www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü

GÜLMECE çavlanı

Telif Hakkı Sahibi: Tayfun TÜRKİLİ varisleri 0 542 415 73 64

DOKTOR HANIMIN MOBİL TELEFONU

Mahkeme koridoru hıncahınç doluydu. Davalılar, davacılar ve tabi işleri güçleri olmayıp da mahkemeyi seyretmeye gelenler yüzünden koridor iğne atsan yere düşmeyecek kadar kalabalıktı. Biraz sonra duruşma salonunun kapısı açıldı ve mübaşir avaz avaz bağırdı:

- Davalı Rüknettin Evhamlıı.. Davacı Şükriye Sakar..

Ufak tefek kırk beş yaşlarında, kafasında saçı az bir adam mübaşirin çağrısını duyduğu gibi mahkeme salonuna girdi. Davalı ortalarda yoktu. Mahkemenin yapıldığı salon da doluydu. Rüknettin Bey davacı yerine geçince hakim bilinen soruları sorduktan sonra esasa geçti:

- Davacı Doktor Şükriye Sakar dilekçesinde sizin kendisine ait cep telefonunu çalmakla suçluyor. Siz de onu kendisini rahatsız etmekle suçluyorsunuz. Ne diyeceksiniz?

- Efendim adım Rüknettin Evhamlı. Ancak herkes beni Karnıyarık Rüknettin olarak tanır.

- Bu takma adınız m?

- Evet efendim. Buna sebep de sık sık ameliyat olmamdır. Ben geçen yıl tam on üç kez ameliyat oldum. Eh ne yapalım hastalık ve belâ insanlar içindir, deyip katlandım.

- Neredeyse ortalama ay başına bir ameliyat geçirmişsiniz. İlk ne ameliyatı olmuştunuz?

- Arz edeyim efendim. Sağ kasığım da hafif bir ağrı vardı. Apandisit sanıp ameliyat masasına yatmıştım.

- Demek ki ilk ameliyatınızda apandisitinizi aldılar öyle mi?

- Önce ben de öyle sanmıştım ama yanılmışım hakim bey. Anlayacağınız boşu boşuna ameliyat olmuşum.

- Nasıl? Biraz daha açıklar mısınız?

- Efendim doktorlar o gün akşama kadar uğraşmışlar ama bir türlü apandisitimi bulamamışlar.

- Yani sizde apandisit yok muymuş?

- Yokmuş. Yani daha doğrusu doktorlar öyle dedi.

- Allah Allah, apandisitsiz insan olur mu? Neyse diğer ameliyatlarınızı anlatın bakalım.

Hakim pek şaşırmıştı bu işe.

- Ah hakim bey ikinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci ameliyatlarımı anlatmasam olmaz mı?

- Neden?

- Beni çok hüzünlendiriyor da ondan efendim.

- Olsun, anlatın anlatın...

- Eh madem öyle diyorsunuz anlatayım. Hakim bey ilk ameliyatımda doktorlar apandisitimi bulmak için saatlerce uğraşmışlar. Hatta koca hastanedeki doktor ve profesörler apandisitimi bulamayınca ilginç bir vakadır diye memlekette ne kadar doktor varsa ameliyathaneye getirmişler ve ben baygınken vücudumun orasında, burasında apandisit aramışlar.

- Sonra?

- Tabi bulamayınca da yarayı dikip kapatmışlar. Ben hastaneden taburcu edildikten birkaç gün sonra karnımda müthiş sancılar başladı. Hemen hastaneye koştum ve beni tekrar ameliyathaneye aldılar.

- Ve ikinci ameliyatınızı oldunuz?

- Evet aslında ikinci ameliyatı, üçüncü, dördüncü ve beşinci ameliyatlar da takip etti?

- Neyiniz varmış ki sizi bu kadar çok ameliyat ettiler?

- Valla geçmiş gün ama aklımda kaldığına göre bir torba pamuk, açılmamış bir rulo sargı bezi, efendim sonra iki alyans, bir tane beş taşlı pırlanta yüzük..

Hakim şaşırmıştı. Daha iyi duymak için kürsüden eğilerek sordu:.

- Yani bu saydıklarınızın hepsi sizin karnınızdan mı çıktı?

- " Evet,” diye yanıtladı Rüknettin Evhamlı. “ Ama bitmedi efendim. Bir makas, iki pens ve bir kredi kartı da çıkanlar arasında ”

Hakim bu kez daha da şaşırdı..

- Kredi kartı mı? İnsaf onu da mı unutmuşlar karnınızda?

- herhâlde o gün apandisitimi aramaya gelen doktorlardan biri düşürmüş olacak.. Tabi geçmiş gün, unuttuğum başka giyim kuşam ve âletler de vardı. Ah, şimdi hatırladım, bir tane de haciz evrakı çıkmıştı.

Hakimin ve dinleyenlerin şaşkınlığı giderek artıyordu,

- Neler söylüyorsunuz beyefendi, haciz evrakı sizin karnınıza nasıl girmiş?

- Ameliyat heyetinden birisinin gömleğinin cebinden düşmüş.. Sonradan öğrendim kredi kartı borcu yüzünden haciz gelen bir doktorunmuş...

- E, ne oldu sonra?

- Ne olacak, doktor on gün içinde icra dairesine başvurmazsam hapse girerim deyip yeniden ameliyat ederek evrakı aldı sağ olsun!

- Hiç böyle şey duymamıştım.. Peki diğer ameliyatlarınızı anlatın.

- Valla hakim bey bendeniz biraz evhamlıyımdır. Üzerinize afiyet, bu yüzden başım ağrıdığında beyin, sırtım ağrıdığında omurilik, yüzümde sivilce çıktığında kanserdir diye durmadan ameliyat masasına yattım.

- Peki diğer ameliyatlarınız sırasında da vücudunuzda unutulan başka şeyler var mıydı?

- Eh muhakkak ki vardı efendim. Ama önemli değil. Hata yapmak biz insanlara mahsustur. O kadar olacak artık. Her ameliyatta üç beş bir şeyler unutulmuştu tabi ama sağ olsun doktorlar unuttuklarını başka bir ameliyatla tekrar geri alıyorlardı.

- Peki gelelim hakkınızda dava açan Şükriye Sakar adlı doktorun şikâyetine? Sizi cep telefonunu çalmakla suçluyor, buna ne diyeceksiniz?

- Efendim son kez dört gün önce, üzerinize afiyet devamlı kabız olduğumdan bağırsaklarım düğümlenmiştir, diyerek ameliyat oldum. Ameliyatım başarılı geçti ve taburcu olduktan bir gün sonra o biraz önce sözünü ettiğiniz Şükriye Sakar adlı doktor beni hastaneye çağırarak cep telefonunu istedi.

- Hangi cep telefonunu?

- Kendi cep telefonunu!

- Onun cep telefonunun sizde işi ne?

- Ameliyat sırasında karnımda unutmuş.

Hakim şaşkınlığından ayağa fırladı.. Önce yanındakilere baktı sonra fal taşı gibi açılmış gözleriyle sordu:

- Yani doktor hanım cep telefonunu sizin karnınızda mı unutmuş? Ameliyat sırasında cep telefonunun işi neymiş?

- herhâlde ameliyat ederken telefonuyla konuştu. Konuşması bittikten sonra da cebine koyacağı yerde karnıma bırakmış olmalı!

- " Allah Allah,” diye şaşkınlığını belirtti babacan hakim.

- Ben de zaman zaman neden karnımdan zil sesi geliyor diye merak ediyordum. Hatta bazen gidip ya kapıyı açıyordum, ya da ev telefonunu..

Hakim elini masaya vurdu..

- Pes yani. Anlattıklarınız inanılır gibi değil. Şimdi sizin karnınızda cep telefonu mu var?

- Maalesef efendim..Hem de kameralı cinsindenmiş..

- Peki telefonun karnınızda olduğuna dair bir belge var mı? Yani röntgen, tomografi filân çektirdiniz mi?

- Hayır, çünkü telefonun sesi o kadar net duyuluyor ki buna gerek görmedim!

- Ama sizin sandığınız o ses gaz sesi de olabilir, biliyorsunuz?

Dinleyiciler arasında gülüşmeler oldu..

- Nasıl olur efendim? Siz hiç Berivan türküsünün müziği gibi çalan gaz sesi duydunuz mu?

Hakim tebessüm edince dinleyiciler kahkahayla gülmeye başladı. Hakim tebessümü kesmese mahkeme salonu komedi oynanan tiyatroya dönecekti.

- Bunu ispatlamak gerekir...

- Neyi efendim?

- Şu karnınızda olduğunu iddia ettiğiniz cep telefonunu...

- İspatı kolay efendim.. Doktor hanımın cep numarasını şu kağıda yazdım. Buyurun arayın ve sesi duyun!

Hakim kağıdı aldı sonra cep telefonunu çıkararak kâğıttaki numarayı çevirdi. Birkaç saniye sonra Rüknettin Bey’ in karnından türkünün nağmeleri duyuldu... Dinleyicilerle birlikte hakim ve yanındaki üyeler de gülmeye başladı. Baktı ki gülüşmeler kahkahaya dönüyor, hemen cep telefonunu kapatarak bu komediye son verdi. Sonra da ne yapacağını düşündü. Yanındakilere baktı. Onlar da kararsızdı. İlk defa böyle bir davaya bakıyorlardı.

- Anlayamadığım bir şey var. On üç kere ameliyat oldunuz. Anlattığınıza göre her ameliyatta da doktorların hatası bariz bir şekilde ortaya çıkmış, bu ihmaller yüzden sizin davacı olmanız gerekirken, cep telefonunu unutan doktor hanım sizden davacı oluyor. Merak ettim bu ihmaller yüzünden siz neden davacı olmadınız?

- Efendim, insanlık hâli unutur, unutur, dedim. Ama bu doktor hanım tutturdu ya bana yeni bir cep telefonu alırsın ya da seni telefonumu çalmakla suçlayıp davacı olurum, dedi. Ben de kendisine beni ameliyat ederek telefonunu geri almasını teklif ettim. Ama kabul etmedi!

- Neden kabul etmedi?

- Ameliyat pahalıya mal oluyormuş!

- Gelelim size.. Siz ondan niye davacı oldunuz? Ameliyat sırasındaki ihmali yüzünden mi?

- Hayır efendim! Her zaman dediğim gibi hata biz insanlara mahsustur. Benim davacı olmamın sebebi, bu hanım doktorun gece gündüz beni rahatsız etmesi!

- Nasıl rahatsız ediyor?

- İki de bir telefonunu çaldırarak uykusuz bırakıyor. Gecenin bir yarısında tam uyurken, birden karnımdaki telefon çalıyor, karı koca Hülya Avşar’ ın kahkahasıyla yataktan fırlıyoruz.

Seyirciler o ana kadar tutmaya çalıştıkları kahkahalarını koyuverdi. Hakimin kaşlarını çatması üzerine gülmeyi kestiler. Hakim şoke olmuş bir durumda Rüknettin Bey’ e sordu.

- Hülya Avşar’ ın kahkahası mı? O da nereden çıktı?

- Cep telefonundan geliyor efendim!

- İyi ama hani başka müzik çalmıyor muydu o telefon?”

- Arada sırada nasıl yapıyorsa telefonuna başka müzikler kaydediyor. İki gecedir Hülya Hanımın kahkahası vardı. Bu gün tekrar eski türküyü yüklemiş.

- Bu iş giderek komedi hâlini almaya başladı!

- Benim Galatasaraylı olduğumu öğrenmiş geçen gün inadına Fenerbahçe’ nin marşını yüklemişti... Telefon çaldıkça kudurdum durdum. Dün gece de sabaha kadar Hülya Avşar’ ın kahkahasıyla karı koca gözümüze uyku girmedi. Artık karımın burasına geldi, ' ya bu kahkahaya bir çare bul, ya da boşanırız ' dedi. Şimdi telefonun şarjının biran evvel bitmesi için dua ediyorum. Şikâyetçiyim efendim...

: Tayfun TÜRKİLİ 0 542 415 73 64                                                      Diğer Bir Gülmece için

               

Bir Onceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Bu yazarımız/Bu yapıt hakkında  Radyolu Dakikalar ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girisi Bir Sonraki Yapıt