www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü

RADYO TİYATROSU

' NDAN SESLENEN YAPIT

 

Telif Hakkı Sahibi: Tayfun TÜRKİLİ

Bu oyun 2002 yılı Şubat’ ında İzmir Radyosu' nda oynanmıştır. www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü, öncelikle Radyo Tiyatro oyunu yazmak isteyen SiZlere örnek olması ve daha sonra da yapıtın geniş bir yelpazenin beğenisine sunulması amacıyla telif hakkı sahibi ve duyguyoğuranı ( yazarı )  tarafından Enstitü' de yer alması için gönderdiği bu Radyo Tiyatrosu tekstinden dolayı SiZedebiyat tiyatro danışmanımız Sayın Tayfun TÜRKİLİ' ne teşekkürü bir borç bilir. Bu oyunu sahnelemeyi düşünmeniz veya değişik bir amaçla kullanmak istemeniz halinde, izin almanız için duyguyoğuranımızın adresi bu sayfada verilmiştir. Enstitü' de, skeç dalındaki bu yapıtın öncelikle sahibine, daha sonra hepimize esin kaynağı olması ve uğur getirmesi dileğiyle..                          

Radyo Tiyatrosu

CELLÂT ve KURBANI

(GEÇİŞ)

 

SESLER-          EV İÇİ

ŞEHMUZ-          (sertçe) Söyle Hacer kadın, bacımız nerede?

HACER-            (gururla) Söyleyeyim Kirazoğlu Şehmuz. Bacınızı oğlum kaçırdı.

ŞEHMUZ-          (şaşkın) Neee! Ne dedin sen?

AHMET-            (öfkeyle) Öldüreceğim o köpeği, dilim dilim edeceğim.

ÖMER- Durun yahu, mesele neymiş bir öğrenelim önce.

ŞEHMUZ-          Ne zaman kaçırdı, nereye kaçırdı? Söyle yoksa öfkemi senden alırım                     Hacer kadın..Yaşlı demem şuracıkta öldürürüm seni.

HACER-            Senin yerinde olsam böyle bir şeyi yapmam Kirazoğlu Şehmuz.

ŞEHMUZ-          (şaşkın) Ne demek istiyorsun?

HACER-           Oğlum, bacını beni dövdüğün için kaçırdı. Giderken söyle onlara ana, sana ne yaparlarsa acısını iki kat bacılarından alırım, dedi.

ŞEHMUZ-          Alçak, namussuz, erkek adam kadın kısmını koz olarak elinde tutar mı?

HACER-            Bu soruyu önce sen kendine sor Şehmuz efendi. Sen erkektin de neden                benim gibi yaşlı bir kadını dövdün ha?

ŞEHMUZ-          Bana bak şimdi senin ağzını burnunu..

ÖMER- Dur Şehmuz ağam yapma, Hacer kadını duymadın mı, ne yaparsan                       acısını bacımızdan iki kat çıkartacakmış oğlu.

AHMET-            Ömer doğru söylüyor ağam, ilişmeyelim kadına.

ŞEHMUZ-          Tamam tamam..Söyle bakalım oğlun, bacımızı nereye götürdü?

HACER-            Dağlara..Taa şu tepesi karla kaplı dağlara..

ŞEHMUZ-          Neresine?

HACER-            Ne bilim koca dağ..Adresimi var ki söyleyeyim..Ara ki bulasın..

ŞEHMUZ-          Alay etme Hacer kadın arayacağız..Her taşın altına bakacağız. 

AHMET-            Ve bulduğumuz yerde de öldüreceğiz onu.

 

                                                            (GEÇİŞ)

 

SESLER-          GECE. DAĞBAŞI..ATEŞİN ÇITIRDISI

KEZBAN-          Yazık, ben seni yiğit biri sanırdım. Meğer korkak adamın tekiymişsin.

MURAT -           (içini çeker) Nereden vardın bu karara?

KEZBAN-          Beni kaçırmandan..

MURAT-            Ne olmuş seni kaçırmışsam?

KEZBAN-          Daha ne olsun, ağabeylerim seni öldürmesin diye beni rehine olarak kaçırdın. (öfkeyle) Yiğit biri olsaydın, beni kaçıracağına alırdın eline silahı çıkardın onların karşısına.

MURAT -           Sana göre yiğitlik, adam vurmak mı?

KEZBAN-          Elbette ya ne sandın?

MURAT -          İyi. Senin o yiğit sandıklarının halini git de mahpuslarda gör..Sen hiç mahpus yeri görmedin değil mi? (içini çeker) Onu ancak içeriye düşen bilir..

SESLER-          BİR İKİ SANİYE ATEŞİN ÇITIRDISI

MURAT -          Dört duvar düşün. Bir de demir parmaklı bir pencere..Hiç bir zaman güneşi tek parça göremezsin. Dilim dilim girer içeriye. İşte o dört duvar arasında ben diyeyim on beş, sen de yirmi mahkum. Hepsi de sana göre yiğit. Kimisi küfredeni vurmuş, kimisi de benim gibi töre kurbanı.

SESLER-          BİR İKİ SANİYE ATEŞİN ÇITIRDISI

MURAT -          (derin bir nefes alır) Ne zaman ki mahpus damına düşersin, işte o zaman yiğitliğin silah taşıyıp, adam vurmakla olmadığını anlarsın..

KEZBAN-          Neden kaçırdın beni?

MURAT -          Senin yiğit ağabeylerin anamı, adam döver gibi dövmüşler. Hem de yumrukla, tekmeyle, her tarafını morartmışlar..

KEZBAN-          Sen de beni intikam almak için mi kaçırdın?

MURAT -          Hayır, anama karşı koz olarak kullanmak için. (içini çeker) Anlayacağın sen elimdeyken ağabeylerin bir daha anama zulüm yapamaz artık..

SESLER-          SADECE ATEŞİN ÇITIRDISI

KEZBAN-          Babamı vurduğunda bu işin kan davası haline geldiğini biliyordun. Neden hapisten çıktıktan sonra kaçmadın?

MURAT -           Kaçmam mı gerekirdi?

KEZBAN-          Töreyi biliyordun. Ağalarımın senden intikam alacağını hesaplamadın mı hiç? Sen babamızı, babanı öldürdüğü için vurmamış mıydın?

MURAT -           Evet öyle..Ama ben o zaman cahildim, toydum, anamın, köylünün...

KEZBAN-          Sen babamızı vurarak kendinde bu hakkı buldun da, biz neden bu hakkı      kendimizde bulmayalım?

MURAT -          Haklısın ama benim yaptığım yanlıştı. Bunun karşılığında da ömrümün en güzel yıllarını mapusda geçirdim. Şimdi benim düştüğüm hataya sizin de düşmemeniz için kan davasını bitirelim, diyorum.

KEZBAN-          Diyelim ki ben ve ağalarım kan davasından vazgeçtik, seni öldürmedik, peki ya töreyi ne yapacağız?

MURAT -           Yerin dibine batsın töre. Zaten sizi babasız bırakan, beni katil yapıp           mapuslarda çürüten de o töre değil mi?

KEZBAN-          Ama yine de töre töredir. Böyle gelmiş, böyle gidecek.

MURAT -          Hayır, böyle gitmemeli..İnsanlar birbirlerini vurmamalı. Aksi taktirde bu rezil kan davası nesillerden nesillere geçip, çok ocaklar söndürür..(içini çeker) Karnın acıktı mı?

KEZBAN-          Acıktı.

MURAT -           Yola çıkmadan önce anam azık vermişti, birlikte yiyelim.

SESLER-          YÜRÜR. PAKETLERİ AÇMA SESİ.

KEZBAN-          Murat.

MURAT-           (uzak) Efendim?

KEZBAN-          Beni sadece ağalarım anana kötülük etmesin diye mi kaçırdın? Başkaca bir sebebi yok mu?

MURAT-            (uzak) Var.

SESLER-          UZAK YÜRÜR GELİR, DURUR

MURAT-           Seni hala seviyorum Kezban. Babanın katili olduğum için belki seni sevmeye hakkım yok. Ama yüreğime anlatamıyorum bunu.

KEZBAN-          Keşke elimizde olsa da, zamanı on beş yıl öncesine götürebilsek. Birbirimize sevdalandığımız o günleri yeniden yaşayabilsek. Keşke babam babanı öldürmeseydi, sen de töreyi yerine getirmek için babamı öldürmeseydin, şimdi her şey o kadar farklı olurdu ki.

MURAT-           On beş yıldır evli olurduk, boy boy çocuklarımız olurdu. Şimdi bu saatte evimizde koyun koyuna yatıyor olurduk.

KEZBAN-          (derin nefes alır) Kader işte.

MURAT-           Hayır, bu yaşadıklarımız kader değil Kezban. Ne yaptıysak cahilliğimizden, çevrenin etkisinden yaptık. Benim töreye uymam gibi. Tıpkı şimdi senin hala beni sevmene rağmen ağalarının korkusundan bunu itiraf edememen gibi. (ara) Doğru değil mi?

KEZBAN-          Ne?

MURAT-           Beni sevdiğin. Hala bana sevdalı olduğun. Korkma, burada özgürsün, bizi duyan kimse yok. Hadi itiraf et beni sevdiğini.

KEZBAN-          Seni sevdiğimi söylemem neyi değiştirecek ki Murat. (içini çeker) Biz asla bir araya gelemeyiz. Çünkü ben hala Kirazoğlu soyadını taşıyorum.

MURAT-           Hiç önemli değil. Önemli olan hala beni sevmen.

KEZBAN-          Benim sevgim yetecek mi sana? Ağalarımı unutma. Onlar için hala kurbansın sen.

MURAT-           Belli olur mu bazen cellatlar da insafa gelir. Vakit geç oldu yatalım artık.

 

(GEÇİŞ)

 

SESLER-          DAĞBAŞI..YÜRÜME SESİ. RÜZGAR SESİ

ŞEHMUZ-         (nefes nefese) Daha hızlı kardaşlarım, daha hızlı. Onları mutlaka bulmalıyız.

AHMET-           Bulacağız ağam heç meraklanma, iğne deliğine saklansa bulacağız o iti.

ÖMER-             Bana kalırsa bu sevdadan vazgeçelim Şehmuz ağam. Koskoca dağda Muratla bacımızı nasıl bulacağız?

ŞEHMUZ-         Eyi de ne yapalım, bacımızı Muratın kollarına teslim mi edelim yani? Zati yeteri kadar köylüye rezil olduk.

ÖMER-             Hem bulsak bile bakalım Murat bizi sağ bırakır mı? Mutlaka o da yanına silah almıştır.Tepeden bizi gördüğü anda vurur, öldürür.

AHMET-            Ömer doğru diyor Şehmuz ağam, bizi görürse keklik gibi avlar.

ÖMER- Nasıl olsa sürgit dağda kalamazlar. Yanındaki erzak biter bitmez, Murat     tedarik etmek için köye geri dönecektir..

AHMET-           Hem bakarsınız bu arada bacımız bir punduna getirip de o namussuzu  öldürürde hepimiz kurtuluruz. Biliyorsunuz o Murata bizden daha fazla kinli.

 

                                                            (GEÇİŞ)

 

SESLER-          DAĞBAŞI..RÜZGARIN SESİ

KEZBAN-          Köye ne zaman geri döneceğiz Murat?

MURAT -           Bilmiyorum..

KEZBAN-          Bilmiyorum da ne demek, hep bu dağ başında kalacak değiliz ya?

SESLER-          SADECE RÜZGARIN SESİ

KEZBAN-          Artık her şey çok farklı. Gidelim ağabeylerime gerçeği söyleyelim. Birbirimizle evlenmek zorunda olduğumuzu anlatalım onlara.

MURAT -          Anlatmasına anlatalım da, ağabeylerinin bu işi pek hoş karşılayacağını sanmıyorum. Çünkü onların gözünü öylesine kan bürümüş ki..

KEZBAN-          O eskidendi, benim seninle karı koca gibi olduğumuzu öğrenirlerse   düşmanlık kalkar orta yerden.

MURAT -           Öyle mi sanıyorsun?

KEZBAN-          Elbette. Ben onların biricik bacısıyım. Göreceksin bak, onlara seni sevdiğimi söyleyeyim, silahlara veda edeceklerdir.

MURAT -          Tam tersi de olabilir, kanlını sevdiğin için sana kötülük de edebilirler.

KEZBAN-          Hayır bu yaşıma kadar bana bir fiske bile vurmamışlardır. Hem başka                     çaremiz var mı? Böyle dağda daha ne kadar yaşayabiliriz ki Murat?

MURAT -           Kaçabiliriz.

KEZBAN-          Nereye?

MURAT -           Büyük şehre..İstanbul’a. Ağabeylerinin bizi bulamayacağı bir yere.

KEZBAN-          Kaçarak yaşamak da bir zulüm değil mi? Devamlı öldürülmek korkusuyla, namlu ucunda nasıl mutlu yaşayabiliriz ki?

MURAT -           Evet ama az da olsa kaçmak, bir kurtuluş umududur Kezbanım.

KEZBAN-          Hayır, kaçarak değil, konuşarak bitireceğiz bu kan davasını Murat..Hem başından beri sen de böyle söylemiyor muydun?

MURAT-            Evet ama senin ağaların öyle kalın kafalı ki, töreye karşı çıkacaklarını sanmıyorum.

KEZBAN-          Belli olmaz. Sen burada kal. Ben gidip konuşacağım ağalarımla. Göreceksin bak onları ikna edeceğim, silahlarını bıraktıracağım.. 

 

                                                            (GEÇİŞ)

 

SESLER-          EV İÇİ

ŞEHMUZ-          (çıldırır) Nee, ne dedin, ne dedin? Seviyor muyum, dedin?

KEZBAN-          Evet öyle dedim ağam.

AHMET-            (şaşkın) Çıldırdın mı bacım, nasıl seversin o katili?

ÖMER-             Neden sevmesin? Zaten zamanında birbirlerine sevdalı değiller miydi?

AHMET-           O babamızı vurmadan önceydi. Şimdi sevemez.

ŞEHMUZ-          (sertçe) Kezban, sen ne söylediğinin farkında mısın?

KEZBAN-          Evet ağam...Muratla ben..Birbirimizi seviyoruz..

ŞEHMUZ-         (bağırarak) Olamaz..Sen Kirazoğlu Kezbansın. Öldürürüm seni, şerefsizim dilim dilim doğrarım..

AHMET-           (bağırarak) Dellendin mi kız, insan babasının katiline gönül verir mi, sen de hiç akıl yok mu, vicdan yok mu? Bunu nasıl yaparsın?

ŞEHMUZ-          Kaltak! (TOKAT SESİ) Senin niyetin bizi köye rezil etmek mi ha?

KEZBAN-          Ahh.. (ağlıyarak) Ne yapim seviyorum işte onu..

ŞEHMUZ-          (bağırarak) Köyde sevecek başka adam mı kalmadı kız? Al sana al.

SESLER-          TOKAT SESLERİ. KEZBANIN ÇIĞLIKLARI

KEZBAN-          Ahh..(ağlayarak) Seviyorum Murat’ı Seviyorum.

ÖMER- Yapmayın, vurmayın kızcağıza.

ŞEHMUZ-          Sevmeyeceksin o iti. Babamızı öldüren adama gönül veremezsin.

AHMET-            Gebertiriz kız seni, gebertiriz.

ÖMER- Durun, delirdiniz mi bırakın kızı?

KEZBAN-          (Ağlayarak) Ben buraya sizden evlenmek için izin istemeye geldim..

ŞEHMUZ-         Nee! Bir de evlenmek mi? Allahhh, tutmayın beni..Tutmayın öldüreceğim bu şırfıntıyı..

SESLER-          DÖVME BAĞIRMA FERYAD, KEZBANIN HIÇKIRIKLARI

ÖMER- Yeter, kendinize gelin, öldüreceksiniz kızı.

KEZBAN-          (ağlayarak) Yapmayın, dövmeyin..Evlenmek zorundayım Muratla.

(bağırarak) Anlamıyor musunuz evlenmek zorundayım.

ŞEHMUZ-         Nee! Demek koynuna da girdin onun ha? Onu sevdiğin yetmiyormuş gibi bir de bizi arkadan hançerledin öyle mi? Geberteceğim seni.

AHMET-           Ailemizin namusunu iki paralık edersin ha?

SESLER-          TEKME TOKAT SESLERİ, KEZBANIN FERYADI

ÖMER-             Şehmuz ağam, Ahmet ağam, yeter. Siz ne biçim insanlarsınız. Dövdüğünüz kız bizim bacımız be.

ŞEHMUZ-          Çekil kenara Ömer, o artık bizim bacımız değil..

AHMET-            Evet, babamızın katilinin koynuna giren biri artık bizden değildir..

ÖMER-             Olmaz öyle şey. Doğru da yapsa, yanlış da yapsa o bizim bacımız..

SESLER-          KEZBANIN HIÇKIRIKLARI

ÖMER- Kezban, bacım hadi git sen yat..

SESLER-          HIÇKIRARAK YÜRÜR VE KAPIYI AÇAR KAPAR

ÖMER-             Murat’ın öfkesini bacımızdan almayın. Yazıktır, günahtır kıza..O bize anamızdan, babamızdan kalan tek hatıradır.

ŞEHMUZ-         Hala inanamıyorum, bunu nasıl yaptı bize Kezban? Bir çobana gönül verse bu kadar koymazdı bana.

AHMET-           Babamızı vuran o eli kanlı iti nasıl sever? Bizim babamız bacımızın da babası değil mi? Hiç akıl yok mu bu kızda?

ÖMER-             Yapılacak tek şey, Muratla bacımızı evlendirmek. Böylece hem onlar mutlu olur, hem de kan davası denen bu illeti ortadan kaldırmış oluruz.

ŞEHMUZ-         Asla! Kıyametin kopacağını bilsem, yine de ne bacımın Murat  denen o köpekle evlenmesine izin veririm, ne de kan davasını bitiririm.

AHMET-           Şehmuz ağam doğru söylüyor, Kezban’ı Muratla evlendirerek köylüyü kendimize güldürtemeyiz. Gerekirse her ikisini de vururuz..

ŞEHMUZ-         Namussuz, baktı ki kaçarak kurtulamayacak elimizden, bacımızın hem gönlünü hem de aklını çeldi..Zannetti ki Kezban’la evlenirse, bizim elimizden de kurtulacak.

AHMET-            Doğru söylüyorsun ağam. Bacımız da bu oyuna geldi.

ŞEHMUZ-          (bağırarak) Kalkın gidiyoruz.

ÖMER- Nereye Şehmuz ağam?

ŞEHMUZ-         Dağa..Murat’ı öldürüp babamızın kanını, bacımızın namusunu temizlemeye.

AHMET-           Eyi ama koca dağ. Nereye saklandığını bilmeden onu bulamayız ki.

ŞEHMUZ-          Merak etme bu sefer bulacağız.

AHMET-            Nasıl?

ŞEHMUZ-         Hacer kadını konuşturarak..Döverek, işkence ederek..

ÖMER-             Durun çıldırdınız mı siz? Hacer kadın 70 yaşında. Yaşlı kadına zulüm yaparak günaha girmeyin. Buna erkeklik denmez.

ŞEHMUZ-          Kapa çeneni..Gidiyoruz dedim.

ÖMER- Ben gelmiyorum sizinle..Böyle bir adiliğe ortak olamam..

AHMET-            Bana bak Ömer, kardaş mardaş dinlemem şimdi seni..

ÖMER-             Çek elini yakamdan Ahmet ağam. Kan davası denen maraz size insanlığınızı da, her bir şeyinizi de unutturmuş..

ŞEHMUZ-          Bırak şu korkağı Ahmet.. Biz ikimiz yeteriz seninle. Hadi.

 

                                                            (GEÇİŞ)

 

SESLER-          EV İÇİ. ELLE KAPININ ÇALINMA SESİ

HACER-           Geliyorum, geliyorum..(Yürürken, heyecanlı) Sakın Murat olmasın bu. Kızı alıp gideli dört gün oldu.

SESLER-          YÜRÜME DURUR. KAPIYI AÇAR

HACER-           (şaşkın) Aa! Şehmuz, Ahmet. (sert) Ne işiniz var, ne istiyorsunuz?

ŞEHMUZ-          Çekil kenara da içeri girelim Hacer kadın.

SESLER-          İÇERİ GİRME SESİ.

AHMET-            Kapat kapıyı.

SESLER-          KAPININ KAPANMA SESİ

HACER-           Ne var ne istiyorsunuz? Eğer buraya bana kötülük yapmaya geldiyseniz, aynı kötülüğü oğlum da bacınıza yapar ha!

ŞEHMUZ-          Merak etme, oğlun bacımıza yapacağını yapmış zaten.

HACER-            (şaşkın) Ne! Anlamadım, oğlum ne yapmış ki bacınıza?

AHMET-            Koynuna almış.

HACER-            (bağırır) Yalan..Benim oğlum böyle bir şey yapmaz..

ŞEHMUZ-         Ama yapmış işte..Söyle bakalım o ırz düşmanı dağda nereye

saklanıyor?

HACER-            Bilmiyorum..Merak ediyorsanız gidip arayın..

AHMET-            Yalan söyleme, yoksa yaşına başına bakmaz döve döve gebertiriz seni.

ŞEHMUZ-          (TOKAT ATAR) Cevap ver kadın, Murat  nerede saklanıyor?

HACER-           Ahh! (bağırır) Gidinin gözü kanlı köpekleri. Bilmiyorum dedim, bilsem de söylemem yerini.

AHMET-            (bağırır) Konuş kadın, konuşş! (TOKAT) İt oğlun nereye saklandı?

HACER-            Ahh! (ağlayarak) Bilmiyorum, bilmiyorum..

                                                            (GEÇİŞ)

SESLER-          EV İÇİ

KEZBAN-          (burnunu çekerek) Ömer ağam..

ÖMER- Buyur bacım. 

KEZBAN-          Şehmuz ağamla, Ahmet ağam nereye gittiler?

ÖMER- (içini çeker) Boş ver hiç sorma bacım.

KEZBAN-          (heyecanla) Yoksa Murat’ı öldürmeye mi gittiler?

ÖMER- Hayır kötü. Çok kötü bir şey yapmaya gittiler.

KEZBAN-          Nedir o?

ÖMER- Murat’ın anasına gittiler..

KEZBAN-          Niye, ne yapmaya gittiler ki Hacer kadına?

ÖMER-             Murat’ın saklandığı yeri öğrenmek için kadıncağızı konuşturmaya gittiler.

KEZBAN-          İyi ama Hacer kadın, Murat’ın saklandığı yeri bilmiyor ki, söylesin.

ÖMER-             Gel de bunu onlara anlat. Kadıncağızı zorla söyletmek için işkence yaparlar.

KEZBAN-          Aman Allah’ım, neden mani olmadın onlara Ömer ağam?

ÖMER-             Nasıl olabilirim ki Kezban..Ağalarını bilmezmiş gibi konuşuyorsun. Kan davası akıllarını başlarından almış. Varsa yoksa töre, kan davası.

KEZBAN-          (heyecanla) Ben gidiyorum.

ÖMER- Nereye?

KEZBAN-          Hacer kadının evine. Belki ağalarımın ona zulüm yapmasına engel olabilirim.

 

             (GEÇİŞ)

 

SESLER-          EV İÇİ..HACER KADININ HIÇKIRIKLARI. ANİDEN KAPI AÇILIR

KEZBAN-          (heyecanla) Hacer ana, Hacer ana! Aman Allah’ım olamaz.. Ağalarım  zavallı kadını ne hale sokmuşlar? (ağlayarak) Hacer ana!

HACER-            (ağlayarak) Yaklaşma Kirazoğlu Kezban, vururum seni..

KEZBAN-          Bırak o tüfeği Hacer ana..Ben buraya düşmanın olarak gelmedim.

HACER-           (Ağlayarak) Yaklaşma diyorum..Değil mi ki o iki canavarın bacısısın, sen de onlardansın..Sen de o iğrenç yaratıkların kanını taşıyorsun..

KEZBAN-          Ben artık düşmanın değilim Hacer ana..Muratla biz sözlendik.

HACER-            Demek ağabeyin olacak o canavarların söyledikleri doğruymuş. Oğlum                   seni koynuna almış ha?

KEZBAN-          Evleneceğiz..Öyle karar verdik..Gelip önce senin elini öpecektik, daha                    sonra da ağalarımın..Ama onlar buna izin vermedi.

HACER-           (Ağlayarak) Onlar insan değil ki, canavar..Bak ne hale soktular beni? Murat’ımın saklandığı yeri öğrenmek için nasıl acımadan dövdüler beni..

KEZBAN-          (hıçkırarak) Dur şimdi yaralarını sararım Hacer ana.

HACER-           Bırak ben kendi yaramı kendim tımar ederim..Sen burada oyalanma var git oğlumun yanına. Ağalarının Murat’ıma kıymalarına engel ol.

 

                                                            (GEÇİŞ)

 

SESLER-          DAĞBAŞI..HAFİF RÜZGAR

MURAT -           (kendi kendine) Keşke Kezbanın tek başına köye gitmesine izin                          vermeseydim..Gideli iki gün oldu, geri dönmedi..Mutlaka ağalarıyla başı                      derde girmiştir..

KEZBAN-          (sesi uzak) Murattt, Murattt!

MURAT -           (heyecanla) Kezban bu..Onun sesi..(bağırır) Kezban, Kezbann!

SESLER-          UZAK KOŞMA SESİ YAKINA GELMEYE BAŞLAR

KEZBAN-          (uzaktan yakına) Buradayım Murat’ım geliyorum..

MURAT -           Oh çok şükür sağ salim geldi..

SESLER-          YAKINA GELİP DURMA SESİ

KEZBAN-          (nefes nefese) Murat. Murat’ım..

MURAT -          Kezban, ceylan gözlüm..Gecikince başına bir şey geldi..(şaşkın) Dur bir dakika..Ne oldu sana? Gözün niye morarmış senin?

KEZBAN-          Şey..Yok bir şey.

MURAT -          Ne demek yok..Yüzün gözün şişmiş, yüzünde yara izleri var. (bağırarak) Söyle yoksa onlar mı yaptı bunu?

KEZBAN-          (ağlamaya başlar)

MURAT -           Namussuzlar, alçaklar..Demek sonunda bacılarına da el kaldırdılar ha?

KEZBAN-          (ağlayarak) Gözlerini intikam bürümüş onların.Tepeden tırnağa kin ve                    intikamla dolular..Senin olduğumu, seni sevdiğimi söyleyince adeta                      delirdiler, bir Şehmuz ağam vurdu, bir Ahmet ağam.

MURAT -          Allah kahretsin. Bunun hesabını soracağım onlara..(içini çeker) Anamı gördün mü, ona da söyledin mi evlenmek istediğimizi?

KEZBAN-          Şeyy..

MURAT -           Ne oldu Kezban?

KEZBAN-          Anan..(susar)

MURAT -           (heyecanla) Niye sustun? Yoksa anama bir şey mi oldu?

KEZBAN-          (içini çeker) Ağabeylerim onu da fena halde dövmüşler Murat.

MURAT -           (nefretle) Nee, anama el mi kaldırmışlar yani?

KEZBAN-          (hıçkırarak) Evet Murat ..

MURAT -          Namertler demek benden alamadıkları intikamı seni ve anamı döverek aldılar ha..Ama soracağım bu yaptıklarını, hem de çok kötü soracağım.

KEZBAN-          Şimdi de öldürmek için seni arıyorlar. Kaçalım hemen buradan Murat.

MURAT -           Ağaların anamı neden dövdüler? Ne istediler ondan?

KEZBAN-          Senin saklandığın yeri öğrenmek için..

MURAT -          (bağırarak) Lanet olsun. Bir canavar bile böyle iğrenç bir şeyi yapamaz. Namussuzlar, zorunuz benimleydi, anamdan ne istediniz ha?

KEZBAN-          Keşke ağalarıma gidip de seni sevdiğimi söylemeseydim, ananın başına gelenlerden kendimi sorumlu hissediyorum.

MURAT -           Senin ne suçun var ki ceylan gözlüm..Senin ağabeylerinin içi pisse,                       canavarsa, senin suçun ne ki?

SESLER-          RÜZGAR SESİ

KEZBAN-          Ne yapacağız şimdi?

MURAT -           (Öfkeyle) Köye inip o iki iblisi de öldüreceğim.

KEZBAN-          (bağırır) Olmaz! (Yalvarır) Kurbanın olayım ananın intikamını almaya kalkma Murat..Karışma bu işe..

MURAT -           Nasıl karışmam, ağan olacak o iki rezilin anama attıkları dayak                              yanlarına kar mı kalsın istiyorsun?

KEZBAN-          Eğer beni seviyorsan elini kana bulamaktan vazgeç Murat..O iki canavarı da Allah’a havale et..

MURAT -           Peki ya anamın yediği dayak? İntikamımı almayayım mı?

KEZBAN-          Ne intikamı? Daha düne kadar kan davası kötü diyen sen değil miydin?  Şimdi kalkmış anama attıkları dayağın acısını alacağım, diyorsun.

MURAT -           Ama..

KEZBAN-          O zaman kan davasını sürdüren ağalarıma kızmaya ne hakkın var? Senin de o cahillerden ne farkın kalıyor?

MURAT -           (içini çeker) Doğru söylüyorsun Kezban. Biran ağabeylerinin anama yaptıkları zulüm aklımı başımdan aldı.

KEZBAN-          Şimdi biz ne yapacağız onu düşünelim. Ağalarım kaçtığımı anlayınca                     peşimize düşeceklerdir. Onların hala istedikleri sensin.

MURAT -           Korkma gelecekleri varsa görecekleri de var. Onları gördüğüm yerde                       öldüreceğim Kezban.

KEZBAN-          Aman ne güzel. Ağalarım öteki dünyaya, sen de tekrar mapusa..Peki ya                ben? Ben ne olacağım hiç düşündün mü?

MURAT -           Ne yapalım peki?

KEZBAN-          Kaçıp gidelim.

MURAT -           Nereye?

KEZBAN-          Ağalarımın bizi bulamayacağı bir yere..İstanbul’a gidelim. Koca şehir. Onca kalabalığın içinde adres olmayınca bizi mümkün değil bulamazlar.

ŞEHMUZ-          (uzakça) Buluruz, cehennemin dibine bile gitseniz buluruz sizi.

KEZBAN-          (korkuyla) Şehmuz ağam!

MURAT-            (öfkeyle) Lanet olsun, tüfeğim nerede?

AHMET-            Davranma Murat, çekerim tetiği. Uzak dur tüfeğinden. Çekil, çekil.

KEZBAN-          Şehmuz ağam, Ahmet ağam kurbanın olam, ilişme bize. Yalvarırım...

ŞEHMUZ-         (bağırır) Çekil kız o katilin önünden.

AHMET-           Bacımızın arkasına saklanarak elimizden kurtulamazsın Murat. Davamız var seninle, ölmeden silah bırakmak yok.

MURAT -          Beni düşünmüyorsanız bacınızı düşünün, onun saadetini düşünün. Biz evleneceğiz, akraba olacağız. Gelin vazgeçin bu davadan.

ŞEHMUZ-          Olmaz. Ölmek var vazgeçmek yok. Töre böyle, kana kan isteriz.

MURAT -          Töre dediğiniz insanların icat ettiği bir şey. Gelin bu töreyi bozalım, birbirimizi vurmayalım ağalar..Bana da yazıktır, size de yazıktır.

KEZBAN-          Murat doğru söylüyor. Hepimize yazık olacak. Vazgeçin bu kan davasından.

AHMET-           O zamanında vazgeçti mi ki biz geçelim?

ŞEHMUZ-         Babamız babasını vurduğunda neden jandarmaya şikayet etmedi de, cezasını kendi eliyle verdi ha?

MURAT-           Çünkü...Töre öyle emrediyordu.

ŞEHMUZ-         Şimdi de töre bize seni öldürmemizi emrediyor. Nişan al Ahmet.

KEZBAN-          Yapma Şehmuz ağam, etme Ahmet ağam, o yanlış yaptı diye siz de yanlış yapmak zorunda mısınız? Murat’ı öldürdüğünüz zaman on beş yıl önce ölen babamız dirilecek mi sanıyorsunuz?

AHMET-           En azından mezarında kemikleri sızlamayacak?

MURAT-           On yıl önce anam da, köylü de aynen böyle demişlerdi. Babanın intikamını al ki mezarda kemikleri sızlamasın, demişlerdi. (içini çeker) Oysa on beş yıl müddetle mapusta kemikleri sızlayan ben olmuştum.

ŞEHMUZ-         Bizim Ömer gibi süslü laflar etme. Babamızı vurduğunda az acı çekmemiştik.

MURAT-           Doğrudur. Babanız babamı vurduğunda aynı acıyı ben de çekmiştim. Ama bilin ki esas acıyı kurbanlar değil, cellatlar çekiyor.

AHMET-           Sen ne acısı çektin ki, paşalar gibi on beş sene yattın sonra da çıktın.

MURAT-           Paşalar gibi mi? Davulun sesi uzaktan kulağa hoş gelir diye boşuna dememişler. Mapusta çekilen acıyı anca mapus yatan bilir ağalar. Yattığım on beş sene, hayatımın yaşanmamış en güzel yılları oldu.

ŞEHMUZ-         Bırak nasihati. Sen nasıl yattıysan bizde yatarız, aslanım.

AHMET-           Şimdi mapus yatmayalım diye töreyi bozmamızı mı istiyorsun? Köylü bizi tefe koyar tefe. Töreye karşı geldik diye selamı sabahı keserler.

ŞEHMUZ-         Bu kadar konuşma yeter. Al nişanını Ahmet.

AHMET-           Aldım Şehmuz ağam.

ŞEHMUZ-         Üç deyince aynı anda çekeceğiz tetikleri.

KEZBAN-          (ağlayarak) Yalvarırım yapmayın. Sonra hepimize yazık olacak.

ŞEHMUZ-         Bir!

MURAT-           Ağlama ceylan gözlüm. Hiçbir gözyaşı ağalarının vicdanını yumuşatamaz.

ŞEHMUZ-         İki!

KEZBAN-          (ağlayarak) Murat, Murat, Allah’ım, oh Allah’ım..

ŞEHMUZ-         Ü...

SESLER-          AYNI ANDA UZAK TÜFEK SESLERİ

AHMET-           (şaşkın) Bu da ne? Kim ateş ediyor?

KOMUTAN-       (uzak bağırır) Şehmuzzz, Ahmett atın silahları yere. Bu bir emirdir.

KEZBAN-          (şaşkın) Jandarma komutanı bu. Başefendi imdadımıza yetişti Murat. Kurtulduk, kurtulduk.

ŞEHMUZ-         Allah kahretsin jandarma nereden haber aldı da geldi buraya?

KOMUTAN-       (uzaktan yakına) Silahlarınızı atın ve ellerinizi başınızın üstüne koyun, yoksa size ateş etmek zorunda kalacağım.

AHMET-           Ne yapacağız Şehmuz ağam?

ŞEHMUZ-         Yapacak bir şey yok, askerin gözü önünde adam öldüremeyiz. At

silahını.

AHMET-           Peki.

SESLER-          SİLAHLARIN YERE ATILMA SESİ

KEZBAN-          Şükürler olsun sana Allah’ım..Kul sıkışmayınca Hızır imdada gelmezmiş.

ŞEHMUZ-         Sevinmeyin hemen. Şimdi olmadı ama daha sonra öldüreceğiz Murat’ı.

SESLER-          PALTIR KÜLTÜR YAKLAŞAN AYAK SESLERİ

HACER-           (uzaktan yakına, nefes nefese) Murat, yavrum, şahanım...

MURAT-           (şaşkın) Ana! Senin ne işin var burada?

ÖMER-             (nefes nefese) Bacım! Kezban bacım. İyi misin?

KEZBAN-          (şaşkın) A, Ömer ağam. Yoksa sen mi haber verdin jandarmalara?

ÖMER-             Hem ben, hem de Hacer kadın. Aynı anda girdik jandarma karakoluna.

KOMUTAN-       (bağırır) Askerler silahları müsadere edin, Şehmuz’la Ahmet’i de köy kahvesine götürün.

HACER-           Ne kahvesi? Sen de şahit oldun başefendi, yetişmeseydin oğlumu öldüreceklerdi. Niye hapse atmıyorsun onları?

MURAT-           Ana karışma başefendinin işine. Helbet bir bildiği vardır.

KOMUTAN-       (bağırır) Çavuş muhtara, ihtiyar heyetine ve tüm köylüye haber sal, bir saate kadar kahvede toplansınlar.

 

                                                (GEÇİŞ)

 

SESLER-          KÖY KAHVESİ. ZEMİNDE UYGUN LABARBA

KOMUTAN-       Herkes beni dinlesin. Sizleri buraya neden topladığımı açıklamak istiyorum.

SESLER-          MERAK LABARBALARI

KOMUTAN-       Az önce Kirazoğlu Şehmuz ve kardeşi Ahmet’i, Hacer kadının oğlu Murat’ı öldürmek üzereyken yakaladık. Sebebini herhalde biliyorsunuz.

SESLER-          BİLİYORUZ, KAN DAVASI GİBİ LABARBALAR

MUHTAR-         (uzakça) Biliyoruz başefendi, kan davası. Murat, Kirazoğullarının babasını öldürmüştü ya.

KOMUTAN-       Biliyorum, bu olay on beş yıl önce olmuş. Kirazoğulları, Murat’ın babasını öldürmüş, Murat da Kirazoğullarının babasını öldürmüş. Şimdi de Kirazoğulları Murat’ı öldürmek üzereydi.

MUHTAR-         Töre böyle başefendi, biz ne edebiliriz ki?

KOMUTAN-       (sertçe) Bu ne biçim savunma muhtar, sen törelerden değil kanunlardan yana olmak zorundasın. Türkiye Cumhuriyeti törelerle, adetlerle değil, yasalarla yönetiliyor. En başta sen sonra da yanında oturan şu ak sakallı ihtiyar heyeti, kan davası denen bu cinayete karşı çıkmak zorundasınız.

MUHTAR-         (korkar) Şey, elbette çıkalım çıkmasına ama törelerimize göre...

KOMUTAN-       Yeter muhtar, ikide bir töre deyip durma. Ne töresiymiş bu? Resmen cinayet denir buna. Günah değil mi ölene, yazık değil mi katil olup da cezaevlerine düşenlere?

HACER-           Yazık olmaz mı, hemi de ne yazık başefendi?

KOMUTAN-       İşte bunun en büyük örneği karşınızda duruyor. Gençliğini cezaevinde yitiren Muratla, babalarının intikamını almak isteyen Şehmuz ve Ahmet Kirazoğlu. Mani olmasaydık şimdi biri mezara, öbürleri hapse girecekti.

HACER-           Başefendi doğru diyo konşular. Töre diye diye bu güne dek birbirimizi kırdık, kocalarımızı, oğullarımızı, gonca fidanlarımızı ya mezara ya hapse verdik. (bağırarak) Yetti artık, gelin el birliği ile yerin dibine gömelim şu töreyi.

ÖMER-             Gömelim ya. Gömelim de bir daha kimse kimseye kan davası gütmesin.

SESLER-          TASTİK LABARBALARI

KOMUTAN-       E, muhtar ben diyeceğimi dedim. Hacer kadın, Ömer Kirazoğlu da dedi. Şimdi sıra sende, sen ve ihtiyar heyeti ne diyeceksin bakalım? Sizin diyeceğiniz köylü için çok önemli biliyorsun.

MUHTAR-         (içini çeker) Güzel konuştun başefendi, doğruları söyledin. Lakin töreler insana yalnız kan davasını güttürmez. Evlenene, tarlasını sürene, fakir fukaraya yardım etmek de töremizin gereğidir.

KOMUTAN-       Madem öyle siz de kötü töreleri kaldırın, iyi töreleri benimseyin. Gençlere törelerin güzel yanlarını öğretin. 

SESLER-          ALKIŞ LABARBASI

MUHTAR-         Kan davası aslında hiç birimizin istemediği bir şeydir başefendi. Şunun şurasında hep bir köylüyüz. İnsanlarla kanlı olmak yerine kardeş olmayı kim istemez ki.

KOMUTAN-       E, madem öyle, ne duruyorsunuz o halde? Madem bütün köy bir aradayız, gelin şu eski dostları, kinden, kandan arındırıp barıştıralım.

SESLER-          BARIŞTIRALIM LABARBALARI

MUHTAR-         Şehmuz, Ahmet gelin bakim yanıma.

SESLER-          İKİ KİŞİNİN UZAKÇA AYAK SESİ YAKINA GELİR DURUR

ŞEHMUZ-         (sevimsiz) Geldik muhtar.

MUHTAR-         Murat, sen de gel yanımıza.

HACER-           (sevinçle) Koş, koş oğlum muhtarın yanına.

SESLER-          UZAK AYAK SESİ YAKINA GELİR

MURAT-           (heyecanla) Geldim muhtar.

MUHTAR-         Olanla ölene çare yoktur. Her ne olduysa unutacaksınız. Bundan böyle köylü sizi hasım olarak değil hısım olarak görmek istiyor. De öpüşüp barışın bakim herkeslerin önünde.

MURAT-           Şehmuz kardaş, Ahmet kardaş gelin öpüşelim.

SESLER-          BİR İKİ SANİYE SESSİZLİK. SONRA KALABALIĞIN KİRAZOĞULLARI ÖPÜŞMÜYOR LABARBASI

ÖMER-             Şehmuz ağam, Ahmet ağam etmeyin eylemeyin bırakın şu inadı. Hazır karşımıza kardeşçe yaşama fırsatı çıkmışken, tepmeyin bunu.

KEZBAN-          Şehmuz ağam, sen ailemizin en büyüğüsün. Yıllarca bize babalık ettin. Esas babalığını şimdi göster. Muratla biz birbirimizi seviyoruz. Eğer onlarla barışmazsak, ben asla mutlu olamayacağım.

ÖMER-             (bağırarak) Duydun işte Şehmuz ağam, birbirlerini seviyorlarmış. Uzat elini hem tokalaş hem de öpüş, bu kin, bu düşmanlık sona ersin. Sonra da düğün yapıp halay çekelim..Birbirimizle akraba olalım.

SESLER-          BİR İKİ SANİYE SESSİZLİK

ŞEHMUZ-          Murat.

MURAT-            (heyecanla) Buyur Şehmuz ağam.

ŞEHMUZ-          Bacımı istemek için ananı ne zaman gönderiyorsun?

SESLER-          ALKIŞ, TEZAHÜRAT VE SONRA DAVUL ZURNA HALAY SESLERİ

                                                            (GEÇİŞ)

 

SON

 

 

:   Tayfun TÜRKİLİ                                                                                                  &n