www.sizedebiyat.com SiZedebiyat
ANI çekmecesi
Telif hakkı sahibi: Tülay İLARSLAN
RODIN ve OTOGAR
|
Son gün; bana yakışır şekilde yetişmeliydim. Eğer bu
sergiyi gezemeseydim, çok üzülecektim çok! Heykelleri pek sevmem aslında.
" O zaman neden gittin " diye sorabilirsiniz elbette. Bu dar zamanda son
anda da olsa yetişmeye çalışmak güç olduğu gibi, İstanbul’ un sevimsiz
yüzüne de göğüs germek yürek istiyordu zaten.
Son anda otobüse yetiştim. Yanıma aldığım bir Halil Cibran
kitabına gömüldüm. İki buçuk saatin sonunda Esenler Otogarı' na ulaştık.
Ah, işte otogarın o korkunç yüzü! Karanlık, ışıksız, dar tünellerden
kıvrılarak, sürünerek geçen otobüs bir yerlerde durdu. Eşimle karar
verdik, bu otogarın ruhu yok! Kim ya da kimler tasarladı acaba! İnsan
faktörünün hiç düşünülmediği kesin de, başka hiçbir faktörler de
düşünülmemiş gibi.
Bu şehir taşıyor; her yer bina, nasıl yaşıyor insanlar
burada? Bir insan seli, sokaklarda karışıklıkla akıyor. Arabalar da.
Mevsimi bile hissedemiyor insan bu karmaşıklığın ağında.
Nihayet
müze! Güzel bir bahçede kırk beş dakika kuyrukta
bekliyoruz. Güneş altında. İnsanlar sohbet ediyor. Çocuk arabasıyla gelen
anneler babalar, öğrenciler, asık yüzlüler, güler yüzlüler, çok
konuşanlar, sohbeti sevmeyenler... Herkes bekliyor ve kuyruk yavaş, yavaş
ilerliyor. Bu müzeyi yapanlar kuyrukta bekleyenlerin bulunduğu alana
birkaç güneş şemsiyesi ve birkaç masa sandalye koyma inceliğini neden
düşünememişler. Biraz sonra müzenin güvenlik görevlilerinin seslenişi ve
kendi çaplarında düzenleme yapma girişimlerindeki incelik ve hassasiyet bu
soruyu tamamen uzaklaştırıyor düşüncelerimden.
İçeri giriyoruz . Doğruca yazıların olduğu bölüme
koşuyorum. Eşim heykellerin diğer tarafta olduğunu işaret ediyor. Yok, ben
heykelden pek anlamam. Ben buraya Rodin’ in ruhunu tanımaya geldim. Onun
izlerine ait bir şeyler arıyorum. Bulduklarımı, hayâl ettiklerimle
karşılaştırıyorum. Ne kadarı örtüşüyor? Eksik parçaları tamamlamaya
çalışıyorum. Eskiden izini sürdüğüm bilgilere yenilerini eklemeye
çalışıyorum. Tüm ayrıntıları okuyunca sıra çizimlere ve heykellere
geliyor. Tek bir şey çıkarıyorum kabaca. Rodin ölüyü diriltmeye, yeniden
can vermeye çalışmış. Bunu yaparken suçluluk duygusu ve çağının kilise
öğretisinin ağırlığıyla çok ıstırap çekmiş olmalı. Ama iyi ki ona “
heykel yap ” diyen rahip Eymard' a kulak vermiş. Sergide önemsiz
bir ayrıntı gibi yer alan ama bence çok önemli bir hümanist olduğunu
düşündüğüm Eymard, bu yönlendirici, Rodin’ in kaba ellerinden
çıkabilecek bu olağanüstü yeteneği nasıl görmüş takdire değer doğrusu. Bu
arada kendimle ilgili bir şeyler yakaladığımı da itiraf etmeliyim.
Heykellerde görebildiğim, ölüm ve ölüm karşısında dev
adamın âcizane çırpınışlarıydı. Bana göre heykel hep ölüm kokar. Sevmemem
bundandır belki. Resim sanatı ve diğer dalların daha bir canlılık
taşıdığını, renk ve konu esnekliğine daha çok sahip olduğunu düşünmüşümdür
hep. En beğendiğim Victor Hugo büstü oldu. Nasıl da yakalamış kaşlarıyla
alnı arasındaki omega çizgisini; İşte ustalık bu!
Bir de en hoş görüntü, küçük çocuklara rehberlik ederek,
bilgi vererek, soru sorarak, resim yaptırarak sergiyi gezdiren genç
görevlilerin anlamlı çabaları idi. O çocukların verdiği yanıtlar ve
çizdiği resimleri zaman zaman ilgiyle izledim. Büyüklerin rüzgârı
eşliğinde kıpırdanan, eski taş eserlerin arasındaki taze yeşil otlar ve
çiçekler gibiydiler. Bahçenin yeşiliyle denizin mavisi çok güzel bir manzara
oluşturuyordu.
Dışarıya çıktığımda ayaklarım ağrıyordu. Dönüş yolundaki trafik ve köstebek yuvası gibi açılmış yollar, ayrıca yolun çok dar olması bana sıkıntı verdi. Yol kenarlarındaki kahve ve lokantalarda oturmuş, neredeyse yolun trafiğinin içine kadar karışan insanlar, şüphesiz ki Boğaz Manzarası' nın güzelliği için egzos dumanlarına ve gürültüye katlanıyorlardı.
Bu şehir can çekişmekte olsa da, hâlâ güzelliğini korumak
için çırpınıyor gibi geldi bana. Rodin’ i anlayan ve yönlendiren hümanist
gibi bir toplu irade söz konusu olsa… Zaten bu şehir içindeki doğal
güzellikleri saklamadan sergiliyor; üstü örtülmese bari çirkinliklerle...
|
" Edebiyat Atölyesi Pazartesi Çalışmaları " ndan: 104. haftanın 18.09.2006 / 24.09.2006 konusu: İKİNCİ YIL ŞEREFİNE KONU SERBEST
:
Tülay İLARSLAN,
Eylül2006,
İstanbul