www.sizedebiyat.com SiZedebiyat
KÖŞE YAZILARI caddesi
Köşe Adının ve Köşe Yazısının Telif Hakkı sahibi: Sibel ERÖZDEN
DÜŞÜNYELİ
Merhaba. Düşüncenin ve düşün yeli beni nereye atarsa, bazen düşünceli bazen değil, sizinle orayı ve o anı paylaşmak için buradayım. Buluşmalarımıza sakın gecikmeyin! Her şey gönlünüzce olsun..
MAVİ TABAKLI ÖZGÜRLÜK
|
Elimdeki pakete heyecanla baktım. İçim kıpır kıpırdı. Beyaz bir mulaj kağıdına gelişigüzel sarılmış, siyah plastik bir poşet içinde, uslu uslu geliyor benle.
Belediyenin sergi salonu kiraya veriliyor ara sıra. Bazı kurumlar da gelip eserlerini sergiliyorlar. Meraklıyım ya, kendimi içerde buldum işte. Hem bu seferki daha özel, daha güzel. Kütahya Cezaevi mahkumları boş durmamış! Başlatilân seramik kursuna yüksek oranda katılım olunca, yöneticiler, Kütahya sınırları içinde kalmayıp İstanbul’a taşmışlar ve ilçemin belediyesi de onları kucaklamış. Böylece ortaya bir seramik bayramı çıkmış. Dışarıda seramikçilerin o bilinen ayakla döndürülen makinesi, başında bir usta, sergiyi çekici hale getirmek için durmaksızın yoğuruyor elindeki çamuru. Vazo olacak belli, döne döne beli inceliyor, becerikli eller üzerinde gezindikçe biçimleniyor. İnsanın çocukça bir dürtüyle koşup bu oyuna katılası geliyor. İzleyen herkes de benim gibi hissediyor, anlıyorum. Gözleri pırıl pırıl, sahilde kumdan kale yapmak arzusu ve mutluluğu ne ise, bu da o işte! Daha fazla izlersem bir delilik yaparak ustanın elinden alıvereceğim vazoyu! En iyisi içeri girmek.
Ne de güzel sergiliyorlar, fonda hoş bir folk müzik, eserlerin yerleştirilme biçimi özenli. Hiç biri diğerinin ruhunu bozmuyor, onun etki alanına girmiyor. Bir vazoya bakarken hani içine çiçek konulsa, içindekilere mi, desenindekilere mi bakar insan, doğrusu çözemiyorum.
“ Dalar giderim / mavisinden içeri / karşımda duran resmin. ” O resim kesin bunun gibi bir şeydi. Çıkışa yakın bir masanın ardındaki kolonda gördüm. Sol hizadaydı. Ama serginin geziliş akışını bozmamalıydım. Zorunlu olarak sağ taraftan ilerledim.
Lâle desenleri göze çarpıyor. Ustaca hissedilmiş, rengârenk süzüm süzüm lâleler. Duvar tabakları ve mutfak için yapılmış seramik saatlerde genelde mine desenleri kullanılmış. Püsküllü, koca boncuk toplar ise doğal olarak nazarlık görünümü içeriyor. Zaman zaman sırıtan birkaç gümüş işleme de atılmış. Ama göz nurundan yapılmış göz boncuklarına kim karşı koyabilir? Hepsi de öyle güzeller ki!.. Birine elimi uzatsam diğeri küskün bakıyor bana…Hangisinin gönlünü yapsam? Hepsine de mavi boncuk dağıtamam ki! Cüzdanım çantamdan korka korka bakıyor gözlerime. Tamam, tamam. Alamam hepsini biliyorum! Ama, aklım onda, kimseye söyleme cüzdan.
Saat ilerliyor; sevgili diş doktorum on dakika sonra, ağzımı sonuna kadar açılmış bir halde karşısında bulmazsa bana şiir okumaz bu akşam. Yok, bu ceza çok ağır. Çabuk olmalı.
İşte yaklaşıyorum, mavi bir şey, ama ne? Ne desem, tabak desem tabak ama değil; tablo desem o kadar ustalıklı değil. Gerçeğin ustaca aktarımı yok ki bunda. Aktarım yok, evet, gerçek var…
Bu bir sabah resmi. Yuvarlak sınırın içine sığdırılmış, bir deniz feneri var sağda. Üzerinde uçuşan martılar yumuşak bir biçimde tabağın ortalarına doğru serpilmiş olmaktan öyle mutlular ki. Ufuk, kızıl değil, son “ akşam mı acaba ” düşüncemi de silip götürüyor bu görüntü. Ak bir ufuk. Resmi yavaş yavaş ağartıyor uzaktan. Gökte taze bir mavinin kokusu. Öylesine berrak ki deniz, yüzümü yıkamak için neredeyse elimi uzatacağım. Solda küçücük bir yelkenli kayık. Yelkenli kadar büyük olmadığından bu tanımı daha doğru buldum. Ne de tatlı salınıyor, şu kıpır dalgalarda. Huzur akıyor yelkeninden. Tabaktaki her fırça darbesi dinginlik veriyor. Bu kalabalık, bu hız sınırını zorlayan akşamı nasıl da yutuyor bu tabak.
Resim insansız! Biri olsaydı; söz gelişi, bir balıkçı? İstenmemiş belli.. Kimseyi, kimseleri istememiş olmalı. Kimdi bu kimseleri istemeyen usta? Hangi acıyı yutmuştu bu resimle? Akla bir yığın senaryo geliyor, merak olunca. Ama bunun ne önemi var ki! Acı var bu açık; sonra hasret var; kokuyor. Bir kişilik var; görülüyor. Sabır, izini dalgaların çizgisinde gösteriyor. Denge sağlanmış nesnelerin yerleşiminde. “ Sevgi kuşun kanadında ”; seziyorum şiddetle. Umut ise sabahla resmin egemeni olmuş. Her acının sonunda gelen olgunluk nakışı, onu oluşturan bir sürü duyguyla bir bir işlenmiş. O acı ki yaşamaya değmiş belli. Anlamını bırakıp gitmiş işte...
Hiç olmazsa bir imza? Bir isim? Yok! Ne yazık…
Bitmek bilmeyen dağ sıralarını çağrıştıran diş randevularımdan biri bir şölen akşamına dönüştü. Denizdi, fenerdi derken randevuya yirmi dakika geç kalıp tatlı şiir dakikalarından mahrum kalma cezasını almış olsam bile.
Heyecanla baktım elimdeki pakete; onu, her sabah ama her sabah dalga sesleri duymak için, taze bir mavi koklamak için, denizle gök arası bir özgürlüğe selam vermek için yatağımın karşısındaki duvara asacağım diye.
Şimdi her sabah ve günün her saati aynı heyecanla bakıyorum duvardaki mavi tabağa. Nerede olursan ol, kim olursan ol sana her gün gönderilmiş bir dua ve iyi dilekler var, sevgili seramik ustası. Keşke bilsen bunu! Keşke seni kucaklasam ama… |
:
Sibel
ERÖZDEN,
İstanbul, 15.02.2004, 00:17
Diğer bir
"
Köşe Yazısı... "
için