KÖŞE YAZILARI caddesi
Köşe Adının ve Köşe Yazısının Telif Hakkı sahibi: Sibel ERÖZDEN
DÜŞÜNYELİ
Merhaba. Düşüncenin ve düşün yeli beni nereye atarsa, bazen düşünceli bazen değil, sizinle orayı ve o anı paylaşmak için buradayım. Buluşmalarımıza sakın gecikmeyin! Her şey gönlünüzce olsun..
TERAZİ
|
Yaşamda insanın sahip olduğunu sandığı ne çok şey var!.. Bir o kadar da sahip olmadığını sandığı şey!..
Zamanınız var sanırsınız. İşleri yetiştirmek için plânlar yapar durur, zamanla yarışıp soluksuz koşturursunuz. Zaman sizindir değil mi? İstediğiniz gibi kullanırsınız. Bunu biraz zor becerenlerimiz, ‘ Zamanı Etkili Kullanma ’ seminerlerine katılır, üstüne de dünyanın parasını öder. Ama hiçbir seminerde zamanın size ait olmadığı söylenmez. Oysa zaman, yaşarken ödünç aldığımız bir paydır. Bu kocaman, kocamış dünyanın hazinesinden bize düşen bir küçük tadımlık lokmadır. Bu ödünç lokmayı akıllıca çiğnemek ise basit bir öncelikler kuralıdır altı üstü.
İşiniz var sanırsınız; şartlara bağlıdır. Çocuğunuz var sanırsınız; kanatlarının uçmaya ne zaman hazır hale geleceğine bağlıdır. Paranız var sanırsınız; bir çift sözden etkilenip tepetaklak olabilecek bir ekonomiye ya da en küçük sarsıntısıyla, o ayki faturaların tutarına bağlıdır. Eviniz var sanırsınız; bir kıvılcıma bağlıdır. Eşiniz var sanırsınız; hayatın getireceklerine bağlıdır.
Sağlığınız var sanırsınız. Oysa birkaç ansiklopedi karıştırıp, üstüne birkaç da belgesel izlediniz mi insan bedeninin aslında adım atabilmesinin bile mucize olduğuna şaşarsınız. Kendinden habersiz küçük bir mikrop, sıradan, kimliksiz, yalnızca yaşamını sürdürmeye çalışan zavallı bir mikrop, sizi kazara yol açacağı bir irinin kalıntısıyla bırakabilir ve bu kalıntı kanınızla vücudunuzda dolaşıp herhangi bir damarını tıkayarak başınıza türlü işler açabilir. Artık gider, beyinde bir göz damarını tıkayıp sizi denizi ya da gökyüzünü görebilmekten mi mahrum eder, yoksa kuş sesleri ve çocuk çığlıklarına hasret mi bırakır veya kalbe gidip orada boyu boyuna, huyu huyuna uygun bir damar bulup yerleşerek bir krizle sizi alıp bu dünyadan mı götürür, orası bilinmez. Şu an sağlıklı mıyız? Kaç mikrop var şu anda bedeninizde, biliyor musunuz? Amacım hastalık paranoyası yaratmak değil elbet ama hiç düşünmeden her şeyi sahiplenip, sanki sürekli bizim olacakmış gibi yaşamak pek doğru gelmiyor.
Sahip olduğumuzu sandığımız şeylere, aslında sahip değiliz işte. Aklımıza bile! Kaçımız yerinde ve hakkını vere vere iyice düşünerek kullanıyoruz ki!.. Bir bakıştan etkilensek, bizi yarı yolda bırakır da başımızdan gidiverir alimallah...
Sahip olamadıklarımızdan ise şikâyet eder dururuz. Zaten bu şikâyet etme huyu, hastalıklı bir huy. Huysuz ve şımarık bir huy! En çok “ Yok abicim ya, bizde şans yok! ” nidasını duyuyorum. “ Evim de yok! ”, tapusu olunca onun ya.. “ Arabam yok! ”, vergileri, muayenesi ve dahi bilcümle ıvır zıvır tamamsa onun ya.. “ Ehliyetim yok! ”, alınca iyi sürücü olunacak ya.. “ İşim yok ”, çalışma azmi çok ya.. “ Sevdiğim yok! ”, olsa sevdasını besleyecek ya.. Herkese göre değişen bir önem sırasıyla daha niceleri…
Çoğumuz dönüp de kalbine bir bakmıyor. Yoksa bir kalbimiz olduğunu unutuyor muyuz bazen? Kimse dönüp de kimliğine bakmıyor, bir kimliğimiz olduğunu da mı unutuyoruz acaba? Kimlik belgesine tutsak kalan varlığımızı unutuyor muyuz? Doğrularımızı, değerlerimizi ve değerlilerimizi unutuyor muyuz? Ölçüyor muyuz sabrımızı, sevgimizi, ümidimizi ve dengemizi? Bunu yapanlar yok değil, biliyorum. Az sayıda ama gerçekte sahip oldukları ile olmadıklarının farkında olan, doğru değerlendirebilen insanlar var. Bir bir kulp da o az sayıdaki insanlara takacağım şimdi; e, kulpsuz fincan olmaz, fincansız sohbet olmaz.
Dengeleri yerinde tutmak güç iştir. Yaşamak bunun için biraz da cambazlık gerektirir. Sevgi öfkeyi, öfke dinginliği, dinginlik deliliği, delilik ölçülü olmayı, ölçülü olmak savurganlığı dengeleyecek. Liste büyüdükçe artı eksiyi, gece gündüzü, yaşam ölümü dengeleyecek. Siyah beyazı, kural kuralsızlığı dengeleyecek. Trapezden tromboline kadar, süzülürken dahi denge tutturmalısınız. Cambazlık zor zanaat… Bu kadar yaşam patırtı gürültüsünün içinde benim de aklıma bir sürü şey takılır. Düşünmeden edemiyorum işte. Önemli bir tanesi var ki, zaten güç olan hayatta, işleri daha da zorlaştırmaktan başka bir işe yaramadığını düşünürüm. Prensipler... İnsanın kendine koyduğu kurallar! Kişi, kendisini prensipleriyle rahat ve mutlu hisseder. Aslında bu rahatlığın ve huzurun temelinde doyurulmaya çalışilân bir benlik yatar. Farklı olmak, diğerlerinin yaptığı yanlışları yapmamak, kusursuz insan olmak. “ Herkes yapabilir, ben değil, prensiplerime aykırı!” İlahtır prensipler ve asla ödün verilmez. Oysa doğruları olmalı insanın. Doğruları yapmazsak yanlış yapmış oluruz, Bu o kadar da kötü değildir. Hatasız kul olmazı söyleye söyleye geçiştirir, düzeltme ve yinelememe yolları ararız. Son derece insani bir şeydir bu. Ama eğer prensipler çiğnenirse yanlış yapılmış olmaz. O kadar da basit değildir. Prensip çiğnemek kişinin kendine hakaret etmesidir! Onurunu çiğnemesi demektir. “ Nasıl olur! ” duygusu sarar. İradesine yenik düşmek, içindeki o benliği yer bitirir. Oysa ne gerek var bu kadar sıkılmaya? Kendimizi zayıflıklarımızla kabul etmenin güzelliği dururken, elden geleni yapma isteğini yitirmeden hep iyi için çalıştıktan, güzellik düşündükten sonra… Sırf prensip saplântısı yüzünden nice fırsat kaçırmış, nice insan bilirim. Yaşamın bir sürü güzelliğini de yasak ederler kendilerine durup dururken. Kuralsız olalım, kişiliksiz olalım demiyorum. Sağlam kişilik salt prensipli olmaya bağlandı mı, işte orada kendimi tutamıyorum. Çünkü bu da, başta sözünü ettiğim sahip olduklarımız ve olmadıklarımızla ilgili. Bir anlamda diğer kıyısı. “ Sahip olamadığım çok şey var, çok da önemli değil zaten… Ama benim sahip olduğum öyle şeyler var ki, hiçbir şey boy ölçüşemez…” diyerek aşırıya kaçmak.
Dedim ya, dengeler önemli. Dünyada kim olursanız olun, kral kraliçe, prens prenses, prensiplerinizin katılığı oranında tutsaksınız…. Yorulur ve yorarsınız.
Şahsen, prenslerin özgür olması gerektiğini düşünüyorum... |
:
Sibel
ERÖZDEN,
İstanbul, 03.03.2004,
Diğer bir
"
Köşe Yazısı... "
için