www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü

 ANI çekmeces

Telif hakkı sahibi: Alp ARPAD

FİŞ v ÇİPS, ÇİKIN v ÇİPS

Yetmişli yılların başında İngiltere' de hem okuyup hem çalışıp hem de yaşamaya çalışıyorum. Bizim edebiyatımızda nefes almaktan tutun da dünyanın nimetlerinden faydalanmaya kadar yaşamanın çeşitli anlamları vardır. Ben o zaman nefes alma evresindeyim ama gözüm de başka bir şey görmüyor değil!

Yiyeceğimi, mümkün olduğu kadar evde hazırlayıp yanıma alıyorum. Yine de dışarıda yemem ara sıra kaçınılmaz oluyor. Açıkçası en ucuz şekilde halletmeye çalışıyorum. Bu yüzden keşfettim ama sonradan düşkünü oldum: Fish and Chips, yani Balık ve Patates Kızartması. Bir kere 35 İngiliz kuruşuydu. Bunun diğer bir anlamı, daha ucuzu yoktu! İkinci önemli bir yanıysa, “ BALIK ” tı. Yani değerli bir besin. Yalnızca gıda açısından değil, aynı zamanda içindeki fosfor dolayısıyla beyni de besliyor ve sağlıklı tutuyordu. Balık zeki yapar derler, doğrudur! Sonradan acı izlerini taşıyarak öğreneceğimiz gibi sadece zekâ yeterli değildi ama! Akıl üstü yeterli zekâ belki de en faydalısıydı. Akıl kadar pahalısı, değerlisi yoktu.

Balığın bu derece ucuz olmasının birçok nedeni vardı. İnsan sağlığı için yok denecek kadar zararı yanında çok faydalı olması, bu yüzden beslenme ilkesi olarak balığın etten önde gelmesinin millî politika olarak benimsenmesi, ülkenin kuzeyinde, İrlanda, İzlânda ve Kuzey Denizi’ nde bol miktardaki balığı uygun fiyata temin edebilmeleri bunların başında geliyordu. En başta gelen nedense, Continental ülkelerinin ileri teknolojiyle yoluna yordamına aykırı düşmeden, hiçbir canlıya eziyet etmeden, akılcı kurallara uyarak avlanmalarıydı. Bolluğu, bereketi doğuruyordu.  

Balık genelde ton ( Thunnus ) balığıydı. Yanında patates sarısı patates kızartması.  Delikanlılığında, sabaha karşı, Bostancı fırınından çıkan ekmeği katıksız götürenlerden biri, ben, İngilizlerin yemeklerin yanına niçin ekmek vermediklerine akıl erdiremiyordum. Bir gün zincirleri kırdım ve sordum. Ayrılmaz ikiliyi 6 kuruş karşılığında verdiler: bir tabakta porsiyon somun ( roll ekmek, olsun olsun 40 gr. ) ve yanında kahvaltılık ambalajda tereyağı. Bread and Butter. Şimdi balığı ekmeksiz götürsek, ne kıymeti var Balık - Ekmek ülkesinden geldiğimizin! Can çıkmadan huy çıkmaz; para verdiğim için o tereyağı mis gibi ekmeğe sürsem yesem, Fransızlar kızabilir, " Kelalâka " diyebilir, Allah korusun ama ters bir karar bile alabilirler! Peki, o tereyağını balığın üstüne sürsem? İngiliz' e karşı ayıp olacak bu kez; Adam öyle bir balık - patates verirdi ki her ikisinden de gram yağ damlamazdı. Sanki kendi kendine kızartılmışlardı. Peki, ben ne yapacaktım? Sonunda, ekmeği önden isterdim. İkiye bölerek öncüle tereyağını sürer, yerdim. Diğer yarısını da balığa saklardım. İngilizler de merakla bana bakarlardı. Dikkatlerini " Nobel Ödülünü alarak çekemediğimden böyle bir yol buldum " diyeceğim ama doğrusu bu yöntemi tereyağı çarçur olmasın diye bulmuştum!

Balıktan sıkıldığımda, Chicken and Chips, Piliç - Patates yerdim. Galiba 5 kuruş daha fazlaydı.  

Zam veya TDK Güncel Sözlüğü' ndeki karşılığıyla bindirim üzerine yapılan mizahın sınırları çağlar boyunca zorlanmış topraklardan geldiğimden beşer onar kuruşluk bindirimleri önemsemedim değil; görmedim, anlamadım bile! Adamlar sattıkları için mesut, İngilizler şaşkın, ben balığımla mutlu geçinip gidiyorduk işte. Tâ ki, adamlar duvara kâğıt asana kadar.

" Patatesin porsiyonu 6 kuruş ucuzlayarak 20 kuruşa gerilemiştir " anlamına bir yazıyı her zaman yemek yediğim masanın yanındaki duvara asılı olarak gördüğümde olaya el koymam gereken bir durum var olduğunu anlamakta gecikmedim. Mesut adamı biraz sıkıştırmam, etrafta biraz dedikodu yetti.

Patates de et gibi büyük ölçülerde yurtdışından karşılandığından İngiltere bir anlamda dışa bağımlıydı. Bu büyük ölçüdeki patatesin ve etin büyük bir ölçüsü de Yunanistan' dan, uçaklarla giriyordu. 1970 li yıllarda 400 tona varan rakamlar... Güneşi çok zor gördüğünüz ülke, çok iyi ve kaliteli bir et üreticisi olan İngiltere, yurtdışından et alıyordu; hadi patates neyse! Ticaret bu olmalıydı; patatesi şu fiyattan istediğin kadar veririm ama yanında şu kadar da et alırsan! Her şey pek iyi de, o tarihlerde doğal yöntemlerle yetiştirilen patates ve etin deposu Türkiye ne yapıyordu? Niçin bu ürünler, Türk uçaklarıyla tonlarca getirilip İngiltere' nin beğenisine sunulmuyordu? Çok daha kısıtlı olanaklarına karşın Yunanistan bunu nasıl halletmişti? İşte Yunan patatese zam yaptığı için zincirin son halkaları da bindirim yapmış ve 14 kuruş olan bir ölçek patates 26 kuruşa, balık - patates 42 kuruşa çıkmış. Türk çocuğu farkında bile değil! İndirim olduğunda da böyle bir şeye alışık olmadığımdan irkildim herhâlde!

Gazeteler yazsaydı, televizyon söyleseydi, sokakta konuşulsaydı bilirdim. Çıt bile çıkmadı!

Çıt çıkmadıysa nasıl geriledi bu fiyat? İngiltere' nin doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine - olası ki her çeşit alışverişlerde, olası ki İngilizler - patatese dokunmamışlar. Depolarda bekleyen patates filizlenmiş. Hepsi atılmış! Zincirin bazı halkaları büyük zarar etmiş. Dışalım durdurulmuş. Dışalım ve dışsatımcı derhal indirim yolunu seçmişler. Son tüketiciye 12 kuruş olarak yansıyan ölçek fiyatı da yarı yarıya gerilemiş. Satış sıkıntısı çeken zincirin son halkası da sevinçle duvara yazı asarak müjdelemiş bu durumu...

Boğazıma bir şey tıkandı. Yutkundum. Düşündüm...    

" Dünyadan Sözde Soykırıma Tepki... Fransa Meclisi' nde kabul edilen, sözde soykırımın reddini suç sayan yasa teklifine tepkiler sürüyor. ( ... ) ", TRT haberine artı olarak Başkent Üniversitesi' nin hızla aldığı önlemler dizisini duyunca aklıma bende hayranlık uyandıran bu deneyim, çok güzel bu anı geldi.

: Alp ARPAD, Salihli, 13.10.2006                                                                                                                 Diğer bir ANI için

                            

Bir Önceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Bu yazarımız/Bu yapıt hakkında  Radyolu Dakikalar ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girisi Bir Sonraki Yapıt