KÖŞE YAZILARI caddesi
Köşe Adının ve Köşe Yazısının Telif Hakkı sahibi: Sibel ERÖZDEN
DÜŞÜNYELİ
Merhaba. Düşüncenin ve düşün yeli beni nereye atarsa, bazen düşünceli bazen değil, sizinle orayı ve o anı paylaşmak için buradayım. Buluşmalarımıza sakın gecikmeyin! Her şey gönlünüzce olsun..
ARMAĞAN
|
Elbette bana bunları yazdıran bir güç! Okuyacağınız satırlar, o güç olmasa yazılabilir miydi hiç? Yaşamamış olsaydım nereden bilecektim kıymetini, dostların, dostlukların…? Aynı hayretle, her defasında sorar dururum kendime, nasıl bir mucizedir dostluk diye? Her yaşamın kendi küçük tarihçesi çıkarılınca arada bir, bir de fırsatını bulursak okşarcasına, sıraya koyarak bazen çabucak geçiştirip bazen dakikalarca baktığımız eski resimlerde, bahar gibi bir konukluk çağrıştıran dostluklarımız. Sevdalı dostlarım benim, deli dostlarım … Her birinin yüreğinde bir ova ki uçsuz bucaksız… Bir de okyanus var biliyorum, sığındığım adalarla bezeli… Ufuklarını taramaya kalkışmak bir çılgınlık! Çok kereler kayboldum. Yollar birbirine benzedi çok kez. Ağladığım zamanlar da oldu. Ama içim tok, gönlüm hep çok… Dinleyen oldum bazen, çoğaldım. Sarilân oldum zaman zaman, kalbim doydu. Bir sızıyı paylaştım, mutlandım. Almayı beklemeden vermenin, gönül koymadan kızmanın, hiçbir şeye affetmek gerek dedirtecek kadar kırılmamanın enfesliğini yaşatan dostlarım ve sevgimi verirken aslında alanın ben olduğumu fark ettiren dostluklarım… Çok eskiden tanıdım dostluğu. Emin miydim sağlamlığından ? Belki… Küçücük insanların sevgileri, zaman dağlarının ötelerine uzanır mıydı? Şimdi anlıyorum, küçücük insanların sevgileri büyükse eğer, her şeyin ötesine geçebiliyormuş meğer… Mezun olduktan sonra hiç görmedim onu. Sevgili arkadaşım bana bir mektubunda, “ Dostumsun, dostsun şu yavrucuğa…” diye yazmıştı. On beş yıl sonra, önceki gün, cep telefonuma aynı satırları yazıp, aynı derin duygularla gönderten bu duygu, nasıl bir mucizeydi ? Azıcık daha büyüyüp hayatı da biraz daha büyütünce sözlerle çok uğraşmadım. Gözler daha güzeldi. Bir gün birine baktım; o ağladı, ben ağladım.. Daha önce birbirimize “ Günaydın ” dan başka bir şey söylememiş olmanın ne önemi vardı ki? Galiba şu dizeler o an için yazılmıştı: ” Körfezdeki korsanlardık/ birbirimizi/ yaralarımızdan tanırdık…” İzleyen yıllar bize görünen dünyanın gerçekten de görüntüden ibaret olduğunu öğretti… Gecenin bir yarısı çalan bir telefon, “ Seni sevdiğimi söylemek istedim ” diyen uykulu ama coşkulu bir sese aynı coşkuyla yanıt vermekti bu. Dünyanın öbür ucundan bir gönül şimşeği çaktırıp da iç acıtmalarıyla uykularını böldürmekti bazen… Onun için delice dualar etmek, nasıl bir mucizedir? Yinelenen gönül sahneleri ve tutkulu bağlar, ben ne şanslı kulum Tanrım! Geçen zamanın nasıl bir armağanıdır bu? Hak ediyor muyum gerçekten? Birkaçı gönül kalesi, birkaçı gönül kulesi.. Birinin aklı var, hem de kullanıyor. Diğerinin elleri şefkatten yapılmış. Biri düşünde görüyor beni; öyle sarıldık ki diyor göğüs kafeslerimiz birbirine geçti… Yalnızca gözlerine bakıyorum, anlıyor… İç dünya ile içindeki dünyayı birbirine karıştırmadan sevebilmek, nasıl bir mucizedir? Savruluyorum. Biri gözlerime bakıyor, diğeri ellerimden tutuyor, öteki kalbimle ağlıyor, en uzakta dediğim en yakın ve bir tanesini görüyorum eteklerimden yakalamış, bir başkası işaret ediyor yönüme dair. Duruluyorum dingin, durulanıyorum arı… Varlığının en pak tarafından bölüp de paylaşabilmek nasıl bir mucizedir? Her çeşidini duydum sevdanın. Düşüne düşüne duydum üstelik… Benliklerden arınarak sevmeyi, “ çünkü ” ile “ eğer ” ile değil de ” rağmen ” ile sevebilmeyi, affederek, özgürleştirerek, büyüterek verebilmeyi. Hoş görerek değil, hoş bakarak sevmeyi. Bunun için önce gözleri değiştirebilmeyi. En derinini duydum sevdanın. Gözlerinden tanıyıp, kalple değil yürekle, çoğu zaman daha ötesi, gönülle sevmeyi! Düşünerek duydum üstüne üstlük… Ama hayat akıp giderken zihnimin, duygumun, sorumluluklarımın ve her şeyin karmaşık trafiğinde, kazalarla öle dirile, yine de yaşamanın nefes silsilelerinde, hala bilmiyorum; nasıl bir mucizedir dostluk?… |
:
Sibel
ERÖZDEN,
İstanbul, 22.02.2004, 02:25
Diğer bir
"
Köşe Yazısı... "
için