www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü
ANI çekmecesi
Telif hakkı sahibi: Alp ARPAD
İZLENİMLERİM 3
Başar Can Kişisel sayfası için
|
SiZedebiyat' tan daveti alınca çok heyecanlandım. İçimizden birisi bir şey yapacaktı! Onun başarısı bizim de başarımızdı. Ayrıca SiZedebiyatlı dostlarımla bir arada olma fırsatını yakalamıştım. Artan bir heyecanla yola koyuldum. Dinlenmeliğe doğru ilerlerken bazı dostlarımla karşılaştım. Onlarla karşılaşmaktan mutluluk duydum. Gözlerim yine de SiZedebiyat' tan arkadaşlarımı aradı. Karşılamayı yapan değerli grupdaşım Sayın Yakup Bey ve değerli eşi o ana kadar gruptan benden başka kimsenin, geldiğini belirtmediğini söylediler. Fuaye sohbetlerinden sonra salona geçtik. Konser salonunun, o çok iyi tasarlanmış, doğru malzemeler kullanılmış, yeteri kadar yalın, ilginç mimarisine yeniden kavuşmaktan, müziği yeniden koklamaktan büyük bir keyif aldım. Son oturuşlar, son kıpırdanmalar, öksürük kırıntılarını atma, boğaz temizlemeler, sahne görevlisinin son kontrolünden sonra sıfır sessizlik içerisinde Başar Can KIVRAK piyanosunun önündeki yerini aldı. Olabildiğince kontrollü, oldukça heyecanlı, kendine güvenen fiziğiyle, profesyonelcesine ilk tuşa dokundu Başar Can... Epeydir bir resitalde bulunmuyordum. Aileden birisinin çalması da buna eklenince, " kulağımın pası " nın gitmesi bir yana sanki sıfırlanmış oldu. Taze, yeni, dost notalarla yeniden dolduruyordum... Herhangi birini kritik edecek kadar müzik bilgisine sahip değilim. Zaten bu yüzden " İzlenimlerim " diyorum ya! Onlar üzerinde rahatlıkla konuşabilirim sanıyorum. Program oldukça ağır, icrası zor bir programdı. Hatırlamakta yarar var sanırım: Johann.Sebestian.Bach..........
Prelüd - Füg La bemol majör ( İkinci Kitap ) " Aksak Tartılar..." ı dinlerken zorlanır insan. Allah çalana kuvvet versin. Bach, Liszt, Chopin... Bana hep sek sek oyununu, bazen atlı çanını hatırlatan " La Campanella " da, Can' ın parmakları soyadına yakışır uygunlukta baştan başa piyanoyu dolaştı. Nedense Beethoven başladığında rahatladım. Debussy' de bol bol düşünme fırsatını yakaladım. " Klâsik Batı Müziği " nin yıllardır fark edemediğim bir yanını yakalamıştım sanki; bazıları iç hesaplaşmayı çağrışım mı yaptırıyordu? Ya da Başar Can mı sürüklemişti beni işin bu yönüne? Debussy' nin katkısı neydi bu gereksiz geri dönüşlere? O sırada Başar' ın Debussy' i yaşadığına, onun gibi hissettiğine şahit oldum. Son derece zarif, artistik hareketleri galiba bunu ispatlıyordu. Debussy, dinginliği müthiş bir şekilde yakalamakla kalmamış, bunu birebir, olağanüstü anlatmayı başarıyordu;sessiz haykırıştan sessizliliğin kendisine, vardan yoka bitmemiş son bir nota diyebilirim, " Et la lune descend sur le temple qui fut... " Ve Ölü Tapınağın Üzerine Ay Işığı Düştü "... Orda olmak istedim! Nedenini çıkışta Yakup bey söyledi: Debussy için derler ki, " Eserlerinde melodi yoktur; resim vardır! " Beethoven' da niye rahatladığımı galiba bulmuştum. Yılların benden götürdüklerine karşılık daha önce dinlemediğim bir yapıt da olsa, tınısından Beethoven' ı, Chopin' i, Debussy' i ayırt edebiliyordum. Bunu keşfedebilmem geceyi daha da önemli yaptı sanki... O gece başardı Başar Can. Önünde daha çok başarılı yıllar da olacak sanırım. Dinleyecek ve göreceğiz inşallah. Başar, Can... Yaşasın müzik! 18.09.2006, Pazartesi |
:
Alp ARPAD,
İzmir,
21.09.2006, 13:58,