|
Mahkeme koridoru hıncahınç doluydu. Davalılar, davacılar ve tabi işleri
güçleri olmayıp da mahkemeyi seyretmeye gelenler yüzünden koridor iğne atsan
yere düşmeyecek kadar kalabalıktı. Biraz sonra duruşma salonunun kapısı açıldı
ve mübaşir avaz avaz bağırdı:
- Davalı Rüknettin Evhamlıı.. Davacı Şükriye Sakar..
Ufak tefek kırk beş yaşlarında, kafasında saçı az bir adam mübaşirin çağrısını
duyduğu gibi mahkeme salonuna girdi. Davalı ortalarda yoktu. Mahkemenin
yapıldığı salon da doluydu. Rüknettin Bey davacı yerine geçince hakim bilinen
soruları sorduktan sonra esasa geçti:
- Davacı Doktor Şükriye Sakar dilekçesinde sizin kendisine ait cep telefonunu
çalmakla suçluyor. Siz de onu kendisini rahatsız etmekle suçluyorsunuz. Ne
diyeceksiniz?
- Efendim adım Rüknettin Evhamlı. Ancak herkes beni Karnıyarık Rüknettin
olarak tanır.
- Bu takma adınız m?
- Evet efendim. Buna sebep de sık sık ameliyat olmamdır. Ben geçen yıl tam on
üç kez ameliyat oldum. Eh ne yapalım hastalık ve belâ insanlar içindir, deyip
katlandım.
-
Neredeyse ortalama ay başına bir ameliyat geçirmişsiniz. İlk ne ameliyatı
olmuştunuz?
- Arz edeyim efendim. Sağ kasığım da hafif bir ağrı vardı. Apandisit sanıp
ameliyat masasına yatmıştım.
- Demek ki ilk ameliyatınızda apandisitinizi aldılar öyle mi?
- Önce ben de öyle sanmıştım ama yanılmışım hakim bey. Anlayacağınız boşu
boşuna ameliyat olmuşum.
- Nasıl? Biraz daha açıklar mısınız?
- Efendim doktorlar o gün akşama kadar uğraşmışlar ama bir türlü apandisitimi
bulamamışlar.
- Yani sizde apandisit yok muymuş?
- Yokmuş. Yani daha doğrusu doktorlar öyle dedi.
- Allah Allah, apandisitsiz insan olur mu? Neyse diğer ameliyatlarınızı
anlatın bakalım.
Hakim pek şaşırmıştı bu işe.
- Ah hakim bey ikinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci ameliyatlarımı anlatmasam
olmaz mı?
- Neden?
- Beni çok hüzünlendiriyor da ondan efendim.
- Olsun, anlatın anlatın...
- Eh madem öyle diyorsunuz anlatayım. Hakim bey ilk ameliyatımda doktorlar
apandisitimi bulmak için saatlerce uğraşmışlar. Hatta koca hastanedeki doktor
ve profesörler apandisitimi bulamayınca ilginç bir vakadır diye memlekette ne
kadar doktor varsa ameliyathaneye getirmişler ve ben baygınken vücudumun
orasında, burasında apandisit aramışlar.
- Sonra?
- Tabi bulamayınca da yarayı dikip kapatmışlar. Ben hastaneden taburcu
edildikten birkaç gün sonra karnımda müthiş sancılar başladı. Hemen hastaneye
koştum ve beni tekrar ameliyathaneye aldılar.
- Ve ikinci ameliyatınızı oldunuz?
- Evet aslında ikinci ameliyatı, üçüncü, dördüncü ve beşinci ameliyatlar da
takip etti?
- Neyiniz varmış ki sizi bu kadar çok ameliyat ettiler?
- Valla geçmiş gün ama aklımda kaldığına göre bir torba pamuk, açılmamış bir
rulo sargı bezi, efendim sonra iki alyans, bir tane beş taşlı pırlanta yüzük..
Hakim şaşırmıştı. Daha iyi duymak için kürsüden eğilerek sordu:.
- Yani bu saydıklarınızın hepsi sizin karnınızdan mı çıktı?
- " Evet,” diye yanıtladı Rüknettin Evhamlı. “ Ama bitmedi efendim. Bir makas, iki
pens ve bir kredi kartı da çıkanlar arasında ”
Hakim bu kez daha da şaşırdı..
- Kredi kartı mı? İnsaf onu da mı unutmuşlar karnınızda?
- Herhalde o gün apandisitimi aramaya gelen doktorlardan biri düşürmüş olacak..
Tabi geçmiş gün, unuttuğum başka giyim kuşam ve âletler de vardı. Ah, şimdi
hatırladım, bir tane de haciz evrakı çıkmıştı.
Hakimin ve dinleyenlerin şaşkınlığı giderek artıyordu,
- Neler söylüyorsunuz beyefendi, haciz evrakı sizin karnınıza nasıl girmiş?
- Ameliyat heyetinden birisinin gömleğinin cebinden düşmüş.. Sonradan öğrendim
kredi kartı borcu yüzünden haciz gelen bir doktorunmuş...
- E, ne oldu sonra?
- Ne olacak, doktor on gün içinde icra dairesine başvurmazsam hapse girerim
deyip yeniden ameliyat ederek evrakı aldı sağ olsun!
- Hiç böyle şey duymamıştım.. Peki diğer ameliyatlarınızı anlatın.
- Valla hakim bey bendeniz biraz evhamlıyımdır. Üzerinize afiyet, bu yüzden
başım ağrıdığında beyin, sırtım ağrıdığında omurilik, yüzümde sivilce
çıktığında kanserdir diye durmadan ameliyat masasına yattım.
- Peki diğer ameliyatlarınız sırasında da vücudunuzda unutulan başka şeyler
var mıydı?
- Eh muhakkak ki vardı efendim. Ama önemli değil. Hata yapmak biz insanlara
mahsustur. O kadar olacak artık. Her ameliyatta üç beş bir şeyler unutulmuştu
tabi ama sağ olsun doktorlar unuttuklarını başka bir ameliyatla tekrar geri
alıyorlardı.
- Peki gelelim hakkınızda dava açan Şükriye Sakar adlı doktorun şikayetine?
Sizi cep telefonunu çalmakla suçluyor, buna ne diyeceksiniz?
- Efendim son kez dört gün önce, üzerinize afiyet devamlı kabız olduğumdan
bağırsaklarım düğümlenmiştir, diyerek ameliyat oldum. Ameliyatım başarılı
geçti ve taburcu olduktan bir gün sonra o biraz önce sözünü ettiğiniz Şükriye
Sakar adlı doktor beni hastaneye çağırarak cep telefonunu istedi.
- Hangi cep telefonunu?
- Kendi cep telefonunu!
- Onun cep telefonunun sizde işi ne?
- Ameliyat sırasında karnımda unutmuş.
Hakim şaşkınlığından ayağa fırladı.. Önce yanındakilere baktı sonra fal taşı
gibi açılmış gözleriyle sordu:
- Yani doktor hanım cep telefonunu sizin karnınızda mı unutmuş? Ameliyat
sırasında cep telefonunun işi neymiş?
- Herhalde ameliyat ederken telefonuyla konuştu. Konuşması bittikten sonra da
cebine koyacağı yerde karnıma bırakmış olmalı!
- " Allah Allah,” diye şaşkınlığını belirtti babacan hakim.
- Ben de zaman zaman neden karnımdan zil sesi geliyor diye merak ediyordum.
Hatta bazen gidip ya kapıyı açıyordum, ya da ev telefonunu..
Hakim elini masaya vurdu..
- Pes yani. Anlattıklarınız inanılır gibi değil. Şimdi sizin karnınızda cep
telefonu mu var?
- Maalesef efendim..Hem de kameralı cinsindenmiş..
- Peki telefonun karnınızda olduğuna dair bir belge var mı? Yani röntgen,
tomografi filân çektirdiniz mi?
- Hayır, çünkü telefonun sesi o kadar net duyuluyor ki buna gerek görmedim!
- Ama sizin sandığınız o ses gaz sesi de olabilir, biliyorsunuz?
Dinleyiciler arasında gülüşmeler oldu..
- Nasıl olur efendim? Siz hiç Berivan türküsünün müziği gibi çalan gaz sesi
duydunuz mu?
Hakim tebessüm edince dinleyiciler kahkahayla gülmeye başladı. Hakim tebessümü
kesmese mahkeme salonu komedi oynanan tiyatroya dönecekti.
- Bunu ispatlamak gerekir...
- Neyi efendim?
- Şu karnınızda olduğunu iddia ettiğiniz cep telefonunu...
- İspatı kolay efendim.. Doktor hanımın cep numarasını şu kağıda yazdım.
Buyurun arayın ve sesi duyun!
Hakim kağıdı aldı sonra cep telefonunu çıkararak kâğıttaki numarayı çevirdi.
Birkaç saniye sonra Rüknettin Bey’ in karnından türkünün nağmeleri
duyuldu... Dinleyicilerle birlikte hakim ve yanındaki üyeler de gülmeye
başladı. Baktı ki gülüşmeler kahkahaya dönüyor, hemen cep telefonunu kapatarak
bu komediye son verdi. Sonra da ne yapacağını düşündü. Yanındakilere baktı.
Onlar da kararsızdı. İlk defa böyle bir davaya bakıyorlardı.
- Anlayamadığım bir şey var. On üç kere ameliyat oldunuz. Anlattığınıza göre
her ameliyatta da doktorların hatası bariz bir şekilde ortaya çıkmış, bu
ihmaller yüzden sizin davacı olmanız gerekirken, cep telefonunu unutan doktor
hanım sizden davacı oluyor. Merak ettim bu ihmaller yüzünden siz neden davacı
olmadınız?
- Efendim, insanlık hâli unutur, unutur, dedim. Ama bu doktor hanım tutturdu
ya bana yeni bir cep telefonu alırsın ya da seni telefonumu çalmakla suçlayıp
davacı olurum, dedi. Ben de kendisine beni ameliyat ederek telefonunu geri
almasını teklif ettim. Ama kabul etmedi!
- Neden kabul etmedi?
- Ameliyat pahalıya mal oluyormuş!
- Gelelim size.. Siz ondan niye davacı oldunuz? Ameliyat sırasındaki ihmali
yüzünden mi?
- Hayır efendim! Her zaman dediğim gibi hata biz insanlara mahsustur. Benim
davacı olmamın sebebi, bu hanım doktorun gece gündüz beni rahatsız etmesi!
- Nasıl rahatsız ediyor?
- İki de bir telefonunu çaldırarak uykusuz bırakıyor. Gecenin bir yarısında
tam uyurken, birden karnımdaki telefon çalıyor, karı koca Hülya Avşar’ ın
kahkahasıyla yataktan fırlıyoruz.
Seyirciler o ana kadar tutmaya çalıştıkları kahkahalarını koyuverdi. Hakimin kaşlarını çatması üzerine gülmeyi kestiler. Hakim şoke olmuş bir
durumda Rüknettin Bey’ e sordu.
- Hülya Avşar’ ın kahkahası mı? O da nereden çıktı?
- Cep telefonundan geliyor efendim!
- İyi ama hani başka müzik çalmıyor muydu o telefon?”
- Arada sırada nasıl yapıyorsa telefonuna başka müzikler kaydediyor. İki
gecedir Hülya Hanımın kahkahası vardı. Bu gün tekrar eski türküyü yüklemiş.
- Bu iş giderek komedi hâlini almaya başladı!
- Benim Galatasaraylı olduğumu öğrenmiş geçen gün inadına Fenerbahçe’ nin
marşını yüklemişti... Telefon çaldıkça kudurdum durdum. Dün gece de sabaha
kadar Hülya Avşar’ ın kahkahasıyla karı koca gözümüze uyku girmedi. Artık
karımın burasına geldi, ' ya bu kahkahaya bir çare bul, ya da boşanırız ' dedi.
Şimdi telefonun şarjının biran evvel bitmesi için dua ediyorum. Şikâyetçiyim
efendim... |