www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü

GÜLMECE çavlanı

Telif hakkı sahibi: Hâlis Refik AKBABA

İÇ GÜVEYİ

- Ne dedi?

- Antika senin baban olur diyor! Bu, benim babam diyor.

- Benim babam kel alâka nav? 

- Onu ben de bilmiyorum!

- Yu çok espirit! Peki soralım bakalım piliz, bunları satacak mıymış? Açık arttırma salonuna mı getirmiş buraya?

- Olur sorayım...

dedi Memet,

- Bunları neden getirdiniz buraya yaw?

- ...

- Üç gündür sınırda canım sıkıldı. Biliv mi randevum var. Aldığımız para yetmiyor yeminle. Yemekler de cepten. Sori mi be Dedi! Anlat rahatla. İkimiz de senin dostunuz!..

- ...!

- Yeminle bak!

- ...

- Peki, dediler ki sen bunu çöz, biz de senin ev taksitlerini çözecez... Bütün " Al Bakalım " ülkeleri merak içinde sonucu bekliyorlar. Aslında onların umurunda diil de iritasyon ve ajitasyon meselesi! Biz de acemiyiz ya, yerdik hani!

- Siz kimsiniz?

- Wow. konuştu! Biz.. yani ben... şimdi burda biz... Bu arkadaşlar gümrük muhafaza, akıllı servis ajanları, polis ve belediye memurları, dernek başkanları, yöre temsilcileri...

- Bir de sen!

- Yok valla! Biliv mi öyle demek istemedim...

- Anlıyorum. Ne istiyorsunuz?

- Merakings! Yea?

-  Neyi?

- Bir adam bu kadar uzaklardan, üşenmeden, iki Tırla...

- Yedi! Tamamı yediydi, beşini bitirip geri gönderdim. Bütün servetimi bu işe ayırdım. Yedi Tır!

- Oh my God! Ne diyorsunuz?

- Anlatırım ama bazı şartlarım var?

- Ofkorz... Diyor ki, bazı şartlarım var?

- Hemen söylesin!

- Diyorlar ki hele bi dinleyelim!

- Keyifleri bilir!

- Okey, okey, dinliyoruz...

 

 

 

 

- Damadın evine asacağım!

- Ama iki Tır...

- Damadın ailesi kalabalıkmış, duydum. Geriye kalanları da onlara asacağım! Yettiği kadar, yarım elma gönül alma...

- ...

- Kaç yıldır buradasınız?

- Wow! On beş yıl pörheps..

- Adınız ne çocuğum sizin?

- Selchuck!

- Çılgın popit!

-

- Endriyuv Daf

Endriyuv Duf

Endirekt YUF

güveyi olmadık ama kapı dışında bekledik

sağdıç emeği

Karşılığı alınmayan, boşa giden emek, çaba.

Now: Şimdi

Please: Lütfen

Daddy: Babacığım

Yaw: Yahu

Believe me: İnan bana

Sorry me: Acı bana

Merakings: ( Burada ) Meraklar içindeyiz!

Yeah? : ( Burada ) Tamam mı?

Oh my God: Bunu biliyorsunuz. Ne diye bana açıklatıyorsunuz!..

Of course: Tabii

Okey: Pekey 

Perhaps: Belki

Wow: Vay anasını sayın seyirciler!

Selchuck: Selçuk

Poppet: Küçüğüm

 

Tandoğan, Çağlayan, Gündoğan...

Andrew Duff   AB-Türkiye Ortak Komitesi Eş Başkan Yardımcısı İngiliz Andrew Duff, Türkiye'deki Kemalizm milliyetçiliğinin reforme edilmesi ve PKK'nın dağdan inerek siyasi arenada mücadele yapması gerektiğini belirterek, Güneydoğu bölgesine otonom federal bir yapı sağlanmasının iyi olabileceği iddiasında bulundu.  Duff, Türkiye'nin ABB uyum sürecinde yazar Orhan Pamuk davasının özellikle 3 Ekim'den önceye getirildiğini kaydederek, "Burada bir provokasyon vardır. Davanın 16 Aralık 2005'te görülmesi de 17 Aralık'ın 1. yıldönümüne rast gelmektedir. Pamuk davasının gündemde olması büyük sorunlara yol açar. Eğer savcılar bu şekilde devam ederse bu daha da büyük problemlere neden olur" dedi.

Alakanırım bakireğinle birliği   A. YUFF

GÜN geçmiyor ki "ısırgan dilli" Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in bir sözü, yeni bir marifeti kamuoyunu işgal etmesin...

Son günlerde de, milyonlarca insanın meydanlara dökülüp "Cumhuriyet’in temel değerlerini koruma andı içmelerine" kızmış.


Zaten Çelik bir meseleye eğer Başbakan Tayyip Erdoğan’ın tepki göstereceğini düşünürse, ondan önce ortaya atlayıp Erdoğan’ın gözüne girecek bir laf etmeyi bilir.

Nitekim Bahçeşehir Koleji’ndeki bir törende yaptığı konuşmada da, söz konusu mitinglerde AKP iktidarına tepki gösterenleri şu sözlerle eleştirmiş:

"Yarasalar aydınlıkta dolaşmak istemezler. Aydınlık gözlerini kamaştırır. Bizim hizmetlerimiz de bazılarını rahatsız ediyor. Biz aydınlık gelecek için çalışıyoruz. En büyük milliyetçilik ve vatanperverlik bu ülkenin insanlarının yüzünün gülmesi için çaba harcamaktır, taş üstüne taş koymaktır. Asıl milliyetçilik, vatanperverlik budur. 3-5 slogan ezberleyip meydanlara çıkıp ulusalcılıktan ve milliyetçilikten söz etmek kesinlikle samimi değildir. Gerçek milliyetçi biziz. Gecemizi gündüz, çıramızı yıldız yaparak millete hizmet ediyoruz."

Dünkü Cumhuriyet’te Hüseyin Çelik’in, ilk baskısı 2002 yılında yapılan "Türkiye’de Değişim, Demokrasi ve Aydınlar" adlı kitabından alıntılar vardı.

Muhtereme göre, "İngiltere’de Churchill’cilik yok ama Türkiye’de Atatürkçülük var"mış.

Bu Türkiye Cumhuriyeti nasıl talihsiz bir ülkedir ki, onun Milli (bizce Dini) Eğitim Bakanı, "devletimizin banisi (kurucusu) ve milletimizin fedakar sadık hadimi (hizmetkarı), eşsiz kahraman Atatürk" olarak tarihimizin en şerefli sayfasını yazmış ve Çanakkale’de İngiliz, Fransız saldırılarını püskürtmüş komutanı, o savaşta hezimete uğrayan İngiliz donanmasını Çanakkale’ye gönderen adamla mukayese ediyor.

Onun derdi Atatürkçülüğe karşı olmasından kaynaklanıyor. Çünkü o bir Said-Nursi hayranıdır. Türkiye’de neyi yanlış, neyi eksik görüyorsa, bunun nedeninin 1920’lerde Said Nursi’nin tavsiyelerine kulak verilmemesinden kaynaklandığını savunan bir Nurcudur.

Ona göre "askeri darbelerin kaynağı Atatürkçülük"müş.

Belli ki askeri darbelerin "Atatürkçü değerleri koruma" adına yapılmasından rahatsız. Askeri darbeden rahatsız olmayan sivil zaten sivil değildir.

Ama bu adam düşünmez mi ki, askeri darbeyi yapanlar kadar eylemleriyle ve beyanlarıyla onu davet edenler de sorumludur.

Atatürk düşmanlığı iliklerine kadar işlemiş olmalı ki, Atatürk büstlerinin çokluğundan şikayet ediyor. "Bütün dünyada milli lider olarak kabul edilmiş kimselerin değil, bizimki gibi binlerce, yüz binlerce büstüne, belki onlarcasına bile rastlanmaz" demiş.

Dediği doğrudur. Ama o sözünü ettiği ülkelerdeki milli kahramanlara, bizdeki Atatürk düşmanlarının Atatürk’e saldırdığı gibi alçakça saldırıldığını da söyleyebilir mi?

Efendim "dünyanın hiçbir yerinde ülkesini kurtarmış bir liderin öldükten sonra kanunla korumaya muhtaç hale getirildiği görülmemiştir" diyor Dini Eğitim Bakanı...

Tamam Sayın Bakan! Dört buçuk yıldır iktidardaydınız. Gücünüz o yasayı tek maddelik bir yasayla kaldırmaya yetmedi mi? 24 5 2007 oktay ekşi

 

Ölümünden 78 yıl sonra, O’na karşı kinleri dinmedi, Bazı kıytırık yabancılar, O’nun resimlerinin, sadece devlet dairelerinin değil köy odalarının ve vatandaşların evlerinim duvarlarında oluşunun anlamıno anlayamıyorlar… İçerdekiler de, ,ellerinden gelse, resimlerini indirirler, heykellerini yıkarlar ve hatta Anıtkabiri arkeolojik müze yaparlar. Ama yapamayacaklar Çünkü Mustafa Kemal onlardan ve gazaplarından ok büyük! Onun, aziz hatırasına, hiçbir şekilde en ufak toz kondurmamak gölge ve şüphe düşürmemek görevi, -bizlerden sonra- Türk gençlerine, Türk Ordusuna düşüyor! 

:  Hâlis Refik AKBABA,                                                                                                    Diğer Bir Gülmece için

         

Bir Önceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Bu yazarımız/Bu yapıt hakkında  Radyolu Dakikalar ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Bir Sonraki Yapıt