www.sizedebiyat.com SiZedebiyat
SKEÇ mikrofonu
Telif Hakkı Sahibi: Tayfun TÜRKİLİ ( tayfunturkili@gmail.com )
www.sizedebiyat.com SiZedebiyat, öncelikle SiZlere örnek olması ve daha sonra da yapıtın geniş bir yelpazenin beğenisine sunulması amacıyla telif hakkı sahibi ve duyguyoğuranı ( yazarı ) tarafından Enstitü' de yer alması için gönderdiği bu skeç tekstinden dolayı SiZedebiyat tiyatro danışmanımız Sayın Tayfun TÜRKİLİ' ne teşekkürü bir borç bilir. Bu skeci yayımlamayı düşünmeniz veya değişik bir amaçla kullanmak istemeniz halinde, izin almanız için duyguyoğuranımızın adresi bu sayfada verilmiştir. Enstitü' de, skeç dalındaki bu yapıtın öncelikle sahibine, daha sonra hepimize esin kaynağı olması ve uğur getirmesi dileğiyle..
SKEÇ
İKİ YÜZ ELLİ GRAM KIYMANIN ÖYKÜSÜ
|
SESLER- EV İÇİ NACİYE- Gelinn..Gelin neredesin? Ahh ah ihtiyarlık, sonunda böyle beni gelin ellerinede mi düşürecektin? (bağırır) Kız Ayşee.. Neredesin? AYŞE- Buradayım anne burada. Ne bağırıyorsun öyle canın yanmış gibi. NACİYE- (yavaşca) Körolası gelin seni. (sesini yükseltir) Gelin karnım acıktı. Midem kazınıyor. Daha hazır değil mi yemek? AYŞE- Tamam anne tamam, hazır. Bir taraftan çocuklarla uğraşıyorum, bir taraftanda yemek hazırlamaya çalışıyorum kolay mı? NACİYE- İyi iyi. Neler hazırladın bakalım..Şöyle ağzımıza layık mı bari? AYŞE- Tarhana çorbası ile patates. NACİYE- Çorbayla patates mi? Ayol altı aydır hep aynı şeyleri yiyoruz. Hiç bu eve başka yemek girmeyecek mi? AYŞE- Ehh napalım fakirlik anne. Sen şöyle sokağa çıkıpta bir fiatlara baksan vallahi şaşar kalırsın. Senin o beğenmediğin patates bile ateş pahası. NACİYE- Ahhhhh ah nerede o eski günler. Rahmetli kayınpederin sağken yani Yemen cephesine gitmeden önce görecektin sen bizi. Evimizden et eksik olmazdı vallahi. Hele bir etsiz yemek yapılsın o gün evde.. Allahhh yandığımız gündü, bütün evi birbirine katardı rahmetli. AYŞE- Şimdi yaşamak zorlaştı anne. Bir kilo et ikiyüz lira. Gelde ye bakalım. NACİYE- (içini çeker) Öyle.. Kız, gelin en son eti ne zaman yemiştik. Galiba Selaminin sünnetindeydi değil mi? AYŞE- herhâlde.. O da babasının adağı vardı da öyle yemiştik. Yoksa gene zor yerdik. NACİYE- Desene gelin on senedir bu eve et girmiyor ha. AYŞE- Eh hemen hemen öyle. Pek hatırlamıyorum ama belki bu arada aldığımızda olmuştur anne. NACİYE- Eskiler ne demişler. Et giren eve dert girmez. Baksana et yüzü görmediğimiz için evimizden dert eksik olmuyor. AYŞE- Annee.. Niye öyle söylüyorsun. Ne derdimiz varmış. Hani duyanda bir şey sanacak. Allaha şükür yaşayıp gidiyoruz işte. NACİYE- Ay sen buna yaşamak mı diyorsun gelin.. Sen bizi harpten önce görecektin. Bak yaşamak neydi..Pöhh on senedir değil etin, kemiğin bile girmediği evde yaşıyoruz, diyorsun ha. AYŞE- Hayat pahalı anne. Mustafanın aldığı maaş ancak kiraya, çocukların okul masrafına yetiyor. Hem ne olmuş sanki et yemiyorsak ölmedik ya. NACİYE- Orası öyle ölmedik ama genede arada sırada yesek fena olmayacak hani. AYŞE- Neyse hadi bakalım sofraya buyurun. (bağırır) Nazmiye, Selami neredesiniz hadi yemeğe gelin. Çorba soğuyacak. NAZMİYE- Geliyoruz anneciğim. SELAMİ- Gene patesle, çorba mı? AYŞE- Başlatmayın patatesle, çorbanıza ha. Siz kazandığınız zaman daha güzel yemekler yersiniz. NACİYE- Ayol Mustafayı da bekleseydik. Neredeyse gelir. AYŞE- Ben beklerim onu. Siz yiyin anne. Zaten o da şimdi gelir. NACİYE- Ahh ah sıkı mıydı rahmetli kayınpederin sağ olacaktı da o gelmeden yemeğe çökecektiniz ha. AYŞE- (kendi kendisine) Bıktım senin şu rahmetlilerinden de.. NACİYE- Birşey mi dedin gelin. AYŞE- Afiyet olsun dedim anne. NACİYE- İyi iyi.. SESLER- KAPI ZİLİ ÇALAR NACİYE- Hah işte Mustafa da geldi. Koş gelin kapıyı aç. AYŞE- Tamam anne açıyorum. Hem sen ağzında yemek varken konuşmasan iyi olur, boğulursun Allah korusun. SESLER- YÜRÜR. KAPY AÇAR AYŞE- Hoşgeldin kocacığım. MUSTAFA- Hoşbulduk. AYŞE- Annenle, çocuklar yemeklerini yiyorlar. Onlar bitirsin sonra da biz yeriz. MUSTAFA- Olur..Afiyet olsun. NACİYE- Buyur oğlum. Buyur. Eğer bıkmadıysan çorbayla, patatese buyur. MUSTAFA- (bağırır) Bırakın şimdi çorbayla patatesi de beni dinleyin. Size bir müjdem var. AYŞE- Hayrola Mustafa. NAZMİYE- (heyecanla) Çabuk söyle baba. SELAMİ- Yoksa bana bisiklet mi aldın baba? MUSTAFA- Bilemediniz? NACİYE- Canım sende merakta bırakmadan söylesene. MUSTAFA- Peki söyleyeyim. (bağırarak) Et aldım size et. NACİYE- (şaşkın) Et mi dedin? (sevinçle) Doğru mu söylüyorsun oğlum? MUSTAFA- Doğru anne. Vallahi de billahi de doğru. AYŞE- İyi ama parayı nereden buldun Mustafa? NACİYE- Yoksa soygun filân mı yaptın? MUSTAFA- Aman anne sende ihtiyarladıkça çenene vuruyor ha. Yahu birazcık et için insan soygun yapar mı? AYŞE- Eee nereden buldun öyleyse? MUSTAFA- Fabrika prim dağıttı biraz. Bende size süpriz olsun diye kasaba uğrayıp et aldım. AYŞE- İyi yaptın. MUSTAFA- Yahu kasap Rüstem efendi ne kadar ihtiyarlamış öyle. Son gördüğümde delikanlı gibiydi adam. Kendisine söylediğimde ne cevap verdi dersiniz? AYŞE- Ne dedi? MUSTAFA- Eee Mustafa beyoğlum on yıldır dükkâna uğradığın mı var demesin mi? Vallahi utancımdan yüzüm kızardı. AYŞE- Doğru söylemiş adam. MUSTAFA- Eee söyleyin bakalım aldığım bu kıyma ile ne yapalım yarına? SELAMİ- Cızbız köfte yapalım babacığım. En son sünnetimde yemiştik vallahi tadı damağımda kaldı. NAZMİYE- Hayır köfteye çok et gider. Onun yerine biber alıp, biber dolması yapalım. NACİYE- Durun durun et lâfını duyunca hemencecik şımarıverdiniz. Önce büyükleriniz karar versinler. Onlar ne yaparsa sizde onu yersiniz. MUSTAFA- (güler) Peki söyle bakalım anacığım ne yapalım bu kıymayı? NACİYE- Önce güzel bir mantı yaparız. Arkasından kıymalı bir börek. Daha sonra bir karnıyarık.. Ondan sonra da.. SELAMİ- Hepsini birden yersen miden bozulur babaneciğim. NACİYE- Nedenmiş? SELAMİ- Neden olacak, miden bu yabancı maddeyi kabul etmeyebilir. NACİYE- Hadi hadi.. Bak oğlum en iyisi bu kıymayla biz onbeş gün idare edelim. Hergün azar azar yemeklere koyar idare ederiz değil mi gelin? AYŞE- O zaman da buzdolabı kokmamas için buzdolabına koymak gerekecek anne. Bizim buzdolabı bozuldu, yenisini alamadık daha. Onun için bu kıymayı bir seferde kullanmamız lazım. NACİYE- Madem öyle siz de yeni bir buzdolabı alın canım. MUSTAFA- Yahu anne birazcık kıyma için dört yüz beş yüz milyona buzdolabı alınır mı? NACİYE- Niye yalnız et için olsun.. Soğuk su da içeriz. NAZMİYE- Buzdolabından başka bir de fırın lazım baba. MUSTAFA- Fırın mı? Durup dururken fırında nereden çıktı? NAZMİYE- Kıymalı börek yapacak olursak fırına koymamız lazım. Öyle güzel oluyormuş ki. MUSTAFA- Heyy yahu durun be.. İyi ki bir et aldık ha. Babaneniz et kokmasın diye buzdolabı ister, siz börek yapalım diye fırın istersiniz. Allah Allah. AYŞE- Kızma kocacığım çocuklar haklı. Kaç yıldır etin yüzünü bile görmediler. MUSTAFA- Niyeymiş o. Geçen yıl çarşıya çıktığımızda kasabın önünden geçerken görmediler mi sanki. Hatta oğlan baba bu nedir diye de sormuştu. SELAMİ- Hakkaten şimdi hatırladım. Et ti onlar değil mi baba? MUSTAFA- Tabi oğlum. NACİYE- Neyse lâfı bırakında karar verin. Yoksa et bozulacak. MUSTAFA- Söyle bakalım karıcığım. Bu evin hanımı sensin. Bu etle ne yapalım? AYŞE- Kaç kilo aldın kocacığım? MUSTAFA- Ne kilosu yahu, iki yüz elli gram kıyma hepsi. NACİYE- (şaşkın) Neee! İki yüz elli gram mı? MUSTAFA- Tabi ya ne sandınız. NACİYE- (kızar) Allah boyunu posunu devirmesin emi. Baştan söylesene şunu oğlum. Tükürük kadar kıyma için ev halkı birbirimize giriyorduk az kalsın. MUSTAFA- Ne bilim sormadınız ki. AYŞE- En iyisi bolca yufka alalım ve kıymalı börek yapalım. Yanına da bir güzel ayran yaptık mı akşam yemeğimiz çıkmış olur. NACİYE- Hah börek dedin de aklıma geldi gelin. O müdürün karısını da çağıralım yemeğe ha. MUSTAFA- Yahu anne zaten avuç içi kadar kıyma birde misafir çağırma Allahaşkına. NACİYE- Yok yok onu çağıralım. Geçenlerde bizim için demiş ki, ayol onlar alt tarafı memur ailesi. Et kim onlar kim. Koyunu sokakta görseler, kanguru zannederler. Öyle değil mi gelin, sende duymuştun. AYŞE- Aman bırak şu dedikoducu kadını..lâflarına kulak asma onun. NACİYE- Yooo onu bunu bilmem madem kıymalı börek yapacaksın o karıyı da çağırır bir dilim yedirirsin, tamam mı? AYŞE- Peki anne peki, meraklanma sen. MUSTAFA- Gelelim bu etin yarına kadar muhafaza edilmesine. NAZMİYE- Muhafaza edilmesine mi dedin babacığım? MUSTAFA- Evet kızım. Baksanıza havalar ısındı. Ya yarına kadar et kokarsa? SELAMİ- Öyle ya. Kokmuş kıyma da yenmez ki. AYŞE- Peki ne yapacağız öyleyse? MUSTAFA- Şimdi kulaklarınızı açıp beni dinleyin. Hanım bizim bir körük vardı, duruyor mu? AYŞE- Körük mü? Ha hatırladım.. Sandığın bir tarafında olacaktı. MUSTAFA- Tamam yemekten sonra onu çıkart. NACİYE- Körükle ne yapacaksın oğlum? MUSTAFA- Suni rüzgar yapacağım anne. AYŞE- Rüzgar mı? Ne işe yarayacak? MUSTAFA- Anlatayım. Evde buzdolabı yok. Teldolabı ise bir işe yaramaz. Eee etin kokmaması için soğuk hava lazım değil mi? AYŞE- Evet. MUSTAFA- O halde biz de körükle suni rüzgar yaratıp etin kokmasını önleyeceğiz. AYŞE- Allah iyiliğini versin bende ne yapacak diye düşünüyordum. MUSTAFA- Akıl bu akıl. Fakirinde aklı bu kadar çalışır işte. SELAMİ- Peki körüğü kim çalıştıracak baba? MUSTAFA- Babaannen hariç hepimiz. Nöbetleşe sabaha kadar körüğü çalıştıracağız oğlum. SELAMİ- Peki ilk nöbeti kim tutacak? MUSTAFA- İlk nöbeti ben tutarım. Şimdi saat kaç? AYŞE- Sekiz. MUSTAFA- Oldu. Yemekten sonra gece on ikiye kadar nöbeti ben tutarım. On ikiden sonra da üçer saat sırayla önce Selami, sonra Nazmiye, daha sonrada anneniz tutar nöbeti. Anlaşıldı mı? ÇOCUKLAR- Anlaşıldı komutanım. MUSTAFA- Haa bu arada her yarım saatte bir de eğilip eti koklamayı unutmayın ha. Kokup kokmadığını öğrenirsiniz. NAZMİYE- İyi ama babacığım ben nezleyim burnum koku almıyor ki. MUSTAFA- O halde nöbeti devrederken beni uyandırıp eti koklatırsın bana. NAZMİYE- Olur. AYŞE- Hadi bakim çocuklar şimdi yemeğinizi yiyin ve hemen erkenden yatın. Babanızı dinlediniz nöbete kalkacaksınız. SELAMİ- Ben yemeyeceğim. NAZMİYE- Bende. AYŞE- Aaa o da neden? Biraz önce karnım aç diyen siz değil miydiniz? SELAMİ- Evet ama şimdi yersek tıkanırız anne. Sonra yarın o kıymalı böreği nasıl yeriz. Boru mu bu eve et gelmiş bir kere. NAZMİYE- Selami doğru söylüyor anneciğim. NACİYE- Ben de bu akşam yemek yemeyeceğim gelin. AYŞE- Sende mi anne? Hani açlıktan ölüyordun. NACİYE- Çocuklar haklı. Bakarsın tıkanırız, iştahımız filân kaçarda kıymalı böreği yiyemeyiz. MUSTAFA- Madem öyle herkes yatağa. Haa unutmadan söyleyeyim nöbette uyumak yok ha. Saat başı kalkıp kontrol edeceğim sizleri. BİRİNCİ BÖLÜMÜN SONU
İKİNCİ BÖLÜM
SELAMİ- (esnemeye başlar) Ohhhhmghh NAZMİYE- Neredeyse oturduğum yerde uyuyacağım babaanne. NACİYE- Hadi hadi esnemeyi bırakın şeytanları topluyorsunuz eve. Hem saat kaç ki daha? SELAMİ- Sen de bizim gibi sabaha kadar nöbet tutsaydın da görseydik seninde halini. NACİYE- Haa nöbet dediniz de aklıma geldi. Kız Nazmiye kıymaya bir şey olmamış ya? NAZMİYE- Nezle olduğum için burnum koku almıyor ama sabahleyin babam giderken kokladı, mis gibi dedi. NACİYE- İyi.. Anneniz nerede? SELAMİ- Yufka almaya gitti. NACİYE- Peki.. Nazmiye gel şu pencereyi aç ta müdürün karısına sesleneyim hadi kızım. NAZMİYE- Peki babaanneciğim.. SESLER- YÜRÜR. PENCEREYİ AÇMA SESİ NAZMİYE- Gel açtım. NACİYE- Ahh ah ihtiyarlık. Ayaklarımın üzerinde zor duruyorum vallahi. SESLER- YÜRÜR. DURUR. NACİYE- (bağırır) Pakizanım, huuu Pakizanım. Namussuz taze duymuyor ki mutlaka gene ayna başındadır. Pakizanım huuuuu!! SESLER- UZAK DIŞARIDAN PENCERE AÇILMA SESİ PAKİZE- (uzak) Efendim..Haa sen misin Naciyanım teyze? NACİYE- Benim ya kızım. N’apıyorsun bakim? PAKİZE- (uzak) Hiçç ne olsun gazete okuyordum. NACİYE- İyi, iyi. Akşama ne yemeğin var? PAKİZE- (uzak) Vallahi doğrusu bugün üzerimde bir uyuşukluk var Naciyanım teyze, yemek filân yapamadım. Telefon açtım bizimkine akşam gelirken bir kaç kilo pirzola, büftek falan getir de acele bir şeyler yapayım, dedim. NACİYE- (kendi kendisine) Hem de bir kaç kilo ha! (sesini yükseltir) Zahmet etme kızım..Kocanın getirdiği eti yarına sakla da bu akşam bize gelin yemeğe. PAKİZE- Yemeğe mi? İyi ama Naciyanım teyze bizimkini biliyorsun etsiz yemek yemez. Siz de mutlaka gene çorbayla, patates vardır. NACİYE- Aaa niyeymiş. Ayol biz sabah akşam çorba, patates mi yiyoruz sanki? Kim çıkartıyor bu lâfları? PAKİZE- Ne bileyim teyzeciğim bütün mahalle öyle söylüyor. Hatta diyorlar ki onlar koyunu görseler, manda zannederler. NACİYE- Höst höst.. Ayol mandayı koyunu ayırt edemeyecek kadar cahil değiliz kızım. Ne biçim lâf bunlar böyle. Hiç utanmıyorlar mı böyle dedikodular yapmaya? PAKİZE- Valla ne bileyim Naciyanım teyze. Bu mahalledeki kadınların ağzı torba değil ki tutup dikesin. Öyle değil mi? NACİYE- Öyle.. İşleri güçleri yok, bizi çekiştiriyorlar akşama kadar. Kulağıma gelenlere göre şu yandaki şoförün karısı.. Adı da neydi unuttum? PAKİZE- Mualla. NACİYE- Hah işte neyse. Demiş ki bizim için, onlar yıllardır et yemiyorlar. Bir gün et yeseler mutlaka kusarlar. Çünkü mideleri alışmamıştır ete. Bak bak duyuyor musun bizim için söylediklerini. PAKİZE- Boşver sen Naciyanım teyze.. Dedim ya dedikodu bunlar hep. NACİYE- Dedikodu, medikodu ama dua etsinler ki ihtiyarım yoksa hepsinin hakkından gelirdim ben. Gene efendilik, insanlık bizde kalsın. Söylemiyorum, sabah akşam çorba içip de sonra kürdanı ağızlarına takıp gene dişimize et kaçtı diye gösteriş yaptıklarını. PAKİZE- (gülerek) İlahi Naciyanım teyze. Bak bunu duymamıştım. NACİYE- Sen gene de benden duyma kızım. Yukarıda Allah var neme lazım dedikodu yapmanın günahı büyüktür. Ama o sizin altınızda oturan elektrikçi Fahrinin karısının yaptığını duysan vallahi düşer bayılırsın. PAKİZE- Ne yapıyormuş Naciyanım teyze? NACİYE- Ne yapacak fukaralar, kolay mı on dört milyona et yesinler. Kadın gidiyormuş kasaba bizim köpeğe kemik lazım deyip, aldığı kemikleri bir güzel kaynatıp çorba yapıyormuş. Sonra da çöpçü geçerken bağırıyormuş avazı çıktığı kadar. Çöpçü çöpçü şu kemikleri de alsana. Vallahi bıktım sabah akşam et yemekten diye mahalleliye gösteriş yapıyormuş. PAKİZE- Aaa bak bunu ilk senden duyuyorum vallahi Naciyanım teyze. NACİYE- Diyorum ya Pakizanım biz dedikodu sevmeyiz. Ağzımızı bir açsak daha neler var ama neme lazım yukarda Allah var, cehenneme gitmekten korkarım. Ama millet bizi ağzına ciklet yapmış çiğneyip duruyor. PAKİZE- Bakmayın siz o kenar mahalle kadınlarına. NACİYE- Bu akşam geliyor musunuz yemeğe? PAKİZE- Vallahi ne bileyim Naciyanım teyze.. Dedim ya bizimki prensiplerine çok bağlıdır. Müdür olduğu için etsiz ve de rakısız yapamaz. NACİYE- Merak etme kızım etse bizde de var. Hem de ağzınıza layık kıymalı börek yaptık. PAKİZE- Kıymalı mı? NACİYE- Tabi ya. PAKİZE- Naciyanım teyze davetinize çok teşekkürler ama bizim beyin ne zaman geleceği belli olmaz. Malum ya müdür adam. Sen istersen bize bir kaç dilim gönder biz evde çayla yeriz. NACİYE- Peki kızım. Hadi seni daha fazla tutmayayım. Oturmaya da bekleriz. PAKİZE- Olur teyzeciğim müsait bir zamanda geliriz. NACİYE- (kendi kendisine) Vay kurnaz karı vay. Hem yemeğe gelmiyor hem de hakikaten bunlar kıymalı börek yaptılar mı diye bir iki dilimde istiyor. İstesin bakalım göndeririz bizde. Bakalım o zaman gene dedikodu yapacaklar mı hakkımızda. AYŞE- Kiminle konuşuyorsun anne? NACİYE- Kim o? Haa sen misin gelin. Ne zaman geldin? AYŞE- (nefes nefese) Şimdi geldim. Canım çıktı, bir kaç tane yufka alabilmek için ta çarşıya kadar çıktım. NACİYE- Niye, yanımızdaki dükkânda yok muydu? AYŞE- Vardı vardı ama buradaki pahalı satıyor. Çarşıda daha ucuz. NACİYE- İyi yaptın. Bende şimdi Pakize ile konuşuyordum. Hani şu müdürün karısı ile. AYŞE- Ne konuşuyordun? NACİYE- Bu akşam evimizde et olduğunu hissettirmeye çalıştım tazeye. AYŞE- Ne lüzumu vardı anne. Allahaşkına sende. NACİYE- Öyle deme kızım. En çok dedikoduyu yapanda o rezil karı zaten. Neymiş koyunu görsek deve sanırmışız. AYŞE- Boşver dedim ya sana anne. Onların kendi terbiyesizliği o. NACİYE- Olsun. Dinsizin hakkından imansız gelir. Dua etsinler ki ihtiyarım, ayaklarım ağrıyor. Ah bir ev ,ev dolaşsam ne yapacağımı biliyorum ben, ama ne yapayım ki ihtiyarlık işte gelin. AYŞE- Çocuklar nerede? NACİYE- Ne bileyim deminden beri esneyip duruyorlardı. Belki de uyuyorlardır. AYŞE- Müdürün karısı börek yemeye geliyor mu? NACİYE- Çağırdım ama gelemiyorlar. Akşam kocası gelirken bir kaç kilo pirzola, biftek filân alacakmış. Artık ne bileyim günahı boynuna, öyle söyledi. AYŞE- Canım bize ne kim ne kadar et yerse yesin Allahaşkına. Sana kaç kere bu kadınlarla konuşma demedim mi anne. Bak şimdi yarın kadın sokağa çıkar akşama kadar bütün mahalleyi dolaşıp bizim kıyma aldığımızı yayar. NACİYE- Yaysın ayol! Zaten benimde istediğim bu ya. AYŞE- Canım ne lüzumu var. Ne yapalım yani bizde başkaları gibi sık sık et yiyemiyorsak. Hem biz işçi ailesiyiz. NACİYE- Gelinim, ben hakkımızda çıkarttıkları dedikodulara kızıyorum başka şeye değil. AYŞE- Neyse ben yufkaları açayım. Mustafa da neredeyse gelir. NACİYE- Aç bakalım. Midem de nasıl kazınıyor biliyor musun? AYŞE- Kazınır tabi. Bu akşam börek yiyeceksin diye dün akşamdan beri ağzına bir şey koymadın. Hiç olmazsa sabahleyin kahvaltı etseydin. NACİYE- Neme lazım tıkanırım filân da. Böyle daha iyi hiç olmazsa doyuncaya kadar kıymalı börek yerim. Bakarsın bir daha ne zaman yeriz, bilinmez gelin. Şunun şurasında ne kadar ömrümüz kaldı ki. AYŞE- Hadi hadi anne şu et işini bu kadar facia haline sokma. Hem bu yaşa kadar sağlıklı, sıhhatli yaşadıysan sen gene et yemediğine dua et. NACİYE- Aaa nedenmiş o? AYŞE- Gazetelerin birinde okudum. Adamın birisiyle röportaj yapmışlar. Tam 113 yaşındaymış ve bu kadar yaşamasının sırrını da et yememeye borçlu olduğunu söylüyormuş. NACİYE- (şaşkın) Sahi mi söylüyorsun gelin? AYŞE- Vallahi doğru söylüyorum anne. NACİYE- Ama gene de et yemek güzel şey be gelin. SESLER- KAPI AÇILMA SESİ MUSTAFA- Merhabaa.. NACİYE- (heyecanla) Hah işte Mustafa da geldi. Gel oğul gel bakalım. MUSTAFA- Ne yapıyorsunuz? AYŞE- Yufkayı hazırlıyorum. Birazdan kıymayı kavurur böreği yaparım. MUSTAFA- İyi.. Karnım o kadar aç ki. NACİYE- Evladım niye öyle suratın sapsarı bugün. MUSTAFA- Şeyy.. Eee.. Ne bilim anne. AYŞE- Yoksa sen de bu gün annen ve çocuklar gibi iştahın kesilir diye bir şey yemedin mi? MUSTAFA- (güler) Güleceksiniz ama öyle oldu.. Ehh ne yaparsın hanım yıllardan sonra eve et alınca insan ne yapacağını şaşırıp kalıyor. Biz de bugün çocuklaştık anlayacağın. NACİYE- A oğul elindeki nedir öyle? MUSTAFA- Dedik ya anne et bizi şaşırttı. Biraya kıyıp bir şişe rakı aldım. Nasıl olsa mezemiz sağlam. AYŞE- İyi yaptın kocacığım. MUSTAFA- Yalnız bakkal şaşırdı ben bira alınca. Yahu Mustafa hayrola yoksa bu akşam et mi pişiyor evde, dedi? NACİYE- Vay vay mahallelinin diline düştük ha. Ah hep o kör olası dedikoducu kadınların marifeti bu. MUSTAFA- Neyse boş ver anne. Eee hanım bitmedi mi yahu yufkayı hazırlaman. AYŞE- Tamam kocacığım bitti. (bağırır) Nazmiye! Selami neredesiniz? NAZMİYE- (uzak) Buradayız anneciğim. SESLER- UZAK KOŞUP GELME SESLERİ SELAMİ- Geldik. AYŞE- Ne yapıyordunuz? SELAMİ- Şeyy.. Ansiklopediye bakıyorduk ablamla. MUSTAFA- Niye..Ne arıyordunuz ki? NAZMİYE- Etin faydalarını okuyorduk babacığım. MUSTAFA- (güler) Allah kahretmesin sizi. AYŞE- Nazmiye yufka hazır kızım. Git kıymayı getir de kavuralım hadi yavrum. NAZMİYE- Peki anneciğim. AYŞE- Böreğin yanına başka meze ister misin Mustafa? MUSTAFA- Yok canım dedik ya et kafi. NAZMİYE- (sesi uzak çığlık atmaktadır) Anneeeee..... Babaaaaa.. AYŞE- Ne oldu kızım? NACİYE- Kız gelin, Nazmiye niye bağırıyor öyle? NAZMİYE- (sesi yakın) Anne, baba felaket.. Nasıl söyleyeceğimi bilemiyorum. AYŞE- Ne oldu kızım. Rengin sapsarı olmuş. NAZMİYE- Şeyy.. Anne..E..Et.. Hani o et vardı ya. AYŞE- Evet ne olmuş ete. NAZMİYE- Et.. Et.. Et yok yerinde. NACİYE- Ne demek et yok ne olmuş ete. MUSTAFA- Sakin ol yavrum. Yoksa yok. Ne olmuş sanki. NAZMİYE- Bilmiyorum babacığım. Baktım et yerinde yoktu. NACİYE- Yoksa çaldılar mı? Ah boşboğazlığımız kıyma aldığımızı duymayan kalmadı ki koca mahallede. NAZMİYE- Duvarın üzerinde Pakizanımın kedisi yalanıp duruyordu. Belki de o almıştır. NACİYE- Mutlaka, mutlaka o karının kedisi almıştır. Hem vallahi de, billahi de eti çalması için kediyi de bizzat göndermiştir buraya. Vay bizim başımıza gelenler vay. AYŞE- Sakin ol anne duyanda evimizde birisi öldü sanacak. NACİYE- Daha ne olsun kızım daha ne olsun. On yıldan sonra eve gelen et, on saat bile durmadı. Daha ne olsunnn!!
SON |