www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü
ANI çekmecesi
Telif hakkı sahibi: Tülay İLARSLAN
ANILAR ve KİTAPLAR
|
" Vadim O Kadar Yeşildi Ki "
bir aralar başucu kitabım olmuştu.Kitabı elimden düşürmediğim o günlerde,
annemin çok canı sıkılmıştı. Onu ne duyuyor ne de ona yardım ediyordum.
Sonunda kızdı. Ben de ona kitabın kahramanının, bütün ömrünün mutfakta
geçtiğini, kitapta anlatılanın pırasalı yemek tarifi olduğunu ve bunu
beraberce deneyebileceğimizi söyledim. Biraz burun kıvırsa da beni kitaptan
ayırabileceği umudu ile kabul etti. Şimdi hoş bir anı olarak kalan bu
tecrübeyi annemle birlikte yaşamış olmam ne büyük bir mutluluktu.Annemi,
kitabı, mutfağı harmanlamak, onu da bu eserin içine dahil etmek. Daha sonra
yaşadığımız şehirde de kitaptakine benzer ne çok özellikler olduğunu
anlattım ona. O hiç konuşmadan dinlerdi. Beni dinliyordu aslında, sadece
benim için endişeleniyordu biliyorum. İngiltere' nin bir yerinde, geçmişte
olanlar onu pek ilgilendirmiyordu. Benim kitaplara dalıp uygun bir mutfak
eğitimi alamamam kaygılandırıyordu onu. Oysa ben ikisini de seviyordum...
Sonra televizyon geldi
her eve. Annemin artık o kadar çok eserin özetine ilişkin repertuarı vardı
ki televizyon programlarının hiç birini beğenmez oldu. Haklı olarak.
Torunları olup onlarla ilgilenirken, Atalay YÖRÜKOĞLU' nun kitaplarını okumaya başladık beraberce. Annem de babam da mükemmel uygulayıcı oldular. " Bunlar kendi çocuklarına aslında şimdi sahip olmalıydılar " diye içimden geçirmeden edemedim...
Yavaş,yavaş - ben
de büyüdükçe - daha da fazla konuda konuşur, tartışır olmuştuk. Ben
büyüdükçe annem de büyümeye başlamıştı gözümde. Lise ve üniversite
yıllarında annemle iletişimim, bambaşka, tatlı, eğlenceli, birlikte olmanın
zevk verdiği bir ilişkiye dönüşmüştü. Torunun bir tanesinin, mutfaktaki tüm
baharatları karıştırıp yeni bir baharat türü elde etme çabaları sonunda,
dökülüp saçılan hiç bir şeye itiraz etmez duruma gelen annem, beni
şaşırtıyordu.
Fakat, yine de ters
giden bir şeyler vardı. O zamanlar yazdıklarımı hiç onunla paylaşmaya
cesaret edemedim. Eski titizliğinin,yazıları okurken yüzündeki alaycı
bakışın ve suskunluğunun, izlerine rastlayacağım kaygısını taşıdım hep. Altı
yaşındayken, kedimiz Mercan' ın öyküsünü yazdığımda evdeki herkesin ilgisine
rağmen, annem oldukça soğukkanlı davranmıştı. Oysa o yıl bütün bir kış
boyunca, bana süt ve tereyağın geliş tarihlerini kaydettiği küçük defterde
ve mutfağın camının buharı üzerinde okumayı yazmayı öğreten oydu.
Daha sonraları Türkçe ve
Edebiyat öğretmenlerimin bazılarının, kalemimin kuvvetli olduğuna dair
birkaç cesaretlendirici sözü olsa da sonuç olarak bu alan pek de önemli
görülmüyordu okullarda. Başarabildiğimiz en önemli olay, okul gazetesi
hazırlamak olmuştu. Ama bir öğretmenimiz vardı ki - hâlâ yaşıyor mu
bilemiyorum - herkesin gönlüne okuma zevkini yerleştiren birisi; değerli
insan Gani AKARKUT. Nasıl unutulur? Öğrettiği her konu hâlâ yol gösteriyor
bana. Seçtiği güzel eserleri bazen, sadece okuyordu. Nefes bile almadan
dinliyorduk. Dilimizin ne kadar önemli olduğunu kavratmıştı bize.
Şimdilerde,sakladığım eski kitapları ara sıra çıkarıp, o güzel günlerin anısını kitapların kokusunda hissederek anmak mutluluk veriyor bana. " Potemkin Zırhlısı' nın sayfaları arasında kurutulmuş bir kır menekşesi, " Bitmeyen Kavga " nın sayfalarındaki elma suyu lekeleri," Heidi' nin kopuk sarı sayfaları ", " Seksen Günde Devriâlem " in son sayfasına attığım bitiriliş tarihin deki özenti, " Bin Bir Gece Masalları " nın kenarlarına çizilmiş kırmızı balıklar...
Bunların hepsi,
sessiz sedasız büyüyüşüme tanıklık etmişler. Ödüm kopuyor kaybolacaklar
diye!
|
" Edebiyat Atölyesi Pazartesi Çalışmaları " ndan: 93. hafta, 03.07.2006 / 09.07.2006 haftanın konusu: Edebiyat Yapmak üzerine
:
Tülay İLARSLAN,
Kırklareli
20.062006 - Turhal 17.07.2006