www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü

 ANI çekmeces

 

Telif hakkı sahibi: Kaan KARAKUŞ

 

MİDYE DOLMA

 

Mayamızda, kültürümüzde, genlerimizde var paylaşmak.  

Şimdiki gibi görgüsüzlükten, " Altta mı kalacağım yahu" kaygısından değil ama. Öyle yetiştik, öyle büyütüldük " makûs bir tarihe " kadar. 

Karadeniz Ereğlisi’ nde deniz kenarında büyüdüm. İlk gençliğimde en büyük keyfim, dalıp midye çıkarmaktı. Naylon örme, renkli şeritli pazar çantaları vardı o zamanlar; sert, sağlam... Şimdiki naylon poşetler gibi değil. 

3 – 4 çanta doldururdum akşamüstüne kadar. Rahmetli anam, midyeleri eşit olarak apartmana dağıtırdı. Apartman dediğim, şimdiki gibi " dikey köy " değil tabii; on hane. 

Akşam yediden itibaren başlardı kapı çalınmaya...

Sevinç teyzeden midyeli pilav, Aynur teyzeden midye pilâki, Kemal amcadan midye tava...  Başkası olsa midye koymazdı belki ağzına hayatının sonuna dek.  

Ne midyeler midye, ne de malzeme kallâvi artık!  Oysa ben, çocukluğumun midye dolmalarının yakınından geçemese de ne zaman bir seyyar midye dolmacı görsem, bir tane Sevinç teyze için, bir tane Aynur teyze için, bir tane Kemâl amca için derken; " ahhhh nerede o eski maden suları " …  

Yakın tarihte midye dolmaların neden bu hâle geldiğini özetleyen bir anım da var. Eşin dostun dürtmesiyle çıkıyorum artık ben İstiklâl Caddesine geceleri. O da ayda yılda bir. Yine öylesine bir gece. Bardan çıkıyorum, eve gideceğim. Gideceğim derken, önce kendimi bulmak mecburiyeti var; beraber gideceğiz bulursam. Karnımın guruldadığını fark ediyorum bir ara, o an görebildiğim bir seyyar midye dolmacının tepsisine çark ediyorum. Tepsiye yanaşıp, alıyorum elime dolmaların birini. Almak derken, iki parmağınızın ucuyla tutabiliyorsunuz artık midye dolmaları. Çocukluğumda el doldururdu bunlar. Tamam, ellerim de çocuktu o zamanlar ama iyi biliyorum; biraz zorlasanız bu dolmalardan üçünü sığdırabilirsiniz o zamanki dolmaların içine. Bu arada Tepsicinin bir bakışı var ki “ sakın pazarlığa falan kalkışayım deme gecenin bu vakti, dalarım ” gibisinden. 

Sermayeyi bara yatırmışım, bütçe sınırlı, karın aç. Tepsici kararlı görünüyor ama klişe açılışı bir denemekte fayda var. Tepsicinin gözlerinin içine bakıp girişi yapıyorum; 

— Memleket neresi?  

Soruda samimiyet olmadığı açık tabiî ki! Yoksa bu sorunun samimi, mümkün olduğunca tiz ve şiveli bir sesle sorulanı makbuldür; “ melmeket nireeee ” gibi meselâ. Tepsici kararlı anlaşılan, pazarlık kapısını suratıma çarpıyor, bekletmeden ama beni asıl ayıltan, cevabı oluyor; 

- İstiklâl’ de Sivaslılardan başkası midye satamaz abi! 

Adam bunu bir de “ Ya İstiklâl, ya Ölüm” tonlamasıyla söylüyor ki kalakalıyorum elimde midye kabuğu. Öyle de bir duruşu var ki herifçioğlunun sanki midyeleri Zara’ da dalıp çıkarmış, Sivas - İstanbul otobüsünde pilâvını yapıp içlerini doldurmuş. Otogarda iner inmez de tepsisiyle İstiklâl Caddesinin yolunu tutmuş. 

Benim lodos yemiş denizanası gibi durakaldığımı fark ediyor tepsici, neden sonra: 

- Yesene  abi!

İştah kalmadı ki ne yiyeyim! Elimdeki kabuğu tepsinin kenarına bırakıp yediğim tek midyeciğin parasını uzatıyorum;

— Yok be gözüm, sağ olasın! Yolum bir ara Sivas’ a düşerse, yerinde yerim; taze taze…

: Kaan KARAKUŞ,  22 Ocak 2009, Ankara,                    Diğer bir ANI için

                            

Bir Önceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Bu yazarımız/Bu yapıt hakkında ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girisi Bir Sonraki Yapıt