www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü
ÖYKÜ BULVARI
Telif Hakkı Sahibi: Alp ARPAD
ŞEMSİYE
|
Otobüsten ters tarafta indi. Uzunca bir yolun her tarafı açıktı. Belirli bir nedeni yoktu; “ Aman bugün işlerim ters gitmesin ” ! diye Tanrı’ ya yalvardı. Sabahın altısı olmasına karşın hava henüz açmamıştı derken yağmur çiselemeye başladı. Allahtan şemsiyesi yanındaydı. Bu medeniyet elçisini gençken kullanmayı hep geri çevirmişti. Erkekti ya; ıslanmalıydı! Ovanın ortasındaki sel nedeni gibi yağmurdan en az damlayla çıkmak ya da sırılsıklam ıslanıp hâlâ direnmek, karşı cinsin gözlerine sunulan bir kahramanlık armağandı. Hey gidi günler hey… Şimdi o yılların acısını çıkartıp kuru havada bile şemsiyesini taşıyordu. Antik Mısırlıların yüksek ahlâk simgesi, Mezopotamyalıların ayrıcalık simgesi, medeniyetin bütünleyeni şemsiye araç olmaktan çıkıp gereç hâline gelmişti artık. Bahar öncesi yağmurlu bu sabah, beraberinde güzel düşünceler, güzel kokular getirmişti. Hemen açtı şemsiyesini ve keyfini sürmeye başladı. Çok geniş boş bir alanı kapsayan hastaneye daha epey yol vardı. Koklaya koklaya, düşüne düşüne yürüyordu. Önünde koşuşan insanları gülerek seyretti. Yazıdaki bu insanlar, hem yağmurdan kaçıyor hem de bir an önce, insanı esir alan makinelere yetişip bir öndeki sıra numarasını kapmaya çalışıyordu. İyi ki şemsiyesi vardı yoksa o da onlar gibi aceleci davranacaktı: — On kişi geçsin önüme yeter ki şu bir kilometrelik sabahı, bereketini, doya doya tadayım… Hastaneye beş yüz metre kala biraz fenalaştığını hissetti. İleride, ACİL’ in önünde, üstü kapalı bir yerin altındaki bankı gördü; ona doğru seğirtti. Şemsiyesini tam kapamıştı ki sırılsıklam bir genç adam yanına geldi: — Amca iyi misin? Ne oldu? — Yok bir şey delikanlı! Biraz yoruldum galiba? — Sıra almaya mı geldin Amca? — Evet! — Hangi bölüm Amca? Söyle ben koşup kapayım bir numara! — Zahmet olur size ama… şey, kardiyoloji… — Al Amca, bu su hiç açılmamış. Lâzım olur içersin. Otur burada, beni bekle.. Dur demeye kalmadan genç adam yağmur altında yok oldu. Bir zaman sonra daha beter ıslanmış döndü. Gülümsüyordu: — Amca al, bak 8 numara! Çok beklemeyeceksin sırada… — Teşekkür ederim… şey... — Toygar, Amca! Bir şey değil. — Teşekkür Toygar! Anlamı ne acaba? — Tarla Kuşu demekmiş. — Ne güzel! Ne uyumlu bulunduğumuz yere! Ne uyumlu böyle bir sabaha! — İyisin değil mi Amca? Beraberce, hastaneyle otobüs dolmuş durağının arasındaki tünel yola hem konuşup hem yürüdüler. Bir ucu hastane diğer ucu durak olan beş metre genişliğinde, yüz elli metre uzunluğunda bu yolun üstü kapalıydı. Altında yine banklar vardı. Orası hem yakın hem de biraz daha korumalıydı. Oturdular. Toygar’ ın hastanede çalışan bir işçi olduğunu öğrendi. Gececiymiş. Lösemili bir oğlu varmış. Eline asgari ücretten biraz fazlası geçiyormuş. Yetmediği bir gerçek! Onun için işten biraz erken çıkıp gün içinde diğer bir işte daha çalışıyormuş bir müddet. İlgili vakıf da yardım ediyormuş. Bütün bu işler olup bitene kadar Toygar’ ın zamanını çaldığını anladı: — Olsun Amca, benim için değişik bir gün oldu. Seni tanıdım! Toygar, içtiği ve bedelini ödemek için çok ısrar ettiği suyun ederini almadı. Başka yardım da teklif edemedi. Herkes kendi yalnızlığında ve kendi yeterliliğindeyken dünya da kendi etrafında dönmeye devam edecekti anlaşılan… Sarıldılar birbirlerine. Tam ayrılmak üzereyken biraz da Amcalığının otoritesini kullandı: — Toygar! Bu şemsiyeyi al! — Şemsiyeyi mi? — Evet! - … ama… sen ne yapacaksın Amca? — Beni düşünme! — Şemsiyesiz kalacaksın ama? — Arabada bir tane daha var! — Teşekkür ederim Amca. Allahaısmarladık… Toygar, şemsiyesini büyük bir dikkatle açtı ve tünel yoldan durağa doğru yürümeye başladı! Yağmur üstü kapalı bu yolun dışında yağmaya devam ediyordu. Âdeta sekiyordu Toygar. Etrafa gülücükler dağıtıyor, servis şoförlerine, hastane personeline, kendisi gibi toplu taşıma araçlarına yetişmeye çalışanlara, güvenlik arkadaşlarına takılıp dikkatlerini çekmeye çalışıyordu. Yolun sonuna doğru takılacak kimse kalmadı. Tek başına dolmuşa doğru hızlandı. Mutluluğu sırtından bile belli oluyordu. Sanki Antik Mısırlı, Mezopotamyalı gibiydi… —İnşâllah dolmuşa binerken kapatmıştır şemsiyesini, diye iç geçirdi Amca Bey… Neye bu kadar çok sevindiğini anlamadı ama bir çocuk ruhunun arılığında gururlandığı, sevindiği çok belliydi… bayramda yastığının altında yeni ayakkabısıyla uyanan çocuk gibi… sınıfını geçtiğinde hediyesi bisiklet olan çocuk gibi… dalından meyve toplayan çocuk gibi… harçlığıyla dondurma alan çocuk gibi… Eve aferinle dönen çocuk gibi… yeni doğan kardeşinin kendisine getirdiği hediyeye sevinen çocuk gibi… 23 Nisan' da şiir okumuş gibi... Almanya’ daki akrabaların kendisine uzattığı rengârenk şekerlemelere sevinen çocuk gibi… Mors’ tan veya 36' dan otuz altı tane misket ütmüş çocuk gibi... Duvara Ali Ayşe' yi SEvİYoO yazan çocuk gibi... Lunaparktaki Atlıkarıncalara, Dönmedolap' a, küçük taşıtlara binen çocuk gibi… macuncudan bütün renkli macunları kısacık sopasına dolayan çocuk gibi… büyükleriyle yan yana oturup çekirdek çıtlayan çocuk gibi… arkadaşlarıyla birlikte o Bed Suratlı Kadın' ın, beti benzinden içinin tat, bet bereket dolu olduğu belli gülümseyen eriklerinden çalmış çocuklar gibi... Yakartop' ta üzerine top atmamaya özen göstermiş Küçük Zeynep' ten oyundan sonra gizli bir teşekkür almış Küçük Oktay gibi... 19 Mayıs' ta en zor hareketi yapmış çocuk gibi... Sınıfta yaramazlık yapan arkadaşının adını müdür muavinine vermemek için sıra kulağına çekilmiş çocuk gibi… gezici dondurmacıdan, külâhına bir fazla kaşık kaymaklı koydurtabilmiş çocuk gibi... yan arsadaki lâstik top üreticisinin bahçeye ıskartaya çıkarttığı kauçuk topları, atılmış kumaş parçalarını içine doldurarak dikip arkadaşlarıyla top oynayan çocuk gibi... Boynuna bağladığı iple annesinin asla eve sokmayacağı bir köpeği sahiplenmiş çocuk gibi... 29 Ekim' de bayrağı taşımış çocuk gibi... Dönüşte okul gezisini anlatmaya mahalle duvarına koşan çocuk gibi… Şemsiyenin bildiği bütün anlamlarını, etimolojisini, kullanıldığı yerleri düşündü. Birden yeni bir anlamının bilincine vardı: Biri yaşlı diğeri genç iki insanı bu kadar çok mutlu edebilen basit ama önemli bir gereç… Usulca, bereket altında şekilden şekle giren ufka bakarak verdiği bütün nimetler için Yaradan’ ına dua etti… |
Yazı: Düz yer, Ova, Kır
:
Alp
ARPAD,
Ankara,19
Nisan 2011,
17:24