www.sizedebiyat.com SiZedebiyat

ÖYKÜ BULVARI

Telif Hakkı Sahibi: Demet ORAL

KIRKININ SABAHINDA

Sigarasını yaktı. Derin bir nefes çekti içine. Ciğerlerinde dolaştığını hissettiği dumanı, gecenin karanlığına üfledi. Ağzından çıkan gri dumanın odaya dağılışını bakıp, “ Bu gece içtiğim kaçıncı sigara acaba? ” diye düşündü. Epey fazlaydı; saymaktan vazgeçti. Bu zamana kadar hiç bırakmayı denememişti. İstememişti de zaten!  Arada sırada “ Daha az içmeliyim bu zıkkımı! ” diyerek bir ya da iki gün dikkat edip sonra yine unuturdu. Sigara içmek için kendince o kadar çok sebebi vardı ki! Sabah kahvesiyle, kahvaltıdan sonra, yemeklerden sonra, işten çıktığında, araba kullanırken, akşamları bir şeyler içerken, birileriyle çene çalarken, telefonla konuşurken, deniz kenarındayken, yağmuru seyrederken, yatmadan önce, seviştikten sonra, uyuyamadığı saatlerde ve daha bir sürü neden işte…  

Aklına, Mina Urgan’ ın bir kitabında okuduğu metot geldi; çantasına küçük bir makas koyarak sigarayı yakıp, bir iki nefes çekip kesmeliydi. Bir adet sigara böylece üç defa da içilebilirdi. Günde otuz defa sigara yaksa, on sigara içmiş olacaktı.  “ Akıl akıldan üstündür! ” derler, “ Denemeli… ” diye düşündü. Bir sonraki sigara da unutacaktı ya, öyle geçti içinden yine. 

Yaktığı mum çoktan sönmüş, sokaktan gelen ışıklarla gözleri karanlığa alışmıştı. Bütün geceyi pencerenin önünde geçirmiş, kendisiyle hesaplaşmıştı yine. Biliyordu geçecekti bu sefer de. Tutunacak bir dal bulacaktı; hep bulmamış mıydı? Çok uzun zamandır öğrenmişti ki hayat her zaman, her şeye ve herkese karşın devam ediyordu. Yaşananlar ne olursa olsun, iyi ya da kötü, zaman içine alıp gidiyordu. “ Unutamam ” dediği birçok şeyi hatırlamaya bile zorlanıyordu artık. Önemli ve ilk olanları elbette unutmamıştı ama onlarda da detayları kaçırıyor, görüntüler silikleşiyordu zaman geçtikçe. Hatta önemini bile yitiriyordu bazıları! 

Zaman ne kadar da hızlıydı! Bu sabah kırk yaşındaydı; kırkıncı yıl şu dünyada geçen... 

Sabah olacaktı birazdan. Gökyüzünün renginin siyahtan koyu maviye, sonra hızla gök maviye ulaşmasına hep hayran olmuştu. Hayatında bir sürü hatırlamak istemediği kötü sabahlarda da olsa güneşin doğup ortalığın aydınlanmasını severdi. Hele bir de deniz kenarında olmuşsa sabah, yüreği ferahlardı. İşte güneş hiç bir şeyi umursamadan yeniden doğuyordu…

Kim bilir kaç kişi bu sabahı göremeden ölmüştü? Kaç yeni nefes alınmaya başlamıştı ağlayarak? Kaç sevgili koyun koyuna, kaç karı koca sırt sırta uyumuştu? Kaç kişi yalnızlıktan, kaçı keyiften bu saate kadar içmişti? Kaç beden yeni ya da özlediği bir şeyleri başka bir bedende aramıştı? Bütün bunlar güneşin umurunda bile değildi…

 Evinde olsa ezan sesi duyabilirdi az sonra. Aslında evindeydi de ülkesinde değildi. Vatanında olmayınca demek evinde olamıyordu insan! Hiç aklına gelmemişti ezan sesini özleyeceği… Allah’ a hep inanmıştı. Dünya üzerindeki düzeni kuran bir güç vardı. Hatta artık ciddi ciddi kadere de inanıyordu. Eskiden, “ İnsan kendi kaderini kendi yazar ” derdi, ama kendi seçimi olmayan o kadar çok şey başına gelmişti ki artık ona yazılan kaderi yaşadığına inanıyordu. Zaman… Ne kadar da hızlıydı! Orta yaşları geçeli çok olmuştu. Nasıl da geçmişti onca yıl hâlâ şaşırıyordu. Hatta çoğu zaman inanamıyordu. İnanmasa ne olacaktı ki! Güneş doğuşunu tamamlayacaktı birazdan, onu da umursamadan…       

" Kalkmalı " dedi içinden, " Çay demlemeli, kahvaltı yapmalı, giyinmeli, gecenin izlerini makyajla silmeli ve işe gitmeli " olması gerektiği gibi... 

Usulca yerinden kalktı. Bacaklarına örttüğü battaniyeyi katlayıp koltuğun üzerine koydu. Gerindi; altına alarak oturduğu ayakları uyuşmuştu. Dolu kül tablasını, kocaman kahve fincanını alarak mutfağa doğru yöneldi. Hava aydınlanmaya başlamıştı bile. Ocağa çaydanlığı koyduktan sonra radyonun düğmesine dokundu. Hâlâ gece müzikleri çalıyordu. Banyoya girdi. Yüzünü yıkamak yerine duş almak çok daha iyi olacaktı. Soyunarak sıcak suyun altına bıraktı kendini; su hayattı! Havlusuna sarılıp mutfağa koştu, çayı demledi. " Giyinene kadar demini alır " dedi içinden. yatak odasına geçti. Kurulanırken duvardaki aynada kendine baktı. Kilo mu almıştı? Yan dönüp göbeğine baktı. Vahim değildi durum ama biraz daha az yemeli, biraz da spor yapmalıydı. Giysi dolabını açıp çok düşünmeden her zaman severek giydiği boz renkli keten pantolonunu, üzerine en son ördüğü kızıl kahve merserize kazağını çabucak geçirdi. Saçlarını havluya iyicene sarıp banyoya geçti. Tekrar, makyaj yapacaktı! Bu sefer yüzüne takıldı gözü. Çizgiler belirginleşmişti iyice; uykusuz kalınca hemen gözlerinin altı çöküyordu. İzleri kaldırmalıydı. Koyu kahverengi tonlarında makyaj yaptı; parfümünü sıktı. Saçlarını kuruturken bu sefer de diplerinden çıkan bol beyazlı saçları gördü. Boya zamanı gelmişti. Kısa saçlarla yasamak çok kolaydı. " iyice yaşlansam da ak saçla dolaşabilsem artık! " diye düşündü bir an ama hemen vazgeçti. Daha yaşayacak ne çok şey vardı kim bilir bu renk saclarda? Umut kaybolmadıkça yola devam edebilirdi. Birçok şey karşısında hâlâ umudu vardı. Gülümsedi kendisine; böyle bir gecenin sabahında bu kadar pozitif olduğu için kendini tebrik etti ve banyodan çıktı.

        Mutfağa girdiğinde çayın mis gibi kokusunu çekti içine. " İyi ki burada da satılıyor bu meret " dedi içinden. Kahvaltılıkları masaya çıkararak bir dilim kepekli ekmeği tost makinesine koydu. Çayını sevdiği ince belli bardağa doldurdu. İki zeytin, biraz peynirle kahvaltısı bitti zaten. Yeni bir çay, yine bir sigara daha...

Yeni bir sabahta, yeni yaşında, hatta ve hatta kırkından sonra yeni başlangıçlar için hâlâ gücü var mıydı? Hesaplaşmıştı kendisiyle de bu sefer denkleşebilecek miydi hayatla?

Kim bilir?..

 

:  Demet ORAL, 24.05.2007, New York,                                                                     Diğer Bir Öykü için  

               

Bir Onceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Bu yazarımız/Bu yapıt hakkında  Radyolu Dakikalar ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girisi Bir Sonraki Yapıt