www.sizedebiyat.com SiZedebiyat
KÖŞE YAZILARI caddesi
Telif Hakkı sahibi: Mehmet UHRİ
AÇIK KAPI
Hayatı anlamaya ve anlatmaya çabalayanlar için her zaman bir açık kapı vardır
BEDELLEŞEBİLDİK Mİ?
|
Yoğun geçen bir Pazar nöbetinde elinde bir tepsi börek ile çıktı geldi. Dinç duruşuna aldanmak olasıydı ama sanırım yaşı seksenin üzerindeydi. Bembeyaz saçlarına, buğday tenine, mavi yeşil gözlerine bakılırsa zamanında hayli gönül yakmış bir bayandı. Kısa bir süre önce fırından çıkarıldığı kokusundan anlaşilân böreği tabaklara servis yapıp acil servis personeline dağıtmaya başladı. Acil servisin tüm personeline ulaşma ve tepsisini alıp gitme telâşındaydı. İleri yaşına ve nefes nefese oluşuna bakıp biraz soluklanmasını rica ettik. Oturdu. Hemşire arkadaşlar servisi yaparken biraz lâfladık. Hastanemizin yakınlarında yalnız başına yaşadığını, birkaç hafta önce safra kesesi sancısı ile acil olarak hastanemize başvurduğunu, gecenin ilerlemiş bir saati olmasına karşın acil servis personelinin ilgisinden çok memnun olduğunu öğrendik. Hastaneye geldiği gün yanında kimsenin olmamasına karşın servis personelinin gösterdiği ilgi ve desteğe teşekkür etmek için iyileştikten sonra börek yapıp getirme sözü verdiğini anlattı. Samimiyetimiz arttıkça konuşulan konular da renklendi. Hanımefendinin bir mübadele çocuğu olduğunu öğrendik. 1924 Lozan anlaşması sonucu Anadolu ve Rumeli halkları arasında yaklaşık bir milyon insanın yer değiştirmesiyle sonuçlanan gayrimüslimlerle Müslümanların takas edildiği süreci ailecek yaşamıştı. Midilli adasından Ayvalık’ a zorunlu göç etmişlerdi. Konuştukça açıldı; - Adına mübadele dediler. Bizlere de mübadil. Anlamı da bedelleşmeymiş sanırım. Yaşadığımız topraklar ile göç ettirildiğimiz topraklar arasında karşılıklı bedelleşme yapılacağı söylenerek göç ettirildik. 1969 yılına kadar da doğduğumuz toprakları ziyaret etmemiz bile yasaklandı. - Geride bıraktığınız ev ya da arazi gibi bir arazi vermediler mi size? - Oğlum biz Ayvalığa geldik. Nüfusunun hemen tamamı Rumlardan oluşan ilçe tümüyle boşaltılmıştı. Hiç ama hiç kimsenin olmadığı bir kente yeni sakinleri olarak yerleştirildik. Hepimize ev, arazi ve fert başına elli adet zeytin ağacı verildi. Gelenlerin çoğu zeytini ilk kez görüyordu. Ağaçları kesip yaktılar ya da yok pahasına sattılar. Toprak Rumeli toprağı gibi verimli değildi. Rum evlerine de alışamadık. Üstelik kimse kimseyi tanımıyordu. - Peki, sonra ne oldu. Adil bir bedelleşme olmadı mı? - Yaşadıklarımıza kimse inanamıyordu. Geride bıraktıklarımızın ev, tarla, toprak yanı sıra doğup büyüdüğümüz kent, insanlar, komşularımız olduğunu buralara gelince fark ettik. Yanımıza alamadığımız eşyalarımızın bir kısmını emanet olarak verdiğimiz komşularımızı nasıl unutabilirdik ki! Evi, tarlayı, toprağı bedelleştirebildiler belki ama doğduğumuz yerin, havasını, suyunu nasıl bedelleştireceksin. Hatıralar bedelleşebilir mi be oğlum? Gözleri dolmuştu. Yutkundu, bir süre konuşamadı. Bizler sessizliği bozmaktan korkup sözlerine devam etmesini bekliyorduk. - Bitkiyi kökünden sökerek toprağından çıkar götür bir başka toprağa ek, suyunu ışığını ver yeniden yaşamasını bekle. Birçoğumuz köklenip yeniden yeşermeyi beceremedi bu topraklarda. Yavaş yavaş solup gittiler. Bizler Ayvalığa yakın bir adadan geldiğimiz için daha kolay uyum sağladık. - Burada yaşayanların yardımı olmadı mı sizlere? - Tam tersine bizi gâvur tohumu olarak görüp içlerine bile almadılar. Başlangıçta neredeyse mezarlıkları bile ayırmaya kalktılar. Pazarlarımız bile ayrıydı. Sonraları bizim çocuklarımız onların çocukları ile kaynaşmaya başladı. Umarım bu ayırımı torunlarımız yaşamaz. - Çocukların yok mu teyzeciğim? Kim bakıyor sana? - İki oğlum var. Okuyup üniversite bitirdiler. İkisi de çalışmak iş bulabilmek için uzak illere gittiler. Yalnız yaşıyorum. Bazen bayramları geliyorlar yanıma. Hatırlıyorum da bizlere mübadele ile özgür olacağımız söylenmişti. Gideceğimiz topraklarda hür yaşayacaktık. Kendi toprağımızı ekip, biçip geçimimizi sağlayacaktık. Bizleri zorla söküp attılar o topraklardan. Ama şimdilerde durum daha farklı… - Nedir farklı olan? - Çocuklarım da bir anlamda göç edip büyük şehre yerleştiler. İş bulmak, para kazanmak, geçinebilmek için gittiler. Onlara “ para kazanmasak da aç kalmayız yanımda kalın ” dememe karşın “ para olmazsa özgür olamayız ” dediler ve gittiler. - ... - Oğlum, bizler zorunlu göç ettirilmiştik. Çocuklarım ise kendi istekleri ile gittiler. İkimiz de gittiğimiz yerlerde özgür olacağımızı düşünmüştük. Karşılığında bizlere bir bedel ödettirdiler. Çok beğenmesek de bedelleşmeyi yaşadık. Şimdi zaman değişti. Çocuklarım bedel bile ödemeden kendi ayakları ile göç ettiler. Sanki bedavaya gittiler... Derin bir iç çekti. Tepsisini topladı. Kapıdan çıkarken durdu. “ Canınızı sıktım galiba. Bir daha ki sefere size lokma yapıp getireyim de ağzınız tatlansın ” dedi, gülümsedi ve uzaklaştı. |
:
Mehmet
UHRİ,
İstanbul,
13.01.2004 Diğer bir
"
köşe yazısı için "
için