www.sizedebiyat.com SiZedebiyat Edebiyat Enstitüsü
ÖYKÜ BULVARI
Telif Hakkı Sahibi: Göktürk DEMİREL
Mektupla gelen pişmanlık
|
Kapının çaldığını duydum ama, " nasılsa benle ilgili değildir " diye ilgilenmeyip ne zamandır okumak istediğim ama fırsat bulamadığım kitaba devam ettim. Kızım kapıya baktıktan sonra bana doğru yöneldi. Elindeki zarfı bana uzatırken sanki az sonra olacaklardan haberin yok dermiş gibi bakıyordu. Teşekkür edip zarfı aldıktan sonra kimin gönderdiğine baktım. Üzerinde hafızamın derinlerinde yer etmiş birinin adı yazılıydı. Mektubun sahibi, çocukluk arkadaşımdan başkası değildi. Ne çok şey paylaşmıştık onunla… Karşı karşıya sanki kibrit kutusu gibi evlerimiz vardı. O ufacık mahallemizde hayatı beraber keşfetmeye çalışıyorduk. Gözümüzü açar açmaz başlayan dostluğumuz, ilk ve ortaokul sıralarında büyürken biz de iki farklı benlik olarak yollarımızı çizmeye, ortak zevklerimize ve yaşamımıza rağmen farklı geleceklere yelken açmaya başlıyorduk. O, hep hayalini kurduğu tıp fakültesini kazanabilmek için liseyi bizim alçakgönüllü lisemizde değil de, İstanbul’ da okuması gerektiğine inanıyordu. Bense, adalete olan sonsuz saygım ve bağlılığım nedeniyle hukuk fakültesini bitirip hâkim olmayı istiyordum. Bunun için de hem bizim liseyi kendime yeterli buluyordum hem de nasıl olsa üniversite için mahalleden ayrılacağımdan, en azından birkaç yıl daha evimde kalmak istiyordum. Ortaokulu bitirip son yazımızı beraber geçirmeye başladığımızda, ikimiz de bir gün yollarımızın kesişeceğinden o kadar emindik ki… Ama öyle olmadı ve biz birkaç mektuplaşmanın dışında bir daha iletişim kuramadık. Bildiğim sadece tıpkı hayallerindeki gibi başarılı bir doktor, çok iyi bir operatör olduğu ve evlenip çocuk sahibi olduğuydu... Mektubun üstünde onun adını görünce tüm bunlar geçti aklımdan bir anda. Daha sonra çocuksu bir sevinç ve heyecanla açtım mektubu. Beklediğimin aksine oldukça hüzünlü bir dili vardı mektubun. Yıllardır benimle iletişim kuramamaktan dolayı duyduğu üzüntüden ve beni ne kadar çok özlediğinden bahsediyordu, Ama mektubun asıl önemi, bunun bana yazdığı son mektup olduğunu belirtmesiydi. Anlattığına göre yıllar önce amansız bir hastalığa yakalanmış, doktor arkadaşlarının tüm desteğine ve yurt dışındaki tedavilere rağmen iyi sonuç alamamıştı ve şimdi günleri sayıyordu. Bunları okumam, hafızamda o günlere dair anıları daha da netleştirmiş; o mutlu günleri hatırladıkça üzüntüm katlanarak artmış ve gözlerimden doğru süzülmeye başlamıştı. Daha da ötesi tüm bedenimi bir pişmanlık kaplamıştı. Nasıl olurda onunla irtibatı keserdim? Bu zor zamanlarda belki de ona bir faydam dokunur; iyi şeyler olmasına neden olabilirdim. Ama ben kendi hayatımın sularında boğulmuştum ve onunla ilgilenememiştim. Şimdi ise bunun için kendime çok kızıyordum. Artık ona yapılacak yararlı tek şeyin, ivedilikle mektubuna cevap yazmak olduğunu düşündüm. Hemen kâğıt ve kaleme sarıldım. İlk satır şöyleydi: “ Mektubunu aldığımda, tarifi imkânsız hislere kapıldım…” |
" Edebiyat Atölyesi Pazartesi Çalışmaları " ndan: 42. hafta, 11.07.2005 - 17.07.2005 haftanın konusu: MEKTUP KİME AİTTİR; YAZANA MI, YAZILANA MI? üzerine..