www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü

GÜLMECE çavlanı

Telif hakkı sahibi: Alp ARPAD

      

BAŞARI

Adam sıçrayarak uyandı. Ama herhangi bir bozuk hali yoktu. Buna çok sevindi. Nihayet kendini alıştırmıştı. Akşamları geç saate kadar çalıştığından yorgun olarak yatıyor, sabahleyin çok erken saatte ani bir şekilde uyanıyordu. Şöyle ki; Elektrik kesilme saatleri belli olmadığından yaptığı sistem neticesi, çıngıraklı masa saati istenilen ayara geldiğinde ucu kendisine bağlı pilin devresini kapatıyor ve gücünü normal pilden alan motor yavaş yavaş dönmeye başlıyordu. Dönen rotora bağlı ipin öteki ucunda ise gene normal büyüklükte, kesilip akma zamanı malûm olmayan Terkos sebebi ile beş kilometre uzaktaki kuyudan taşınarak doldurulmuş yeşil bir plâstik kova vardı. Bu kovanın açilân musluğundan akan soğuk suyun yüzüne gelmesiyle uyanıyordu. Çifte çıngırak da cabası! Fakat gene de yeterli değildi. Aldırış etmeden giyindi; çünkü dayanacaktı! Zira akşamdan yaptığı plân gereğince bugün inceleme günüydü. “ Daha çok eksiğim var ” diye düşündü Adam.

Ana caddeye geldiğinde bir süre dolmuş durağında bekledi. Fakat bütün dolmuşların sözleşmiş gibi durak harici durmalarından dolayı, her dolmuşun peşinden kadınlı erkekli, bir ileri bir geri depar yapan grup içinde sıkışıp gayesine erişemeyen Adam, dolmuş durağı ile otobüs durağı arasında mekik dokumaktan da bezerek yürümeye karar verdi. Tam bu esnada  bir kişilik boş yeri olan dolmuşa gideceği yeri elini kolunu sallayarak bağırdı. Şoför sertçe;

· Gel!

diye yırttı ortalığı. Gidemedi! Giderse dayak yiyeceğini zannetti! Bekledi biraz daha uysalını. Tesadüfen gelen bir diğerine binebildi. Parayı uzatırken zoraki bir cesaretle;

· Günaydın, nasılsınız?

diye  sordu.

· Nasıl olalım istiyorsun ağabey? Hükümet daha kendini bulamadı!

Sorduğuna pişman olmuştu adam. Şimdi şoför arkasına dönmüş, arkadaki üç yolcuya anlatırken araba yoluna devam ediyordu...

· Abicim, ben olsam... ah... ben olsam... yok mu ya... Çek şunla bunu; “ yap lan ” de! Çek arkadan falanla filânı, “ otur lan ” de! Sonra onunla ötekine, “ kalk lan “ de!

Adam indiğinde gülüyordu. Bindiği ile indiği yer on dakikaydı. Şoför hükümeti kurmuştu!

Sigarası bitmişti. Bakkal karşı sırada olduğu için yaya geçidine yürüdü. Kornalar, fren sesleri, küfürler... Vazgeçti. Dönüp trafiğin alelâde bir yerinden, karşıya, bakkala geçti. Nefis, hiç problem çıkmadı!

· Bir Sam...

Lâf ağzında kaldı!

· Yo...k! 

Bakkaldan dışarıya çıktı. Ufak bir çocuk, elinde içi dolu naylon torba, bağırıyordu:

· Filtreli ağabeyler, filtreli... 

Gülümsedi. Yoluna devam etti. Şimdiye dek kendine hep hâkim olmuştu. Yolda yürürken birisi çarptı:

· Önüne bak lan!

dedi bizimkine. Gülümsedi Adam. Duvarda gözüne bir reklâm ilişti: “ BEMBEYAZ ”. Beş adım ilerde karşı duvarda: “ ÇOK DAHA BEYAZ ”. On adım ileride, yan duvarda: “ ÇOK ÇOK DAHA BEYAZ ”. Gülümsedi; televizyon seyrediyorum zannetti. Sonra tenha bir kahveye oturdu;

· Bir çay yap ama iyi olsun, olur mu?

dedi kahveciye.

· Hep dem...den, sağ...dan ve sağ...lam bi çay yap abiy...ye!

Gazetesini açtı Adam. Birinci sayfada üç resim altlarında üç satır yazı;

· Biri katil, biri manyak , biri hırsızmış!...

dedi içinden. İkinci sayfaysa yarı sayfa fotoroman, yarı sayfa reklâm... Üçüncüsü, tam sayfa reklâm. Dördüncü, çeyrek sayfa haber, geri kalanı fotoroman. Beşinci, tam sayfa fotoroman. Altıncı, bir sütun spor, gerisi ilân. Gazete bitmişti. Vaktinin geri kalan kısmında ne kadar tren istasyonu varsa onları dolaştı. Vapur iskelelerini de ihmal etmedi. Gelişmemiş ne kadar sokak varsa onları dolaştı. Yazdı, çizdi, hesaplar yaptı. Geç vakit yattı. Ertesi sabah aynı şekilde soğuk su ile uyandı. Hiç tepki yok!

· Güz...zel!

dedi içinden. Birinci eksiği tamamlamıştı; Sinirler sapasağlam! Kendine tam hâkimiyet!

Yaptığı plân gereğince bugün uygulamaya geçiyordu. Tren istasyonu evinden yüz metre ötedeydi. Birinci olarak, bekledi; trene tam yedi saniye kala kapıdan fırladı. Yetişmişti!

İkinci olarak, vapura herkes gibi vapur iskeleye yanaşmadan ama küçük bir farkla,  çok daha uzakken atladı. Bu da tamam! Oradan doğruca gelişmemiş semte gitti. Hesaplarına göre yazın çukur, kışın gölcüklerle dolu tastamam otuz iki sokak vardı. Hepsini tek tek, atlaya sıçraya, koşarcasına geçti. Yolda yürürken herkese çarpmaya gayret etti. Oradan bakkalla münakaşaya! Trenden sonra da kalabalık olmasına dikkat ettiği otobüse binme! Son durağa kadar bir elinde çanta, diğer eli kapıda, bir bacak dışarıda giderken onu dış tehlikelerden koruma çabaları! Son durak ve evi arasındaki iki kilometreyi mümkün olduğu kadar herkese sarkarak alma! Bütün bunlar da tamamdı!

Üç ay sonra yapılan konsültasyonda doktorlar;

· Sinir sistemi bir harika! Görülmemiş bir şey!

· Dolaşımın muntazamlığına bakın sayın hey’ et!

· Adale ve pazılar üzerine dikkatinizi çekerim hekim beyler!

· Hemoglobin... toksin fevkalâde, tek kelimeyle fevkalâde!

· “ Görülmemiş ” raporu vermeliyiz!

gibi lâflar ettiler. Artık hazırdı. Bir gün kalmıştı.

Nihayet gün geldi, çattı...

 

Adam, ülkesinde yapılan olimpiyatlarda yüksek atlama, yüz metre, bin dört yüz metre bayrak, uzun atlama, sırıkla atlama, güreş, halter, yüzme, kürek, yelken ve bilinen bütün spor dallarında birinci gelmekle kalmamış, o güne kadar kazanilân bütün rekorları da kırmıştı. Bu hakikaten görülmemiş bir şeydi! Dünya gazeteleri baş sayfada sekiz sütuna atılmış manşetlerde, “ REKORTMEN MEMUR ” dan bahsediyorlardı. Adam’ ın vücudunda gram yağ yoktu!

Bir hafta sonra lüks otelin alabildiğine uzanan salonunda, mahşer gibi kalabalık dünya gazetecileri yekvücut olmuş, susmuş Rekortmen Memur’ un ağzının içine bakıyorlardı. Bu adam sanki bir ilâhtı;

· Sayın baylar! Lütfen son sorunuzu da sorun. Spor Bakanıyla olan randevuma yetişmeliyim.

Hepsinin adına bir gazeteci sordu.

· Sayın bay Rekortmen Memur, bu başarınızı neye borçlusunuz? 

İşte o zaman “ Adam “ veya “ Rekortmen Memur ” uzun uzun düşünerek başını camdan dışarıya çevirdi. Bakışları mavi bulutlarda sabitleşmişti. Gülümsedi ve;

· Şehrime!

dedi..

 

Yazarının notu: 28.Mart.1977 de kayıt altına almışım ama 1970 lerin başında yazdığımı iyi hatırlıyorum. Doğru hatırlıyorum sanırım; televizyon demişim; televizyonun ilk günleriydi... Örnek olarak DOLMUŞ dediğiniz zaman, şu anda eşi olmayan, “ Hadi bu yıllar bizim tükenmeye başladığımız yılların başı olsun ”  diye karar alan 1946 – 1970 model arası, gerçekten karakter sahibi Amerikan otomobillerini anlatmak istiyorum. Ön yekpare koltukta şoförle beraber üç kişi, arka koltukta üç kişi. Tamamı altı kişilik. Bir de strapentelileri* vardı. Üsküdar hattında uzatılmışları vardı! Dokuz kişilik... Bu gülmece öyküsü, anı niteliğinde bir öykü olduğu için, çok belirgin hataların dışında, yukarıda resimde görülen orijinal haline dokunmadım. Eski kullanışları aynen bıraktım. Eklenen bir şeyler de yok. Okunabilir hale getirmeye çalıştım yalnızca!

Estirmiş, yazmışım... Yazmışım da, ne yazım hataları yapmışım! Ara vermişim sonra; Keşke ara vermeseymişim yazmaya!

Yazılar o kadar silinmiş ki, önce elle kağıda çektim. Sonra elektronik ortama aktardım. İçtenlikle söylüyorum; elle yazmayı sakın bırakmayın! Büyük bir hata yapmış olursunuz. Elinizin, gözünüzün, beyninizin ve yazınızın sağlığı için kalemin gönlünü alın!

* Strapente: 1930- 1970 yılları arasındaki modellere ait çeşitli marka Amerikan otomobilinin daha çok yolcu alabilmek için ikiye bölünüp büyütülme, uzatılma operasyonu. Böyle olan otomobile verilen ad. bakınız: Üsküdar Şehir Tiyatrosu

 " Edebiyat Atölyesi Pazartesi Çalışmaları " ndan: 52. hafta, 19.09.2005 - 25.09.2005 haftanın konusu: BİRİNCİ YIL ŞEREFİNE KONU SERBEST

:  Alp ARPAD, 1970 lerin en başında sıkıntılı bir gece olmalı :)                                            Diğer Bir Gülmece için

            

Bir Önceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Radyolu Dakikalar  Bu yazarımız/Bu yapıt hakkında ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Bir Sonraki Yapıt