www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü
ANI çekmecesi
Telif hakkı sahibi: Alp ARPAD
YÜCE TANRIM YARDIM ETMEDİYSE...
|
Hiç yapmaz ama o gün bir süreliğine kızımızı yan kapı komşumuza bırakmış. Kızımız çok küçük ve komşunun kızları gibi o da bir buçuk iki yaşında. Kapı çalındı. Ben açtım. Sapsarı, korkudan ne yapacağını şaşırmış, kucağında taşıdığı dünyanın en güzel bebeğinin gözleri fal taşı gibi açılmış ama kendi karşılaştığı problemden çok taşıyanın korkusundan korkmuş yavrumu gördüğüm komşu hanımdan, bebeğimi hemen aldım. Hanımı çağırdım. Komşum o ara, ayçiçeği çekirdeği yediklerini, birdenbire bebeğimin soluk almakta zorlandığını, ne olduğunu anlamakta zorluk çektiğini anlatmaya çalışıyordu.
Ne olacaktı ki? Düşüncesizlik çok sevdiği rolünü kesmek üzere kendini bir kez daha sahneletmişti. Ayçiçeği çekirdeğinin iğne örneği kıymık kabuğu bebeğimin nefes borusuna saplânmıştı. Öylesine de dirençlidir ki o ufacık parça! Hanım derhal olayı kavradı. Çok kısa bir zaman sonra şehrin en büyük hastanesinin, çocuk bölümünün acil kısmındaydık. Zamana karşı yarışıyorduk. Bebeğimiz morarmaya başlamıştı. Doktor hanım bir şeyler yapmaya çalışıyor, bir şeyler söylüyordu. Çocuğumuzu arkamızdaki otuz metrelik koridorun sonunda bulunan bir müdahale odasına götürmemizi söyledi. Tanrım hiçbir çocuğa, hiçbir anne babaya dert vermesin; saliseler söz konusuyken bunun nasıl bir zaman kaybı olduğunu ancak onlar bilir! - " Doktor hanım, aspire etmeyecek misiniz? " Eşimin anlatmak istediği şuydu; " Vaktimiz kalmadı! Biran önce yapılacak neyse yapılması gerekli! Bana göre değişik uygulamaları olan aspirasyon yöntemiyle kuvvetli bir şekilde boğaza takılan materyal geri çekilmeli ama ne yapacaksanız yapın; bu acil yapılmalı. Öteki oda, sizin gelmeniz, siz gelene kadar öteki odadakilere anlatılacaklar... Filmlerdeki acil servislerde doktor da beraber koşuyor hastayla. Ne yaparsanız yapın ama çocuğumu acilen kurtarın!... "
Eşim doktor değildi tabii ama saliselere karşı savaşan dünyanın en güzel, en kıymetli bebeğinin, haklı olarak endişeli ve dehşete kapılmış olan dünyanın en güzel annesiydi. - " Siz aspirasyonu nereden biliyorsunuz? " diye sordu; asık yüzlü, acelesi hiç yokmuş ve asla olmayacakmış gibi gayet rahat hareket eden, birisinin bir şeyi bilmesine çok sinirlendiğini belli olan, itişmeye hazırlanan hanım doktor...
Ailemde doktor vardı. Doktor komşularım oldu. Doktor olarak yakın aile dostlarımız, ben büyürken amcam kadar bana yakındı. Ben çok doktor görmüştüm. O gün, orada hepsi koşardı. Bunun meslekle de bir ilgisi olduğunu sanmıyorum. Her meslekten bizim doktor hanım gibi olanlar olacaktır. Bunun kişilikle ilgisi vardı galiba. Düşüncesizliğin bis yapmasına izin veremez, aynı gün aynı piyesi iki kere seyredemezdim. Doktor hanıma şimdi bunları boş vermesini, çok çabuk gelmesini biraz da sert bir şekilde rica ettim.
Kucağınızda gittikçe moraran bir bebek, onun henüz bir şeyden anlaması olanaksız ama size bakan asil yüzü sadece yardım isteyen bakışlarla dolu olduğu halde sanki sizi üzmekten çekinen ifadeye bürünmüş masumun masumu gözler. Çok zor, çok... Derhal fırladık... Kapıdan çık, koridoru geç, bölüme gir, odayı bul.. Odadaki görevli acıyan gözlerle yavruma bakarken, nesi olduğunu sordu. Anlattık. Üzüldü. Ben hastanede biraz tedirgin olurum. Mikroptan çekinirim. Şimdi üç kez çekiniyordum. Bebem için, eşim için ve sonunda kendim için. Bu yüzden hiç değilse doktor hanım gelene dek kârdır diyerek üçümüz de oda kapısının dışında duruyorduk. Görevli bize eşlik etmeye karar vermiş olacak ki yanımıza geldi. Doktoru beklemeye başladık!...
Salisenin önemli olduğu bir anda biz gözümüz koridorda, nerede olduğumuzu ve ne olduğumuzu anlamaya çalışıyorduk. Çocuğum bana, ben çocuğuma, annesi kızına sarılmıştı. Dalarsınız, donar ya her şey birden, işte öyle donduk biran için.
Birden koridor hareketlendi. Bağırtılar başladı. Sedyeyle bir çocuk getirdiler. Bizim hemen yanımızdaki odaya koydular. Anne bağırıyordu. Annenin yanındakiler bağırıyordu. Çocuğa araba çarpmıştı ve hemen birileri çocuğa müdahale etti. Çocuk güzel yüzlü bir erkek çocuğu idi. Durumu biraz ağır ama ümitsiz değil dediler. Çocuğun kurtulması için dua ediyordum. Kendi çocuğuma ettiğim dualar daha ağır basıyordu tabii. Bu arada düşünmedim değil; bizi bağırıp ağıt yakmaktan, ortalığı telâşa vermekten alıkoyan neydi? Biz de mi bağırmalıydık? Ne kadar zaman geçtiğini bilmiyordum. Zamanla acizliğim galiba doğru orantılıydı. Zaman arttıkça, bir şey yapamamam da artıyordu. Güçsüzlüğümün farkına varıyordum. Bu yüzden zamanı takip etmeme çaresine sığındım. Kontrolümü kaybetmemem gerekliydi. Bizim doktor hâlâ yoktu..
Bu kez koridor hareketlenmedi. Yıkılmaya başladı. Bir adam avaz avaz bağırmanın yanında kendini duvardan duvara vuruyor, gördüğü her şeyi tekmeliyor, kırmak için cam arıyordu. Kendisini tutmaya çalışan yakınlarından kurtulmaya çalışırken sürekli baktığı camlara doğru yaptığı hamlelerden anladım. Sonunda ellerinden kurtularak kırmaya başladı da!.. Sıra bizim durduğumuz yerin yanındaki camlara gelmişti. Bana baktı, yanımda duran görevliye baktı ve birden dönerek koridordan geri koşmaya başladı. Bir taraftan bağırıyordu; " Nerde lan o benim çocuğuma çarpan şerefsiz! Oğlum, oğlum sen nerdesin.. " İçerdeki çocuğun babası olduğunu o zaman anladık.
Biraz önce bana doğru yaklaştığında kızımı kucağıma bastırarak, yüzünü korkmasın diye odanın içine doğru çevirmiş, adamı da bize bir zarar vermesin diye kontrol altında tutuyordum. Yanımdaki görevli bu sırada, arkama odanın içine doğru girdi. Baştan beri bu görevliye kanım ısınmıştı. Dost sinyali alıyordum. O yüzden içim rahattı. Kızımın yüzü ona dönüktü. Eğer kendini kaybederse diye adamı tekme sınırlarımdan içeri sokmama kararı almıştım. Dikkat kesilmiş, bir taraftan eşimi uzaklaştırmaya çalışıyordum. O da adama bakarken ellerini kızımızın sırtına siper etmeye çalışıyordu. Bütün bunlar için de zaman tutmamıştım. Her şey çok kısa anlarda ve birdenbire oluyordu.
Çocuğun babası koridoru boşaltırken omzumda bir el hissettim. Görevlinin eli olduğunu yönünden anladım. Gözümü koridordan ayıramıyordum. El ısrarlıydı. " Tamam, tamam " dedim. El gitmiyordu. Dönüp bakmama neden olan elin ısrarı değildi.; - " Beyefendi, kızınıza bakın! " diyen görevliye karşın ben kendisine bakıyordum; - " Ne var, ne oldu? " dediğimde görevliye döndüğümden bu kez kızımın yüzü eşime dönmüştü. Bu kez eşim bağırmaya başladı; - " Alp, bak! Gördün mü? " O zaman kızımı bastırdığım göğsümden geri çekerek yüzüne bakmayı akıl edebildim.
Yüzündeki morartı gitmiş, artık hırıltılı ve çok zorlukla, azıcık nefes almıyordu. Rahatlamıştı. Bütün çektiği sıkıntılara, yaşadığı son korkulara karşın bana gülümsüyordu.
Şaşırmış ama çok sevinmiştim. Görevli, ben, eşim ve bekleme pozisyonundaki diğer vatandaşlarla beraber kızımızı bir kez daha şaşırttık; bu kez sevinçten! Görevlinin anlattığına göre kadınların bağırtısı ve adamın delilik nöbeti karşısında kapıldığı korkuyla biraz kuvvetli iç çeken, arkasından da gıcık öksürüğü tutan kızım, doğal aspirasyonunu kendi yapmıştı. Bu da onu kurtarmıştı.
Derhal kızımı eşime verdim ve her yerde deli gibi çekirdek kıymığı parçası aradım. Sonunda giysisinin arasında bulduk. Tam üç gün o kıymığı sakladım. Emin olmak istiyordum!
Kızımıza sarıldık, eve dönmek üzere etrafa veda edip oradan ayrıldık. Doktor hanım henüz gelmemişti...
Bir çocuğun uğradığı trafik kazası, diğer çocuğu kurtarmıştı. Ne olursa olsun soğukkanlı olmayı yeğlemek ve bağırmanın her türüne karşı olan babayı, her durumda bağıran baba kurtarmıştı.
O gece Tanrı' ma teşekkürden çok dua ettim. Diğer çocuğu kurtarmasını istedim. Daha sonra araştırma kapasitem olduğu halde, özellikle araştırmadım. Bugün dahi, o çocuğum kurtulduğuna, sapasağlam olduğuna inanıyorum!
Kızımı mı sordunuz? Büyüdü; biz bugün dahi onu korumaya çalışıyoruz. Ayçiçeklerinden değil ama kabak çiçeği örneği açılıp boy atan delikanlılardan korumaya çalışıyoruz bu kez!
Yüksek öğrenimini Uluslararası İlişkiler bölümü bitirerek, takdirle tamamladı. Yeniden doğumunun " on dokuz buçuk " uncu yılını kutluyoruz. İyi bir iş arıyor ve biliyorum; Yüce Tanrı' m yine yardım edecek... |
:
Alp ARPAD,
Ankara, 02.09.2004, 15:07