www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü

 ANI çekmeces

Telif hakkı sahibi: Fatma ÖZDİREK

TÜRKÇE’NİN GEÇMİŞİNE DOĞRU BİR YOLCULUK

II

I. BÖLÜM 09 Eylül 1994 - 26 Eylül 1994

II. BÖLÜM 27 Eylül 1994 – 17 Ekim 1994

27 Eylül 1994 – Salı

Sabah bozuk plaktan çıkan sese benzer bir müzikle eğitime başladı Çinli askerler; biz de uyandık. Rehberlerimiz giriş işlemlerini halletti, artık Kaşgar’ a doğru yol alıyoruz. Çin girişindeki ilk köyde, bir otağın ve onun çevresindeki insanların büyüsüne kapılıp fotograf molası veriyoruz. Dün akşamki toydan kalan atın başı otağın girişinde. İstediğim yerde fotograf çekebiliyorsam eğer, yolculukta karşılaştığım zorluklar beni fazla etkilemiyor. Kötü yolları arabanın paletleri ile aşıp, Torugard’ a ulaşıyoruz ve “ Kızılsu Oteli ” nde, tohum yastıkta uykuya dalıyorum.

28 Eylül 1994 – Çarşamba

Sabahın ilk sürprizi sabah jimnastiği ve trafiği oluşturan bisikletliler; insanlar, çoluk çocuklarıyla bisikletlerinin üstünde, özel arabalarındaymışçasına rahatlar. Kenti biraz dolaşıp, yeni bir sürü yiyecek keşfediyor, tıka - basa meyvelerle dolduruyoruz midemizi. Türkiye ile haberleşiyoruz. Öğle yemeğinde Çin mutfağını tanıdıktan sonra, Altuşi’ ye gitmek üzere yola çıkıyoruz. Smokinliden şalvarlıya, mini etekliden yüzü peçeliye, rengarenk ve donuk giysileri ile çeşitli insanlar, çeşitli renkte tenlerle… Fotograf makineleri coşuyor, biz coşuyoruz. 

29 Eylül 1994 – Perşembe

Hotan’ dan sonra Nurmil. Biraz ileride Taklamakan Çölü… Burada bütün çocukların dört - beş yaşına kadar pantolonlarının ağı açık, doğal yaşıyorlar. Anaları ise sere serpe oturuyor, kaç - göçten uzak. Ve bizden başka da bakan olmuyor. Yol kıyılarında özenle yetiştirilmiş; yaprakları çınar, boyu kavak benzeri bir ağacı çok sevdim. Bu ağaçlar ve pirinç tarlalarından sonra çöl başlıyor. Çöle girmeden hemen önce at ve karasabanın daha ilkeli ile insanlar toprağı sürüyor. Taklamakan ( gidilip dönülmeyen yer demekmiş )’ da kuma koşup, fotograf için ışık bekliyoruz. Gece çölde yıldızların altında yeme, içme, Çavuş arkadaşın mızıkası eşliğinde eğlence ve uyku…

30 Eylül 1994 – Cuma

Erkenden uyanıp, çölde gün doğumunu fotograflıyor, doğa ile bütünleşmenin mutluluğunu yaşadıktan sonra Taklamakan Çölü’ nü terk ediyoruz. Yollar bize sonsuz sürprizler sunuyor, hepsini seviyorum. Akşama doğru Yeken’ i keşfediyoruz; çok ilginç, Pakistan’ ın Quetta’ sına kardeş, birazcık donuk. Kaşgar’ a yaklaşık 70 km uzaklıkta Mustagata Dağı’ na ulaşmak için yol alıyoruz.

01 Ekim 1994 – Cumartesi

Karakurum Dağları olağanüstü. Kalakuli Gölü’ nün yanında konaklıyoruz, 3500 m’ de. Karşımızda görkemli zirveler, Mustagata zirvesi 7500’ ün üzeri. Hava bulutlarla kaplı, yağmur yağacak diye korkuyoruz, ama yanılmışız. Biraz sonra bulutlar gezinmeye, zirveler ise bize göz kırpmaya başlıyor. Böyle bir doğa bulunur da durmak olur mu? Başlıyor deklanşör sesleri. Ama o ne, soğuktan bütün makinelerin pilleri sıfırı tüketmiş! Yedek piller koşuyor imdada! Yaklar, yaban tavşanları, çift hörgüçlü develer görüp, Uygur’ dan çok Kırgız olan insanlarla tanışıp, onları karelere sığdırıyoruz. Bu insanlarla kendi dilimizde sohbet kurduğumuzu gören Alman turistler şaşırıyor; onlara dilimizin aynı kökten geldiğini anlatıyoruz. Yükseklik ve saat değişiminden yaşadığım sorunlar bile, eşsiz doğa ve insanları tanımak sayesinde vız geliyor bana. Artık Kaşgar’ayız, gezimizin en uç noktasında. Biraz kenti dolaşıp, otele yerleşiyoruz.

02 Ekim 1994 – Pazar

İlk işimiz yalnızca 50.000 esnafın tezgah açtığı Kaşgar pazarını keşfe çıkmak! Erkenden dört arkadaş gidiyoruz, ama henüz Pazar açılmamış, eşek - taksi ile otele dönüp, dün yolda tanıştığımız Türkiyeli Uygular’ dan kenti dolaşmak için yardım istiyoruz. Onlarla pazarı görüp, alışveriş yapıyoruz, akşam bir konsere gidiyoruz, ne yazık ki arabesk! Kaşgar’ da Çin’ deki en büyük dört Mao heykelinden birinin yanında ve daha bir sürü yerde fotograf çekiyoruz. Yeni damak zevkleri keşfediyoruz.

03 Ekim 1994 – Pazartesi

Sabah erken kalkıp güzel bir kahvaltı yapmaya hasretiz. Şiş kebap ile kahvaltı olur mu? Denedim, berbat. Artık Uygur ve Çin mahallesini keşfe çıkmalıyız. Nurhayat ile bütün kentte dolanıp, zanaatkârlar ile söyleşiyor, alışveriş ediyoruz. Uygurlarla Türkçe, Çinlilerle insan sevgisi dilinde anlaşıyoruz. Çinlilerin bol soslu, yeşillik ve mantarlarından yiyor, bizim hıyar dediğimiz kangualarına bayılıyoruz. 

04 Ekim 1994 – Salı

Kaşgar’ a gelmek olur da, güzel Türkçemizin üstadı Kaşgarlı Mahmut’ un kabri ziyaret edilmez olur mu? Ama bakımsızlıktan berbat bir durumda.

Bugün Kaşgar’ dan ayrılacağız; gidemediğimiz sokaklarını gezip, Çin ipeği ve porseleni; özellikle de Mao şapkası alıyoruz. Buranın sazı olan Ravab' a taktım, illaki almalıyım; yılan derili olanının sesinin iyi olduğunu söylüyorlar, bana ürkütücü geliyor… Bu nedenle tanıştığımız bir genç, konuştuğumuz ilk çağdaş kafalı Uygur. Hiç görmediği Türkiye hakkında da bir çok fikre sahip; Nurhayat ile onun düşüncelerine ve çocuksu gözlerine tutuluyoruz.

05 Ekim 1994 - Çarşamba 

Artık Sincan bölgesini ve Çin’ i terk ediyoruz. Kaşgar’ dan aklımdan çıkmayacak anılardan biri; insanların hem sohbet edip, hem de işini / çişini yaptığı on küsur kişilik tuvaletler! Bütün gece yol alıyoruz, yolda değişiklik yapılmış. Yükseğe çıkışta sağlık sorunlarım başlıyor, mide bulantısı ve nefes zorluğu. Gümrük çıkışımız kolay oluyor, rehberlerimizle vedalaşıyoruz. Kırgızistan girişinde beklerken, karlarda yatıp yuvarlanıyor, kartopu oynuyoruz. Öğleden sonra işlemleri bitirip, Atbaşı’ na doğru yola çıkıyoruz, ama polis bizi Atbaşı’ na sokmayınca, adeta açlıktan ölüyoruz. Yolda rastladığımız bir kadının tandır ekmeklerine saldırıp, ancak üç tane alabiliyoruz. Narin’ de polis bu sefer kent dışına bırakmıyor bizi, bir Türk lisesine götürüyor; burada yemek ve yatıya konuk olup, sonunda alışık olduğumuz türde bir tuvalet buluyoruz. 

06 Ekim 1994 - Perşembe

Okulun bir sınıfında 14 kişi uyukluyoruz. Bunca yorgunluktan sonra, ne keyif Tanrım, uzanarak uyumak, hem de temiz bir şeylerin içinde! Harika bir kahvaltı ve yeniden yollardayız. Derken, yine buralıların deyimiyle “ lastik pörtlemesi ”… Artık araba ile uğraşmaktan keyfimiz kaçtı. Issık Gölü’ ne şöyle bir bakıp, yemek yiyip, uzaklaşıyoruz; Balıkçı adlı kasabadan, Bişkek’ e doğru. Nowa - Pavlofka’ da Odabaşlar’ da konaklıyoruz. Ben berbat bir gribe yakalandım, ayağa kalkamıyorum.

07 Ekim 1994 - Cuma

Erkenden yola çıkmalıyız, fakat Odabaş ailesi bizi bırakmıyor, kıramıyoruz. Yaylada koyun kesilip, güzel bir ziyafetle ağırlanıyoruz. Arabanın sorunlarını halledip, gece yarısı yola çıkıyoruz.

08 Ekim 1994 - Cumartesi

Kırgız mı, Kazak mı, Özbek mi belirsiz bir sürü sınır geçip, akşama Semerkant’ a veriyoruz. Rengarenk medreseleri ile büyülüyor bizi bu kent, konuğuyuz onun. Gece otelde erkek arkadaşlarımıza konuk oluyor Nataşalar.

09 Ekim 1994 – Pazar

Sabah alelacele bir kahvaltı ve Registan Meydanı, büyünün bugünkü adı. Fotograf makinelerimizle güzellikleri donduruyoruz karelerde. Özbekler’ in Nasreddin Efendisini tanıyoruz, tablo gibi süslü pidelerinden yiyoruz. Ve akşam Türkmenistan yolundayız.

10 Ekim 1994 – Pazartesi

Amuderya’ yı öğlende geçtik ve Çarçov’ a ulaştık. Arabanın lastiği nefes aldırmıyor bize, sürekli pörtlüyor! Burada her şeyden vazgeçip, onunla uğraşmaktayız, usul usul da moralimiz bozulmakta. Akşam tesadüfen karşılaştığımız bir Türk Lisesi bekçisinin evinde konaklıyoruz, dört hatun; bir Türkmen evi görmenin mutluluğuyla. 

11 Ekim 1994 – Salı

Çarçov’ u dolaşıp, insanlarıyla konuşuyor, buradaki yaşamı anlamaya çalışıyoruz. 80 yaş üstündeki insanların çalıştığını görüyoruz. Arabanın sorununu halledemedik, bir Türk TIR grubu ile birlikte yolculuk etmeye karar veriyoruz. Ben ve bir arkadaşım, hem arabanın yükünü hafifletmek, hem de TIR' cılarla yolculuğu yaşamak için TIR' lardan birine geçiyoruz, Mary’ e kadar.

12 Ekim 1994 – Çarşamba 

Sabah Aşkabad’ a vardık. Elçiliğimizi bulup, İran geçişini sorduk, mümkün değil… Tek seçenek Hazar’ dan Azerbaycan ve Gürcistan üzerinden dönüş. Yollar? Eh birazcık ( ! ) tehlikeli; savaş var, eşkıya var. Kenti dolaşıp, akşama doğru yeniden düşüyoruz yollara. 

13 Ekim 1994 – Perşembe 

Sabahleyin Türkmenbaşı’ ndayız, Hazar Denizi geçişi için. Arabalı vapur ve gerekli işlemleri soruyoruz – ne kanun, ne nizam -dökülen Dolarlar bütün kapıları açıyor. Bir gecede geçiyoruz Hazar’ ı; üzerinde günbatımı ve gündoğumu yaşayıp, fahişelerin pazarlığını dinleyerek…

14 Ekim 1994 – Cuma

Sabah güvertede Hazar üzerindeki petrol platformlarının yanında açtık gözümüzü. Çok güzel bir kent Bakü. Vize formaliteleri ile uğraşıp, kenti dolaşıyor, fotograflıyoruz. Akşam Gürcistan’ a doğru son sürat yol alıyoruz, önümüzü kesen ne olduğu belirsiz silahlı kişilerle kovalamaca oynayarak, havan toplarının altından geçerek.

15 Ekim 1994 – Cumartesi

Sabahın köründe Azerbaycan çıkışı bin bir güçlük ve rüşvetle tamamlandı. Gürcistan’ a Kızılköprü’ ye geçtik. Kendimi Kakava şenliklerinde duyumsadım, panayırda gibiyiz. Asker mi, terörist mi belli değil, silahı ile oynayan sınır görevlileri; Doları bastırıp, onları da atlatıyoruz. Önce, Rustavi kenti aşağıda kuşbakışı beliriyor, sevmedim onu, özellikle kocaman çirkin binalarını. Ama Tiflis büyülüyor beni, nehri, nehrin üstündeki köprüleri ve sevimli mimarisi ile. Bir kilisesini fotograflıyoruz, endişe ve zamansızlığa rağmen. Acelemiz var dönüş için ve yollar çok tehlikeli, sık sık yakılmış arabalarla karşılaşıyoruz. Yollarda Türk TIRları, klâksonlaşıp, özlem gideriyoruz. Doğanın ve üretken insan elinin etkisi ile oluşan çevreden büyüleniyoruz, Batum’ a varırken. Ve artık Sarpi’ deyiz. Gümrük işlemlerini zorlukla atlatıp, Türkiye’ ye geçince, Sarp oluyor gümrük kapısının adı.

16 Ekim 1994 – Pazar

Artık, giderken bize pis gelip, döndüğümüzde temizliğine inanamadığımız ülkemizdeyiz. Yeni yerlerin keşfinden sonra, insanın sevdiği yerlere, sevdiği insanlara, sevdiği şeylere kavuşması, ne güzel…

17 Ekim 1994 – Pazartesi

Sabah 6’ da girdik İstanbul’ a, gezi yoldaşlarım saat 7’ de bıraktılar beni işyerimin kapısına. Böyle bir geziden sonra işe başlamak, ne iyi…

            ******* / ******* 

:  İstanbul,  Aralık 1994 - Fatma ÖZDİREK                                                                                                        Diğer bir ANI için

                            

Bir Önceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Bu yazarımız/Bu yapıt hakkında ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girisi Bir Sonraki Yapıt