www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü

ÖYKÜ BULVARI

Telif Hakkı Sahibi: Ramazan YILMAZ

1976 ERZURUM

Erzurum Araştırma Hastanesi Üroloji Servisinin genç bir hastası Serdar Özoğul:

“ Doktor Bey, şu soruma bir cevap verebilir misiniz? Benim bu böbreklerim, ameliyat olmadan, bu taşlı halleriyle bana daha ne kadar yeter?”

“ ... Siz bilinçli bir hastasınız, kendinizi iyi korursanız; enfeksiyona karşı tedbirli olur, aşırı soğuklardan korunur, özellikle sıcak havalarda böbrekleri susuz bırakmazsanız, böbrek taşları, idrar torbasına inen kanalları tıkayıncaya kadar bu böbrekleriniz size yeter! ”

“ Anlayamadım? ... ”

“ Taşlar mesaneye inen kanalı tıkarsa, böbreği almak gerekir, maalesef! ”

“ Taşlar, sözünü ettiğiniz kanalları ne zaman tıkayabilir? ”

“ Her an, Serdar, her an, onun bir vakti saati olmaz! ”

“ O kadar acımasız olmayınız, Doktor Bey, lütfen! ... ”

“ Peki o zaman, sana falcı gibi bir cevap vereyim: Üç güne kadar mı tıkar desem, üç haftaya kadar mı tıkar desem, üç aya kadar mı desem! ... ”

“ Devam et, devam et, daha çık! ”

Gülüşüyorlardı saçmalığa. Doktor:

“ Sevgili Serdar, akıllı hastam, sizin hastaneye yatmanızı gerektiren bu durum, bu yüzden ortaya çıkmıştır; sancılarınızın sebebini ne sanıyorsunuz? ”

“ Pekâlâ, her iki böbrekteki taşların mesane yollarını aynı anda tıkaması söz konusu olur mu? ”

“ İki böbreğin aynı anda tıkanma durumu zayıf bir olasılık, çok talihsiz bir hasta olman lâzım! ”

“ Hiç aklından çekme, sevgili doktorum, o talihsiz ben olabilirim! ... Pekâlâ, efendim, nefroz ne demek, bana biraz da onu açıklar mısınız? ”

“ Taş gibi, kum veya yoğun iltihaplanma gibi nesnelerin, böbreğin tahliye yolunu tıkaması suretiyle böbrekte su tutulmasına, bu sebeple böbreklerin deforme olmuş durumlarına denir. Daha basit ifadeyle böbreğin, tahliye kapakları kapatılmış bir su barajı durumuna gelmesine denir. Bu durumda böbrek duvarlarında şiddetli bir su basıncı vardır! ”

“ Sancı bu yüzden mi oluyor? ”

“ Evet, böbrekte tutulan suyun, böbrek duvarlarına yaptığı basıncın bir neticesidir senin o böğür sancıların.”

“ Teşekkür ederim, Doktor Bey, teşekkür ederim. Açıklamalarınız bana yetti. ”

Sevinen, gözleri gülen hastasına şaşıp kalan doktor:

“ Nedense bütün edebiyatçılar hayalsever oluyor. " dedi uzman doktor. " Bakıyorum Serdar, gözlerin ışıldadı! Ne düşündün, benim bu sözlerimden hangi yorumlara ulaştın?”

“ Sabaha çok var, Doktor Bey, uzunca bir cevap vermemi ister misiniz? ”

“ Ama klâsik bir nutuk dinlemek istemiyorum; yeni, keskin, mevcut fikirlerime tesir edebilecek gelişmiş fikirlerle cevap vermeni isterim. Gece, sefamız olsun. ”

Bir filozof gibi düşünüyordu Serdar Özoğul; bir edebiyat gösterisi yapacaktı doktoruna. Nitelikli dinleyicisini fazla bekletmeden konuşmaya başladı:

“ Doktor Bey ” dedi; “ Bugün Türk milleti öksüzdür. Yazarları, şairleri, sanatkârları eskisi kadar, beğenmediğimiz Osmanlı döneminin şairleri kadar bile haykıramıyorlar. Bütün yazar ve şairler silkinip ortak bir bilinçle memleket meselelerine birbirlerini kıskanmadan el atmazlarsa, Allah vergisi kabiliyetlerini insanlık için kullanmazlarsa, altın çağlara asla ulaşılamaz. Batı edebiyatının altın çağlarına bakın; hiçbir çıkar düşünmeden krallara, zenginlere, soylulara kafa tutan yazarlar, şairler görürsünüz. İşte meyvesi, hayran olduğumuz bugünkü Avrupa Medeniyeti.

Efendim, zira derin düşünerek evreni sorgulayan edebiyatçıya filozof; kişiler ve toplumlar arası ilişkilere akıl erdirmede ileri derecede gelişmiş edebiyatçıya sosyolog; insan ve eşyaya bakmasını bilen, kişinin iyiliğini, kötülüğünü, güzel ve çirkin yönlerini, saklı gizli, içinde nesi varsa hepsini ortaya çıkarabilen edebiyatçıya, edip, muharrir veya yazar; zihnindeki edebî estetiğini taşa, alçıya, hamura, çamura biçim vererek yapabilenlere heykeltıraş; hayallerindeki edebî, estetik düşüncelerini fırçayla, boyayla dile getirenlere ressam; şiirleri notalarla icra eden şairlere müzisyen denir.

Herkes mutlaka edebiyat güzel sanatının hiç değilse bir cephesinden gıdasını almalı. Evet, her insan şiirden, hikâyeden, romandan, tiyatrodan veya edebiyatın bir başka türünden mutlaka gıda alarak ruhunu geliştirmeli, hayal dünyasını zenginleştirmeli. Bugüne kadar, edebiyata sırtını çevirmiş olduğu hâlde mesleğinde gelişmiş bir insan göremedim. Mesleğinde zirveye ulaşan insanları incelediğimizde, onların mutlaka edebiyat güzel sanatından yüksek dozda almış olduklarını tespit ederiz. ‘ Mimarlık, donmuş şiirdir ’ diyor, Almanların ünlü düşünürü Goethe. Hele en pahalı avukatlara bakın, ne yakışıklı oldukları için pahalıdırlar, ne sevimli oldukları için? Onlar sadece hukuku edebiyat ile yüceltmeyi beceren kişidirler. Unutmayın, en başarılı hekimler de birer edebiyatseverdirler.

Bu konudaki son fikrimi de söyleyeyim, efendim: Fakirlik ile zenginliğin, ahlâk ile ahlâksızlığın sınırını çizen de yine edebi terbiyedir. Ağzı iyi laf yapabilen tüccar daima iyi satış yapar, iyi müşteri çeker, sonuç olarak iyi para kazanır; dili olmayanın, mirasyedi bile olsa zengin kalması mümkün değildir. Zenginler genellikle tatlı dilli, hoş sohbet insandırlar; fakirler ise asi, küfürbaz ve kavgacı olurlar. ”

Hayalperest hasta sustu, doktor dinleyicisi sordu:

“ Bu sözler size mi ait? ”

“ Kuşkunuz mu var? ”

“ Ezberlemiş gibisiniz! ... ”

“ Takdirlerinize sunarım, efendim. ”

“ Bu sözlerden benim de kendi payıma düşeni almamı istiyorsunuz, değil mi? ”

“ Edebî anlayışınıza saygılarımı sunarım efendim, yüksek sezgi kabiliyetiniz duygularımı coşturdu. ”

“ Sevgili Serdar Özoğul, fikir ve sanat dünyamıza sizden eserler beklediğimi söyleyebilirim. Sizi, memleketiniz Isparta’ yı çiğneyip geçerek ta Trakya’ dan kaldırıp buralara kadar sürükleyen içinizdeki bu estetik duygu olsa gerekir. Fakat duygularıyla hareket edenlerin başı dertten hiç kurtulamaz. Her şeyden önce sizi sağlığınıza kavuşturmak gerek. O saydıklarınız sağlıktan sonra gelir. ”

“ Doktor Bey, sözleriniz benim sözlerimden daha tutarlı, çok güzel konuşuyorsunuz; bana kalırsa profesör olmayı hak ediyorsunuz. Biliyor musunuz, ben hastanenizden, en geç yarın taburcu olmak istiyorum. ”

“ Niçin? ”

“ Ültrasonla veya neyse adı, onunla, böbrek taşı temizleme yöntemine ulaşıp tedavi oluncaya kadar hastanenizin benim için yaptığı ameliyat programını askıya aldım. Kesinlikle dışarıdan böbrek taşı kırma yöntemiyle ameliyatsız tedavi olmak istiyorum.”

“ Bırak şimdi bu düşünceleri! Öyle haberler Tıp dergilerinde çok çıkar. Hemen her sayıda her hastalıkla ilgili ümit vaat eden yeni bir araştırma makalesi, yeni bir haber hiç eksik olmaz. Kendini kandırarak hastalığını sakın oyalama. Bana kalırsa daha ağır durumlar ortaya çıkmadan ameliyat ol. ”

“ Bu son sözleriniz beni kötümserliğe itemez, efendim, son söylediklerinize inanmak istemiyorum. ”

“ Ama ültrasonla böbrek taşı tedavisi diye bir şey yok ki! Daha henüz bir teori, söylenti; aslı çıkmayabilir. Kaldı ki böbreklerinizin sorunu sadece taşları değil; böbrekleriniz ayrıca iki taraflı deforme! ... ”

“ Aslı çıkacak, doktorcuğum, göreceksiniz, bu tedavi yönteminin aslı çıkacak! Ben dünya hekimliğine güveniyorum. Hem de bu tedavi yöntemini bana yetiştirecekler! ”

“ Serdar, Serdar! ... Ben senin bu güzel hayallerine katılmıyorum. Sözünü ettiğin yöntemler hiç gelişmeyebilir! ”

“ Madem öyleyse, doktorcuğum, iki taraflı deforme olmuş dediğiniz böbreklere nasıl bir taş operasyonu yapacaksınız? Daha önce böğür boşlukları birer karış yarılıp açılmış, ele alınarak şeftali yarar gibi iki şak aşk edildikten sonra tekrar dikilmiş böbreklerimi şimdi siz tekrar yarıp da içlerindeki o yeniden oluşmuş taşları nasıl alacaksınız, hı? O kadar ağır bıçak yaralarını deforme olmuş dediğiniz bu böbrekler nasıl kaldıracak? ”

Uzman Doktor, hastasının gelişmiş algılamasını bir an için unutarak fazla düşünmeden verdiği bir cevabın baskısı altında kaldı. Şimdi de detaylı düşündüğü hâlde bu sorunun akla yatkın bir cevabını bulamıyordu. Hastasını sanki dinlemiyormuş, vakit geçsin diye gevezelik ediyormuş gibi havalara girerek, başka bir şeyler düşünüyormuş gibi yaparak uzun süre sustu. Sonra, bütün saflığı ve akıl dolu tavrıyla, kendisinden cevap bekleyen sorusunu, “ Hım, nasıl? ” diyerek kısa yoldan tekrarlayan hastanın yüzüne karşı gerçekçi oldu:

“ Çok haklısın... Gördüm de, sizin kadar bilinçli bir hasta görmedim. Bu sorunuzun cevabını ben hocamdan öğrenip size söyleyeyim, olur mu? ”

“ Olur! İşte ben buna çok sevinir, böyle doktorların da ellerinden öperim. Verin elinizi öpeyim efendim. ”

" Edebiyat Atölyesi Pazartesi Çalışmaları " ndan: 93. hafta,  03.07.2006 / 09.07.2006 haftanın konusu: Edebiyat Yapmak üzerine

:  Ramazan YILMAZ, 17.06.2006, 12:00, Mersin                                                                       Diğer Bir Öykü için  

               

Bir Onceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Bu yazarımız/Bu yapıt hakkında  Radyolu Dakikalar ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girisi Bir Sonraki Yapıt