www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü
ÖYKÜ BULVARI
MİRAS
|
Bazı şeyler vardır; bilirsiniz ama kanıtlayamazsınız. Mr.Dolphine DEVELOPED, maddi sıkıntı ile birinci kuşaktan öte akrabalık bağıyla doğduğuna inanıyordu. Elli yaşındaydı ve bütün sıkıntılarının, Tanrı tarafından sınandığı için başına geldiğine, bir gün rahatlayacağına inanırdı. İyi de; karşılaştığı bu yeni durum onu rahatlatacağına, yedeklere başvurmasına neden oluyordu. Yedek kulübesindeki her yedeğin, sahaya fırlayıp, bir an önce kendisini tüketmek gibi bir yapıya sahip olduğunu bilmek, onu zaten tedirgin ederdi. Huzur, bu olay nedeniyle kendisine küsüp gittiğinde, önceleri sahip olduğunu sandığı huzursuzluğun, aslında, kılık değiştirmiş, sınavcı huzur olduğunu anladı. O bile, toplumsal değişime uğramıştı. Eskiden, huzursuz olduğunuzda; kenti dolaşır ve her semtteki bir apartmanın isimliğinde, huzursuzca yazılmış olsalar dahi, bir tane bulur ve kavuşurdunuz. Birilerinin toplumsal açıdan baktığını ve sosyal iyi niyet taşıdığını anlardınız. Siz farkında olmadan onlar yerlerini, bencilliğin ve hırsın en üst derecesi, eksiklik duygusunu çağrıştıran isimliklere bıraktılar.“ Hamuzunodunoğulları Apt. ”, “ Altınterazişaşmaz Apt. ”, “ Zirve Apt. ”, “ Mega Blokları ”, “ Yeşil City Sitesi ” !.. Her şey var huzur yok köyler, kentteki yerlerini aldılar. Dolphin bir olanak bulsa, onlara inat kendi biçemini koyacaktı ortaya.” ESTETİKLAND KONAKLARI ” adı altında, huzuru ön plâna alan, kullanılabilirlik ölçülerinde evler yapacaktı. Hem de satın alınabilir bir bedele. Önce; okunduğu sürece, ekonomist- politikacı, üçüncü sayfa tipi, “ uşşak-yumuşşak ” olmaktan başka bir şans tanımayan bazı gazetelerin her köşesini taradı. Hayır, kaygılanacak bir şey yoktu. Sonra polise gitmeye karar verdi. Tanımlayamadığı bir ses, onu hep son anda, bir türlü pembeleşemeyen polis istasyonunun kapısından geri döndürdü. Karşı tez üretmekteki hızlı becerisine hayranlık ve düşüncelerine saygı duyduğu, evlendiğinden bu yana eşi durumunda olan kadınına açılmayı denedi. Kendi sapmasını affedebilirdi ama onun sapma olasılığını göz önüne alamazdı. O zaten, olumlu veya olumsuz her durumda birisi olduğundan şüphelenirdi. Bir iki, yakın dost bildiğinin ağzını aradı. Söyledikleri tez anlamındaysa da, duydukları, toplumun yozlaşmasına katkıda bulunanları çağrıştırdığından geri adım attı. Uzun zamandır, dar nakit ve vakit nedeniyle yapamadığını yapmaya karar verdi. Nasıl olsa, yedek spor as başkanlığı kabul görmüştü. Evliliğin güzel yanlarından bir tanesi, eskidikçe doğruları daha kolay ve çok söyler oluşunuzdadır: - “ Yahu, sevgili eşim Mrs. Magnificient DEVELOPED ! Ben şöyle bir su kenarına gitsem? Hani, yani? " - “ Beni elleme de, nereye gidersen git! Aman dikkat et de, bir kaşık suda boğulma! Hah hah hayt. ” diye de, anlayışla izin verirler adama, üstelik! Her akşam hava karardığında hissettiği üzere, hiçbir güzelliğe sahip olmayan koyu gri, lacivert, hatta siyah anlamsız bir örtü kentin üstüne çökmüştü. Kötülükleri bir kez daha ortaya çıkartacaktı. Bu nedenle, İftardan biraz daha önce yola çıkmayı veya ilkelliklerini bir on beş dakika daha bastırabileceğini akıl edemeyen oruç bozucu sürücüler gibi dikkatsiz ve acele ile giderdi eve. Artık, reklam ve satış kutusu anlamını almış bazı televizyonların karşısına geçer, vücuduna ve benliğine savrulan volelerden kendini korumaya çalışırken, yorgun düşer ve sızardı Ekstra antene ayıracak bütçesi olsa, bu kez de pornografik bir yorgunluk bedenini esir alacaktı. TV yokken, arzuladığınız karaktere ve mekâna açık klipinizi, kendiniz yaratırdınız ve güzel olan buydu. Sabah olduğunda, okuduklarını uygulamamakta ve yenilerini okumamakta inat eden aydınlar ile yazılı her şeyi ret eden aydınlananların oluşturdukları düşüncesizliğin, belirgin ipucu trafikte sağ kalmaya çalışarak işe gitme denemeleri yapardı. Bu akşam böyle bir derdi yoktu. Gece yola çıkmasının birden çok nedeni vardı. Kısıtlı harcama gereği, saatte doksan kilometreyi geçmediğinden, arkadan gelenler tarafından daha az uyarılıyordu. Geceleri araç sayısı azalırdı, bir tek zorunlular ile aydınlıkta yapamayanlar kalırdı trafiğe. Bir otel gecesi tasarruf ediyordu. Ağaçsızlığı görüp üzülmüyordu. En önemlisi aracını sürerken düşünebiliyordu. Dikkati, her zamanki gibi yoldaydı. Borçlarını ödeyebilirdi. Yıllardır özlemini çektiği işini kurabilirdi. Ne diye iş kursun bu bürokratik zorluklarda? En iyisi, faize verip ense yapmaktaydı. Sıkılırdı. Yalandan bir dükkân açıp, etrafa hava atsa!.. Ya arkada üzülecek biri varsa?.. İyi de, on gündür peşine takılan biri olmamıştı. Olabilir, O biliyordu ya! Kahve molasından çıktığında, henüz ne yapacağına karar verememişti. Tam anayola çıkacakken geriye döndü. Eski günlerdeki gibi jetonluyu tercih etmişti. Birbirlerinin her şeyini bilerek ama hiçbir komplekse kapılmadan, ihtiyaçları olduğu zamanlarda beraber olduğu, eski arkadaşı Mrs. Holy Anna Goodie’yi aradı. - “ Özür dilerim Holy Anna , geç saatte rahatsız ettim. Canımsın! " - “ Hayır Dolphin, hayır! Sesini duyduğuma çok sevindim. Bana ilkönce her şeyin yolunda olduğunu söyle de rahat edeyim. Asıl, sen benim canımsın! ” diye, bir dere kumrusunun pamuk sesiyle cevapladı Holy Anna. - “ Merak etme! İyiyim. Sağlığım yerinde. Sadece..........sadece....sana ihtiyacım var, Holy Anna. " Bu kadarı ona yetmişti. Artlarında bıraktıklarını düşündü, Holy Anna. Otuz tıka basa dolu yıl. Çok güzel bir yüze sahip değildi. Dolphin, içindeki güzellikleri göstermeyi başarabilen ilk sıradan delikanlıydı. Sayısız deneyimlerine karşın, cinsel doyumun nasıl olacağını o öğretmişti, ilk kez. Aşık olmadan sevmeyi de ondan öğrenmişti. Güzel bir insan olarak bir otuz yıl geçirdiyse, bunu birçok anlamda ona borçluydu. “ Sana ihtiyacım var... ” Bu seks değildi! Seksin her türlüsünü, her türlü şartlar altında yapmışlardı. Tenleri, birbirlerini daha iyi tanıyordu ve onlardan daha az kaygı taşırlardı. Beraber olduklarında, bir bütünün kaçınılmaz parçasıydı, seks. Gerçek seksi, Dolphin’ de bulduğunu söylerdi Holly. Kıvrak zekası ile Dolphin' in bileği taşı olduğunun farkındaydı. Bunu bilmek, Holy’i daha da isterik kılıyordu. Hayır hayır! Bu çağrı, bütünün diğer parçalarının çigan motifleriydi. Tarihsel zenginlikleri soluyarak katettiğiniz yolun iki kenarında, ovaların, yaylaların, çam ve katran ormanının, birbirlerini baştan çıkartmaya çalışırken okuduğu şiirleri duyarsınız. Önündeki, denizi kıskanarak saklayan dağın tehdidine tanık olursunuz; “ Beni adamdan saymazsanız, size yağmur, kar, nem vermem. İlgilenin benle! ” Diğerleri cevap verir; “ Başka hiçbir yerde bulamayacağın kokumuzu özlersin sonra, bize bağırma. ” Doğanın asıl sahiplerinin asla sonu gelmeyecek bir itişmeye tutuştukları bu noktada, göremediğiniz denizin çama, toprağın çimene, akarsuların yamaca bıraktığı havada bir perde hissedersiniz. Gözle görülmeyen, elle tutulmayan, sadece limon tazeliğinden çıkarabileceğiniz bu sınırdan öte, cinselliğiniz kabarmaya başlar. Kurtulmayı denersiniz. Boşa çaba! O koku, sadece kalbinizle görebileceğiniz o hava, sizi sizden alır ve eskimeyen sevgiliyle yeni serüvenlere götürür. Dağ biter, ağaçlar bitmez. Güneş ayrıntıları görmenize karar verdiği an, zavallı küçük ama önemi büyük yol, siz daha ayılamadan, üstünde bulunduğunuz büyük ama gururlu yola katmıştır sizi. İşte tam bu noktada, hala dayanabilmiş ve ayaktaysanız, sekiz yüz metre aşağınızdaki Andofilya’ nın eski başkenti Broweye, sizi terk etmemekteki kararlılığıyla cesaretini zaten kanıtlamış yeşillerin tayfı ve yalnız Tanrı’nın verebileceği, tek bir dil ile anlatılamaz bir mavi tonundaki deniziyle birleşmiştir. Eğer yanınızda gerçek sevgiliniz varsa, her türlü aykırılığa düşmeniz an meselesidir. Holy Anna’yı sabırlı kılan, Dolphin’in onu aşağıda bekliyor olduğunu bilmesi idi. Birisi gördüklerinden, diğeri düşünerek beklemekten sarhoş olmuş iki eski, gerçek arkadaş, sarıldılar...sarıldılar.... Dolphin ve Holly Anna aynı anda anlatıyorlardı. Başlarını sallıyor ve konuşmalarına devam ediyorlardı. Otele gidemediler. Tekneye doğru uçtular... Denizdeki diğerleriyle yıllardır yaşayamadığı birlikteliği, yeni kiracılarında gören tekne Yellow Rose, olandan daha fazla harcadığı gücüyle, biraz da yardımcı olmak amacıyla kendi başına buyruk, yeşilin maviye tente olduğu, ıssız bir koya götürdü onları. Çırılçıplak ellilikler, bir süre denizin içinden çıkamadılar. Yellow Rose kıskanıyor, kıvranıyor ama gözetlemekten de kendini alamıyordu. Sonra duaları kabul olundu. Çılgınlar, yarım kalmamış bir şeye tekne içinde devam ettiler. Yellow Rose her şeyi görmüş, kendinden geçmiş yalpalıyor ama diğer taraftan, sorumluluğunu unutmadan etrafı kolaçan ediyordu. Kıyıya, göz görüşü sınırına kadar, ” Yeter ! Kesin artık! ” diyemedi. Holly Anna, en ince ayrıntısına kadar dinledi. Dolphin tıpkı, okuldan kaçtığında yanında bir arkadaşı olursa, suçunun yarıya ineceğini sanan öğrenci gibi hafiflemişti. Holy Anna, Dolphin’ i düşündü. Şu anda sahip olduğu servet ile bütün istediklerini yapardı. Onun hak etmediği sıkıntılarla karşılaştığını biliyordu. Yemeğe çıktılar ve otelden ayrılıncaya kadar bu konuyu hiç konuşmadılar. Sadece eğlendiler. Geceleri el ele tutuşup, odalarının altına kadar gelerek, yaşanmış on binlerce öyküyü bir solukta anlatmak isteyen, denizi dinlediler. Onların, tek sütun haline gelmiş bedenlerini görmek isteyen aşklar duayeni çapkın aydede, şiddeti zekice ayarlanmış gümüş armağanı ışığını hiç eksik etmemişti. Gündüzleri, Yellow Rose’ u kıskançlıktan delirtmeyi sürdürdüler. Günler sayılmadı ama çabuk geçti. Dönüş için, Holly Anna’ nın isteği üzerine aynı yolu kullandılar. Radyodan yayılan buzuki afrodizyak havanın alkolümsü provokasyonuyla işbirliği yapınca, iki çift yaşlanmaz göz, kopya çeken çocuğun kurnaz ışıltısıyla birbirlerine tinsel ve tınısal bir çağrıda bulundu. Her ikisi de sanki Fareli Köyün Kavalcısıydı. Holly Anna’ nın kusursuz bacaklarının yanında elleri birleşmişti. Kaçınılmaz son birkaç kez yaşandı o gece, Duayenin nöbeti devrettiği çamların güvencesiyle. Dolphin’ in yaşadığı kente girmelerine az kala, gece yarısı olmuştu. Son kararı kendisine bırakmıştı ama Holly yine de denemek istiyordu. Bildiği Dolphin, bir elli yıl daha yaşasa, düşünebildiği sürece değişmezdi. - “ Ne yapacaksın ? ” diye sordu, Holly Anna. - “ Hiiiç! Bulduğum yere geri bırakacağım. " - “ Seni hep sevdim Dolphin. Özellikle bu değişmez yanını! " Saatin iki otuz olmasını beklediler. Sonra o sokağa gittiler. Bina, ileride, sokağın çıkışında duruyordu. Ne yaptığını iyi bilen Duayen, ortalarda görünmüyordu. Yine o anlamsız, koyu gecelerden biriydi. Bagajdan büyük çantayı alan Dolphin, korkuyor ve titriyordu. Kimsesizliğe ve karanlığa iyice emin olunca, olabildiğince sakin olmaya çalışarak, binaya seğirtti. Çevre, böceklerin çıkardığı sesleri duyacak kadar sessizdi. Yolu tam yarılamıştı ki, duyduğu bir sesle donakaldı; - “ Çantayı ben alayım ” dedi, siyah, sakin, otoriter ama nazik bir ses. " Otomobilinize geri dönün. Heyecan göstermeyin. Ben arka koltuğa oturacağım. Konuşacağız. İçerdeki hanımı uyarın. " Denilenleri aynen yaptı Dolphin. Otomobile yerleştiler. - “ İçinden ne kadar aldınız? ” diye sordu, siyah ses. - “ Elimi bile sürmedim. ” diye cevapladı Dolphin, “ Tam üç milyon mark. Sayabilirsiniz. ” - “ Hiç alınmadı ” diye, kızgınlık ve korkuyla ekledi Holly Anna. “ Hem siz bilmiyorsunuz..” - “ Niçin almadınız ? Neyi bilmem gerekli? ” diye sordu siyah ses.. - “ Bilemedim ” diye atıldı çarçabuk Dolphin, Holy Anna’yı karıştırmamak ve korumak için. “ Legal mi, illegal mi? Birinin canı mı yanacak ? Günah mı ? Başım ne kadar derde girecek ? Binlerce soru ? Ben parayı hiç böyle düşünmemiştim. Benim istediğim para, “ ah ” sız para. Ölene kadar zamanım var. Bir gün yolunu bulacağım. ” - “ Şimdi almak isterseniz.. .bir miktar... Mr. Dolphin DEVELOPED ? ” diye yokladı, siyah ses ve hızla ekledi, " Sakın arkaya dönmeyin. " Gerçekten şaşkınlıktan bilinçsizce arkaya dönecek olan ikili, olduğu yerde mıhlandı. - “ Anlamıyorum? Konuşabildiğimize göre... Neler olduğunu anlatabilir misiniz ? ” dedi Dolphin. - “ Bu para, istemediğim halde, yıllar önce illegaldi. Aklamaya çalıştığım geçmişimle beraber, o da aklandı ama bu mirası kabullenmek içime sinmedi. Açıktan bağış yapamazdım. Telefon ettim, yetkililer ilgileneceklerini söylediler. Tutarını söyleyemezdim ama önlemimi almıştım. Geldim ve bıraktım. İnanmamış olacaklar ki, gelmediler. Siz geldiniz, aldınız. Dışarıdan olduğunuz belliydi. Takip ettim, sizi araştırdım. Geri döneceğinizi biliyordum, Mr. Dolphin. İlk on gün sıkıcıydı ama ikincisi için ben size teşekkür ederim. ” Siyah sesin yüzünü, deneyimli bir gülümseme kaplamıştı. “ Anladığım kadarıyla; o akşam binanın kimliğini görebilseydiniz, gerekeni siz yapardınız. Yan sokağa bakan isimlik, enerji kısıntısı nedeni ile yanmıyordu. ” - “ Çalışmaktan dönüyordum. Gözüme takıldı. Bomba sandım. Sorumlu vatandaş gibi davranmak istedim. Bomba olmadığını anlayınca; sıkıştırılmış elli senelik sadık özlemlerim, karşılarında tek kalan savunmasız bilincimi çok kolay saf dışı bıraktılar. Bina ? İsimlik? Ne diyor? ” diye meraklandı, Dolphin. - “ Lösemili Çocuklar Vakfı ” dedi, siyah ses. Daha sonra, merak etmemesini, bu olayın hiçbir zaman açıklanmayacağını, buna imkan olmadığını, kendilerinin de sessiz kalmaları gerekliliğini, eğer düşünceleri günün birinde oturursa, legal bir teklif için arayacağını söyleyerek, ters yönde yok oldu. Bir süre hiç konuşmadan, hızla kentin dışına çıkmışlardı. Holy Anna, Dolphin’ in ensesinde, rahatlatmak ve uykusunu getirmek için yaptığı zamanlardaki gibi, parmak uçlarıyla dolaşıyordu. Diğer eliyle bir sigara yaktı. Önce, bir nefes çekti. Sonra sigarayı Dolphin’ in dudakları arasına yerleştirirken, iki parmağını iki dudağına değdirerek öpmesini sağladı. Bunu da diğerleri gibi, yıllar önce Dolphin’ den öğrenmişti. Bir emek anlamındaki böyle küçük ayrıntılar, her iki tarafa da cinsel kıpırtılar taşıyan emek karşılığı büyük mutluluğunu veriyordu. Solukları rahatlamıştı. - “ Zenginliğin kıyısından döndük Holy Anna. Adam MİRAS sözcüğünü kullandı. Kendisine kalandan mı, yoksa kendisinin bırakacağını mı anlatmak istedi? Ben çocuklarıma bir şey bırakamıyorum, yine de ! ” diye hüzünlü bir gülücükle konuştu Dolphin. - “ Adamı bilemem ama, sen önemli bir zenginlik bırakıyorsun Dolphin. Şimdi soracaksın, o ünlü, ukala ' anlamadım ' yüzünle! Anlamadım! ” diye taklit etti Dolphin’ i. Mutluydu ve kadınca gülüyordu. “ Çok önceleri Shakespeare’ den bir şeyleri, sen okumuştun bana. Galiba, ‘ İyi biten her şey iyidir ’ isimli eseriydi. ” Boşta kalan elini, Dolphin’ in gömleğinin içine soktu ve kalbinin üzerinde dolaştırmaya başladı. “ Hiçbir miras, doğruluk kadar zengin değildir! ” Dolphin geceye bir daha baktı. O, bildiği koyu siyahlığı göremedi. Güzel bir geceydi galiba? Holly Anna ise, çok güzeldi… |