www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü

ÖYKÜ BULVARI

Telif Hakkı Sahibi: Şaziye ÇİÇEK

BİR KADIN HİKÂYESİ

Eli telefona gitti, geldi. Bir türlü arayamıyordu. Ayrıca bu program yakınlarıyla uzun süredir  görüşemeyen, birbirlerini bulamayanlar içindi. Tüm çevresindekiler, ne zamandır, artık bir şeyler yapması için sıkıştırıyordu. Fatma’ nın sorunu kızını bulamamak değildi. Sadece görüşemiyordu. Üstelik evleri de yakındı.  Bunlarla zihni meşgulken aradığı numarada düşmüştü. Karşı taraftan ses geldikçe, gözleri buğulu, elleri titrer vaziyette cesaretsizliğine bir kez daha kızdı. Telefonu kapattı.

Karşı komşusu geldi. Anladı yine kızına üzüldüğünü. Biraz lâfladılar. " Bu senin kaderin kızım ne yapalım "  dedi. "Çekeceksin  artık! ". Fatma sinirlendi fakat belli etmedi. Komşuyu yollarken diğer mahalleden Emine geldi ziyaretine. O da başka bir şehirden gelin gelmişti buraya. Hem de kaçarak! Babası hiç affetmemişti onu. Fatma’ nın kızına olan kavuşamayışını özlemini çok iyi anlıyordu. Diğer komşuyla kapıda karşılaştı. Sözün gelişi hâl hatır sorulmuştu. Pek de hoşlanmıyordu buranın yerlisinden. Komşu kadın gözden uzaklaşana kadar arkasından baktılar. İçeri geçtiler. bir kez daha hâl hatır soruldu.  Sonra konu Fatma ablanın bugün cesaret edemediği telefon olayından açıldı. Emine çok meraklı değildi ama onun derdine ortak olmak için bir şeyler öğrenmek istedi:

- Fatma abla ben bir şeyler duydum ama bilmiyorum. Şu işin gerçeğini anlatsana bana dedi. Fatma derin bir nefes alıp:

- Bir kahve yapayım Emine, içerken sohbet ederiz.

Kahve fincanları küçüktü. Fatma kahveyi tepsiyle sunduğunda, Emine her zamanki soğuk yüz ifadesiyle esprisini yaptı:

- Abla bu fincanlarda ne büyük böyle akşama bitirir miyiz dersin? Fatma kahkaha attı. Bilirdi onun imalı sataşmalarını. Yüzü birden tekrar hüzünlendi. Başladı anlatmaya.

- ( ... ) On altı yaşındaydım. Çok severek evlendim. Kaynanamın evine gelin gittim. Kaynanam bir acımasız. Ama sevdiğim adam daha  bir acımasız. Kıskanç mı kıskanç . Perdeyi gündüz bile açamıyorum. Her gün bir bahane dayak üstüne dayak. Kızım doğana  kadar  bu böyle devam etti.  Özlem’ im daha iki aylık bile değildi. Yine kırdı ağzımı burnumu. On yedi yaşında çocuk sayılacak yaştayım yani. Babamın evine geldim.  Babam “ biraz gitme sürünsün ” dedi. Birkaç gün sonra dayandı kapıya. Babamla tartışırken bıçakla korkutmak istedi babam. Sapladı Ömer’ in karnına. Bir tarafta sevdiğim adam, bir tarafta ciğerim babam!  Yığılıp kaldım oraya kucağımda bebeğimle. Babam birkaç ay yattı çıktı hapisten. Vermediler çocuğumu bana. Artık ona dönmeyi de gurur meselesi yaptım. Hani demesinler diye Fatma babasını yere vurdu, onun için hapse giren babayı hiçe saydı! Babamda Nuh dedi peygamber demedi. Ama hem evlâdıma hem ona  daha bugün olmuş sevgi özlem duyarım. Sanki kaderimi, başıma gelecekleri bilir gibi, sanki ömür boyu kızıma özlem duyacağımı sezinlemiş gibi "Özlem " koymuştuk kızımın adını. Onlar yukarı mahallede oturuyorlar. Buradan taş atsan gider ama göstermiyorlar kızımı bana işte...

Emine’ nin gözleri dolmuş hıçkırmak istiyordu. O da babası yüzünden hasret çekiyordu. Affetmiyordu babası. Oysa babası verseydi ne güzel olurdu. Düğünle dernekle evlenecekti.

- Fatma abla gel şu televizyondaki programa katılalım.! Hani dargınları barıştırıyorlar ya orada nasıl olsa. Yine senin kızınla görüşme şansın olur belki ama benim babam cumhurbaşkanı gelse affetmez bilirim! Olsun canım televizyona çıkarız fena mı olur?

Fatma kimsesiz birisi ile evlenmiş. İki de çocuğu olmuştu. Evliliği sorunlu değildi. İyi bir kocası vardı.

Fatma’ da  biliyordu ki kim gelirse gelsin, kimler araya girerse girsin kızı onu affetmeyecekti. Birkaç kez okulun önüne gitmiş, kızı onunla görüşmek istememişti. Hoş kızın okula yalnız gittiği de çok enderdi. 

Kızı ona kinle bakmış, annesiz geçen yıllarından onu suçlamıştı...

Şimdi on sekiz yaşında idi. Onun gelin olacağı haberini almıştı. Sevinci, onu kendi eliyle gelin edememiş olmanın acısını bastırıyordu. Çünkü evlenip ayrılırsa babasının ve babaannesinin baskısından uzaklaşacak, belki de daha ılımlı olacaktı. Dahası kendi çocuğu olursa annelik duygusunu tadacağı için kendi annesini daha anlayacaktı. Düğün davetiyesi tüm mahalleye dağıtılmıştı. Kına gecesi olacağı gün gözyaşlarını tutamıyordu. Diğer iki çocuğu teselli etmeye çalışsa da  onu kimse anlayamazdı. Emine, kayınvalidesinden fırsat bulduğu  bir zamanda çok iyi anladığı için yanına uğradı. Ne kadar teselli etse de  içindeki yangını söndüremeyeceğini biliyordu. Fakat aniden Emine' nin aklına bir şey geldi. Kına gecesinde Özlem' in fotoğraflarını çekecekti. Çok özel anlarının. Ve yaptı da. Fatma fotoğraflara bakarken mavi gözleri pınar olmuş, akmıştı.

Kızı gelin olduktan birkaç ay sonra  cesaret etti onu aramaya. Sesini duyacaktı.  Kendisini tanıttı. Kızı yüzüne kapattı telefonu. Ne düşündüğünü bile söylemedi. anne kavramıyla ilgili, çocukluğundan itibaren baba ve babaanne tarafından beynine kazılan düşüncelerden başka bir düşünce olamazdı onda.

Bu denemeleri birkaç kez sürdü. Araya tekrar hatırı sayılır insanlar konuldu. Özlem’ in beyninde dolaşan zehirli sarmaşıklı düşünceler, asla annesi hakkında olumluya dönüşmedi.

Aradan bir yıl geçti. Kızının doğum yaptığını duyduğu zaman gözlerinde yine bir damla yaş kalmayacak kadar ağladı. Hem sevindi hem üzüldü. Torununun olması belki de ona uğur getirecekti. Kızı da anlayacaktı annelik ne demekti.  Biraz zaman geçmesini bekledi.  Özlem' in annelik duygusunu iyice tatmasını istedi .

Birkaç ay sonra eli titreyerek aradı Özlem’ ini. “ Nasılsın ” dedi kızına önce. Soğuk konuşması ona karşı soğukluğundan değil, heyecanındandı. Biliyordu ki telefonu yine suratına kapatacak. Fakat içinde bir ümit vardı bu sefer. Artık kendisi de bir anneydi. Anlıyordu kendisini. Bunu hissediyordu.

“ İyiyim sen nasılsın ” diye cevap verdi kızı. Fatma’ nın nefesi kesilmişti. Yüreğine bir şeyler olmuştu. Hayatında hiçbir şey onu şu anki kadar mutlu edemezdi. Titredi sesi; “ Biliyordum beni anlayacağını ” dedi. O an elinden gelse telefon tellerinin içinden kızını çıkarıp onu öpmek, koklamak istiyordu. Fazla bir şey konuşamadı. Kızımı artık görebileceğim şükürler olsun diye dualar etti.

Özlem’ in ses tonunda bir soğukluk vardı yine de. Ama ne de olsa yılların annesizliği vardı. Ona anlatılanlarla  onu yargılamıştı. Bu kadar olacaktı. Bir kere görüşseler ona gerçekleri anlatacak, kızı da onu bağışlayacaktı. Bütün suç, babasında ve babaannesinde idi. Özlem’ n babası ona eziyet etmeseydi o olaylara sebep olmasaydı, şimdi hep beraber olacaklardı. Haydi diyelim kader ayırdı, çocuğunu ona verselerdi ya da görüşmesine izin verselerdi kızı ona kin beslemeyecekti.

-  Anladın değil mi kızım, anneler asla çocuklarından ayrılmak istemezler elimden ne gelirdi.

Kısa bir sessizlik oldu. Özlem hüzünlü ve kin dolu sesiyle cevap verdi.

- Anladım anneliğin ne olduğunu. Senden daha da çok nefret ettim. Ben çocuğum uyurken bile ayrılamıyorum yanından, sen bana nasıl yaptın bunu? Nasıl bıraktın? Sana kinim arttı. Asla ve asla seni görmek istemiyorum. Hiçbir bahane beni evlâdımdan ayıramaz. Sen nasıl bıraktın gittin beni?

Kapatmıştı telefonu...

Fatma yıkıldı. Elinde telefon olduğu yere yıkıldı. Bayılmıştı. O an  ölmek isterdi ama iki çocuğu daha vardı. Onları da annesiz bırakmaya niyeti yoktu.

" Edebiyat Atölyesi Pazartesi Çalışmaları " ndan: 41. hafta, 04.07.2005 - 10.07.2005 haftanın konusu: " TAŞIYAMAMAK "  üzerine..

: Şaziye ÇİÇEK, Ağustos.2005, Ankara                                                         Diğer Bir Öykü için  

               

Bir Onceki Yapıt Teknik Aksaklık Bildiriniz Edebiyat Atölyesi Girisi Türkce veya Diğer Bir Dil Yanılgısını Bildiriniz Sözlük Telif Hakları Kanunu İmla Kılavuzu  Bu yazarımız/Bu yapıt hakkında ODA AKDENİZ ODA EGE ODA MARMARA Enstitü Girisi Bir Sonraki Yapıt