www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü

DENEME sokağı

Telif Hakkı Sahibi: Emel BAYKARA

GÜZ GÜLLERİ

Şu mevsimi severim diyemem, her mevsim kendi içinde güzeldir. Yine de itiraf etmem gerekirse, sonbahar başka bir güzeldir. Çevredeki ağaçlarda yapraklar dökülmüştür, rüzgar eser, yağmur yağar. Sonbahar denilince genç bir kız aklıma gelir. Uzun saçları rüzgârda dalgalanan, yağan yağmurların içinde kaybolan ve dalından düşen her bir yaprakta yalnızlığı, kırgınlığı, umutsuzluğu bulan ve üzerinde kurumuş kalmış olan acılarını yapraklarda gören bir genç kız hayal ederim. Yağmurun yağması gözyaşlarını saklayabildiği belki de tek andır. Ve umutsuz bir aşkı anlatan bir mevsim. Karşılıksız, platonik bir aşk…  

Sonbaharda doğduğum için mi bilinmez, başka yaşarım sonbaharı. Ne yaşadıklarımla ilgisi vardır, ne de yaşamadıklarımla, daima bir hüzün vardır içimde. Hele sonbaharda bayılırım cam kenarında durmaya, elimde kahvem müzik dinlemeye. Yağmur damlaları vururken cama, kahvenin buharı yukarı doğru çıkarken ve kahve kokusu burnumda hoş bir etki bırakırken. İçimdeki hüznü yakaladığım tüm şarkılar benimdir; şarkılarda ben varımdır.  

Örneğin; hatırlarım bir keresinde Göktan isimli bir şarkıcı yeni kaset çıkarmıştı, şarkısının bir yerinde şöyle diyordu: “ Mevsimlerden sonbahardayım ” . Evet hep sonbahardayım belki de dökülen yapraklar örneği… 

Her yaprak bir acı, bir gözyaşı, bir ölüm, bir hayat, bir umudun bitişiydi. Belki de kavuşamamaktı, doğmaktı ama var olamamaktı. Hani şu eski pikaplardan çıkan nağmelerin renkleriydi, aklımda kalan… “ Elbet bir gün buluşacağız, bu böyle yarım kalmayacak, ikimizin de saçlarında ak, öyle durup bakıcağız...”  Eski nağmelerdir, sonbahara yakışan… 

Kavuşamayan sevgililer, biten aşklar ve ağlayan insanlar, özveriyle seven, sevgilisinin iyiliği için onu terk eden kadın ve erkeklerle dolu olan  hüzünlü bir  aşk hikâyesini içinde saklayan bir sonbaharın müziğidir o.  

Eski zaman nineleri gibi olduğumu hayal ederim bazen. Sallanan sandalyem de, pikabım yanımda, elimde örgüm, mevsimlerden sonbahar. Yağmur damlaları cama vurup ritim tutarken, kahvem pikabımın yanında durup buharını çıkarırken, gözlerimde nem, küçük mendilim dizlerimin üstünde arada bir onunla gözlerimi silip dururken, nağmelerin arasında titreyen bedenimle hayal ederim. Çalan nağmede kaybolurdum; Güz gülleri gibiyim, hiç bahar yaşamadım. Ya sevmeyi bilmedim yıllarca, ya sevince geç kaldım. Şimdi delicesine sevmek istesem bile, sonbahar  sisi çökmüş üstüme sevincim buruk yine ” …  

Türk filmi gibi yaşanan sahneler vardır bu mevsimde. Örneğin; bir kadın ölüm döşeğinde, sonsuzluğa giderken, bıraktığı sevgilisine; “ Kapat gözlerini kimse görmesin, yalnız benim için bak yeşil yeşil” demesi… Adam odanın penceresinden gördüğü ağacın son yaprağının yere düştüğünü fark eder, sevdiği kadın da gözlerini kapar o an. Adam hıçkırıklara boğulur. Ve kalbindeki acıya dayanamaz, ölüm onu da yanına alır. Adam kadına verdiği sözü tutar, gözlerini kapar. Yalnızca kadın onun gözlerini görmüştür… 

Kadın sevdiği erkekten çocuğu olsun istiyordu, adamsa istemiyordu. Kadın olması için yalvardı, adam çok gaddardı, belki de kadını sevmiyordu. Kadın kırgındı, kendini vurdu yollara. Mevsimlerden sonbahardı, yapraklar yerlerdeydi, en az ağaçlar kadar çıplak, açık ve net bir dilekti onun ki… Kadın uzun elbisesini yere süre süre gidiyordu, tıpkı peri kızı gibi… Dökülen yapraklar arasında, çıplak ayakla yürüyordu, rüzgar  uzun siyah saçlarını okşuyordu. Kadının gözlerinde yaş vardı, gönlünde cam kırıkları… Batıyordu, canı kanıyordu. Sevdiği erkeği terk etmişti, çünkü yalanlarla onu oyalamış, kandırmış ve kırmıştı. Yol boyunca şu şarkı vardı dilinde;

 “ Senden bana ne kaldı,bir hatırdan başka. Bir daha geri dönmem yalan kattığın aşka, kalbimi kıra kıra bıraktın bir hatıra, günahını yalancı dudaklarında ara... ”

Adam koşmuş kadına yetişmişti, omuzdan tutup çekmiş, “ istiyorum, gerçekten! ” demişti, bu sefer adam yalvarmıştı. Kadın acımasız, nefretle, yıkılan gururuyla;

“ Göz yaşların boşuna, düşmem artık peşine. Yansın yüreğin, yansın… Şimdi de bende sıra, kalbimi kıra kıra…”

Ve kadın çıplak ağaçların arasında, bir peri gibi kayboldu. Adam anladı ki, ne yapsa o eski peri kızını göremeyecekti, kaybettiğini anladı. 

İşte sonbahar hüzünlü birçok aşkın, gerçeğin, oyunun sahnelendiği hüzünlü bir mevsimdir.

 " Edebiyat Atölyesi Pazartesi Çalışmaları " ndan: 43. hafta, 18.07.2005 - 24.07.2005 haftanın konusu: " EN SEVDİĞİNİZ MEVSİM ve ONA EN UYGUN MÜZİK deyince..., "

: Emel BAYKARA, İstanbul, 20.07 2005, 14:22                                                                    diğer bir deneme için

               

Bir Onceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Bu yazarımız/Bu yapıt hakkında ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girisi Bir Sonraki Yapıt