www.sizedebiyat.com SiZedebiyat
KÖŞE YAZILARI caddesi
Telif Hakkı sahibi: Mehmet UHRİ
AÇIK KAPI
Hayatı anlamaya ve anlatmaya çabalayanlar için her zaman bir açık kapı vardır
SAHİPSİZ MAKAS
|
Israrla taburcu olup gitmek istiyordu, hastamız. “ Beni neden getirdiniz buraya, beni doktoruma geri götürün ” diye kızına ve karısına söyleniyordu. Huysuz görünse de servisteki diğer hastalar ile ilişkilerinden öyle biri olmadığı anlaşılıyordu. Servis şefimiz iki gün daha kalması için zor ikna edebilmişti. O akşamüstü hastamızı odasında bulamayınca kaçıp gitmesinden endişe edip telâşlandım. Bir süre sonra bahçede olduğu haberi geldi. Yanına gittiğimde hastanemizin bahçıvanı ile lâflıyordu. Güneş batmış, hava kararmaya yüz tutmuştu. Serin olmadan içeri girmeyi teklif ettim. İtiraz etmedi. Bahçıvanla el sıkışırken, “ Dediğimi yapacaksın değil mi? ” dedi. Bahçıvanımız hastanın omzuna dokunup, “ Merak etme, beyim. Bu benim işim ” diye yanıtladı. Bahçeden binaya girerken hastamızın dönemin tanınmış sosyete terzilerinden olduğunu ve servis şefimizle çocukluk arkadaşı olduklarını öğrendim. Seri giysi üretimleriyle birlikte terzilik mesleğinin sonunun geldiğinden, dükkânın masraflarını bile zor çıkardığından söz etti. - “ Çok çalıştın, biraz dinlen " dendiğinde, dinlenmek için ayağa kalkan aykırı bir meslek grubuydu terziler! Ölçü alması, kesmesi, dikişi, telâsı, astarı provası hepsinden anlardık. - Sonra ne oldu? - Seri giysi üretimiyle beraber bizim meslek öldü. Şimdi yine aynı ürünler yapılıyor ama o ürünü yapan fabrikalarda çalışanlar terzi olmaktan çıktı. Kullandıkları makineyle anılan yaratıklara döndüler. Makaslar sahipsiz kaldı, anlayacağınız. Koridoru yürümüş, asansörün gelmesini bekliyorduk. Ceketimi eliyle yokladı. Kumaşına, astarına baktı. “ Kumaşı gösteren astarla, arasına konan telâdır. Ceketinin kumaşı iyi ama telâsı tutmamış Doktor Bey. Eskinin usta terzileri böyle bir ceketi giydirmektense zararı göze alır, yeniden dikerdi ” dedi. Bozulduğumu görünce sırtımı sıvazladı. Koluma girdi, asansöre bindik. Servise çıkana kadar konuşmadı. Servisin kapısında durup biraz soluklanmak istedi. Memleketimi, kaç yıllık hekim olduğumu sorguladı. Bir süre camdan dışarı baktı. - Sizin meslek de terzilik gibi yavaş yavaş yok oluyor Doktor Bey. - Doktorluk için mi söylüyorsunuz? - Evet, doktorluk da terzilik gibi seri üretimle kaybolup gidiyor, görmüyor musunuz? Anlamamış gibi yüzüne bakmış olacağım ki, açıklama gereksinimi duydu: - Eskiden hekim dediğin insana bütün olarak bakar, teşhisini koyar tedavisini verirdi. Hastaneye yatsa bile hep aynı hekimle muhatap olurdu. Hekim dediğin insana bakardı. Şimdilerdeyse hastaneler fabrikaya döndü. Hekimler de hekimliği unutup kullandıkları cihazla anılır hale geldi. - Bu kanıya nasıl vardınız? - Örnek mi istiyorsunuz? Geçen gün mideme boru sokup bakan doktora ayağımdaki tırnak batmasını gösterdim. “ Kusura bakmayın yardımcı olamayacağım, ben endoskopistim ” yanıtını aldım. Daha bir sürü örnek verebilirim. O yüzden durmak istemiyorum hastanenizde. Beni tanıyan bilen doktoruma gitmek, ondan gelecek şifayla yetinmek istiyorum. “ Ama burası çok daha gelişmiş sağlık hizmeti veriyor. En ileri teknolojiyi kullanıyor, haksızlık ediyorsunuz ” diye üsteledim. Yüzünü ekşitip, ceketimi gösterdi: - Ceketinin kumaşı, astarı, kesimi, dikimi iyi görünüyor ama ekipten biri telâyı düzgün yapamayınca ortaya çıkan ürün böyle çirkin oluyor. Herkes kendine düşen işi iyi yaptığı için üstüne alınmıyor; telâyı kötü yapan da bir mazeret buluyor elbet! İşte sizin hastane de böyle çalışıyor. Ben de telâcıya haksızlık etmiş oluyorum öyle mi? - Peki, siz ne istiyorsunuz? - Ben terziyim. Diktiğim ürün ne olursa olsun başından sonuna ne yaptığımı bilir, önce kendime beğendirir öyle sunarım müşterime. Hekimimi de öyle isterim. Ama devrin değiştiğini de görüyorum. Yaptıklarım size teslimiyet, mağlubiyeti kabullenmek, teknolojiyi inkâr gibi gelebilir ama bu bedeni bütün olarak sahiplenip tedavi etmeye çalışacak hekim arıyorum. Hâlâ eski usûl kıyafet diktiren, terzisini bırakmayan müşterilerim gibi olmak istiyorum. Var mı ötesi? Odasına vardığımızda halsizleşmişti. Terliklerini çıkarıp uzanmasına yardımcı oldum. Teşekkür etti. Odadan çıkarken geri dönüp “ merakımı bağışlayın, az önce bahçıvanımızdan ne istemiştiniz? ” diye sordum. Biraz mahcup ifadeyle gülümsedi. Bahçeyi gösterip “ Bu mevsim Erguvan mevsimi. Bahçenizde Erguvan ağacı olmadığını gördüm. Olsaydı çiçekleriyle hastaların ruhunu aydınlatırdı. Bahçıvana erguvan fidesi alıp bahçeye ekmesi için biraz para verip ricacı oldum ” dedi. İki gün sonra kendi isteğiyle taburcu oldu, hastamız. Yıllar geçti, onu bir daha görmedik. Telâsını beğenmediği ceketi o günden beri giymiyorum. Ama bu yıl bahçemizin bodur erguvanları her zamankinden daha erken durdu, çiçeğe. Nedense bahar erken geldi, bu yıl… |
:
Mehmet
UHRİ,
İstanbul, 12.04.2006 Diğer bir
"
köşe yazısı için "
için