www.sizedebiyat.com SiZedebiyat

BU YAPIT VEYA BU YAZARIMIZ İÇİN  DİLE GETİRİLENLER...

Tülay İLARSLAN

Kendi Kaleminden: Bahar mevsiminin en güzel ayında doğmuşum. Öyle söylerlerdi annem ve babam. Sabaha karşı. İki ablam o sabah, okula gitmeden önce beni hastahanede ziyarete gelmişler. Gözlerimin sürmeli olduğunu ve öyle doğmuş olduğumu anlatırlardı. Annem bunun doğal sürme değil, hastahanede sürülen bir ilâçtan kaynaklandığını söylese de ablalarım yıllarca " sürmeli göz " diye sevdiler beni. Benden epeyce büyük olduklarından küçük birer anne gibiydi, ikisi de. Bir de ağabeyim vardı ben doğunca pabucunun dama atıldığını sanan. Eh, biraz sıkıntı çekmiş olmalı. Arada bizi ziyaret eden anneannem, annem ve ablalarımla iyi bir ekip oluşturmuşuz anlaşılan. Fakat yaşıma en yakın ağabeyim olduğundan en renkli anılarım onunladır. Büyüme sürecinde çocukluğun tadını doyasıya yaşadım. Dönüp baktığımda daha iyi anlıyorum bunu. Bahçede babamın peşinde, mutfakta annemin yanında ve üç kardeşin yanında epeyce mutluydum. Yaşadığımız şehir, bahçeli evlerle doluydu. Dört tarafı güneşin her vaktinde başka renge bürünen, alçak dağlarla çevriliydi. İçinden geçen trenin sesi ovaya yayılır ve hayâllere dalmanızı kolaylaştırırdı. Daha ötelerde neler vardı acaba? Bu trenler nereye gidiyordu? Ovaya yayılan yalnızca tren sesi değildi. O zamanlar çokça bulunan parklardan yayılan müzikler, çocuk sesleri, büyük ağaçların rüzgârla birlikte dans ederken çıkardığı sesler ( şimdi yaşadığım yerde rüzgârla dans edemiyor ağaçlar çünkü rüzgârlar sert esiyor ve ağaçlar ihtişamlı değil ). İlkokulum evimin bulunduğu sokakta olduğundan çok şanslıydım. Bir gün bile okula geç kalmadım bu yüzden, hep neşeli uyanırdım sabahları ve kahvaltıdan sonra bahçeyi turlar, sonra giyinir giderdim. Öğretmenime tapardım her çocuk gibi. Onun düzeni, ciddiyeti,güzelliği, tutarlılığı olumlu izler bıraktı bende. Sonra ilkokul bitti ve çok uzaklara gittim bu bahçeye veda ederek.Çok zor oldu. Tatilleri bekledim hasretle, yıllar boyu. Ortaokul ve liseyi evimden ayrı okudum. Sonra üniversite. O da farklı bir kentte. Daha sonra da memuriyet. Ülkenin başka bir ucunda. Bu yıllar içinde şekillendim. Evin konforu olmadan yaşamaya alıştım. Sonra kendi ailem oldu. Kendi çocuğumu büyütürken bahçesiz, parksız ve kalabalıksız olmak beni çok sıktı. Değişim bu kadar ani olmamalıydı diye düşünmüşümdür halen de düşünüyorum. İşimi çok seviyorum çünkü bilinçli olarak seçtim. Ama her konuda böyle seçimler yapmak zor tabii. Hayatın akışında bir çok durum kendiliğinden gelişiyor. Öyle " önünüze çıkan fırsatları iyi değerlendirin " gibi safsatalara hiç inanmadım hayatta. En sevdiğim fıkra konserve açacaklarını unutup pikniğe giden kaplumbağaların fıkrasıdır. Hani fırsatların aksine bir durum olarak. Bir de " palyaço " fıkrası. Herkesi güldüren ama kendini güldürecek hiç bir şey bulamayan ( yine kendim buluyorum hayatın içinden beni güldürecek konuları ). İnsanların ve durumların mizahi gücü beni çok etkiliyor. Bir de oğlumun esprilerine bayılıyorum. Üç dört yıl önce radyoda bir türkü dinliyoruz yemek yerken " Bodrumlular erken eker ekini " isimli. Güldük, " niye acaba " diye. " Turistler görmesin ekinlerin zayıflığını " deyince, çok güldüm. Çok eski yıllarda Yeşilçam' daki bir filmin böyle bir konuda denetime uğradığını nereden bilebilir di ki? Çocuk zihniyeti ne yaratıcı! Şimdi uzun yıllar geçti çocukluğumun üzerinden.......Ama ben hâlâ çocukmuşum gibi bakıyorum hayata........belki böylesi daha kolay ...daha eğlenceli.... Sevgiler,  03.07.2006

                

Bir Önceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Radyolu Dakikalar ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girişi Bir Sonraki Sayfa