www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü
ÖYKÜ BULVARI
Telif Hakkı Sahibi: Emel BAYKARA
PAYLAŞILAN YALNIZLIK
|
Gecenin üçü… Uyuyamadım. Salona geçip perdeyi kaldırdım. Etraf Zifiri karanlıktı. Dışarısı soğuk, rüzgârlıydı. Ağaçların dalları, bir oradan bir oraya kendilerini atıyordu. Bir adam balkonda oturmuş sigara tüttürüyordu. “ Bu saatte ne işi var? “ diye meraklanıyor insan ister istemez! Âşık mı acaba? Belki de borcu var, nasıl öderim diye düşünüyordur. Her şey olabilir sonuçta. İyi de benim bu gece ayakta ne işim var? Ben de âşık olabilir miyim? Belki de benim de borcum vardır? Balkondaki Beye bakarken aklımdan geçen bu düşüncelerim beni güldürdü. Evet, derdim vardı: yalnızlık! Saçları beyazlamış olan bu beyin de derdi yalnızlık olabilirdi. İçerde küçük oğlum ayıcığına sarılmış uyuyor. Belki yanımda çocuğum var ama ben yine de yalnızlaşabiliyorum. Kocam öleli tam üç sene oldu. O zaman hamileydim. Trafik kazasında kaybettim. Her akşam çıkıp gelecek sanıyorum. Annemle babam da çok yaşlı, kendilerine ancak yetiyorlar. Aman! Herkes yerinde sağ olsun. Çok isteyen oldu; oğlumu üvey baba eline bırakmak istemediğimden kabul etmedim. Hem rahmetli çok iyi biriydi; beni hiç üzmedi. Çok severdik birbirimizi. Çiçeksiz gelmez, bazen evin önündeki bahçeden koparır, yine de her akşam getirirdi. — Çiçeğe, çiçek yakışır! derdi. Ben de hemen onu öper, ceketini üstünden alır: — Hoş geldin, hayatım! derdim. Hemen yemek masasına otururdu. Daha yeni ısıttığım yemeklerden ikram ederdim. Yemekten sonra hemen bir kahve içmek isterdi. Ne televizyon açardı ne de başka bir şeyle ilgilenirdi. Sadece beni isterdi yanında. Birbirimize, “ Günün nasıl geçti? ” diye sorar, günün sorunlarını anlatır, dertleşirdik. Bu ayırdığımız zaman bize yeterdi. Ben kitap okurdum, o ise televizyon izlerdi. “ Ne günlerdi be! ” diye söylendiğimi fark ettim. Her şey geride kaldı. Hayat telâşesi işte! Çocuğumu büyütebilmek için çalışıyorum. Kocamın bir kitap dükkânı vardı; onu işletiyorum. İyiyim. Eşimin annesiyle babası bize hiç sahip çıkmadı. Bu evi, elimden almak istediler. Neyse ki, Serhat buna izin vermeyecekti! Evi benim üzerime yapmıştı. Bu arada karşıdaki Bey, dördüncü sigarayı yaktı. Benim de canım sigara istedi. “ İçerden gidip alıyım bari ” diye söylendim. Zehir olduğunu bile bile içiyoruz, insanoğlu işte! Akşamları zor geçiyor; sohbetini, güler yüzünü özlüyorum. Bazı zamanlar, üç yaşındaki oğlum Serhat’ a anlatamıyorum babasızlığını. İlk söylediği kelime, “ Baba ” idi. Dedesini babası sanıyor! Ben de ses etmiyorum. Ona, babasının bir melek olduğunu anlatmalı... Sabahın altısı oldu hâlde hâlâ ayaktaydım. Karşı apartmandaki Bey de uyumamıştı. Perde aralığından bakıyorum; beni fark etmediği hâlde sürekli benim tarafa bakıyor. Anlam verememenin şaşkınlığı içinde perdeyi kapatıyorum. Ağlıyorum… Ağlamaktan yorulup koltuğun üzerinde uyuya kalmışım. Karşı apartmandan gürültüler geliyor. Pencereden bakıyorum; bir kalabalık, bir kalabalık… Bir tabut, cenaze arabasına konuyor. Koşturuyorum dışarıya. O kalabalıktan birine irkilerek sanki duymak istemeyeceğim bir soruyu soruyorum: Ölmüş!.. Arabanın yanında durup ağlıyor. Kalabalığı yararak yanına gidiyorum, “ Başınız sağ olsun! ” diyorum. “ Kızım… ” diyerek sarılıyor; ağlaşıyoruz. Ben o hüzünle eve dönüyorum hemen. Meğer eşi vefat etmiş; uzun zamandır hasta yatıyormuş. Yine o sinsi kanser! Biraz içim rahatlıyor gibi olsa da üzülüyorum. O kadar kederli sigara içişinden sonra kalbinden rahatsızlandı sanmıştım! İkimizde artık her akşam yalnızız; Akşamüstü yalnızlıklarında... |
" Edebiyat Atölyesi Pazartesi Çalışmaları " ndan: 181. haftanın 10.03.2008 / 16.03.2008 konusu: AKŞAMÜSTÜ YALNIZLIKLARI
:
Emel BAYKARA,