www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü
ÖYKÜ BULVARI
Telif Hakkı Sahibi: Yeşim ESEMEN
KİMLİĞİ PEMBE
|
Nüfus Müdürlüğü’ndeyim. Saat 16:15. Elimde, bağlı olduğum muhtarlıktan aldığım, Kimlik numarası işlenmek üzere nüfus cüzdanı değiştirme talep belgesi. Üzerinde yeni bir fotoğrafım yapışık. Mevcut nüfus cüzdanım, Kimlik / vatandaşlık numaram ve muhtarlıktan aldığım belgeye yapıştırılmış olan fotoğrafımın bir eşiyle, bankoya yaklaşıyorum. Bankoya en yakın, arkası dönük ve konuşmakta olan görevliye yöneliyorum. Bir müddet bekliyorum ama maç sohbeti devam ediyor. Mesainin bitmesine de az var.
- Pardon, yardımcı olabilir misiniz lütfen? Nüfus cüzdanı yenileme…..
Memur kolundaki saati, bu saatteki bir başvuruyu lütfen kabul ettiği mesajını taşıyan bir yüz ifadesiyle birlikte görüş alanımın içerisinde bir süre tutuyor ve sözcükleri dilinin üstünde yuvarlamak bu kez ağır geldiğinden mi, yoksa biraz da beden dili kullanımı ile ilgili pratik yapma tercihinden mi nedendir bilinmez, beni az ötedeki diğer görevliye aktarma işini, işaret parmağına, başına ve mimiklerine yüklüyor… Diğer memurun masasına yöneliyorum ve evraklarımı uzatıyorum. Muhtarlıktan aldığım talep belgesinin üzerindeki fotoğrafıma bakarken, sanki yüzünde huzursuz bir ifade seziliyor. Aynı olan diğer fotoğrafa da bakıyor, arkasını çeviriyor, önüne bir daha bakıyor. Elindeki fotoğrafım bu bakışlardan bolca nasibini alırken, bir başını kaldırma mesafesinde karşısında duran suratım, en azından fotoğraftaki çehre ile gerçeğini karşılaştıracak kadar anlık bir bakışa mahzar olabilmek için daha bekleyecek anlaşılan… Bu düşünceler içerisinde gözlemlerimi sürdürürken;
- Bu fotogıraf vesikalık deeyil hanfendi, arkasında seri numerosu da yok!
sesiyle birlikte karşılıklı diyalogumuz başlıyor:
- Evet haklısınız beyefendi, o, fotoğrafçıda çektirilmiş ve arkasında seri numarası olan bir fotoğraf değil, dijital fotoğraf makinesi ile çekilmiş ve bilgisayara aktarıldıktan sonra vesikalık fotoğraf boyutunda fotoğraf kağıdına basılmış bir fotoğraf ancak, nüfus cüzdanı ile aynı işlevi gören yani kimlik belgesi olarak da kullanılan sürücü belgesine basılan, hani bilirsiniz ya, o foto şıp - şak çekimli fotoğraflardan da çok daha net ve düzgün bir fotoğraf.
Bir çırpıda kuruverdiğim bu uzun cümlenin ve aldığım derin soluğun ardından, bakışlarıma olabildiğince soğutulmuş bir ifade, dudaklarıma da olabildiğince ısıtılmış bir tebessüm yapıştırarak, tam gözlerinin içine içine bakıyorum karşımda oturan memurun.
-
Magalesef bu fotogırafı kullanamayacağız. Yeni bir
fotogıraf ile muhtarlığa başvuracan. Yeniden nüfus cüzdanı talep kağıdı alıp, fotogırafın bir eşi ile tekrar gelecen-siniz. Cümlesini noktayı koyar bir edayla sonlandırıp, evrakları ve fotoğrafımı, bana geri vermek üzere toplamaya girişiyor.
Sakin, kibar ama, gülümserken ısıran bir ses tonu ve vurguyla, sözcülerin
üzerine basa basa devam ediyorum;
- Hanfendi bu fotogıraf olmaz! Süzen kaçamak bakışların ardından gözlerini hemen uzaklaştırıp, başını çeviriyor. Ayak parmak uçlarımdan yukarı doğru yükselmeye başladığını hissettiğim bir öfke dalgası bedenim boyunca hızla yol alıyor… “ Hayır, hayır kontrol bende olmalı ( ! ) öfkeme yenilmemeliyim, gülümserken ısırmaya, ısırırken gülümsemeye devam etmeliyim.. ” telkiniyle, önce hafiften alaycı bir tebessüm yerleştiriyorum dudaklarıma ve sonra;
- Tabii bu arada, arka fonu beyaz, yüzü kapalı değil ve profilden de çekilmemiş. Her şey olması gerektiği gibi yani.
Sinirlenir gibi oluyor hafiften. - Hanfendi bu fotogıraf uygun deeyiiil diyorum!!! Anlamıyon musun-uz? Arkada seri numerosu da yok!
Bense, sesimi sarıp sarmalayan aynı ısırgan tebessüm ve kibar tonla;
-
Beyefendi, siz fotoğrafın arka yüzü ile
mi yoksa ön yüzü ile mi ilgileniyorsunuz? Ayrıca seri numaraları, fotoğraf
kesilip kimlik belgesi üzerine yapıştırılınca, görülmez oluyor zaten.
Biran tereddüt eder gibi oluyor, sonra oturaklı bir açıklama bulmuş olmanın
sesine yansıyan tok tınısıyla:
-
Bu fotogıraf zaayıf kağıda basılmış, fotokopi gibi de sankim.
Seri numerosu da yok! Dilimin ucuna gelen; “ anlaşıldı, seri numarasına takıldık ( ! ), bakalım nasıl ilerleyeceğiz ( ? ) ” cümlesini dışarıya dökülmeden önce yutup, bir güzel de yutkunup, sabırla devam ediyorum:
- Size az önce de açıklamaya çalıştığım gibi bu, dijital fotoğraf makinesi ile çekilip bilgisayara aktarılmış ve oradan da parlak fotoğraf kağıdına basılmış bir fotoğraf. Fotoğraf stüdyosunda çektirilmediği için arkasında da seri numarası yok, doğal olarak. Ayrıca kağıt kalınlığının vesikalık fotoğraf kağıdından biraz ince olması da sizin işinizi kolaylaştıracak bir unsur bana kalırsa. PVC ile kaplanacak olan kimliğin üstüne yapıştırılırken, kalınlık yapmaması için kağıdın bir katını sıyırma zahmetinden sizi kurtaracak çünkü. Bakın yan masadaki hanımefendi tam da bir katını sıyırıyor elindeki bir başka fotoğrafın. Seri numarası filan da kalmıyor ortada. Siz de aynı işlemi uygulayacaktınız zaten, öyle değil mi?
Sıkıntılı bir ifadeyle saatine bakıyor. Birden, bu köşeye sıkıştığı diyalogdan kurtulmanın yolunu bulmuş olmanın rahatlığı dolaşıveriyor sanki yüzünde ve alelacele evraklarımı ve fotoğrafı bana uzatarak;
-
Hanfendi ısrar etme yin-iz lütfen! Bu
fotogıraf uygun deeyiiiiil !!!
Arkamdan sesleniyor; - Arkasında seri no olacak ha, unutma!...
İki gün sonra, aynı Nüfus Müdürlüğü’ndeyim. Saat 14:15. Elimdeki zarfın içinde; üzerinde yeni çektirdiğim fotoğrafın yapıştırılmış ve mühürlenmiş olduğu, bağlı bulunduğum muhtarlıktan aldığım yeni bir talep belgesi, kağıdı tok ve arkasında seri numarası baskılı aynı fotoğraftan bir tane daha, nüfus cüzdanım ve TC kimlik numaram. Hepsi tamam! iki gün önceki aynı memurun önüne doğru yaklaşıyorum. Önümdeki bir kişinin işlemini yapıyor. Bekliyorum, özellikle o memurun işini tamamlamasını bekliyorum. Merakım sadece maksadı bilmek üzerine…
- İyi günler, nüfus cüzdanımı Kimlik numarası ile yenilemek istiyorum.
Başını hiç kaldırmadan, elindeki zarfın içine bir şeyler yerleştirmeye devam ederken;
-
Muhtardan talep kağıdı neyin aldın mı? Yeni bir fotogırafın da
olacah. Hiç yanıtlamadan sessiz kalıyorum. Bir zahmet başını kaldırıp, yüzüme bakarak konuşur belki o zaman. İçimde bir hınç, bir içerleme, bir karşı çıkış, bir.. bir..ne bileyim sanki bir çeşit ayaklanma hali… nedense?
Nasıl da köşeye sıkıştı beni boşu boşuna uğraştırırken.. hem o fotoğrafı da
pek ala kullanabilirdi ama seri numarasına taktı bi kere..
Elime bir numaratör alıp o fotoğrafın arkasına bir seri numarası bassam
mesela, o fotoğraf kullanılabilir mi olacak(?) ne değişecek(?)
Ben zihnimin içinde gezinirken başını kaldırıyor, düşüncelerime sırıtırken yakalanıyorum… Hemen yüzüme maskemi takıp, önceki nadanlığımla;
- Buyurun, işte bütün evraklar burada, arkasında seri numarası olan yeni fotoğrafım da zarfın içinde.
Gözlerinden belli belirsiz bir gölge geçiyor. Hatırladığı kesin! Başını tekrar masaya eğip evrakları şöyle bir gözden geçiriyor, fotoğrafımı eline alıyor bakıyor, arkasını çeviriyor, bir müddet elinde tutuyor. Kağıdın tokluğunu da hissetmiş olmalı. Tekrar önünü çeviriyor, fotoğrafa bakıyor. Suratında yine sıkkın bir ifade. Bana doğru dönüp, başını yukarı kaldırıyor:
-
Bu fotogıraf olmaz! Hiç beklemediğim bu cümleyi duyunca, şaşkınlığımın yüzüme ve sesime bir tokat gibi yapışmasını engelleyemiyorum.
- Ne demek olmaz? Nasıl yani? Neden olmuyor şimdi bu fotoğraf?
- Bu fotogıraf geçen gün getirdiginin benzeri.
Artık, öfkemi kontrol edebilme eşiğimi aştığımı hissediyorum…
- Siz ne diyorsunuz Allah aşkına!!! Bu fotoğrafı yeni çektirdim, üstelik fotoğraf stüdyosunda. Kağıdı kalın ve tok, fonu beyaz, arkasında seri numarası da var. Daha ne istiyorsunuz? - Bu fotogıraf nüfus cüzdanına konulmaz! - Nedenmiş o? - Dedim ya, geçen gün getirdigine benziyo.
Zihnim de sorular birbirini kovalıyor… Ne demek istiyor şimdi bu adam( ? ) Önceki fotoğrafıma benziyor da ne demek ( ? ) Elbette benzeyecek, her ikisi de benim fotoğrafım; birbirine benzeyecek; bana benzeyecek ( ! ) ... Başkasına benzeyecek hali yok ya ( ! ) Hem bu, “ sen ” diline terfi etmek de ne oluyor ( ? )... Benimki de laf işte, “ siz ” dilini kullanmayı becerebiliyordu sanki… Anlaşılan onunla aynı dilden konuşmam gerek.. diğerini anlamıyor çünkü…
- Bak bey amca, beni daha fazla oyalamayı bırakın ve işinizi yapın siz!!! Hem de hemen!!! - Yav... şey... Hanfendi, bu fotogıraf nüfus kağıdına yakışıyo mu sence? Sankim düğünde çektirilmiş.
Birden beynimde bir şimşek çaktı, ardından gürleyen kahkahalarla sinirlerim boşaldı… Zembereği boşalan kahkahalarımın arasında, düşünceler zihnimde uçuşuyor… Sinir krizi geçirmek bu olsa gerek!!!
Meğer bey amcanın “ uygun deeyiill !! ” deyip durduğu; bir ruj ve rimelden oluşan makyajımla, kulağımda bir çift küpe, boynumda ince bir kolye ve askılı bir bluzla çektirdiğim her iki fotoğraftaki kılık kıyafetimmiş…
“ Digerine benziyo ” söyleminin satır arasındaki mesaj da buymuş demek… Her iki
fotoğrafın da benzer “uygunsuz.. ” bir görselliğe sahip olması yani…. Önceki fotoğrafın, asıl kabul görmeme sebebi de bu o halde… Seri numarası falan hikâye…
Biri İstanbul’ un Ağustos sıcağında, diğeri Kasım ayının bu pastırma yazında,
saçlarım tepemde bir tokayla tutturulmuş, üzerimde askılı bir bluz ve pamuklu
kumaştan bir pantolonla dolaştığım bir mevsimde çekilmiş bu iki fotoğraftaki
bu gündelik ve olağan görüntüyü, ancak kafasındaki düğün ortamına oturtabilmiş
demek…
Bu resmen taciz! Hem de “ resmen ”…
Nüfus cüzdanıma yapıştırılacak fotoğraftaki giyimim, kuşamım, görünüşüm konusunda, bu zat - ı muhteremin icazetini almam gerekiyor, öyle mi? Kahkahalarım, gözlerimde biriken ıslak bir öfkeye dönüşüyor… Döküldü dökülecek…
Tam önümde, masanın üstünde duran makası kapıp alıyorum, bir hışımla.
Gözlerimde biriken öfkeyi; sıkı, sımsıkı, taş gibi bir kartopuna
dönüştürüp, yüzüne fırlatıyorum.
Biran gözleri büyüyor. Biraz korku, biraz hayretle, en fazla da şaşkınlıkla
bana bakıyor.
Elinde tuttuğu fotoğrafımı da çekip alıyorum, kimlik üzerine yapıştıracağı
boyutta kesip küçültüyorum, üstten, yanlardan, özellikle de alttan.
Sadece yüzüm ve boynumun bir kısmı görünüyor artık.
Eline tutuşturuyorum fotoğrafımı ve artık hiç de kontrol etmeye çalışmadığım
çınlayan bir sesle; - Bey amca, al bu fotoğrafı hemen oraya yapıştır ve kimliğimi ver bana!
Başını bir sağa bir sola sallayıp, kendi kendine bir şeyler mırıldanıyor. Kimlik bilgilerimi yeni bir pembe nüfus cüzdanı kartonu üzerine doldurup üzerine, kesip ufalttığım fotoğrafı yapıştırıyor. Damgalıyor, PVC kaplama makinesinden geçiriyor, kenarlardaki plastik kalıntılarını kesip düzeltiyor ve masanın üstüne koyuyor. Eski nüfus cüzdanımı eline alıyor, gözümün önünde kesip imha ediyor. Muhtardan aldığım değiştirme talep belgesini dosyaya koymak üzere, önünde duran kara kaplı, hantal ve şişkin bir klasörün kapağını açıyor. Biraz ilerde duran delgeçe doğru uzanıyor...
Bekliyorum.. Öfkem gözlerimde, öfkem burnumda, öfkem dilimin ucunda bekliyorum… Bekliyorum… Bekliyorum… Ve nihayet, üzerinde Kimlik numaram yazılı yeni nüfus cüzdanımı bana uzatıyor. Çekip alıyorum elinden kimliğimi. Kimliğimi elime alıyorum…
Kimliğimin öyküsü de kendisi de bu işte; bir adet pembe nüfus cüzdanı sahibi… Kadın ( ! ) … |
:
Yeşim
ESEMEN,
İstanbul, 18.Şubat.2005, 19:14