdalı, Ben Rüzgâra vurgun; ettik sabahı... Galiba, en vefalı sevgilim Gerence! Diğerleri birer birer bırakıp gittiler; çıktılar hep hayatımdan ama rüzgâr hâlâ dolaşıyor etrafımda hiç dinmeden...

:  Gülten Çetindağ TİBET, Çeşme, İzmir, 20 Haziran 2009, 21:47                                    Diğer bir  İOL... "   için

 

 

Bir Onceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük

Telif Hakları Kanunu

İmla Kılavuzu  Bu yazarımız/Bu yapıt hakkında  Radyolu Dakikalar ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girisi Bir Sonraki Yapıt